5 Mart 2018 Pazartesi

KADIN KİTABI

KADIN KİTABI

Homo Eractus’tan bu yana tam iki milyon yıldır kadının toplumsal alandaki statüsü hep aynı kalmıştır. Kitabın ana fikri kadının hepten dışlanması ve eşit birey olma çabası arasındaki gelgitlerdir ve insanlık tarihi ile aynı yaştadır. Yaklaşık yüz bin yıldır süren Homo Sapiens dönemi de evreni var eden kadını, toplumdan topluma ufak nüanslar gösterse de erkek kalıplarında değerlendirmiş. Yani kadın insanlığın yerleşik hayata geçtiğinden bugüne otuz bin yıldır dünyanın bir ucundan öteki ucuna ve de merkezine hep aynı acıları yaşamış, en yaşanmazları da uygarlık tarihi ile paylaşmıştır.

Kadın Kitabında yazdığına göre, uygarlık tarihine kadının perçinlendiği on bin yıldır, özellikle ilahi sayılan dinler yörüngesinde kadın iyice hırpalanmıştır. Yani tüm dinler insan hakları temelinde kadına hak ettiği değeri bir türlü sunamamıştır. Hatta evren ve dünyanın oluşumu bir yanda, bir yandan da yaratılış teorisi ile kadının toplumdaki yerini ikinci sınıf insan statüsüne çekmiştir. Dinsel armonide kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldı hurafesi binlerce yıldır akıllara nakşedilmiş. Cennetten kovulma yalanı kadın üzerine inşa edilmiş. Ve yaklaşık altı bin yıldır dinler sayesinde kadının toplumsal alandaki yeri eskiye göre daha da gerilemiş, geriletilmiştir.  

Ezelden beri yapıldığı gibi kutsal sayılan kitaplara ve semavi görülen dinlere uyan veya uydurulmaya çalışılan bir rol modelin kadına yüklenmesi insanlığın ilerlemesi ve gerilemesi ikilemidir. İklim değişikleridir. Kim nasıl açıklarsa açıklasın her dinsel inanç formatı kendine özgü ve sadece kendine ait kadın tipini yaratmıştır. Her din ve dini hiyerarşi de toplumsal hayatı kurup organize ederken aşırı cinsiyetçi davranmıştır. Yani bu günün deyimi ile cinsiyet ayrımcılığı hat safhada yapılmıştır.

Mitolojik öyküler de içeren dinler cinsiyetsiz tek tanrıya rağmen hangi efsaneye dayandırılırsa dayansın hep kadını dışlayan ve ezen bir fiziksel yapıyı öğütlemiştir, örgütlemiştir. İnsanın kadın veya erkek Tanrı suretinde yatıldığına inanılsa da yeryüzüne daima erkekler hükmetmiştir. Hatta kadına sahip olma bile kutsal bir armağanmışçasına erkeğe tanınmıştır.

Öyle veya böyle dört bin yıl öncesine dek varlığını sürdürebilen Ana tanrıça mitosu da tek Tanrının doğup büyümesi ile egemenliğini yavaş yavaş yitirmiştir. Garip bir tezat tır ki kadının sosyal yaşamda işleri ve rolü arttıkça saygınlığına el birliğince hep gölge düşürülmüştür. Bu binlerce yıllık dinler ve gelenekler kültürü ile dayatılan biyolojik ayrım son dinde de alabildiğine vardır. İşin doğrusu değişmesi gerekirken bin beş yüz yıldır kadın yine aynı rolü oynuyor, ayni acıları hissediyor.

Öncesi sonrası bir yana bugün aynı din özelinde de genel bir yargı oluşmuş, oluşturulmuştur. Kadın kitabında yazdığına göre bu yargı, öyle kolayca kabullenilesi yazgı değildir…

Hiç yorum yok: