5 Nisan 2021 Pazartesi

SON GÜN GELECEK…

 

SON GÜN GELECEK…

 

Geçmiş, gelmiş geçmiş. Geçmişimi öyle veya böyle seviyorum. Geleceğimi de. Övüneceğim ödülüm gecikmiş, olsun varsın. Ve sen değilmişsin o. Değil mi? Bilinmez. Anladım ki gün gelecek. Geldi de…

 

Ne dostluklar yaşadım ve ne dostluklar daha yaşayacağım ilerde. Nelere gebe bilsem dost gecelerim. Yine vınlayan gürültüsüyle cadde dibi temizleyen belediye aracı geçiyor. Bu belediye kimin? Hep mi? Değişmez mi hiç? değişir, değişti de…

 

Semt sakinleri ikinci uykusunda. Ben her gece eksik hikâyeleri tamamlamaya yatmışım. Sırlar sırım gibi işlemiş beynimi, sığ kıvrımlarda kıskıvrak dolaşıyorum. Sıcak düşlerde dolaştırılıyorum. Diğeri eksik kalmış olsa da hemencecik yepyeni bir hikâyeye dalıyorum. Hikayeme. O hüzünle donanmış hikâye benim hikayem. Hikâye benim. Seçim ve geçim mağduru dünyada, dünyalı.

 

Belki sende beni hatırlardın. Aynı gün aynı yolda aynı saat. Öğlen paydosunda işe dönüş anı. Ben sarhoşluğundan yeni ayılmıştın belki korktun, korktun. Ben çoktan kopmuştum. Sen yeniden kolik olmayı, müptelası olduğun zehir içine çöksün istemiyordun ya da. Bir başka hikâye beklentisi. Yarım yamalak ilk hamleyi bu kez benden bekledin belki. Bilemezdim ki benim kadar yalnız olduğunu. Arkanı sürmedim. Arkası yarın yargıladı belleğimi. Yalan değil ben de hepten korktum sanki.

 

Farkına vardın veya varmadın bilemem ama yel gibi uzaklaştın. Bir anlık gaflet kayboldun, sır oldun sır yıllarca. Soramadım hiç. Sor bakalım kendine, göz açıp kapayıncaya kaçtığın ben miydim? O gerçekten bensem eğer, tamamlanır pastel tablo. Ödülün bendim emin ol. Ödülüm ödümü patlatan yalnızlık. Köşe başını tutsan ve işmar etsen koşup gelecek kadar sensizdim oysa. Fakat ben de dondum kaldım. Donuk bir öğle sonrasıydı…

 

Her eskiyen yeni yıla, yeni güne hazırlanırken sokaklar yine aynı yerde. Aynı hikâyeye yemin ettim. Kendi kendime sormayacağım bir daha o soruyu. Ajandama da bir not düştüm, düşenin dostu olmaz. Karar verdim yılda bin kez yazacağım gün ortası ıssızlığıma. Çünkü dostum düştü, ben öldüm…

 

Atamın sevdiği bir Rumeli türküsünde geçer adım. Atamın öldüğü yaşta, geceleri seven bir yoldaş tutkusudur aldanışım, aldatışım, yıkılışım. Yenilgiler kervanında ağır yolcuyum. Yok desem kim inanacak ki, yol uzun. Pek beceremem ama kimi aldatacağım veya. Kuşatılmışım dört bir yandan, kuşkular akılımı büyütmüş, ciğerimi çürütmüşüm. Çalınmışım. dertlerimi satamam ki asla, al de alayım, at de atayım. Bir Laz türküsü söyler dostumun adını.

 

En yakın dostum otuz beşlik bir cam küre. Yüreğimde esen rüzgârı o durduracak soğuk esprilerle. Estirdiğin deli havayı artık o soluyacak. Onu da bırakmışım kendi haline. Halim, durulmak bilmeyen heyecanım yiğitçe yenilecek. arzum hırsım azalacak. Kim bilebilir ki sevdamı çiziktirdiğim kâğıtlar kimlere ait. Karartma günlükleri kimlerin çekmecesinde. Çektiklerim ağıt üstüne ağıt. Kırık vedalarla dilime dolaşan düş tiryakiliği, ne zaman bitecek? belli değil. Kırpık hayallenişler, kopuk kopuk havadisler hadi bitsin. Bitsin de çekip gidelim uzaklara. Ve ben ne zaman kazanacağım sorusuyla dost kalarak…

 

Kaç sabırlı ömür tüketir aklım bir bilsen. Içimde tek taraflı sızlayan gar kaçkınlığı. Yoldan çıkmış zarif kamelyada dinlenir umutlarım. Dil söyler, dinlence şölene döner. Ne latifelerle süslenir pembe damarlı eline dokunuşum. Damarlarımda gelmişini geçmişini sinkafıyla dolaşır kurşun gibi geceler. Gerdana değen dudağın başı döner. Başım döner. Hayat isimli garson kız tepside sunar, tükenmiş tüm ömürleri ve de tütsülenmiş yenileri. Öylesine seçerim, seçersin. Hepsinin içinden kendininkini. Ben seninkini. İçim sızlasa da seçerim, son ayni son…

 

İşte seçim o seçimdir ve çok gecikmiş görünse de son gün gelecek günü gelmiştir…

Hiç yorum yok: