5 Mart 2021 Cuma

LATİFE, LEYDİ LETAFET...

 

LATİFE, LEYDİ LETAFET...

Latife, karşısındakine ecnebi duygusu geçiren, milli, minyon, alaturka ve de alafranga bir genç hanımefendi. Lal, narin dal, ilk alev yalazı. Peçesiz tatlı bir yüz. Pelerinli bir kararlılık ve loş karanlık. Hoş ve sarhoşlatan bir hayal. Muzip ve hayran. Sessiz vurgun. Leydi letafet...

Sevdalık hale geçişin pişmanlığı yok asla. Aşka pir ve hayat dolu ve de neşeli…

Fikriye'nin tam zıttı Latife...

Latife, mükkem ve müstesna bir kimlik. Teklifsiz ve fütursuz bir neşe çağlayanı. Boynunda taşıdığı madalyonda, vaktiyle tehditlere, tevkiflere uğrayacağı bir fotoğraf. Herkesten gizli. Fransız gazetesi küpurundan kesilmiş yakışıklı sarı bir portre. Hayatı ikbal...

Tatlı zehir. Bal şeker. Kasıp kavuran bir hoşluk. Baştan sona zorluk ve boşluk yılları. Tek dert vatan. Tek gaye bağımsızlık...

Kaçanlar kaçarken büyük İzmir yangını çıkartmasaydı, yangın Başkomutanlık Karargahı'nı da vurmasaydı, Latife'nin ilk tanışma girişimi rüyalarda kalırdı. Yarenlik belki de başka bir yerde. Belki de hiç bir zaman. Ama öyle olmadı, Paşa kırmızı otomobile kuruldu ve Latife'nin aile köşküne doğru ilerledi. Karşıyaka'dan Göztepe'ye doğru...

Latife, Avrupalı bir genç kız edasında, ihtişamlı bir konakta canfeda sade ve cana yakın, heyecanla bekliyordu.

Balkon manzarası can yakan bir yangının kapı komşusuydu. Semayı kaplayan kızıllık, genç kızın kirpiklerini ıslatan bir kaç damla gözyaşına dönüştü. Oldu aktı. Mevcudiyetin dayanılmazlığı ve asrın saadeti denize taştı.

Gazi, mutlu ve memnun. Utkulu Latife en ufak bir dikkat kaybından bile huzursuz. Zarif jestlerin ardında gizlenen keskin bir profil. Sır yüklü. Alakalı görünmeyi içselleştirmiş bir haleti ruhiye. Takdire şayan bir münasiplik. İddialı bir intibaa...

İrtibat ala, inkişaf tamam da; "Peki ya Fikriye? Fikriye ne olacak?..."

Latife'nin çehresi değiştiğinde, dikleşen sesi pes vurduğunda ve gözlerini kısarak sorduğunda romantik Avrupalı femen kimliği havalarda uçuşuyor. Millilik resmen yok oluyor. Bir yanda Kocası olarak Gazi'ye hürmet, illaki hizmet yeteneğini sergileme fırsatı için tutuşuyor.

Paşa'nın sert görünümü ardında çarpan yumuşak kalbini yakalamayı arzuluyor. Ancak Gazi'yi yönetmeye, on yılların birikimi değişken ruh yapısını denetlemeye, salt kadınlığın, savruk dişiliğin yetmeyeceğini anlayamıyor. Çok bilinmeyenli bir denklem Gazi Paşa, çözemiyor...

En hafif çözülmede, geleneksel kültürün ağır basacağını ise hiç düşünemiyor...

Latife, uysal bir gelin olma karakteri taşımadığını, öyle bir karakter olmadığını hiç saklamadı. Sonsuz hayatta, sınırsız hevesler taşıdığını da. Tek rıhtım vardı, indi. Rahatlık veya rahatsızlık ihtimaller dahilinde...

Tek taraflı bir girişimdi. Ve tuttu. Latife, Gazi Paşa'nın Validesi ile çok yakından ilgilendi. Bir süre baktı da. İkircikli izin de işte bu arada çıktı. Ve Beyaz Köşk'de bir çay partisi ile Kemal'ine erişti Latife...

Kadınlar penceresinde Latife, çağdaş bir rol model oldu memlekete. Ancak Pembe Köşk'e protokol yerleştirme çabası tutmadı. İki yurt gezisindeki gereksiz kavga veya yersiz atışma, Latife'yi tarih sahnesinden çekilmek zorunda bıraktı.

Gazi çekildi, Latife çekildi. Çekidüzen verildi yeni hayatlara...

İki cümlelik bir son ve yalnız başına geçen upuzun bir ömür. Veya anılarla dopdolu kısacık bir hayat...

Birinci cümle; "Bu kız, benim Çakır Mustafa'mı değil, Mustafa Kemal Paşa'yı ister. Mal mülk ister gibi..."

İkinci ve son cümle; "Sükunetle İzmir'e gitmeye muvafakatini temin lazımdır..."

Cümlesine temenni dünyası işte. Ve temkin. Ve dahi tedbir. Tabi ki hayatı anlayana ve bilene. Kendini bilmezlere boş laf, Latife...

Hiç yorum yok: