4 Haziran 2026 Perşembe

YAZBAŞI HAYIN AKINI...



Yıllar yılı yağlı urgana verilen başlar uyardı nesli

bilenler yazar hala kahpe evren ihanetini.

Devrimci ruhla örgütlenme hala tek alternatif

unutulmaz asla bir zamanlar yükselen devrim seli.


Bu yazbaşı siyasi saldırıya yeni eşik

karşı devrimci baykkuş çığırtısı çelişik. 

Keşik kollayan koftilerde kafa karışık

çap, çehre, endam, profil yozlaşık...


Bu yazbaşı baykkuş ötüşlü hayın akını

müthiş sesli terk düşkünü milli ve yerli

mitoloji sembolü kabartma resmi kara kefenli.

Gayet kandırıcı yedi katlı alemin alevden dili

kumpasçı yönlendirme sıfır özeleştirisiz darbeci.

Mahrem eşiği geçene illegal militan tavrı

keka başta topuna demir üzüm salkımı...


Bu yazbaşı 'Akın var akın güneşe akın...'

emperyalist cenahta cennet sunumu toptan yalan

bu yazbaşı düşük etiketli satışlara devam.

Hay vahşi kapitalizm dünyayı asla kurtaramaz

huy kumpas siyaseti safi zaaf lafı güzaf

kutlu kitabı okunsa hiçlik ama hiç okunmaz.

Boncukgözlü zindana boğulmalar evlere şenlik

gün ola kırar zinciri tutsak insanlık.

Şimdiki amaç her türlü zorluğa katlanmak

mesele cehennemi yaşamak cennete kanatlanmak.

Yıllar yılı hayaller yarım umutlanmalar yavan

her fırsatta göze sokulan görece imkansızlık yalan.

Güneş kızılını görmek tek kutsal iman

hayına hayatın oyun olmadığı gösterilir inan.


Bu yazbaşı hayına karşı devrimci duruş yeter

yeldeğirmenci siyasi mucize gerekmez.

Deniz'lerin verdiği mücadeleye devam

'tam bağımsızlık' tek kavram...


Bu yazbaşı resmen bir hain kalkışma daha

seçimle temsil seçeneğini sıfırlayan hayın keka

emirle planlı ayrıştırma sınıfsal farklılaştırma

farklı siyasi eğilimleri de birleştirir unutma...


Bu yazbaşı hayın hava akımı

taş kazan kafalarda sürgit solla savaş hakkı.

Bereketli toprakların işgalini saklama ayıbı

haklı mücadele ışığını kısma baskını.

Çeyrek asırlık işgale direnen mekanizma belli

harlanan baykkuş bakışlı hegemonya kıskacı.

Kainatın bağrına gömülü şahlar şahı

mert dert üstüne dert diye haykırır

namert kör karanlıkta celladına aşık olur...


Bu yazbaşı hayın hokkabazlar yayını boşa

kinkoncu yaylım ateşle deniz yolcusu ölmez

sönmez fikri üç kırmızı karanfil solmaz.

İki cihanda beynelminel baba cavusolu

durgun denizde yakamoz yanılsaması

aldatan fonda kara delik kırklar kapısı

Hayın furyasına kapılanlara dünya kalmaz..


Yazbaşı haybeden hayın salgını

saltık baykkuş yutunca hapı kol kırılır yol narlanır

dengi bulunmaz kaybeden hayfa unutulur.

Keke yen içinde kaybedince kendini

karkamel iç karartıcı keyfe sarınca dertleri

hayınlık hak hukuk bilmezlere kalsın ilelebet.

Mutbuta çapraz gereksiz tek sual yeterli

bakk baykkuş değer miydi son demde ihanet...

1 Haziran 2026 Pazartesi

İNSAN VİRÜS İNSAN...

 İNSAN VİRÜS İNSAN...


İnsan bazen çok basit ve anlamsız şeyler yapar. İyice basitleşerek insanlıktan eden alakasız işlerin peşine düşer. Hiç düşünmeden, tartmadan ölçmeden, kendini bilmeden resmen basitliğe bulanır, zehirlenir. Oysa hiç de basit bir canlı-makina değildir insan...


Rakamların diliyle vücut bulan, organların bütünlediği sistemler koalisyonudur insan. Hücresel yapı dinamiğidir. Devlet içinde devlettir. Bedensel varlığı oldukça farklı hücre tipleri dizayn eder. İki yüz çeşit hücre. Kendi içinde, boyut, şekil ve işlev farklılıkları. Her biri ayrı karakterdir. Ayrı neferdir. Biyolojik verilere göre insanı yaklaşık 40 trilyon hücre oluşturur…


Yani insan denen mahlûk, " 30-40 trilyon canlı hücreyi barındıran, dev bir organizmadır." Organizasyon bu kadarla da sınırlı kalmaz, bağırsaklarda 40 trilyon canlı mikroorganizma yaşar. Yani insan vücudun yarısı bakteridir. Yarısından fazlası sudur.


Bilimsel tespitlere göre 80 civarında organ ayaklandırır insanı. Özellikle “Beyinde yaklaşık 86 milyar sinir hücresi vardır. Bu hücreler 100 trilyonun üzerinde bağlantı içerir. Kalbi 2-3 milyar kalp hücresi birleşerek oluşturmuştur. Kalp belki de insanın en çok çalışan, en emekçi organıdır. Vücuda bir saatte yaklaşık 300 litre kan pompalar..."


Diğer yandan hücreler illaki bir organ oluşumuna katkı vermek zorunda değildir. Bazı hücreler vardır ki vücuda özgürce hizmet ederler. Tıpkı alyuvarlar gibi, bu kırmızı kan hücreleri 25 trilyon civarındadır ve damarlarda gezinerek akciğerlerden aldıkları oksijeni en ücra dokulara dek taşırlar. Hayat böyle devam eder.


İnsan hücre yoğunluklu bir sistemdir. Her hücre tipi biyolojik değerlik açısından çok önemlidir. Minikçe bir eksiklik insanı insan olmaktan çıkarır. Sinir hücreleri ve bağışıklık hücreleri biyolojik dengenin unsurlarıdır. Sinir sistemini 100 milyar nöron kontrol eder. Her bir nöron ise 50-250 bin nöronla direkt bağlantılıdır. İmmün sistem çökerse de insanın imanı gevrer.


Bu astronomik hücre pratiğinde ince bir ayrıntı saklıdır. Hücreler insansız yaşayabilir, ancak insan hücresiz yaşayamaz. İşte bu evrensel düzeyde yaşam ve ölüm dengesidir. Yani hücreler de ölürler. İnsanın kendisinden fazla yaşayan hücresi mevcuttur. Ömrü 1-200 yıldan fazla olan hücreleri. Örneğin beyin hücresi 200 yıldan fazla yaşayabilir. Diğer yandan birkaç saniye içinde insan vücudunda ömrü dolan 1 milyon hücre kaybedilir. Ölenlerin yerine yenileri imal edilir.


Demek ki; dünyasal döngüde insan mükemmel bir uyum ve gizem örneğidir. Bu rakamsal örgü dolayısıyla dahi, bin düşünüp bir eylem koymalıdır insan. Madem basit bir mekanizma değil, sırf bu bilinçle asla basitleşmemelidir. Yoksa en başta kendine zarar verir ve yakından uzağa büyük ayıp eder. Ardından etrafına damages. Buhran, bulaşı ve zehirlenmeyle zardan ince deri tabakasının ardındaki keşfedilmeyi bekleyen dünyalarda da kızılca kıyamet kopar. Kasların tutunduğu kemikler unufak olur. Organlar peş peşe imha edilir. Hücreler yanar küle döner. Vücut içten dışa çamurlaşır. Ve göğüs kafesindeki kuş, vücudu uçarak terk eder.


O yüzden durduk yere sayılamayacak dut biçimli varoluştan, kurt böcek kemiren yok oluşa, dut yemiş bülbül haline düşmeden doğru bir yaşam sürmelidir insan. Açık deyimle; " İnsan olarak doğup, mikrop olarak ölmemelidir." İnsanı insan yapan mükemmel değerlerden kopmamalıdır. Yapı taşı 30-40 trilyon hücre adına yaşamın hakkını vermelidir.


Eğer yaşamı basite indirgeyerek ve basitleşerek, doğanın yasaları, kaideleri ve tespitleri dışına taşılır ise o mükemmel ahenk içeride dışarıda anında bozulur. Salt sömürme maksatlı basitleşme, anlamsız ve anlaşılmaz ruh hali yeryüzünü yaşanmaz hale dönüştürür. O faşizan kısır döngüde insan kirlenir ve çevresini de acımasızca kirletir.


Kapitalizm bazlı küresel salgında kilit nokta şu; milyonlarca yılda insan genomuna, genetik materyaline girmiş, aktivasyon yitirişiyle insanın normal bileşenlerine dönüşmüş, amiyane tabirle ‘içimizdeki virüslerle, dışımızdaki virüslerin’ yaşam savaşı.


Mükemmel boyutta işlerliğe sahip, gizemli bir makine olan insan vücudu ölümüne taşıyıcı rolünde. Yani insan ve virüs aynı tarz yaşamın canlıları. İnsanlar da virüsler gibi, virüsler de insanlar gibi çoğalır, gelişir ve yayılır. Her iki canlı türü de yok eder, yok ettikçe yok edecek yeni yerler arar. Yani birbirine çok benzer bir yaşamdır sürdürülen. İnsanın da virüsün de keşfi ve tanımlanması bu nedenle çok zordur.


Zor ama bir o kadar da basit. Ve hepten basitleşerek çok anlamsızca işler yaparlar. Haricen anlaşılmazlığı kovalarlar. Dünyayı yaşanır olmaktan çıkarırlar. Belki yüzyılın panaromik kapışması da sırf o yüzdendir...

28 Mayıs 2026 Perşembe

FİTBOLDA 'PİRO, PİERO VE TRİO' ÜÇGENİ

Fitbol literatürüne yıllar yılı neler girdi neler. Giren çıkan, çoğu unutuldu. Ancak bu unutulmaz çünkü fitbolcu fitbolcunun yurdudur. Realist fitbol kamuoyu öyle malumun kaybedeceği anlaşılan maçı mahkeme de bitiren politik operasyona kanmaz. Evrensel fitbol üçüncü gözün fitbolu, uyduruk bir kararla kanun, kural, adalet tanımadan kuşatmasına rıza göstermez. Fitbolikler tepegözün kullandığı sınırsız  güçle, saldığı korkuyla sinmez. Fitbolistlere can feda bu da girsin literatüre ve unutulmasın ilelebet, 'Korkaranlık güçler, sevginin ve rengin gücüne direnemez...' Cümle alem duysun. Son yıllarda tevatürle literatüre giren, yakınlarda  düşük bütçeli avantüre ayağı dolanan 'piro-pirom' da duysun. Duyarsa duysun, duymazsa uydursun...


Fanatik fitbol uydusu Piro,  amigoslara direnemez. Kutlu aşka ve renkdaşlığa da direnemez. Çünkü fitbola epey büyük ve çok geç yaşta başladı. Fitboldan fazla anlamaz. Yaşıtlarına göre daha çömez fitbolcu. Emektar jenerasyonun ilgisiyle enerjisiyle, kısa zamanda bilge ve saygı uyandıran konuma yükseltildi. O kadar. Sonra geriledi, kala kaldı her maç. Kendi gerildi, ortamı gerdi. Ve fitbolda yol göstericiliği hiç tutmadı. Uzun yolculukla kan uyuşmadı. Fitboliklere yeni bir yol açamadı. Hatta açılanı kapadı. Genel kanaat odur ki önder olamadı. Sadece kaptanlığı kaptı. Fitbolun yüzyıllık ulu çınarına kaptanlığı bile kofti, 'Ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı' diyen fitbol yazarları var. Piro yine ofsayta düşerse artık Var da var...


Ayrıca fitbolda artık piero var. Birçok sportif alanda aktif, tam faal. Piero, analiz yapan, grafik çıkartan, istatistik tutan, denge derleyen ve fitbolu demleyen bir yazılım metodu. Bu modeli yani Piero veya benzerini kullanmadan yeni ve modern fitbolu tahlil etmek zor. Maç kazanmak ise kocaman hayal. Şampiyonluk ise ütopya. Pironun fitbolun vazgeçilmez sistemi, Pieroyu kullanmadığı çok belli. Çünkü fitbolda taktik maktik tanımadan bodozlama atak pratiği uygulatıyor. Bir otomatik panik yaşıyor sanki hazirun. Netice de yazık olacak, yazıklar olsun diyenler olacak ama kime? Şimdilik piro oralı değil. Değilse radikal fitbol hafızası suçlu. Fitbolistleri sürekli absürd yanıltmalarla oyaladığı için.Tek bir kere olsun fitbol tarihinde doğru tarafta yer almayanları çabuk unuttuğu için...


Bu arada fitbolun malum manzarasına bakıp puro tüttüren neofaşist- holiganist kodamanlar da hiç oralı değil. Zaten buralı da değiller. Salt kalp paraları burada, kalpazan paryaları her sahada. Misal maçın her safhasında 'parayı veren düdüğü çalar' havalı, fitbolun bol atarlı tek akımlı hakim triosu da iş başında. Bu her türden hakim triosu, eksigon kara bulutların, şiddetli pentagon hava akımlarını mikro-makro patlamalara dönüştürmesiyle düdüğü üfler. Mutedil deniz dalgalarının müthiş tusinamilere dönüşmesiyle çalınan düdükler anında çark eder.


Çarkedenlerin topunun çarkına zurna. Ancak fitbolun rotası tek düdükle bile hemen değişir. Fitbolun deniz bakışlı aktörleri de cebren ve hileyle değiştirilir. Mutlak değişmezlik kuralı ise; tek sesli düzen. Butlan ve Sultan. İkisi de Taksim-Tünel'de ayni telde gelen giden küçük vagon gibidir. Ama vagondakilere yazık...


Reel fitbolda tüm Pe'ler değişir de Pi sayısı değişmez. Çünkü fitbol topunun boyutu ne olursa olsun, hayallere sığmaz dev boyuta ulaşsa dahi Pi sabittir. Fitbolun çemberi daraltılsa, özü boşaltılıp, gerçek değeri küçümsense de Pi sonsuza dek tekrar etmeden uzar gider. Hal böyleyken en başta fitbol hafızası suçludur. Özellikle bilgi kirliliğiyle içeri kapatılma kararlarına karşı koyma gerekçelerini unutturduğu için. Emek düşmanlarının fitbolu dizayn etme girişimlerine 'yeter karışmayın, biz yönetiriz" demeyi hafızalardan sildiği için...


Fitbolda, 'Piro, Piero ve Trio Bermuda Şeytan Üçgeni'  yazısı, hafızalardan silinmeyen bir fitbol anısıyla bitsin. Bakırköy Zuhuratbaba fitbol sahası turşucusuyla sonlansın kutsal üçleme. Her yaz, Zuhuratbaba' da amatör profesyonel fitbolcu karması takımların yerel kupa maçları pek meşhurdu. Turşucu da. Elinde Çengelköy bademi turşusu, seyircilere 'Hıyara bak hıyara' diye marketing yapardı. Öyle ki 'Hıyara bak, hıyara' makarası kukarası ile turşu kovası ilk turda biterdi. İkinci tura başlardı...

 

Fitbolda ikinci turun ilk maçı belli. Malum durumdan vazife çıkarıp, şahsi çıkar sağlamadan küresel fitbolun azgın p-iyonlarıyla dişe diş mücadele. Her maç final. Mücadele, direniş, dayanışma ve son hedef şampiyonluk...

19 Şubat 2026 Perşembe

EY GİDİ TARİHİ YANGIN

 EY GİDİ TARİHİ YANGIN


Gün olur yakın tarih ciltlerine yazılacak ciddiyetsizlikler için en uygun an ufukta belirir. Ama saray eşrafı ve çepeçevre etrafı hayrına yazgı tersine döndürülür. Yine de boşu boşuna neredeyse dara çekilenlerin, fırsat yaratılarak cezalandırılanların hararetle beklediği o mutlak an mutlaka gelir. Ve ey gidi tarihi yangın diye başlar yazı, sonsuza devam eder...


Şimdilik hayat size can, kalana manevi ıstırap. Ey gidi ahlaksal çöküntü girdabında bocalayan hattat, hele ki hazıra yaslanıp, yalandan huzur sunmak ve planlı karışıklıklar yaratmak bambaşka bombardıman. Bu arada kurduğunuz suni zindanlar, gel zaman git zaman hiç kimseyi korkutmaz. Yığınla talan pervasızca palazlandırdığınız hiçbir kodamanı korutmaz...


An gelir, ay gider pay azalır. Ey gidi ramadan, sessiz sadasız gömülür insanlığın en karanlık yüzü yarına...


Tarihle sabit gerçeklik. Dünden bugüne had safhada hırpalanan hayata salt sıradan bakış atan, medet yerine etrafa dram saçan saray eşrafının eşgali belli. Topu cilalı masklı, maskeler binbir çeşit tek renk. Her bir takılanı bayağı gizli maksatlı. Yüzlerce yıldır olan biten bariz, sinsi maslahat rüzgarı ehliyetsiz mütecaviz... 


Küflü realite beyaban. Bize ne denir fakat bizeban zülüflü ağalar Topkapı Sarayı'ndan bu tarafa tüm saraylarda en güvenilir ham hizmetkar. Hatta bu saltanat muhafazacısı ahraz zülüflü baltalar hala salt enderun değil birun hazirununda hazır ve nazır. Dört bir yanda hazır kıta konuşlandırılmışlar. Bunlara amasız fakatsız saray şeysi has amalar da eklendiğinde vay aman. Toptan konuşmazlar, duymazlar ve görmezler. Haliyle zülfiyare dokunan muhaliflerin vay haline. Etliye sütlüye karışmayan velvelecilerin vay canına. Baydı vey baydı akan zaman. Kim ki çağı gerileten işte bu zevat bu zeban...


Bunlar yüzünden devasa zarar ziyan. Zinhar öyle bir an gelir ki; sesler tavan. Sinirler dikilir, ikilemler geçilir ve iç çatışmalar hareketlenir. Estetik tavırlar anında sertleşir. Yani belli süre elden geldiğince uysal kalınsa da ussal direncin önü tıkanır. Velakin vakti zamanıyla kahrolası yapılanlar ve ağız dolusu söylenen ağır sözler asla unutulmaz. Kızıl ateş sarar hudutları. Ada sakinlerini sakinleştirmeye yönelik karanlıkvari sindirme eylemleri ve insanlık onurunu çiğneyen süründürme operasyonları da yetmez sonra...


Daha sonra sürgün sürer çiçeğe durur kutlu isyan. Ey gidi ramadan zan altında kalır zaman. Gün olur haddini aşan, hududu geçen, kendini bilmez haddalara, gecikmiş hadiye faslı bir çırpıda güncellenir...


Bu hususta bir ayrıntı daha güncelere sarkar. Sadaka ehli saraka saraylarında saltanat ipine tutunan, tuturuk cüceler. Tekmili birden cildi tıraşlanan tarih sayfalarında, saray siyasetinin timsali ve temsili için kullanılan cüce soytarılar. Gölgeleri dev beberuhi, topu soymuk. Başta sultanı eğlendirmeye, sonda iktidarı görsel ve sözel atraksiyonlu güçlendirmeye görevli özel yetkilerle donatılmış figürler. Para akça ile alınan ve satılan, popüler hediye kıvamlı malum türler. Tümü kıskıvrak zekâ ve kısıtlı nüktelerle, karakter bozuğu küstahlaşmalara kapı aralayan temaşa tembelleri. Sırf tembihleneni tespitleyen azap azmanı bu cüceler, halka açık alan etkinlikleri ve törenlerde sultanın yanıbaşında durur. Şahsı malumu muteber, olduğundan çok daha büyük ve güçlü görünmesini sağlamak asli görev...


Bu minyatür hizmetkarlar, albenili ayrıcalığa sahipler. Sahibinin sesi bu cüce soytarılar asla cezalandırılmazlar. Özgürce konuşma ve istediğiyle alay etme hakkı tanınmıştır topuna. Kanun ve statü onlara asla işlemez. Resmen sultanı yansıtırlar her kalemde. Sürer cüce şatafatı. Sürer temaşa her biri zaman ve mekan sarmalında haddeden geçirilene, topuna had a bad time uygulanana dek…


Ey gidi oniki ayın sultanı Ramadan. Ey gidi sağmal saltanat karabasan. Ey gidi şehzadebaşı, direklerarası. Akşamdan sabaha geleneksel kültür ve sanat. Dolu içerik ve kapsam, özlenen konum ve zaman. Anvean mevcudata virdizeban. Velev ki çölde vaha, çal ki gölde maya illa ki veyl kuyusu. Pek yakında saray maray dinlemez zorda kalan geniş taban. Sıralanır üç otuz pare top atışı, yakın tarih el aman. Ey gidi tarihi yangın...