17 Mart 2017 Cuma

İKRA, İKRA, İKRA…

İKRA, İKRA, İKRA…
 
İkra’dan bugüne okumayı erteleyen, örten ve öteleyen bu coğrafyada, son on yıllarda ise ilahi emre hepten ilahi takılan bu memlekette okur yazar kıvamlı kılavuzlar gitgide yalnızlaşıyor. Mevcuda yabancılaşıyor…
 
İstatistiklere göre nüfusunun yalnızca binde biri kitap okuyan bu garip memleketin çoğalanları ve bileşenleri ise günden güne artıyor. Bu artanlar, artık değer peşinde yaklaşık altı saat televizyon izliyor. Yetinmeyip iki üç saatini de internete ayırıyor. Yani boşa zaman harcama kategorisinde nal topluyor memleket. Öyle ki bu ulemalığa ulananlar yılda altı doları bile kitaba ayırmayı çok görüyor.
 
Dolayısıyla okuyanı az kitabı bol şu mahir memleket yeryüzünün gözünü kitaptan sakınanlar sıralamasında yüzüncü sıraya doğru ilerliyor. Veya geriliyor. Geriledikçe gerilen toplumu kitaba yöneltmek ise gittikçe zorlaşıyor. Zaten kitabı dantelli bez torbalarda duvarlara, başuçlarına asan ve astığını huşu içinde izleyen ekolün dünyadaki tek temsilcisi bu millet.
 
İkra’sız, sadece kulaktan dolma kof bilgiler, safsata, dedikodu ve ispiyon kültürüyle gericileşiyor memleket. Geriledikçe görünürde her şeyi bilen, her konuda fikir sahibi olan bir böbürlenmeye akıyor fertler. Gelişen gerici, inkârcı ve isyancı sarmalında kitaplar ve kitap ekleri bile sollanıyor. Dertler sağduyulu çoğalıyor.
 
Koca memleketin iki bin civarındaki kütüphanesini öğrencilere etüt merkezi halinde işleten bir akıl sapına sahipliği de bir başka gerçek. Yetkin ve yetişkin akıl küpleri ise yıl boyu milyona yaklaşan kahve ve çay ocaklarında inatla akıl yarıştırıyor. Arada bir kuş sesiyle öten ve ayda ortalama iki yüz liraya yakın fatura tutarını ciesem şirketlerine kaptıran bir akıl dünyasına hapsolmuşluk ise beceri sanılıyor. Zümrenin durumu bu iken bu durumdan vazife çıkaranlar ise yalandan boş zamanlarımda kitap okurum itirafına sığınıyor. Tek okunan ise kaldıysa eğer ülkü takvimi yapraklarındaki tefrikalar.
 
İkra’dan bugüne lafta okudukça güçlenen şu fakir memleket sözde yeryüzünün en hatırı sayılır kitap bütçesine sahip. Memleket iki milyar dolarlık bir kitap pazarı yönetiyor. Lakin dörtte üçü okul ve eğitim kitapları. Yaklaşık iki bin yayınevi var altı bin civarında da kitap satan kitabevi. Ama yılda kişi başı kitaba ayrılan sadece çeyrek dolar.
 
Meydanlarda, mahallelerde, okul yakınlarında, sokak aralarında camında ve tabelasında kıraathane yazan açılımı okuma evleri olan yerlerde iskambil kartları okuyan erkek egemen bir topluma sahip bu garip memleket. Hal böyle olunca elbette kitaba, kitap eklerine rağbet edilmez. Hele hele toplam nüfusuna denk cep telefonu aboneliğini zorlayan memlekette sözde bilgiye ulaşmak kolayın da kolayıdır mantığı işliyor. Kitaba ne gerek var afrası tafralanıyor. Bu afra tafra ile de bolca taraftar toplanıyor.
 
Oysa kitaplar hayatın içine, aklın çeperine örülen kalın duvarları yıkar.  Kitap çağdaş dünyaya derinlemesine hitap eder. Okuyanlarına o derinliğin en incelikli değerlerini sunar. O yüzden korkulur kitaptan. Kitap okuyandan.
 
İkra’dan bugüne kitap dışı ikna ile evrilen, kitabı ve kitapları anlamayı erteleyen bir memlekette yavuzların anca binde biri kitaba düşkün. Bu düşkünlük sözün bittiği an ve yerde kitaba düştüğünde her bir şeyin gayesi olduğu anlaşılır. Kitap okumanın da. Ama iş işten geçmiş olur.
 
Tek çare ise iş işten geçmeden özellikle kitabın ortasından konuşmak için bile okumak, okumak, okumak… 

Hiç yorum yok: