15 Mayıs 2018 Salı

KATİL UŞAK ISRAEL VE AMARİKA…

KATİL UŞAK ISRAEL VE AMARİKA…
 
Nedir bu, emperyalist, kapitalist ve siyonist oyun. Nedir bu egemen güçlerin her ramazan her şevval, her kandil her bayram, arifesinde veya içinde İslam coğrafyasında tezgâhladığı zulüm. Bu ramazan da acı pupa yelken. Bu kez resmen katliam, resmen soykırım. Her ahval ve şeraitte bu Ramazan’ı bu kez iyi okumak gerek. Ama o ilk emri yerine getiren kim, hiç…
 
Okumak lazım çünkü ilahi öğüt, tavsiye, ihtar, anımsatma, uyarılar ve elçilerle biçimlendirilen ve yenilenen dinlerle eski dünyadan, kara cahiliyeden çıkılmaya sembol kutsal Kudüs kana boyandı. Hem de yine bir ramazan öncesi ve bir yeni dünya elçilik meselesi, elçilik taşıma bahanesiyle.İleride doğrusu ortaya çıkar nasılsa ama yüzlerce Filistinli dünyanın gözü önünde yok edildi, binlercesi yaralı ve sakat kaldı. Katil uşak Israil ve Amerika…
 
Ucu bucağı belirsiz ama tarihe düşecek hikâyesi belli; ‘Bir Kudüs vardı orada bir yerlerde her din tarafından kutsal sayılan. İşte orada bu ramazan öncesi Filistinli çocuklar bayram şekeri yerine ölümüne ateşi yaladı. İnsansız hava katliam araçlarına çakıl taşları fırlatan o çocuklar artık bayramlarda büyüklerinin ellerini öpüp bayram harçlığı alamayacak. Kudüs sokaklarında bayram gezmesi yapamayacak. Çünkü hunharca katledildiler. Katil uşak Israil ve Amerika…
 
Bir Kudüs vardı oralarda bir yerde Filistinli çocuklar olmayan bayramlıklarını giyemeden kefenlendiler. Artık yalnızca rüyalarda var olabilecekler. Oysa o Kudüs, Filistinli çocukların minik ellerini göğe açarak bu nedensiz savaş bitsin, bu tutsaklık sona ersin diye Allah’a yalvardığı bir yerdi. O kutsal Kudüs artık Filistinli çocukların her bayramda babalarını gelmeyeceğini bile bile bekleyeceği bir yer oldu. Katil ise uşak Israil ve Amerika…”
 
İslam âlemi için en kutsal ay olan Ramazan öncesinde İslam coğrafyasının en kutsal gördüğü şehir Kudüs’te acı pupa yelken. Kara vicdanlılar yine işbaşında. Egemenlerce sürdürülen sömürgeciliğe, sömürge sonrası yaşanan acılara, açlığa kıtlığa, katliam ve soykırımlara, kapitalist ve emperyalist dünya karşısında ezilmişliğe, ağır yenilgilere ve Müslümanların peşini yüzyıllardır bırakmayan kara ve derin cehalete bir de bu jenosit eklendi.
 
Bu ramazan da İslam coğrafyasına her fırsatta bin bir bahaneyle fitne sokan bir avuç uşağın ve efendisinin karşısına dikilecek İslam`ın o özgürleştirici, birleştirici, çağdaş ve çağsal özgürlükler dini olduğunu kanıtlayacak başkaldırı eylemliliği boşu boşuna beklenecek. Daima beklenildiği gibi...  
 
Yalandan büyük meydanlarda ağlanılacak, sızlanılacak bu acıdan da siyasal menfaat çıkarılacak. Göstermelik meydan namazları kılınacak meydan duaları edilecek. Gösteriş Müslümanlığı zirve yapacak yine. Sonra küllenmiş geçmiş zaman yalnızlıklarına dönülecek. Yazgı denilecek. Lanetli kavim masalına sığınılacak. Dinleri tekelinde sananların karşılıklı atışmasıyla bitecek yaşanan her şey. Bu acıya ve sudan sebep dökülen kana açık ve net görüşler beyan edenler ise haddi olmadığından dem vurularak sırasıyla İslam dışı farz edilecek.
 
İşte bir Ramazan öncesi kanla yazılan bu yazı, sinkaf dağında süs tepesi var diyenlere açık uyarıdır: Yazının başı sonu, başlığından bellidir; egemen güce tapınan tüm uşaklık edenlere gider, özellikle ‘Katil uşak Israil ve Amerika’ya ve işbirlikçilerine giderdir…
 
Sözde büyük İslam coğrafyasına gelince; ‘Katil uşak Israil ve Amerika’ya gereğince direnemeyişin ve elde olan tüm yeraltı yerüstü zenginliklerine rağmen onlara nedensiz köleleşmenin ürünüdür başa gelen. Akıllara kakılan.
 
Oysa “Özgürlük yoksa İslam da yoktur, açlık varsa özgürlük de yoktur. Ve İslam, tam anlamıyla bir özgürlük dinidir. İlahi çağrının-Kutsal Mesajın özü de budur. Özgürlüğü içselleştirdikçe özgürlüğe gölge düşürecek ne kadar hurafe varsa tüm benlik ile karşı durmaktır dindarlık. Özgürlüğü asla unutmadan, hürriyeti unutturanlara, zulmedenlere cephe açmaktır masumane dincilik. Çünkü İslam’da korkunun yeri yoktur…”
 
Zenginliği kaybederim korkusu orman kullanım kanunlarının yeniden yazılmasına hatta yazılmadan direkt orman kanunları uygulanmasına sessiz kalmayı perçinlememeli. Yoksa sonu pişmanlığa varan teslimiyet oluşur. Ve getiriş budur işte. Linç politikaları gelir kapıya dayanır. Kutsal şehir Kudüs kana boyanır. İslam coğrafyası ezilenin, sömürülenin, yakılanın, yıkılanın, mağdurun yanında yer alarak asıl din damarına dönmesi gerekirken ‘Katil uşak Israil ve Amerika’ya ve yaptıklarına seyirci kalır…
 
Ey İslam âlemi; “Namaz kılanı kılmayanı, oruç tutanı tutmayanı, teravih kılanı kılmayanı, hatta teravih yok diyeni var diyerek itiraz edeni, camiye gideni gitmeyeni, cem evinde cem tutanı tutmayanı, zorla güzellik olmaz zorla ibadet olmaz diyeni, öyle diyenlere de vay zındık diyeni ayni yola yolculandığında, yolları yolcuları birleştiğinde, ibadetleri hafife alıp ağırdan takılanla, cennetin tapusu için terleyenin, günde beşe beş katıp secdeye varanla alnı secdeye bir kere değmemişin, sağın solun, faşistin komünistin, liberalin, sosyalistin, yolları bir olduğunda memleket memleket olur. Böyle memleketler çoğaldıkça İslam coğrafyası kurtulur. Yalandan feverana gerek yok, Din de elden gitmez…” Ve her ramazan öncesi acı pupa yelken yaşanmaz.

Ayrıca her şey bir yana, her şeyden önce zamanında vakti gereğince, Filistin’e gidip gerilla eğitimi yapanlar gibi hiç korkmadan çekinmeden; Kahrolsun ‘Katil uşak Israil ve katil Amerika’ diyebilmek gerekir…

Hiç yorum yok: