23 Aralık 2020 Çarşamba

DOĞU BATI TÜRBÜLANSI

 DOĞU BATI TÜRBÜLANSI...

 

Binlerce yıldır batı doğu köprüsünde kuşatılmış mesajlar tellendirilir, kuşanılmış keskin palalar  sallanır. Fiyaka hep racon kesme üzerinedir. Eklemelerin, teklemelerin toplu değerlendirmesi ise bu yüzden sıfır tolerans. Her seferinde türbülans…

 

Ömrün son deminde kovitiye bulanmış şu yaşlı dünyada, batı ile doğu asla birleşmez, birleşemez denirken hafiften ısınma var. Hele vahşi batı ve uzakdoğu bir kenarda tutulursa hiç bütünleştirilemez savı güçlüyken, evrensel manada tek tip bir düzen kurulması bile var. Gerçi böyle bir dostane kurulum ve model kurmak adına bir canlı sentez artık ortada yok ama neden olmasın. Bu virüssel merkezli gidişle olamaz denilenler bir bakılmış olasılık dahilinde...

 

Çünkü koviti salgınıyla dalga boyu daha da açıldıkça mercek altına alınmış krizlerin tahlilleri doğru çıkmaz. Döviz üçe beşe katlanır. Reçetesi de ilaç şaşırtır. Aşı da ya bulunur ya bulunmaz. Toptan batış hali gelir dayanır...


Yıllardır batı-doğu çekişmesini ve beraberliğini arada köprü vazifesi gören her fakir memleket kendi penceresinden, perde arkasından izledi. Bakıldığında durum feci. Ama her faciada bir güzel birleşilir. Hemen günlük birliktelikler sağlanır, zamanla o birleşmeler de dünya zevatını tehdit eder.  Arada daima bir güven bunalımı, daima bir güven kaybı yaşanır. Yinede ortaklıklar tesis edilir... 

 

Bununla beraber aynı ortak bilinç, aynı ortak geçmiş olmasa da, ayrıca tarih, din, ahlak ve doğal haklara sahiplik farklı olsa da, ayrıştırma faaliyetleri durdurulur. Şimdi bu virüsi pastadan sebeplenilmesi gündemdeyken, elbette tarihte yaşanmış ortaklıkların bozulması, ortalığın kana bulanması tez unutulur. 


Hatta unutturulur. Durum bu olunca dini benzerliklerden dem vurulur. Büyük yıkımı kukla iktidarlar, sembol  hikayelerle önleyecek, kurgusal gerçeklik anında yaratılır. Ve isyankarlar, muhalifler inanılmaza, inanmaya zorlanır...

 

Batı-doğu yakınlaşması veya kavgası Atlantik ötesinin güdümünde emperyal güçlerin ve sıcak düşlerin kıskacında, zincirlerin kırılamayışıdır. Kovitiye endeksli kırılır. Kırılamadıkça doğu ile batının kavuşması çok uzun yıllar sonraya kalacakken,  koviti bahanesiyle yeniden yeni dostluklar güncellenir. 


Hele ki, işbirlikçi olgular olgunlaştıkça, her özgürleşme isteğini batıcı, her munis ideyide doğucu görüp gösterenler kısa zamanda çark eder. Özellikle din adamlarından sayılanlarla, limanı açık kentlerin ileri gelenleri yeni dünya ticareti üzerine birleşirler. Haliyle memleketin ticaret burjuvazisi, doğu batı demeden bölgesel birlikler kurar. İşlerine öyle geldiğinden her olayı kovitiye bağlayarak, mecburiyetten mevcudu kabullenirler. İçten içe, karşılıklı olarak batı-doğu düşmanlığı hissedilsede, her fırsatta beraberlikler körüklenir. Sınırların nerede başlayıp nerede biteceğine dair ve ne kadarına kim hâkim olacağı düşüncesi de koviti sonrasına ertelenir...

 

Zaten bütün dünyada mesele, doğu batı ekseninde türbulanstan sıyrılıp, ticaret burjuvazisi ile devlet oligarşisinin  meseleyi birlikte nasıl çözeceği meselesidir. Yarın ışıklı gölgeli karnaval havasında, arsız sesler yumağında bir dönüşüm beklemek yanılgı olur...

 

Batı ile doğu, kovitinin getirdiği sorunlar dahil tüm sorunlara edebi formda, dile ve belleğe yerleşebilir, hummalı inançları da def eden, yıllar yılı zihnin arka odalarına saklı planlarıntek tek açabilir. Barışçıl faaliyetlerde buluşmaya dek gidebilir yeni dünya düzeni. İşte o vakit batı ve doğu arasını sıkışmış, türlü hikayelerle günü kurtarma telaşındakiler, sarsıcı türbülanstan çıkar mı, onlara tolerans gösterilir mi? İşte orası muamma...


Çünkü koviti öncesine dek hep türbülanslardan beslenmişlik hali kemirir zihinleri. Koviti günlerinde ve sonrası, tam köprüyü geçerken geçmişte takınılan fiyaka ve kesilen raconlar akla takılır mı? Takılmasa bari...

Hiç yorum yok: