30 Ocak 2017 Pazartesi

PROTEST NOSTALJİ


 
Şu fakir ülkede solcu, devrimci, sosyal demokrat, yurtsever, sosyalist olmak yüzyıllardır başa bela. Son on yıllarda ise dine imana bakılmaksızın moskof gâvuru olmakla özdeş. Empati yapılmaksızın böyle özdeşleştirilmiş. Hala ayni tezgâh, ayni senaryo, ayni film. Bu garabet eşleştirme küllük eşeleyenlerin eşsiz marifeti. Geçen onca yıldan sonra bu günlerde yine protest nostalji kasetleri dinlemek ve muhalif kalmak yiğitlik hali. Hele daha bir protest olanları dinlemek ve en eskileri söylemek,  hala radikal en muhalif olmak cesaret işi.
 
Eskidendi elbette kaset devri, çoktan geçti bitti. Tak kaseti söylemleri de yok artık. Taka sara yıllarca içine edildi fakir dünyaların. Şimdiler de prim yapanlar ise daha bir fena sanki. Afaki fani şiirler, yanlı fanlı şarkılar ama hepten ilahi formatlı. Kulaklar sağır, gözler kör olunca çok şeyler değişti daha da değişir şu memlekette. Çok az zamanda çok geri gidişler halledildi. Halledilir. Yani çok işler başarıldı tersine düzüne. Ve yine kasetler sarılıyor, modern zamanlar ise gerisin geri ilerliyor. Hem de sabırsızca sorumsuzca.
 
Çok protest olmak neye yarar ki şu fakir memlekette. Hiç. Topluma yıllar önce sosyalizm okkalı nakşedilmiş, bu gün itibarıyla da pek değişen bir şey yok; “Sosyalizm ortak malların büsbütün zıttıdır. Ortak mal ne kadar iğrenç ise sosyalizm o kadar makbuldür. Sosyalizm Fransızca bir kelimedir ki cemiyeti beşer manasına olan sosyete kelimesinden türetilmiştir…” Eyvallah.
 
Düşkünlükten sıyrılma paralel zamanlarında düş çılgınlığı sarar beyinleri. Düşlerde başlayan bir bir gerçekleşir ve üretimi düşkünlük ile iğreti paslaşmalar türer. Tahta çıkıldığında, posta her oturulduğunda gelmiş geçmiş ganimetler şuursuzca yağmalanır. Baştan sağma tam yayılma başladığında tepsiler kızarır, kadayıfın altı yanar. Umursanmaz. Üretilmesi, üleşilmesi, bölüşülmesi, paylaşılması da, değişen zevkler ve hiç gerekmeyen şevkler de artık yarı yarıyadır. Zaten yıllar önce; “Fransız devrimi zengin, Bolşevik devrimi züğürt bir devrimdir…” diyerek yollar ayrılmıştır. Sonlara yakın ödünç adımlarla istikametsiz yürümek ise bir güzel modalaştırılmış. Böyle işliyor bu günlerde siyaset sistematiği. Millet Tanrısallığı simgeleştiren yaklaşımlarla dizayn edildi, ediliyor.
 
Unutulmamalı ki hangi kaset sarılırsa sarılsın hayalle gerçek arası bir merkezde gelenekler hiçe sayılır. Ve sanal mutluluğun bedeli çok ağır olur. İşin sınıfsal yüzü hiç görülmez, özü hiç kabul edilmez. Tüm sol değerler dışlanır. Kurtuluş şarktan da garptan da aransa, aranır ama bir türlü gelmez. Çünkü şarkın da garbın da dayattığı harptir. Sonrası takınılan tavır eğer evet ise “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” hayal olur, demokrasi ancak düşlerde görülür.
 
Protest nostalji kasetlerinde kayıtlıdır; bundan tam yüz yıl önce şu fakir memlekette mavi gömlekli emekçiler, boyunlarında kırmızı boyunbağları yakalarında kırmızı rozet işgal kuvvetlerine karşı, emperyalist işgali protesto ederek yürürler. Yürümüşlerdir. Kurmaca yazılar kanı kaynatır ama gerçek aynen böyledir. Yazı diyarıdır, vurgun yeridir ama tarih abartısız aynen böyle der. Ve tüm yükselişleri de iniş zamanları belirler. Vaatlerin tümü belki sırayla yerine gelir ama henüz son nokta koyulmamıştır. O da vakti saati koyulur.
 
Kırmızı üstüne yazılmıştır ilkler ve hala korkusuzca yazılır. Kaybetmişlikler de tescillenir. Ve Beynelmilel Marşı çalınır tüm protest girişimlerde, her eylemlilikte. Ve nostalji şarkılarının başında moskofluk saçmalığı çalınır kulaklara. Hariçten mızıkacılar ise savrulan siyasal havadan demlenir, nemlenir. Ve bildiriler bildirimsiz, kayıtlar muvazaalı, kayıplar meçhul, ölümler isimsizleşir neredeyse tüm hayatlar silikleşir.
 
Yıllar evvelden bellidir işin özeti “komünistler Moskova'ya…”  Zafer acıdır veya acıtır kalpleri. Devam eder adam harcamalar, durmadan asla rejimle bütünleşilmeyen harcanışlar. Zaten dev yangınlara cüce kıvılcımlar yeter de artar. Nice kıvılcımlar kapitalizme ve emperyalizme karşı her mücadeleye asli yoldur. Ama o yollar da gâvurlaştırılır. Bilim boşa ulaştırılır. Protestlik dinsiz sayılır, dinsizleştirilir. Hedef değiştirilir. Hele hele “Kapital” okumak şu fakir memlekette hala en kötülük vesilesidir…
 
Burçlar dengesiz bayraksız kaldığında, posterler yan yana tezgâhlanır. Us tezgâhlarına sunulur henüz manifestosu yazılmamış, yapılmamış mücadeleler. Protest nostalji şarkıları ile beslenir siyasal açlıklar. Kusursuz yaratılar teksir makinesi de kalmadığından, narin dallar kırılır. Aslında ne kitaplar var banyoda yakılmış, havalandırma boşluğuna bırakılmış. Çok eskilerde kaldı siyasal gözü karalık.
 
Bu günlerde tüm muameleler aletli jimnastik, ritmik aerobik. Haberler hiç de iç açıcı değil. Memleketin ömrü sona dayanmış. Ne sevinçler var unutulmayan. Ne yüce sevgiler, sevişmeler yaşanmış eksik gedik. Hiçte kalıcı değil yarınlara uzayan yarı buçuk paylaşım. İşte protesto buna ve o protest nostalji günlerinden kalma.
 
Şu fakir ülkede solcu, devrimci, sosyal demokrat, yurtsever, sosyalist olup, moskof gâvurundan sayılmak, görülmek başa bela olsa da zamanı geldiğinde unutulmuş bütün protest kasetlerini her seferinde başa sarar. Protestoların Allahını tetikler. Kazancı da semeresi ise sadece ölümsüzleşmektir.                       
 
Şu fakir ülkede on yıllardır moskof gâvuru olarak isimlendirilenlere de bu ölümsüzlük normu yeter. Yeter de artar…

Hiç yorum yok: