28 Mayıs 2018 Pazartesi

MÜLTECİLER DE MEMLEKET GELECEĞİNİ OYLAYACAK…

MÜLTECİLER DE MEMLEKET GELECEĞİNİ OYLAYACAK…
 
Son yıllarda şu garip memlekette köylerde, kasabalarda, kentlerde mevcut iktidarın sınırsız izin verdiği yerleşmek maksatlı mülksüz mülteci akımı yüzünden yerli eşrafın nüfusu koruma kaygısı egemenleşti. Nüfuzunu da devam ettirme kavgası. Diğer yandan iktidarı elinde tutan ve kaybetmeme teşebbüsçüleri de bu unutturulmaya çalışılan mültecileri kullanma yoluna gitti. Oy geçirgenliğini bu şekilde azaltma eğilimindeler. Yani geliş süreci ve süresine bakılmaksızın hızla yurttaşlığa alınan bu yalandan savaş kaçkınlarının oy vermesi sağlandı. Yani her sandığa üç beş serpiştirilen bu yarı besleme, besleme mülteciler kendi çaplarında şu garip memleketin geleceğini oylayacak. Yarınlarına karar verecek.
 
Yani memleket bocalarken, en tepeden aşağıya yönetenler bir dolara bile söz geçiremezken milleti mültecisi bir baskın-erken seçime gidiliyor. Ya derin uykulardan uyanma gerçekleşecek ya da umut başka bahara kalacak. Seçim sandık tamam. Tamam, da sandığa gidecek mülteciler natamam. Yaklaşık dört milyon vatanlıyı, vatanları yokmuşçasına şu fakir memlekete katan her kimler ise günahı çok büyük. Bu ne yapalım din kardeşi, yaşlı, kadın, çoluk çocuk edebiyatıyla geçiştirilemeyecek denli ciddi bir konu. Çünkü hiç biri millet evlatlarından mağdur bir görüntü vermiyorlar. Öyle sırça köşklerde yaşayarak ahkâm kesenlerin dediği gibi de değil gerçek. Saat yirmi iki itibariyle, şu koca şehrin dört bir yanında toplu taşıma, ortak alan, mağaza dükkân bir gezin de görün asıl durumu. Görülen kara çekirgeler gibi dağılmışlar her yere olacaktır.
 
Peki, bu sözde savaş mağdurları için borç yiyen kesesinden hesabı harcanan kırk milyar doları kim ödedi. Sonrasında borcun vadesi gelince kim ödeyecek. Mülteciler mi, yoksa bu Millet mi?
 
Eğer mültecilerden devşirilenler mevcut iktidara oy verirler borç kapanır diye düşünülüyor ise bu borç ödendi sayılmaz. Asıl borcu ödeyenlerden birileri de çıkar hakkını haram zıkkım eder. Dua yerine beddua eder…
 
Acayip olan çok durum var gerçekten. Kuşkusuz oralarda kan revan. Kardeş kardeşi katlediyor. Peki tamam. Pek muhacir sayılmazlar ya lafın gelişi bu muhacirinler borç içinde yüzdürülen şu fakir memlekete geldiklerinden ve yerleştiklerinden beri her dini bayramda ülkelerine eş dost ziyaretine gidip dönüyorlar. Demek ki ülkeleri denildiği gibi yakılıp yıkılmamış. Orada gidecek bir yerleri var. O halde burada yaşamasına niye izin veriliyor. Burada kazanıp orada yiyorlar sanki. İşin aslını mevcut iktidar biliyor ama makul ölçülerde açıklayamıyor.
 
Bu acımaları ve acındırmaları bir kenara koyma vakti geldi de geçiyor. Çünkü bu genel geçer nüfus her yerde, hele de devasa kentlerde ticaret yapıyor. Uluslararası boyutta ticari ilişkiler kuruyor. Aileler devletten ve belediyelerden yüklü mali destek görüyor. Çocukları kısa zamanda kurulan kendi dillerinde eğitim veren okullara gidiyor. Hastanelerden ikamet kaydı içinde olma koşuluyla bila bedel faydalanabiliyorlar. Kayıt dışı çalışıp, işgücü pazarını da düşürüyorlar. Yani yerli halktan hallice yaşıyorlar. Ve bu fakir memleket ile kopmaz bağ kurabilmek için soluksuz sıralı çocuk yapıyorlar. Ve yerleştikçe yerleşiyorlar. Hani oraya buraya, Avrupa’ya gideceklerdi. Lafı güzaf. Milletin şevki kırıldıkça taş yerinde ağırdır lafı da boş olur. millet de hesabı keser.
 
Bu memlekete yaşatılan şu ensar muhacir kargaşası aslında kapitalist dünyanın sözde diktatörlerden kurtulma siyasetinin önümüze koyduğu barikat. Başa bela olduğu yakında anlaşılacak bu dört milyonu geçen adam taşımacılık bir yanda, yeni mülteci kentlilik diğer tarafta. Casus uydular kent merkezlerinde. Kapı komşusu. Bu başıbozuklukta dürüst hayaller bile rencide edildi.  Kentleşmesini tam sağlayamayan devasa taşınmalara mülteciler de eklenince iş sarpa sardı.  Pamuk kadar hafiftir utkulu tutkulu ütopyalar. Ama demir gibi ezer geçer. Seçimler de kapıda.
 
Mültecilik ayrıcalıkmışçasına keyfekeder meydanlarda sahillerde, plajlarda ormanlarda, avluda havluda gezinmeler, kendi ülkesiymişçesine gerinmeler, her yerde vakit öldürmeler, parklar ve bahçelerde vakit harcamalar, ortalıkta sere serpe oturmalar, sokak cadde ortası nargile çekmeler, kaldırımları işgaller, yasak olmasına rağmen zifiri dumanlı kahvelerde birleşmeler, vergisiz harçsız mekanlaşmalar bunlara hak olarak verildi. Akla gelen gelmeyen her şey bu sözde dindaş mültecilerin doğal hakkı sayıldı. Memleket evlatlarının yaptığında suç sayılan ne varsa bunların hanesine mubah yazıldı. Hatta büyük kentlerde oluşan bu çarpık çurpuk bencillik makul görüldü.
 
Böylece dünyada gelişmiş devletleri yönetmek kolaylaşırken, bu fakir memleketi yönetmek iyice zorlaştı. Bu dört milyon ve fazlasını bu memlekete yamayanların da bunlar daha iyi halleri. Memleket insanı daha onlara yazılmadı da ondan. Sen kaşla göz arası mültecilere de oy kullandırırsan yazgı deyip geçilmez. Yargı yakındır. Örneğin yaklaşan seçimlerde yazılır mı yazılır.
 
Millet işini bilir…

Hiç yorum yok: