26 Ocak 2017 Perşembe

EL ELE DÜŞMANLIK TARİHİ

EL ELE DÜŞMANLIK TARİHİ
 
Çok tuhaf bir olgudur yaşadıklarından ders almamak ve ders çıkarmamak. Ayrıca miras sahiplenmesi peşinde saftan güç devşirmeye çalışmak. Bu uğurda keskin düşüncelere dönüşebilecek sözlerden sakınmak gerekirdi hiç oralı olunmadı. Sakınılmadı. Kalender meşrep görüntüsüyle katı keskinlik duyguları törpüledi bitirdi.  Ruhsuzluk ve duygusuzluk yerleşti resetlenmiş akıllara. Ve rejime kadar dayanabilecek sapkın davranışları tetikledi o biçim değerlenme.
 
Zamanla tüm pervasızlıklar alışkanlığa dönüşürdü dönüştü. Değerler çökerdi başta moral değerler sıfırlandı çöktü. Peşi sıra elde ne kaldıysa ele alınacak sıfırlanacak gibi. Değişim hikâyesi bir yana karakter denilen şeydir değişen aslında. Sıfırlama metotları o kadar ustaca ortaya atılıyor ki sıfır isyan, sıfır muhalefet her şeye tamamen alışılmış. O beter böcek alışkanlıktan doğma, çıkma karakterler ise memleketin kişisel ve toplumsal kaderini belirleyecek şimdi.
 
Kağıttan laf gemisi yürütülürken çok dikkat edilmelidir düşmanlıkların tümünün el ele verişine. Sanki el ele düşmanlık tarihi yeniden yazılıyor. Bu el ele düşmanlıklar yeni yetme oyunlar yeni değil ki yaklaşık yüz yıllık aslında…
 
“ Bütün Türkiye düşmanlarının el ele vererek aleyhimizde durmadan ateşli bir şekilde çalışıp uğraşmaları din gayretiyle midir? Sınırlarımızda bitişik merkezlerde yuvalanarak hala Türkiye'yi yok etmek için ‘mukaddes ihtilal’ adı altında haydut çeteleri suikast tertipleri ile çılgınca aleyhimize çalışanların amaçları gerçekten mukaddes midir? Buna inanmak için gerçekten kara cahil ve koyu bir gafil olmak gerekir.
 
Müslümanları ve Türk Ulusunu bu kerteye düşmüş sanmak ve İslam dünyasının vicdan temizliğinden, ahlak ve karakterindeki incelikten alçakça ve canice amaçlar için yararlanmak yolunu tutmak artık o kadar kolay olmayacaktır. Küstahlığın da bir derecesi vardır.”
 
Tarih sahnesinde her millet için felaket günleri vardır. Tarihsel arenada bin bir türlü tehlikenin içinden geçip yeni bir sayfa açtığı da olur, kapattığı da. Ancak bugün hiç kimse tarihsel gerçeklerin doğrultusunda akıl yürütmüyor, yürümüyor. Tarih yalnızca siyasetin sıkıştığında başvurulan araç haline gelmiş, getirilmiştir. Ayrıca çok tuhaf yaklaşımlarla uydurma sözlerle, kaydırma tezlerle ben ettim olacak, ben yaptım sayılacak günlerinin içinden geçiyor memleket. Ya sevmesini ya itmesini ya gitmesini de bilemiyor. Bir merkezde yapılanıyor yapılandırılıyor tarifesi tayfası.
 
İdeolojik farklılıklarının dinsel ağırlıklı görülmesi ve kiliseleştirilmesi ile klişe bir mücadeleyle kilitleniyor millet. Birlik, dirlik, kardeşlik, dayanışma, reform denile söylene gelinen aşamada el ele düşmanlıklar bir bir sıralanıyor. Öyle ki boyunduruğa girmeye dünden hevesli gerici sapmalar tuhaf bir biçimde kendine zemin buluyor.
 
Bu kaygan zeminde yaklaşık yüz yıl öncekinden daha beter bir medeniyet ve demokrasi karşıtlığı var. Bu evrensel atışmanın ve çatışmanın en ütopik şekli kara cahil ve koyu gafil bir temeli var. Apayrı bir reçetesi var, o da yüz yıl önce tırnak içinde söylenmiş ve yazılmış. “…ve İslam dünyasının vicdan temizliğinden, ahlak ve karakterindeki incelikten alçakça ve canice amaçlar için yararlanmak yolunu tutmak artık o kadar kolay olmayacaktır. Küstahlığın da bir derecesi vardır.” Ne yazık ki tarihe mal olmuş el ele düşmanlık tarihini yok sayarak, duygu yoksunluğu ve yüzeysel öngörü ile kişisel ve toplumsal kaderler karanlığa ürüyor, yürüyor, yürütülüyor.
 
Milletin önüne çıkarılması gün sayan anayasa çıksın, milletten de geçsin gitsin anlaşılacak her şey. Bu kez on yıllardır attıkça atılan, yıkılsın cumhuriyet,  hepten değişsin memleket, sözde daha da demokratikleşsin çerçeveli her zamanki o tuhaf yalan sanki doğrulanacak.
 
Gün gelecek tarlaya düşmanlık eken yalanlar da el ele yalanlanacak…

Hiç yorum yok: