13 Mayıs 2018 Pazar

ANA VE ‘VALDE MEKTEBİ’ ÇOCUĞU ‘PERTEV’…

ANA VE ‘VALDE MEKTEBİ’ ÇOCUĞU ‘PERTEV’…
 
Onca yoksulluğa rağmen babamın ileri görüşlülüğü sayesinde ben ‘Valde Mektebi’ çocuğu ‘Pertev’ oldum. Sonra ‘Yüksek’lere savruldum. Nedeni belirsiz doğduğumdan bu güne anama rağmen, anamdan çok babamı sevdim. O en sevdiğim vakti tamama erince göçtü gitti. Anama kaldım. Zamanı gelince o da gidecek. Asla kurtuluş yok, ben de gideceğim bir gün. Anam tüm günler senin olsun, son yolculuğumuza dek seninim...
 
Zaten o son gün gelince ustam boğazda bir menfezde bekleyecek. Hararetle küreklerine asılacağım dibi delik sandalın. Karşılayacak beni çelik zırhlı geminin güvertesinde. İpek saçlarında tan yeli, Deniz mavisi gözlerinde birkaç damla yaş. Birlikte açılacağız engine. Yolculuk sonsuzluğa…
 
O yüzden ebediyete göçmeden itiraf etmem lazım her şeyi. Lazım ama meğer ne zormuş anaya methiyeler dermek. Ne zor ezelden ebede, ince ve asla incitmeyen varlığıyla kuşatılmışlığın ıssızlığı veya zenginliği yazmak. Ayrıca ne çok anı saklamışız, birlikte büyürken. Evladiyelik, arkadaşça, dostça. Her şeyin bir ilki olmalı, anam ilk ve tek. Yazgı böyle.
 
Kaygı da vardı, saygı da. Doğan da anam göğe beledi beni. Yıldızlarla örttü. Sahipsiz çayırlara bağladı. Beşiğimi çok sallamadı. Dünyaya bak dedi hayat gördüğün gibi. Görmek istediğin gibisi ise boş hayal. Kimin gördüğü önemsiz düşlerden uyandığımda nice söz birikti avuçlarımda. Baktım tek kelime; ana. Tek cümle; Bir melek tuttu elimden, anamdı…
 
Tarihe kaydı ise doğaüstü varlık ve takdir güzellemesi. Analık dünyanın merkezi meselesi. İzahı naçizane; Bir kadın tuttu elimden, koca dünyada. Şehirlerin şahında birkaç göz odaya kilitli dünyada büyüttü. Çoğu kez anamla birlikte göğe savrulduk. Onun için assalar da ölmezliğe mahkûmdur bedenim.  Anımsarım her yerdeki halini. Köyde kentte. Fındık bahçalarındaki fersizliğini. Su yoluna, ekmek uğruna yorgunluğunu. Anam hep yorgun ama umutluydu. Başörtüsü başında, eşarbı omzuna atılı. Gülen gözlerinde gül buğusu. Bir melekti, tuttu elimden…
 
Yıllar yılı dünya başımı döndürdü. Dünya döndü durdu, durdu döndü tek göz odaya savruldum. İçimde kaleler yıkıldı, kuleler çöktü. Yaşlandım düşlerde hayallerde. Bir yaslı anam anladı gönlümde kopan fırtınaları. Dakikasında gerçeğe boğulmak, dolu dizgin yaşamak ile ayakta ölmek ne güzelmiş öğretti. Bana öğrettiğin bu yıkılış yeniden doğmak, ömürlük armağan. Anam gözleri ateş ateş beni doğurduğu yerde beklerken, doğurduğu saatte, gözümü kırpmadan dünyayı arkamda bırakırım hiç gecikmem. Çünkü bir çiçek tuttu elimden, bir çiçek tuttum elimde; anam...
 
Zamanı geldi, Denizin bittiği kıyıya ulaştığında mahirlik, tüm inançlar sarsıldı. Ulaşılan seviye yerle bir edildi. Can siperane boğuşulan Karadeniz dalgaları kurudu. Kurumayan eksilmeyen yalnızca gözyaşlarıydı. Bu yaşımda anamın ödenemez emeği dolaşır kanımda. Onca yoksulluğun ortasında babamın ileri görüşlü olduğunu bilirdim. Meğer anam devrimciymiş. Çocuktum. Anam çok ağlamıştı; Vah çocuklarım vah yazık oldu diyerek. Kıydılar gariplere, ah çekerek. Günah. Oysa ben en büyük evladıydım. Demek başka çocukları da varmış. Olsun dedim, içten içe inceden inceye kırılsam da. Epey sonraları o çocukları epeyce tanıdım. Ayni yola yolculandım. Tanıdıkça iyiden iyiye anladım. Dinledim, dillendim, piştim. Anam gibi ben da yandım. Ve hiç unutmadım. Zaten unutulası değildiler hiç biri. Anam ne çok ağlamıştı onu da unutmadım, unutamadım.

On yıllar sonra baktım da hay anasına şaşırdım. Meğer o çocuklar anamdan üç beş yaş küçüklermiş. Benim canım anam, demek ki sadece üç beş yaş farkla tüm analar gibi memleket çocuklarına çok ağlamış. Analık buydu işte. İşte bu ana benim anamdı. Duygulandım ve gururlandım. Hala öyle aramızdaki diyalog. Derdi yaşayan ve ölen çocukları hala. Anam, yaşa çok yaşa…
 
O nedenle sona yakın, analar yavrum bak devrim simli, devrimciler isimli diyebilesin. Her çocuk nihayetinde değil mi ki  ‘Valde Mektebi’ mezunu ‘Pertev’. Gözlerinin ışığı sönmesin…
 
Anam sen doğurdun beni, bir daha sen doğurasın. Başka ana istemem. Doğan da ilk nefesimde, yeniden bebekliğimi veresin elime. Anacım veresin muzipçe çiğ sütünü. En baba, helalinden helal, tükürüğünle ıslanmış yumuşatılmış ilk minik lokmamı. Bereketinden siyah buğday ekmeğini ve alın terinden dökülen sapsarı mısır unu bulamacını. Bebek peksimeti, pirinç nişastasını. Veresin baş kabak, kısa pantolonlu günlerimi. Kanayan yaralı dizlerimi. Çipil gözlerimi. Sokak çocukluğumu. Kara önlüklü öğrenciliği. Orta sonrası beynelmilel isyankârlığımı. Hayat üniversitesindeki ölümsüzlüğü. Kolay olmayan kazanımları, tüm kaybedişleri. Adına adımı. Canıma canını. İstemem onu, tüm canlar seni yaşatsın.
         
Canım anam serilmişim ayağına. İlkem, secdem, kıblem anam. Sevmişim seni devlerin tepegözü ile. En çocuksu, en delikanlı, en babacı. Gel gör ki böyle aşk görülmeyesi. Kıskanılası. Vakit tamama erince, zamanı gelince ben indireyim seni ebedi istiratgahına. Çekme o en korktuğun korkuyu evlat acısını. Ana görme devrilişimi.
 
Anam, ayağının altı cennet köşesi. Boynum devrilmeden Cennetinden öpeyim…

Hiç yorum yok: