2 Mayıs 2018 Çarşamba

YENİ YAZ, YİNE YAZGI…

YENİ YAZ, YİNE YAZGI…
 
Siyaset, pasif direnci yönlendirenler ile aktif siyasi tavır gösterenlerin buluştuğu an memleketi düzlüğe çıkarır. Ve içine düşülen kaos ve birçok yanlıştan beslenen düzenek kırılır. Özellikle kurtarıcı demokrat gibi sunulan, davranışları farklı ve farklılık yaratacağı düşünenlerin foyası da meydana çıkar. Her şey bir yere kadardır. Sonrası hüsrandır.
 
O halde bu millet yakında yapılacak erken-baskın seçimlerde ayan beyan görülenleri dahi iyi süzgeçten geçirmelidir. Sandığı daha bir önemsemelidir. Toplumda erdemli sayılmanın güçleştiği şu son yıllarda olursa ancak bu olur, olmalıdır, başka kim var örneklemesine uyan profilde ısrarcılığın ve dayatmanın getirdiği sonuç açık seçik ortada.
 
Öyle ki yasaklar, aksaklıklar, kusurlar ağır kusurlar, hatalar yanlışlar, aldanmalar kandırılmalar ve saire üzerine söylenecek çok söz var. Bunlar masaya yatırılıp söylenirken, düzen hele bozuk düzen denildi mi, hele hele çarpık, çarpık kapitalist düzen denildi mi akan sular durur. Bir anda acayip bir sahiplenme başlar. Paraya göbekten bağlılık emreder sanki. Ve hizmetkârları anında çoğalır.  Allah için…
 
Bozuk düzenin asıl bozgunu işte bu aklından asılmışları tabelaya yerleştirmekle başlar. Başı sonu böyle olunca yazı kışı yine yazgı denir geçilir…
 
Üstelik bu erken baskın seçimde rejimin kaşla göz değiştiği ve yine aslına, parlamenter demokrasiye dönüleceği seçeneği de apaçık oylanacak. Çünkü tüm dünyada akla gelen gelmeyen ve gelecek bütün sorunların üstesinden gelecek olan parlamentodur. Parlamenter rejimdir. Tersine sözde millet mazbatalı cumhurreise hizmetkar konumunda erimek, eridikçe de ülkenin gerilemesi değildir ileri demokrasi. Onun adı ileride anlaşılacağı üzere başka bir şeydir. Kim kazanırsa kazansın...
 
Kasadan, kutudan, kuytudan bol kepçe dökülenlerin faiziyle tek el iradesine çanak tutmak, yalpalayan iktidar yandaşlarını veya cumhurreis hizmetçilerini hiç bunaltmıyorsa bu akıl bunalımında bir yalanı daha doğrulamak gerekir; evet ‘Allah’ın sopası vardır’. Ve baharı, yazı, kışı beklerken karşılaşılan hep yazgı denir geçilir ama yazgı değildir…  
 
Aslında hayatın gerçek anlamını çözmeden, toplumun tüm renklerini tanımadan siyaset öngörmek ve yapmak, siyasi yaşamda aktif veya pasif oyalanmak, politika mezarlığında büyük paralara yer ayırtmaya benzer. Oysa bir ömre bedel bir tutumdur siyaset içine doğmak ve ölmek. Bu tutku toplumda yeterince hissedilmediği hissettirilemediği an ise güvensizlik artar, devrimci tutku da biter. İşte durum aynıyla budur.
 
Memleket siyasi yalanlarla köşeye sıkıştırılmış çıkış yolu arıyor. Sonsuz sanılan saltanat bitmek üzere. İktidar siyasi ve ekonomik çalkantılarla yüzleşince yaklaşık yüzyıl öncesinden bu yana sorumlu arıyor. Kendilerinin var ettiği sorunları ve sorumluluğu yıkacak birilerini çağrıştırıyor. İşte bu hal ve tavır ne denli zayıflamanın eseridir görmek lazım. Ayrıca yıkım ve yıkılış dönemine has bir olgudur bu kaçamak isyankârlık. O halde yeniden doğuşun ve dirilişin onlarsız hazırlanabileceğine güvenmek gerekir. Sıkıştığında kendini var eden halka parlamak yerine parlak fikirlerle halkını yüceltenleri görevlendirmek gerekir.
 
Sineyi millet bu kez paralarını parlatanlar, aklama, paklama işiyle uğraşanlara pasif direnç, aktif siyasi tavır gösterecek gibi görünüyor. Zaten memleketi düzlüğe çıkılması ve içine düşülen kaos ve birçok yanlıştan beslenen düzeneğin kırılması milletin elinde.
 
Bir daha başı sonu şimdiden belli bu işleyişe dur demedikçe, baharı yazı kışı yine yazgı deyip geçmeyle olmayacak gibi…
 
Artık yazgı diyenlerde her şeyin  farkında…

Hiç yorum yok: