13 Nisan 2018 Cuma

YÖNETME YÖNETİLME ZAAFI…

YÖNETME YÖNETİLME ZAAFI…
 
İnsanlık tarihi ilk toplumlardan bugüne yönetmek ve yönetilmek üzerine şekillenmiştir. Doğru deyişle insanlık tarihi yönetme ve yönetilme zaaflarının getirdikleriyle yazılmıştır. Antropolojik bulgular gösteriyor ki milyon yıllar boyunca vasıtasız, çoğunlukçu tarzda ustalaşılmıştır. O ustalık ilk toplumlardaki o en demokratik biçimde oluşmuş küçük ölçekli öbek yapılar, kral tanrıların ve maharetli tanrıçaların devreye girmesiyle bozulmuştur. Şimdiki yönet ve yönetil geleneği işte o bozulmalardan emanettir…
 
Hemen sonrasında dünyaya Kral Tanrılar ve yarı Tanrı modunda despotlaşan bir yönetim anlayışı hâkim olmuştur. Sadece vergi almak üzerine, her ne pahasına toplatmak şeklinde bir yakınlaşma dışında krala yakınlaşma yoktur. O uzak ve yasaktır. Belli yamanmacıların dışındakilerle dialog kurmaz. Diğer kişilerin oluşturduğu yığınların, kral tanrıyı ve yöneticilerini denetleme, kontrol etme ve yönetime katılım hakları da yoktur. İzahı zor nevisi bol katı kurallara rağmen site şehir devletlerinin kurulması ile Kral Tanrılar ve tanrıçalar da tarihe gömülmüşlerdir.  Arkada bırakılan ve elde kalan ise despotizm ve imparatorluk hükmüdür. Tanrı kral veya yarı tanrı kral ve kraliçelerin hiç birinin ne adı ne sanı bilinmez. Anımsanmaz. Geleceğe miras kalan sadece isyan edeni öldür, emri dinlemeyeni yok et ve kendine insan kurban et. Kalan budur.  
 
Site Devletler de tarihten edinilen deneyimlerle aristokrat monarşi, demokrat diktatörlük perspektifinde yönetilmiştir. Kısmen insanları özgür ve eşit yurttaş saymış, az buçuk demokrasi aşılamış ama başta hep Kral, İmparator ve imparatoriçe olmuştur. Değişen çok bir şey yoktur. Huzur yine yakalanamamıştır.
 
Site devletlerden büyük imparatorluklara geçişle birlikte kurumsal yönetim olgunlaşmış ancak kral ve imparator yine mutlak iradedir. Keskin irade çerçevesinde bir yönetim mekanizması da söz konusudur. Ayrıca demokratik sayılamaz daha çok otokratik bir yönetim vardır. Ve asker desteklidir. İşte böylesine kaotik ve askeri ihtilal boyutunda gidip gelen yönetim yapısı karanlık çağı, çağları da doğurmuştur.
 
Feodalite ile kurulmuş bu karanlık çağda uygarlık gerilemiş, yönetim mekanizması iyice katılaşmıştır. Yani toprağa sahip olanın din destekli kurduğu ve başka dinlere de her fırsatta savaş açan bir sistem gelişmiştir. Topraklarını en çok genişletenin daima haklı olduğu ve dört bir yana yayıldığı, hâkimiyet kurduğu imparatorluklar dönemi başlamıştır.
 
Bu gökten inme otoriter ve totaliter teokratik düzen yönetenlere uydu, uyruk, kuyruk olunan modern standartların çok gerisinde bir bölünmüşlüktür. Merkezi iradeye bağlı küçük federatif devletçiklerle demokrasi dışı eğilimleri kutsayan bir yönet ve yönetil rotasıdır. Kutsal yöneticiler dünyasıdır.
 
Oysa hiç de noksansız ve notasız değildir. Resim öyle bir çizilmiştir ki kutsiyeti nereden kimden hiç sorgulanmadan rıza gösterilir. Göstermeyenlere göstertilir. Kılıç kalkan zoru ile klişeleşen ve kiliseleşen bu yönetmek ve yönetilmek işlevselliği dünyaya yerleşir.
 
Bu yerli yerine yerleşme yüzyıllardır hep egemen sermayenin güdümünde ayin ve tayin bağlamında iktidar teminidir. Temel idesi ise lafta kutsal öneriler doğrultusunda saklı defineye ulaşma kolaylığıdır.
 
Bin taş baskı, bin bir yağma katkı ile gelinen nokta ise ne yazık ki milyonlarca yıllık aynı kampanyanın ürünüdür. Sessiz yığınlara yaslanan yönetme ve yönetilme zaafı ile yol bulan tanrısal buyruklarla donatılmışlık yalanı ve çağ ötesi krallaşmadır.
 
Şu çağda aynı kulvarda kol kola yürüyenlerin daha ilk fırsatta kıvrak manevralarına ve attığı pozlara tanık olundukça bu yönetme ve yönetilme zaafları hastalığına yakalanılmış olduğu hemen anlaşılıyor. Değişim derken devam eden zaafında dışında tanısı, yargısı, bulgusu besbelli acı gerçek…

Hiç yorum yok: