23 Mayıs 2019 Perşembe

19 MAYIS; ANTİEMPERYALİST RUH...

19 Mayıs 1919; çağın dönemin tüm olumsuzluklarına, ruhsuzlarına ve ruhsuzluklarına inat, tarihi ışıtan, tarihin karanlık yüzünü aydınlatan her millet evladının taşıması gereken antiemperyalist ruhtur…

İşte o ruhla bu gün dahi Karadeniz’e açılır yurtsever yürekler. Kalpler “Ya İstiklal Ya Ölüm” çarparak. Tam 100 yıl sonra bile işgal İstanbul’una yaşlı gözlerle bakıp tanrısal bir inançla tam bağımsız Türkiye'yi kuran en zor koşullarda “Geldikleri Gibi Giderler” diyebilen ölümsüz vatanseverlere öykünerek…

Öykü değil tarihsel gerçekliktir; 15 Mayıs 1919 günü Yunan İzmir’i istila eder. Ertesi gün 16 Mayısta Mustafa Kemal ‘Silik Mühürlü’ bir yetkilendirme elinde harab bir vapur ‘Bandırma’ ile İstanbul’dan Karadeniz’e açılır. On beş subayı, iki şifre memuru da yedeğindedir. Kırık dökük  Bandırma Karadeniz’in çılgın dalgalarına ve fırtınalarına zar zor dayanır. Sahil boyu, yalı boyu ağır aksak üç gün ilerlerler. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varılır.

Viran vapur, dört bir yanı işgal altındaki memlekete Samsun ahşap iskelesinin açıklarında “Kurtuluşu” demirler.

19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal’in liderliğinde ulusal direnişin, ayni çatıda toplanışın, Ulusal Kurtuluşun ve devamında devrimci bir yola ilerleyişin yedi düvele tescil ve ilan günüdür.

Mustafa Kemal ve emrindeki karargâhı anında işe koyulur. Böylece 19 Mayıs itibariyle üç yıl sürecek “Kurtuluş Savaşı” resmen başlatılır. Başlamıştır; memleket ve dünya tarihini, Tarihin emperyalist akışını kökten değiştirecek “Kutsal İsyan”...

Kara döngüden çıkışın resmidir “Kutsal Direniş”; 15 Mayıs 1919’da İzmir Karşıyaka’da Gazeteci Hasan Tahsin’in çaktığı ilk kurşunla sembolleşir. 16 Mayıs’ta Samsun’a demir alan Bandırma Vapuru ile netlik kazanır. 19 Mayıs’tan sonra artık kutsal isyandan milim sapma, geri adım yoktur. Yani Vatan sayılmış toprakların düşmanlardan arındırılmasını sağlayacak ‘Çılgın Türkler’in ‘Kutsal İsyan’ı o gün fiilen başlamıştır.

Sonuna kadar, o “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz”e kadar süren inanç ve kazanılan zafer antiemperyalist ruhta gizlidir. Anılarda belleklerde yer eden ise dillerde dualar ve mendil ıslatan sessizlikte iki sözcükten ibarettir; “Ya İstiklal ya Ölüm”…

Başka söz gerekmez. Cepheden cepheye ölümlere meydan okuyan, antiemperyalist ruh taşıyan tek ve ebedi Başkomutan'ın aynıyla beyanıdır;

“3. Ordu müfettişliği ki; müfettişi bendim. Karargâhımla Samsun’a çıkmış bulunuyordum. Doğrudan doğruya emrim altında olmak üzere iki kolordu vardı. Bu geniş yetkinin beni İstanbul’dan sürmek ve uzaklaştırmak gayesiyle Anadolu’ya gönderenler tarafından bana nasıl verilmiş olduğu garibinize gidebilir. Hemen ifade etmeliyim ki, onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler.

Ben bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki sahibi olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler.

O tarihte genelkurmayda bulunan ve benim amacımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular. Yetki konusuyla ilgili talimatı da ben yazdırdım.

Hatta Harbiye Nazırı bu talimatı okuduktan sonra, imzalamaya çekinmiş anlaşılır anlaşılmaz bir biçimde mühürlemiştir…”

İşte o 19 Mayıs 1919 ruhu tarihe ışık tutan ve ilelebet tutacak olan antiemperyalist ruh son yıllarda çok uluslu paralı gurkalar, safi kukla kuşaklar ve emperyalizme hizmet eden uşaklar tarafından çok hırpalandı. son dönemlerde ‘19 Mayıs’ın antiemperyalist ruhundan nasiplenmemiş, fesat gerici bir anlayış egemen kılındı. Kılsalar da yıkım uzun vadede tutmaz. Emperyalizm uşaklığı, büyük sermayeye kulluk zamanı gelince 19 Mayıs’ın antiemperyalist ruhuna teslim olur. Her türlü emperyal ayak oyunları ile koca memleketi çağdaş aydınlanma yolundan saptırmaya çalışanlar, vakit tamam olunca inceden inceye sellenir giderler. Sel gider kum kalır.

Bu arada hadleri zorlar biçimde havalandırılan, taçlandırılan, kulelendirilen, saraylandırılanların resmi bayramlar  başta diğer kleptomanlıkları tavan yapsa da, sahte tarih ve kutsal kitaplar üzerinden şahsi hırslar öne çıkarılsa da hiç bir zaman o yüzyıl öncesinin öncesine gerileyiş gerçekleşmez.

Asla gerçekleşmez ve olmaz. Çünkü millet yersiz, yurtsuz, yuvasız ve zor günlere yuvarlandığında Ata’dan emanet  ‘19 Mayısın antiemperyalist ruhu’ ile direnir.

Ve bu asil millet 100 yıl sonra bir 100 yıl daha  tarih sahnesinde tek yumruk var olmak için, yüz yıl önceki antiemperyalist ruhtan beslenerek  direnişe uyanır.

Gün doğdu hep uyandık...

Hiç yorum yok: