10 Ağustos 2026 Pazartesi

DÜZENİN BAŞKALDIRICISI OLMAK

 DÜZENİN BAŞKALDIRICISI OLMAK 


Her çarpık düzenin mutlaka bir başkaldıranı çıkar. Çünkü tek bir gün 'Olmak ya da olmamak...' sorgulanmaz. Ancak sorulmaz soruları soranlara gıcık olunur. Derken biri 'Düzenin başkaldırıcısı' olur. Olur olmasına da başkaldırı ömrünce ardısıra gelir...


Yani başka başka işlerin hep önüne geçer düzen karşıtlığı. Baldan tatlıdır asilik. Ancak bela musibet bırakmaz yakayı. Hatta kalın diye atlanarak okunan 'suç ve ceza' bile yıllar sonra tutar paçadan. Başkaldırılar bir gölge gibi takip eder başkaldırıcıyı...


Bazen geri durmak gerekir ama hayat izin vermez. Yakalar, çeker, silkeler başkaldırıcıyı. İleri, daha ileriye atar. Velhasıl çarpık düzenin başkaldırıcısı olmak, zor zanaattir. Ailenin başkaldırıcısı olmak da sanılanın ötesinde bir derttir. Yani ikisinin de bedeli çok ağırdır...


Başkaldırıcılık, başkaldırıların başsız kaldığı, kıçı başı oynayanların kıral, kaşı gözü oynayanların kıraldan çok kıralcı kesildiği dönemlerin belki de tek kazanımıdır. Kıral çıplak demek ise başka çıkar yol kalmadığının soyka evrene ispatıdır. Yani öyle herkese uymaz bu ateşten gömlek...


Olur da bir gün hırçın dalgalı denizde, bata çıka bunalırsan rastgele deyip dışa vurursan kendini, asla saklamadığın benliğini, işte o an başlar kutlu başkaldırı. Yani hayra alamet olmayacak olana, Hayır demekle başlar başkaldırıcılık. Yani çarpık düzenin evetine hayır, hayırına evet dersen bencileyin yazarsın kendi kaderini. Kendin gibilerin kaderini...


Zamanla normal bir kitaba giremeyecek girintili, çıkıntılı, ağdalı sözlerle not edersin yakın geleceği şanlı tarihe. Gelmişine geçmişine, paslı çarkına, yaslı çıkınına bir güzel çarparsın çapayı. Çaptan düşmeden denizin metodik ritmini kollarsın ve resmen kitapsızlığa kitap olur başkaldırıcılığın...


Başın kaldırmaz ama takibe alınan desleksiyon delirmesi sapıtımlara, sır olmayan sıradanlığa sırayla çakarsın. İnsan maskı takan sırtlanlara, çakallara, çıyanlara sıradışı sallarsın. Adı 'Başkaldırı' olur. Ve 'Düzenin Başkaldırıcısı'na, kalemşör kokartıyla sınıf atlatırsın...


Sınıfsal yazmak, başkaldırının da bir düzeni olabileceğini  hissettirmektir. Yazılanlar güldürür ağlatır, kızdırır süründürür ama yumuşatır da. Yazıya dökülen her başkaldırının, aforizmalarla başlayan, karamizah yüklü bir ahengi vardır. Veya düzenli düzensizliği. Yani kor karanlığı parçalamaktır yazmak, başkaldırının özüdür doğru okumak... 


Düzensizliği düzeltmek veya düzeni düzlemek için asice yazmak başka bir şeydir ve oldukça zordur. Okumak meridyen ve paralel düzlemini paralamak, enlem ve boylam arasına sıkışıp kalmamaktır. O da  zordur. O yüzden özünden kopmadan, başkaldırıcı kıstaslarına uymak gerekir...


Başkaldırı, kökü sığda, kendini yazar sananların, özü sözü bir olmayanların, eli gözü oynakların işi değildir...


Başkaldırıcı, kökü derindeliğin güvencesiyle okur yazar esrikliğine savrulur. Eksikler neyse ne varsa görür ve gösterir...  


Düzenin Başkaldırıcısı, güncel hayata dair saptadığı gariplikleri okuyana iyice belletir. Kataraktlık konuları bile araya mizahi esintiler katarak  esnetir. Eski köye Yeni adet taşlamalarla zihinleri okşar. Zinde ataklarla, zehir zeka dokundurmalarla evladiyelik başkaldırılara doğrultur objektifini. Çeker büyük fotoğrafı, basar arabından renklisine. Hayli cesurca. Yani alayına gider, topuna baş kaldırı, bal küpüne isyandır başkaldırıcılık... 


Başkaldırı, dillere destan olmasa da baştacıdır. Belki muazzam bir el kitabı olur zamanla. Veya bir başkaldırıcının  başucu günlüğü kalır. Kör duvara sıvanan bir nefeslik umut veya. Güneş balçıkla sıvanmadığından, diğer sıvama aparatlarını  yansıtan ayna olur belki. Belki de anca dikkatle okuyanın anlayacağı, kabahatler kanunu ihlalidir. Tek ihmal edilmeyen şey ise insanlığı zorlayan feci olaylara takındığı tavırdır. Başkaldırı denilen de işte budur.


Bu insanlıktan çıkmış türlerin yüzüne gözüne  'Yeni' bir bakış açısıyla çıkmaktır. 'Yeni' bir yaklaşım, 'Yeni' bir değerlendirme,

'Yeni' bir desteklenme, 'Yeni' bir denetimdir. Veya 'Yeni' bir oto kontrol sunumudur. Yeni'ye tek şart ise eskiye dönüşmemesidir... 


Yani mevcut düzenin halkı oyalama taktiklerini ve yarını oylama modellerini red etmektir mesele. Çünkü yutturulması gerekenleri ve malumun yutturmacalarını aptal kutuları çoktan şifrelemiştir. Çokluğun içinden seçilmiş safi, sufi, kafi şark kurnazları, akla gelmez veya kırk yılda bir anca gelir taktiklerle konuları çarpıtır. Sabit kurnalardan akıtılır, zehir zakkum. Zırvalık boş akıllara boşaltılır ve masum akıl depoları bir bir zehirlenir...


Çarpık füzenin başkaldırıcısı, bu pencereden bakıldığında gerçekten masumdur. Masum ama malum düzen. Güvenç sıfır. Ne dersen de ne yazarsan yaz, hatta sol elinle kanarya tut, başkaldırıcılık kafadan mahkum...


Hele de zaman ve mekan duyarlığı, dünden bugüne gökten yere inmişse, duygular ibrikten dökülen kibritle ateşleniyorsa durum değişmez. Ve sikkesinden borsasına, futboldan siyasete, dilden dine,  kompradordan oligarşiye, kılından komplesine her şey yozlaşır. Ve başkaldırıcı salt bunları gösterse bile bariz suç işlemiş sayılır. O yüzden başkaldırırken üzerinde bir daha düşünmek, kime zarar, kime yarar, kim zulalar kime harcar ayrıştırmak gerek. Yani yazarken de okurken ki özgürlüğün tadına varabilmek için bu şart. Çünkü özel, tüzel yazdıysan, yazgı bu demeyip özüne gözüne kaydırdıysan özgür kalabilmek zorun zoru..


Peki bu şartlarda nasıl olacak başkaldırı? Başkaldırıcılık dağın arkasını görmek ve bilmek. Sırf 'ben bilmem merkez bilir' diyen tipitiplere giydirmek. Başkaldırmak, düzenin ters kolpalarını düzlemek, düzlemenin gereğini kalpte hissetmek. Başkaldırı boş inançlardan, akılları gaza getiren düzenbazlardan ve gaza illetinden milleti kurtarmak. Merkezi ritmi resetlemek. Elbette 'okumak kolay sıkıysa yaz bakalım' tümcesini iki kere okumak. Yazan için 'Söylemek bazen, yazmak ise her zaman yürek işidir.' yazılanın inkarı olmaz diyeni önemsemek. Yani başkaldırının nasıl olacağı belli...


Çatpık düzen başkaldırıcısı, saçma sapan, şamdan kavaktan ne kadar konu varsa dokundukça dokunacak. Neyi kime, kimi nereye perçinleyecekse, pervaza pervasızlık çakılacaksa bile hiç çekinmeyecek. Ve zamanla arabın büyüsü bozulacak. Yani Dünya çok meridyenli ve çok paralelli paralanışı veya güneş sarısı parlayışı mutlaka görecek...


Tam da bu  tarihte, salt talihsizlerden bahsetmek zor iş. Asıl zorluk falandan filandan etkilenmeden, kafa esince tam da böyle esmek gürlemek. Başkaldırının dikalasını diktelemek. Diktacıları kendi kantarında tartmak. Ancak gününü gösterirler illa ki yani başkaldırının sehpaya çıkmak ve tabureyi tekmelemek olduğu bilinciyle velvele ve zelzele koparmak da bir yere kadar. Bakarsın kolpacı kopuklara inat, bir bir hedefe salınan oklardan biri dönüp gelir tam on ikiden...


Başkaldırcının takdirlik, takdimi de bellidir, 'Dua et başka hiç kimse başkaldırıcı olmasın. Şeytan ölsün bir daha taşlanmasın. Hacamat olmadan hacılık piyangosu kime çıkarsa çıksın. Yas için akşam ajans, toplu mesaj beklenmesin. Can bedenden çıkmadıkça, başkaldırı çanları çalsın. Az veya çok çaktırmadan çalanlar da ölsün. Aleni hamuduyla götürenler de gömülsün...'


Malumu bilsen dert, ilgilenmesen başka dert. Derdo olmak da zor. Ve dertli başkaldırıcı, her konuda içini döktükten sonra ölür. Ölmezse, kendinden emin kendine amir oldun demir kestin. Demirden korksak diye başlayan racon kestin. Hala değişmez aynılık, yenilenen aykırılık. Zaten 'okuduğundan fazla yazmaya kalkışanlar bir yerde mutlaka yanlışa düşerler.' O yanlış gelir ıssızlığın ortasında başkaldırıcıyı bulur. Artık yeter...


Artık lafını duyar duymaz boy boylayan, sav savlayan, tav tavlayan devletlu hemen hal ve vaziyeti kayda geçer. Zaten başkaldırıcılık zor, başkaldıranı aradan kaldırmak kolay. Tarihle sabit, başkaldırıcı ya düzen düzenbazlarınca öldürülür ya da öldürtülür...


Yani o zaman bu zaman. Güleryüzlü  başkaldırıcılık gereği, devletten değil ama 'biraz derin devletten korkmak lazım' zamanı. Özellikle davet ve icabet fasılları hırsla ve hızla sürerken. Ayrıca esaretle bitebilecek sertlik de artık başkaldırı değil. Ayrıca başkaldırıcılık budur canım 'Olacak o kadar' başkaldırı da denmiyor artık.


Ne yazık ki mevcudiyet böyle. O yüzden onca bunca başkaldırı kafi. Söz meclisten dışarı, çerçevesi açık veya gizli oturumda, kim şapa oturacaksa, oturur. Şahsen Sevr dağına kim çıkarsa çıkar. Kifayeti müzakere.


Artık yeter. Bugün itibarıyla yerli ve milli çarpık düzen, kendine başka başkaldırıcılar baksın...

27 Temmuz 2026 Pazartesi

YENİ PARTİ' İÇİN PROVA

 YENİ PARTİ' İÇİN PROVA


Eskiyi geride, butlanist gericilere bıraktık ve artık 'Yeni Parti'liyiz dedik. Eskinin esirliğinden kurtulunca 'Yeni Parti' için prova yazıların ilkine başladık. Makalemiz karmakarışık olsa da dilek ve temenni bağlamında değerlendirilmeli...


Şimdi sadece partinin adı 'yeni' olmamalı. Özellikle siyaset yapma biçimi ve örgüt modeli de çağın gerektirdiği şekilde 'yeni' olmalı. Geleneksel örgüt modelinin ilerisinde bir yapı konuşlandırılmalı. Konum koruma derdiyle siyasi vesayet asla üst yönetimlere bırakılmamalı. Demokratik bir program ve tüzükle partide emeğe bağlı yükselme her aşamada korunmalı. Özellikle, öncelikli hedefe kimlerle, hangi örgüt yapısıyla ve nasıl bir iktidar anlayışıyla yürüneceği nitelik kıstasına bağlanmalı. Nicelik hevesiyle ülkede yeniden demokrasiyi tesis edecek 'Yeni Parti', kesinlikle parti içi demokratik yapılanmasını merkezi vesayete bırakmamalı. Yönetsel üçleme temsil, karar ve yürütme  dengesi ortak akılla kurulmalı...


Yeni program ve tüzük bilimsel akılla hazırlanırken çatışma yaratabilecek,  topluma hitabı negatif etkileyecek ayrıntıların üzeri silinmeli. Karanlık çağı ışıtacak, temel çelişkileri giderecek özgürlükçü politikalar, en başta örgütsel düzlemde özümsenmeli...


Bu nedenle 'Yeni Parti' eskisinden ileri bir sosyal program ortaya koymalı. Toplum katmanlarının özgürce katılacağı demokratik bir ülke tanımlamalı. Halka doğruları yansıtacak yeni bir yönetim modeli kurumlandırmalı.   Klasik siyasi parti yönetimleri gibi sisteme ciddi eleştiri yapanlardan kaçılmamalı.


Ayrıca 'Yeni Parti' demokratik temsili teslimiyet ve örgütsel dinamiği dirayet kıstaslarına bağlamamalı. Diğer yandan 

'Yeni Parti' partilileri demokratik haklarını asla merkez yönetim tercihlerine bırakmamalı... 


Demokratik yöntemlerin sırf tüzükte yer almasının yetmezliği bilinciyle bizzat tanınmasına ve uygulanmasına çaba gösterilmeli. Çünkü parti içi demokrasi iktidara yürüyüşün ilk adımıdır. Böylece 'Yeni Parti’ halkın kendi kaderine kendisinin yön verebileceğini kanıtlar. Anca bu tavırla demokratik ve katılımcı bir modeli diriltilir. Böylece bir ve diri olmak gerçekleşir, dirlik getirir...

  

Yerelden genele 'Yeni Parti' yönetimlerinin birincil işlevi doğrudan adaylar belirleme ve bu konuda merkeze kati

yetki devri olmamalı. Olursa

şeffaf yönetim tarzı zedelenir. Hesap verebilme zorlaşır. Hatta ciddi eleştiri yapanlar  ve muhalif tavır yine budanır. Yönetsel yapının biçimlenmesi kısır ve kısıtlı çerçevede kalır. Yani yine örgütsel rekabeti merkezi yönetim belirler ve denetler...


Yeni yüzlerin siyasete katılımı, 'Yeni Parti’nin kararlı duruşuna ve Genel Başkan'ın toparlayıcı tutumuna endeksli. Ayrıca siyaseti ve toplumu dizayn edecek yeni  projeler geliştirilmesi gerekli. İvedilikle yenilikçi politika üretimi gerekli.


Gerekli çünkü 'Yeni Parti'nin iktidara yürürken prova yapma lüksü yok...

23 Temmuz 2026 Perşembe

KUR ‘YENİ PARTİ’ KURTUL OLMASIN…

 KUR ‘YENİ PARTİ’ KURTUL OLMASIN…


Halkı sorgusuz sualsiz kendi safına çekecek güç olmak, reel siyasetin temel hedefidir. Hele ki güç yaratma dayanağı özellikle halk olunca kurulu, kurumlu partilerin iktidarı ele geçirmesi kaçınılmazdır. Ancak bu iktidardaki erk değişimi partisine göre değişir. Bazen uygun görülmez. O zaman büyük sermaye, tıpkı son yaşananlar gibi yerli işbirlikçilerini parti içinden veya dışından, yasa kanun tanımadan hemen devreye sokar. İktidara yürüyen mevcut partiyle parçalanması hızlandırılır. İki parçalı partiyle iktidar hayal olduğundan hep bu oyun oynanır. Bu arada hemen yeni parti veya partiler kurulur ama siyasi trafik onların özgürlüğünü tırpanlamak ve cılızlaştırmak üzere işler…


Tam zirve yakalanacak tam da böyle oldu yine. Uzaktan kumandalı siyasetin ‘Kurgu Kuklaları’ uyduruk yöntemlerle başa getirildi. Kolay güç zehirlenmesi yaşayan bürotipler seçildi. Çünkü bunlar kumpasın arkasında ne yatarsa yatsın, araştırmaz. Bilse de önemsemez. Bunlar için politik güç olma uğruna hangi ödünler ve sözlerin verildiğinin de hiç değeri yoktur. Yani iş nereye dayanırsa dayansın fark etmez...


Emanete ve geleneğe ihanetçi ‘Kılıç Kalkan’ ekibi direktifler doğrultusunda umursamazca doğramaya başlar. Amaç egemenlerin istediği parti olmak ve çok sınanmış bağımlı partilileri, hedefsiz kalacak millete kabul ettirmektir. Bunun için geçmişi ne ki geleceği ne olsuna, neden sonuç ilişkisine, oluruna olmazına asla bakılmaz. Ölümcül riskler gözden geçirilmez. Kazandıran bahis sadece güç tarzlarından birine yığılma ve egemen güce hizmettir…  


Karakapitalin kurumlandırdığı, konuşlandırdığı ada ve etrafına güven yaratmadır bahse konu. Zaten kurulu sisteme sermaye aktarımında ‘Kullanılan Kuklalar’ın ipi kimde, kimin gizli eli, kimin oyuncağı, olunacağı, hangi politik gücün denetiminde ağın genişleyeceği katiyyen önemsenmez. Büyük sermaye bilir bilir gereğini yapar. Gereksizler de onar. Çünkü her zaman güç devşirmesi ve güç göçermesi hangi parti ile sağlanacak pentagon planlarında bellidir. Yani siyasal arena sembolik sermaye ve sembolik parti veya silik sinik partilerle şekillendirilir.


Ayrıca halka rağmen yürümeyeceği görülen her periyotta, her ekonomik tıkanmada düğmeye basılır. Eskisinden kötü yeni dönem başlatılır. Anında eski ve yeni politik tipler, suni kamuoyu oluşturma, gerçekçi medya algısıyla oynama, sıfırdan referans güncelleme, ite köpeğe itibar kazandırma, varolan istikrar ve istatistiği bozma çerçevesinde etkili yetkili kılınır. Hatta ‘Karga Koku’ konumundakiler bile bilgeler katına yükseltilir. Bunların vaktiyle geleceği ‘Karartan Kaypaklar” olduğuna bakılmadan, günü kotaracak ‘Karanlıkçı Kolpanlar’ havasına sokulur. Sonuç siyaseten kol koparan, kafa koparan hava civa işlerdir...


Halka rağmen halk siyaseti yaptığını sanan bu utanmaz, arlanmaz butlanoğlanlar ‘Baba Partisi’nde on yılların emeği aktif, pasif ne kadar kazanım varsa devlete sildirmeyi kendilerine hak görürler. Edevlet bile tırpan yer.  Hain kumpas anlaşılır gibi değil. Bu incelikli ama elim eliminasyon hangi üst aklın verdiği ev ödevidir ki saniye sektirilmez.


Ne yazık ki, on yıllarca peşinde koşulan, devlet kuran devletin özel kurumu farz edilen asırlık Parti öldürüldü. Devletin içinden bir grup, büyük sermaye aracısı işlevi gören tipler ve siyasetin kısa ömürlü ama bol kazanan tipitipleri iş birliği yapar. Maktulü belli celladı da bellidir. Bu mutlak butlancılar asla toplum desteği bulamazlar, evrensel karanlık güce hizmete devam ederler. Zaten yılların doğrultusu aynı, benzer yanlışa gömülme ve siyaset mezarlığı…


Evet çokuluslu sermaye faşizan bir süreç dayatıyor ama bu kez tutmaz. Tutmayacak. Çünkü kendi partisinde mağdur olanlar, mağdur kesimleri arkasına katarak, egemen güçlerin tekerine illa ki çomak sokar. Sistemin kirli, paslı ve kanlı çarkına çark edenlere üç nokta koyar. Ve hâkim güçlerin tersine ve zıddına radikal politika üretecek, politika yapacak ‘Yeni Parti’ dirençli bir temel üzerine inşa edilir.  Yani günü gelip çattı.


Kurulacak ‘Yeni Parti’ tarihsel bir gereklilik, vazgeçilmez bir durum. Politik şemanın veya küresel güçler aygıtının egemenliğini sürdürmesini artık bu ‘Yeni Parti’ sonlandırmalı. Durum ve hedef budur. Bu olmalıdır çünkü durum günü kurtarma değil gün kötü durumu kurtarmaktır. Eski model usullerle, tutucu siyasetin azalan popülaritesini yenilemek güncellemek için değil ki evladiyelik kopuş. Olmamalıdır da. 


Peki ne ve nasıl olmalıdır? Millet yararına güç yaratmayı engelleyenlerin, egemen güce boyun eğenlerin, reformist akımların önünü kesenlerin hesabını dürecek bir parti olmalıdır, ‘Yeni Parti’. Yani iyice puslanan siyasi havayı değiştirmek, son sürat uçuruma giden ülkeyi kurtarmak üzere kurulmalıdır ‘Yeni Parti’. 


Sol tahlilde, kur yeni partiyi, eskisinden kurtul, yeni makama kurul ve keyfine bak olmamalıdır bu kutlu siyasal yürüyüşün öncelikli amacı. Özel uyarılara da uyulmalıdır ayrıca. Öyle bilmem kaç kilometre lafta demokrasi yürüyüşü yapan bilmem nelerle özdeşleşen küçük bir adım dahi atılmamalıdır artık. Asla ve kata. Çünkü bu halk yeni eski bakmaz ve affetmez… 


Çünkü neden ‘Baba Partisi’ni içi yanarak geride bırakanlar ‘Yeni Parti’li olduktan sonra kesinlikle anlık yalpalayanın, yalandan sendeleyenin, milim eğilenin gözünün yaşına bakmaz.


Bakmasın da bakmayız…

7 Temmuz 2026 Salı

YAŞA 'LES DIABLES ROUGES'

 YAŞA 'LES DIABLES ROUGES'


Yaşa başa bakmadan, başlıkta kullanılan 'les diables rouges' ibaresi, başta siyasi makale izlenimi verebilir. İncelemeden öyleyse de kesin sondaj yapıldığında anlaşılır ki hiç de öyle değil. İrdelenen konu, savruk siyasetin uğultulu tepelerinde fitbola uğursuzluk sokma kalkışmasının şekli. Turnuvaların şeklini şemalini bozma girişiminden çekinmeyen sokma akıllı ceza aklamacıları. Bunların topunun kendi stadyumlarında dön baba dört çarpılması. Yani bilinen adıyla 'kırmızı şeytanlar'ın çeyrek rauntta zafere kaçış güncellemesi. Kirletilmeye çalışılan fitbolun adaleti güzellemesi...


Son günlerde sanata, mizaha, muhalefete, ekonomiye, eleştiriye, özeleştiriye ve hatta spora saraysosu destekli fos siyaset fetbazlığı boca ediliyor. Fitbol dünyasında özel, özerk ve federatif akımların boğulduğu sığ denizler yaratılmak isteniyor. Bozulan şahsi çıkarlar çerçevesinde, fitbolun milli dünyalar kapışmasında bile çirkin uygulamalarla kamplaşılıyor...


Bu ucuza mal kampanyasının son versiyonunda, yüz karası fekfinfon Cinconi İnfanttino ile evrene başbelası fikfukfon Donalt Turup kırmızılı hattan görüşüyor. Kısa konuşmada öirkin teklif veya ahlaksız talep doğrultusunda anlaşmaya varılıyor...


Cinconi İnfanttino, 'cin olmadan şeytan çarpmak' için küçük harflerle fifa'nın bağımsız yargı organlarını konuyla ilgilenmeye  çağırıyor. Donalt Turup

malum ricacı olarak şükranlarını sunuyor. Yani hem kel hem fodullar formaliteyi yerine getiriyor.


Başkanlık forslu meselenin halli için yeşil sahada cereyan eden aşil tendonu kazası oval ofis dayatısıyla yuvarlak masaya yatırılıyor. Hukuki süreç, yetkili kurul kararları aynen zıvaynen. Açılımlar açıklamalar, bağlamalar bağlantılar, yağlamalar yanlamalar tıpkı turpun büyüğü sepette meselesi gibi alaturka. Sistemin böylesine garip işletilişi hiç bir zaman savunulur metod değil. Turnuva katılımcıları açısından bakıldığında ise uluorta cereyan eden büyük utanç ve tastamam ilkesizlik...


Uzaktan kumandalı fifa diziplin kurulunun fitbolcu Faloren Balıgün kararı yarınlar fitbolunun egemen siyaset tarafından dizaynının tek renk fotoğrafı. Bu şaşırtcı af kararı fikir zikir  şeyiyle, falan felmekan tarafından şerh koyulası bir karar. Özellikle çalan son düdükle özerkliğin bitiş resitaline üç nokta...


Konunun diğer tarafı olan 'Kırmızı şeytanlar' rakibi amorika'nın lafta en önemli oyuncusunun maça bir kala ihraç cezasının  ertelenmesine itiraz etti. Başvuruları reddedildi. Resmiyette fifa köleleri milliyetler Faloren'in affedilmesine göz yumdular.  Sinsi darbeci Donalt Turup'un fitbola müdahalesine bir tek Kulemans'lı kudretli kadroya dönüşen 'Kırmızı şeytanlar' dur dedi. Sahaya çıkan fitbolcuların her biri 'kule mans' idi. Yani 'kırmızı şeytanlar geri durmadı' ve fitbolik fetbazlık feleğin çemberine hapsoldu.


Bu maç skorundan öte fitbol öncüllerine, özel ders kıvamında bir maçtı. Sabahın kör vaktinde birbuçuk saatte salt 'kırmızı şeytanlar' değil, fitbol dünyası kazandı. Dünyalı fitbolseverler kazandı. Kımıl canlısı fekfinfon Cinconi İnfanttino ile fikfukfon Donalt Turup ise kaybetti.


Fitbol işte böyle oyunbozan bir oyun. Dünyanın en adaletli oyunu. Onurla mücadele eden 'kızıl şeytanlar' ise bu oyunun şahı. Yaşa 'les diables rouges' yaşa. Fitbol tarihi bu onurlu karşı koyuşu altın harflerle yazacak...

4 Haziran 2026 Perşembe

YAZBAŞI HAYIN AKINI...



Yıllar yılı yağlı urgana verilen başlar uyardı nesli

bilenler yazar hala kahpe evren ihanetini.

Devrimci ruhla örgütlenme hala tek alternatif

unutulmaz asla bir zamanlar yükselen devrim seli.


Bu yazbaşı siyasi saldırıya yeni eşik

karşı devrimci baykkuş çığırtısı çelişik. 

Keşik kollayan koftilerde kafa karışık

çap, çehre, endam, profil yozlaşık...


Bu yazbaşı baykkuş ötüşlü hayın akını

müthiş sesli terk düşkünü milli ve yerli

mitoloji sembolü kabartma resmi kara kefenli.

Gayet kandırıcı yedi katlı alemin alevden dili

kumpasçı yönlendirme sıfır özeleştirisiz darbeci.

Mahrem eşiği geçene illegal militan tavrı

keka başta topuna demir üzüm salkımı...


Bu yazbaşı 'Akın var akın güneşe akın...'

emperyalist cenahta cennet sunumu toptan yalan

bu yazbaşı düşük etiketli satışlara devam.

Hay vahşi kapitalizm dünyayı asla kurtaramaz

huy kumpas siyaseti safi zaaf lafı güzaf

kutlu kitabı okunsa hiçlik ama hiç okunmaz.

Boncukgözlü zindana boğulmalar evlere şenlik

gün ola kırar zinciri tutsak insanlık.

Şimdiki amaç her türlü zorluğa katlanmak

mesele cehennemi yaşamak cennete kanatlanmak.

Yıllar yılı hayaller yarım umutlanmalar yavan

her fırsatta göze sokulan görece imkansızlık yalan.

Güneş kızılını görmek tek kutsal iman

hayına hayatın oyun olmadığı gösterilir inan.


Bu yazbaşı hayına karşı devrimci duruş yeter

yeldeğirmenci siyasi mucize gerekmez.

Deniz'lerin verdiği mücadeleye devam

'tam bağımsızlık' tek kavram...


Bu yazbaşı resmen bir hain kalkışma daha

seçimle temsil seçeneğini sıfırlayan hayın keka

emirle planlı ayrıştırma sınıfsal farklılaştırma

farklı siyasi eğilimleri de birleştirir unutma...


Bu yazbaşı hayın hava akımı

taş kazan kafalarda sürgit solla savaş hakkı.

Bereketli toprakların işgalini saklama ayıbı

haklı mücadele ışığını kısma baskını.

Çeyrek asırlık işgale direnen mekanizma belli

harlanan baykkuş bakışlı hegemonya kıskacı.

Kainatın bağrına gömülü şahlar şahı

mert dert üstüne dert diye haykırır

namert kör karanlıkta celladına aşık olur...


Bu yazbaşı hayın hokkabazlar yayını boşa

kinkoncu yaylım ateşle deniz yolcusu ölmez

sönmez fikri üç kırmızı karanfil solmaz.

İki cihanda beynelminel baba cavusolu

durgun denizde yakamoz yanılsaması

aldatan fonda kara delik kırklar kapısı

Hayın furyasına kapılanlara dünya kalmaz..


Yazbaşı haybeden hayın salgını

saltık baykkuş yutunca hapı kol kırılır yol narlanır

dengi bulunmaz kaybeden hayfa unutulur.

Keke yen içinde kaybedince kendini

karkamel iç karartıcı keyfe sarınca dertleri

hayınlık hak hukuk bilmezlere kalsın ilelebet.

Mutbuta çapraz gereksiz tek sual yeterli

bakk baykkuş değer miydi son demde ihanet...

1 Haziran 2026 Pazartesi

İNSAN VİRÜS İNSAN...

 İNSAN VİRÜS İNSAN...


İnsan bazen çok basit ve anlamsız şeyler yapar. İyice basitleşerek insanlıktan eden alakasız işlerin peşine düşer. Hiç düşünmeden, tartmadan ölçmeden, kendini bilmeden resmen basitliğe bulanır, zehirlenir. Oysa hiç de basit bir canlı-makina değildir insan...


Rakamların diliyle vücut bulan, organların bütünlediği sistemler koalisyonudur insan. Hücresel yapı dinamiğidir. Devlet içinde devlettir. Bedensel varlığı oldukça farklı hücre tipleri dizayn eder. İki yüz çeşit hücre. Kendi içinde, boyut, şekil ve işlev farklılıkları. Her biri ayrı karakterdir. Ayrı neferdir. Biyolojik verilere göre insanı yaklaşık 40 trilyon hücre oluşturur…


Yani insan denen mahlûk, " 30-40 trilyon canlı hücreyi barındıran, dev bir organizmadır." Organizasyon bu kadarla da sınırlı kalmaz, bağırsaklarda 40 trilyon canlı mikroorganizma yaşar. Yani insan vücudun yarısı bakteridir. Yarısından fazlası sudur.


Bilimsel tespitlere göre 80 civarında organ ayaklandırır insanı. Özellikle “Beyinde yaklaşık 86 milyar sinir hücresi vardır. Bu hücreler 100 trilyonun üzerinde bağlantı içerir. Kalbi 2-3 milyar kalp hücresi birleşerek oluşturmuştur. Kalp belki de insanın en çok çalışan, en emekçi organıdır. Vücuda bir saatte yaklaşık 300 litre kan pompalar..."


Diğer yandan hücreler illaki bir organ oluşumuna katkı vermek zorunda değildir. Bazı hücreler vardır ki vücuda özgürce hizmet ederler. Tıpkı alyuvarlar gibi, bu kırmızı kan hücreleri 25 trilyon civarındadır ve damarlarda gezinerek akciğerlerden aldıkları oksijeni en ücra dokulara dek taşırlar. Hayat böyle devam eder.


İnsan hücre yoğunluklu bir sistemdir. Her hücre tipi biyolojik değerlik açısından çok önemlidir. Minikçe bir eksiklik insanı insan olmaktan çıkarır. Sinir hücreleri ve bağışıklık hücreleri biyolojik dengenin unsurlarıdır. Sinir sistemini 100 milyar nöron kontrol eder. Her bir nöron ise 50-250 bin nöronla direkt bağlantılıdır. İmmün sistem çökerse de insanın imanı gevrer.


Bu astronomik hücre pratiğinde ince bir ayrıntı saklıdır. Hücreler insansız yaşayabilir, ancak insan hücresiz yaşayamaz. İşte bu evrensel düzeyde yaşam ve ölüm dengesidir. Yani hücreler de ölürler. İnsanın kendisinden fazla yaşayan hücresi mevcuttur. Ömrü 1-200 yıldan fazla olan hücreleri. Örneğin beyin hücresi 200 yıldan fazla yaşayabilir. Diğer yandan birkaç saniye içinde insan vücudunda ömrü dolan 1 milyon hücre kaybedilir. Ölenlerin yerine yenileri imal edilir.


Demek ki; dünyasal döngüde insan mükemmel bir uyum ve gizem örneğidir. Bu rakamsal örgü dolayısıyla dahi, bin düşünüp bir eylem koymalıdır insan. Madem basit bir mekanizma değil, sırf bu bilinçle asla basitleşmemelidir. Yoksa en başta kendine zarar verir ve yakından uzağa büyük ayıp eder. Ardından etrafına damages. Buhran, bulaşı ve zehirlenmeyle zardan ince deri tabakasının ardındaki keşfedilmeyi bekleyen dünyalarda da kızılca kıyamet kopar. Kasların tutunduğu kemikler unufak olur. Organlar peş peşe imha edilir. Hücreler yanar küle döner. Vücut içten dışa çamurlaşır. Ve göğüs kafesindeki kuş, vücudu uçarak terk eder.


O yüzden durduk yere sayılamayacak dut biçimli varoluştan, kurt böcek kemiren yok oluşa, dut yemiş bülbül haline düşmeden doğru bir yaşam sürmelidir insan. Açık deyimle; " İnsan olarak doğup, mikrop olarak ölmemelidir." İnsanı insan yapan mükemmel değerlerden kopmamalıdır. Yapı taşı 30-40 trilyon hücre adına yaşamın hakkını vermelidir.


Eğer yaşamı basite indirgeyerek ve basitleşerek, doğanın yasaları, kaideleri ve tespitleri dışına taşılır ise o mükemmel ahenk içeride dışarıda anında bozulur. Salt sömürme maksatlı basitleşme, anlamsız ve anlaşılmaz ruh hali yeryüzünü yaşanmaz hale dönüştürür. O faşizan kısır döngüde insan kirlenir ve çevresini de acımasızca kirletir.


Kapitalizm bazlı küresel salgında kilit nokta şu; milyonlarca yılda insan genomuna, genetik materyaline girmiş, aktivasyon yitirişiyle insanın normal bileşenlerine dönüşmüş, amiyane tabirle ‘içimizdeki virüslerle, dışımızdaki virüslerin’ yaşam savaşı.


Mükemmel boyutta işlerliğe sahip, gizemli bir makine olan insan vücudu ölümüne taşıyıcı rolünde. Yani insan ve virüs aynı tarz yaşamın canlıları. İnsanlar da virüsler gibi, virüsler de insanlar gibi çoğalır, gelişir ve yayılır. Her iki canlı türü de yok eder, yok ettikçe yok edecek yeni yerler arar. Yani birbirine çok benzer bir yaşamdır sürdürülen. İnsanın da virüsün de keşfi ve tanımlanması bu nedenle çok zordur.


Zor ama bir o kadar da basit. Ve hepten basitleşerek çok anlamsızca işler yaparlar. Haricen anlaşılmazlığı kovalarlar. Dünyayı yaşanır olmaktan çıkarırlar. Belki yüzyılın panaromik kapışması da sırf o yüzdendir...

28 Mayıs 2026 Perşembe

FİTBOLDA 'PİRO, PİERO VE TRİO' ÜÇGENİ

Fitbol literatürüne yıllar yılı neler girdi neler. Giren çıkan, çoğu unutuldu. Ancak bu unutulmaz çünkü fitbolcu fitbolcunun yurdudur. Realist fitbol kamuoyu öyle malumun kaybedeceği anlaşılan maçı mahkeme de bitiren politik operasyona kanmaz. Evrensel fitbol üçüncü gözün fitbolu, uyduruk bir kararla kanun, kural, adalet tanımadan kuşatmasına rıza göstermez. Fitbolikler tepegözün kullandığı sınırsız  güçle, saldığı korkuyla sinmez. Fitbolistlere can feda bu da girsin literatüre ve unutulmasın ilelebet, 'Korkaranlık güçler, sevginin ve rengin gücüne direnemez...' Cümle alem duysun. Son yıllarda tevatürle literatüre giren, yakınlarda  düşük bütçeli avantüre ayağı dolanan 'piro-pirom' da duysun. Duyarsa duysun, duymazsa uydursun...


Fanatik fitbol uydusu Piro,  amigoslara direnemez. Kutlu aşka ve renkdaşlığa da direnemez. Çünkü fitbola epey büyük ve çok geç yaşta başladı. Fitboldan fazla anlamaz. Yaşıtlarına göre daha çömez fitbolcu. Emektar jenerasyonun ilgisiyle enerjisiyle, kısa zamanda bilge ve saygı uyandıran konuma yükseltildi. O kadar. Sonra geriledi, kala kaldı her maç. Kendi gerildi, ortamı gerdi. Ve fitbolda yol göstericiliği hiç tutmadı. Uzun yolculukla kan uyuşmadı. Fitboliklere yeni bir yol açamadı. Hatta açılanı kapadı. Genel kanaat odur ki önder olamadı. Sadece kaptanlığı kaptı. Fitbolun yüzyıllık ulu çınarına kaptanlığı bile kofti, 'Ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı' diyen fitbol yazarları var. Piro yine ofsayta düşerse artık Var da var...


Ayrıca fitbolda artık piero var. Birçok sportif alanda aktif, tam faal. Piero, analiz yapan, grafik çıkartan, istatistik tutan, denge derleyen ve fitbolu demleyen bir yazılım metodu. Bu modeli yani Piero veya benzerini kullanmadan yeni ve modern fitbolu tahlil etmek zor. Maç kazanmak ise kocaman hayal. Şampiyonluk ise ütopya. Pironun fitbolun vazgeçilmez sistemi, Pieroyu kullanmadığı çok belli. Çünkü fitbolda taktik maktik tanımadan bodozlama atak pratiği uygulatıyor. Bir otomatik panik yaşıyor sanki hazirun. Netice de yazık olacak, yazıklar olsun diyenler olacak ama kime? Şimdilik piro oralı değil. Değilse radikal fitbol hafızası suçlu. Fitbolistleri sürekli absürd yanıltmalarla oyaladığı için.Tek bir kere olsun fitbol tarihinde doğru tarafta yer almayanları çabuk unuttuğu için...


Bu arada fitbolun malum manzarasına bakıp puro tüttüren neofaşist- holiganist kodamanlar da hiç oralı değil. Zaten buralı da değiller. Salt kalp paraları burada, kalpazan paryaları her sahada. Misal maçın her safhasında 'parayı veren düdüğü çalar' havalı, fitbolun bol atarlı tek akımlı hakim triosu da iş başında. Bu her türden hakim triosu, eksigon kara bulutların, şiddetli pentagon hava akımlarını mikro-makro patlamalara dönüştürmesiyle düdüğü üfler. Mutedil deniz dalgalarının müthiş tusinamilere dönüşmesiyle çalınan düdükler anında çark eder.


Çarkedenlerin topunun çarkına zurna. Ancak fitbolun rotası tek düdükle bile hemen değişir. Fitbolun deniz bakışlı aktörleri de cebren ve hileyle değiştirilir. Mutlak değişmezlik kuralı ise; tek sesli düzen. Butlan ve Sultan. İkisi de Taksim-Tünel'de ayni telde gelen giden küçük vagon gibidir. Ama vagondakilere yazık...


Reel fitbolda tüm Pe'ler değişir de Pi sayısı değişmez. Çünkü fitbol topunun boyutu ne olursa olsun, hayallere sığmaz dev boyuta ulaşsa dahi Pi sabittir. Fitbolun çemberi daraltılsa, özü boşaltılıp, gerçek değeri küçümsense de Pi sonsuza dek tekrar etmeden uzar gider. Hal böyleyken en başta fitbol hafızası suçludur. Özellikle bilgi kirliliğiyle içeri kapatılma kararlarına karşı koyma gerekçelerini unutturduğu için. Emek düşmanlarının fitbolu dizayn etme girişimlerine 'yeter karışmayın, biz yönetiriz" demeyi hafızalardan sildiği için...


Fitbolda, 'Piro, Piero ve Trio Bermuda Şeytan Üçgeni'  yazısı, hafızalardan silinmeyen bir fitbol anısıyla bitsin. Bakırköy Zuhuratbaba fitbol sahası turşucusuyla sonlansın kutsal üçleme. Her yaz, Zuhuratbaba' da amatör profesyonel fitbolcu karması takımların yerel kupa maçları pek meşhurdu. Turşucu da. Elinde Çengelköy bademi turşusu, seyircilere 'Hıyara bak hıyara' diye marketing yapardı. Öyle ki 'Hıyara bak, hıyara' makarası kukarası ile turşu kovası ilk turda biterdi. İkinci tura başlardı...

 

Fitbolda ikinci turun ilk maçı belli. Malum durumdan vazife çıkarıp, şahsi çıkar sağlamadan küresel fitbolun azgın p-iyonlarıyla dişe diş mücadele. Her maç final. Mücadele, direniş, dayanışma ve son hedef şampiyonluk...

19 Şubat 2026 Perşembe

EY GİDİ TARİHİ YANGIN

 EY GİDİ TARİHİ YANGIN


Gün olur yakın tarih ciltlerine yazılacak ciddiyetsizlikler için en uygun an ufukta belirir. Ama saray eşrafı ve çepeçevre etrafı hayrına yazgı tersine döndürülür. Yine de boşu boşuna neredeyse dara çekilenlerin, fırsat yaratılarak cezalandırılanların hararetle beklediği o mutlak an mutlaka gelir. Ve ey gidi tarihi yangın diye başlar yazı, sonsuza devam eder...


Şimdilik hayat size can, kalana manevi ıstırap. Ey gidi ahlaksal çöküntü girdabında bocalayan hattat, hele ki hazıra yaslanıp, yalandan huzur sunmak ve planlı karışıklıklar yaratmak bambaşka bombardıman. Bu arada kurduğunuz suni zindanlar, gel zaman git zaman hiç kimseyi korkutmaz. Yığınla talan pervasızca palazlandırdığınız hiçbir kodamanı korutmaz...


An gelir, ay gider pay azalır. Ey gidi ramadan, sessiz sadasız gömülür insanlığın en karanlık yüzü yarına...


Tarihle sabit gerçeklik. Dünden bugüne had safhada hırpalanan hayata salt sıradan bakış atan, medet yerine etrafa dram saçan saray eşrafının eşgali belli. Topu cilalı masklı, maskeler binbir çeşit tek renk. Her bir takılanı bayağı gizli maksatlı. Yüzlerce yıldır olan biten bariz, sinsi maslahat rüzgarı ehliyetsiz mütecaviz... 


Küflü realite beyaban. Bize ne denir fakat bizeban zülüflü ağalar Topkapı Sarayı'ndan bu tarafa tüm saraylarda en güvenilir ham hizmetkar. Hatta bu saltanat muhafazacısı ahraz zülüflü baltalar hala salt enderun değil birun hazirununda hazır ve nazır. Dört bir yanda hazır kıta konuşlandırılmışlar. Bunlara amasız fakatsız saray şeysi has amalar da eklendiğinde vay aman. Toptan konuşmazlar, duymazlar ve görmezler. Haliyle zülfiyare dokunan muhaliflerin vay haline. Etliye sütlüye karışmayan velvelecilerin vay canına. Baydı vey baydı akan zaman. Kim ki çağı gerileten işte bu zevat bu zeban...


Bunlar yüzünden devasa zarar ziyan. Zinhar öyle bir an gelir ki; sesler tavan. Sinirler dikilir, ikilemler geçilir ve iç çatışmalar hareketlenir. Estetik tavırlar anında sertleşir. Yani belli süre elden geldiğince uysal kalınsa da ussal direncin önü tıkanır. Velakin vakti zamanıyla kahrolası yapılanlar ve ağız dolusu söylenen ağır sözler asla unutulmaz. Kızıl ateş sarar hudutları. Ada sakinlerini sakinleştirmeye yönelik karanlıkvari sindirme eylemleri ve insanlık onurunu çiğneyen süründürme operasyonları da yetmez sonra...


Daha sonra sürgün sürer çiçeğe durur kutlu isyan. Ey gidi ramadan zan altında kalır zaman. Gün olur haddini aşan, hududu geçen, kendini bilmez haddalara, gecikmiş hadiye faslı bir çırpıda güncellenir...


Bu hususta bir ayrıntı daha güncelere sarkar. Sadaka ehli saraka saraylarında saltanat ipine tutunan, tuturuk cüceler. Tekmili birden cildi tıraşlanan tarih sayfalarında, saray siyasetinin timsali ve temsili için kullanılan cüce soytarılar. Gölgeleri dev beberuhi, topu soymuk. Başta sultanı eğlendirmeye, sonda iktidarı görsel ve sözel atraksiyonlu güçlendirmeye görevli özel yetkilerle donatılmış figürler. Para akça ile alınan ve satılan, popüler hediye kıvamlı malum türler. Tümü kıskıvrak zekâ ve kısıtlı nüktelerle, karakter bozuğu küstahlaşmalara kapı aralayan temaşa tembelleri. Sırf tembihleneni tespitleyen azap azmanı bu cüceler, halka açık alan etkinlikleri ve törenlerde sultanın yanıbaşında durur. Şahsı malumu muteber, olduğundan çok daha büyük ve güçlü görünmesini sağlamak asli görev...


Bu minyatür hizmetkarlar, albenili ayrıcalığa sahipler. Sahibinin sesi bu cüce soytarılar asla cezalandırılmazlar. Özgürce konuşma ve istediğiyle alay etme hakkı tanınmıştır topuna. Kanun ve statü onlara asla işlemez. Resmen sultanı yansıtırlar her kalemde. Sürer cüce şatafatı. Sürer temaşa her biri zaman ve mekan sarmalında haddeden geçirilene, topuna had a bad time uygulanana dek…


Ey gidi oniki ayın sultanı Ramadan. Ey gidi sağmal saltanat karabasan. Ey gidi şehzadebaşı, direklerarası. Akşamdan sabaha geleneksel kültür ve sanat. Dolu içerik ve kapsam, özlenen konum ve zaman. Anvean mevcudata virdizeban. Velev ki çölde vaha, çal ki gölde maya illa ki veyl kuyusu. Pek yakında saray maray dinlemez zorda kalan geniş taban. Sıralanır üç otuz pare top atışı, yakın tarih el aman. Ey gidi tarihi yangın...