18 Nisan 2017 Salı

BU KİTAP OKUNMAZ

BU KİTAP OKUNMAZ 
 
Görüldü ki ayni topraklarda iki Türkiye olma çatlağını kimse doğru dürüst okumayacak, okuyamayacak. Okumak da istemiyor zaten. Ama çok yakında memleketin başına bu belayı açanlar birbirine düşerler. Sevinç kursaklarda kalır…  
 
Yazık, memleket ikiye bölünmüş kimsenin umurunda değil. Derdi değil. Anı, acı ve sevinçleri unutuşun kitabı yazılıyor. Herkes kıytırık işlerine bakıyor. Kimse direnmiyor. Ve ne yazık sonuç aynen böyle olmalıydı, doğrusu da buydu diye okunuyor. Sonra gitmek ve kalmak üzerine bir ömür kitaplar yazılır, yazılır ve gönül susar. Yazgı deyip geçilir yine.
 
Lakin bu öyle kolay yutulacak, yutturulacak lokma değil. Yeni ve eski yaşamlar üzerine sızar demli hikâyeler. Kitaplar kararır. Aynen böyle iki eşit parçaya denklenilir. Yani yeni Türkiye eski Türkiye hikâyeleri yazılır ortama. Okumaz yazmaz bir millet olmanın getirisidir bu diktaseverlik. Okumadan yine aldanır, aldatılır. Kandıkça kanar.
 
Kandırım ertesi amele yanığı yüzlerinden gurur duyanlar ile sıfırdan gelip zevkü sefa saltanat sürenlerin yarışı da başlar. Yakın tarih kitapları da o kapışmayı yazar, yazacak. Üst başlıklar Lale devri mi, şelale devri mi yoksa halk devrimi mi olacak işte bütün mesele bu.
 
Hatırladıkça unutmak üzerine kurgulanır hayat. Ama unutulmaz. Bir dilekçelik dilektir kurnazlık. Şark kurnazlığı. Çoğunluğun zekâsıyla oynamak ise milyonlarca milyon kere ayıptır ve dahi büyük günahtır. Çalmak. Mühür, kaşe, damga da neymiş çalgısı lastikli ağızlarda halledilir. Meseleler şiir gibi dizilir, mısralarla mislilenir. Karanlık dönemin vatan cephecilerine nazire yapanlarla yurtsever vatan bekçileri senaryosu bir güzel işlenir. Benzer işgüzarlıklara zamanın içinde nice notlar vardır. Saklıdır. Not dipnot olarak kitaplara geçer. Bütün eserleri kitaplıklarda toplar tarihçi. Nota gibi dipnotlar vardır kitabın rotasını belirleyen. Dibe vurmak korkusu ağır basınca nato mermerler rejimin içine dışına tenete yerleştirir. Eskisi de yenisi de geçer zamanın kısa tarihine. Şimdilik dibinin dibi dipnotta yazılıdır seçilmişliğin en şaibelisi. Sonra seçme yazılarla kitaplaşır.
 
Seçme yazılardır son yüzyıla damgasını vuran. Yazılar seçilip matbulaştırılınca madrabazlar, arabazlar cirit atamaz fazla. Ancak yazgı edebiyatı suya veya havaya yazıldıkça işin şekli de, boyutu da, rengi de değişir. Düş kırıklığını yazar sahtebazlıkla seçilmişler, düşüncesizce.
 
Düşünürlerin el yazmaları vardır. Yazılışı en özgün ve farklar yaratan. Kitap alfabesi kullanılmadığından onlar da pek okunmaz, okunamaz. Nerede o kadar genel kültür marifeti. Hele marifeti kanatsız evliyalardan bekleyen pergellenmiş, genelleşmiş ve aklı engellenmiş akıllılar el yazması da bakamaz. Abdestsiz elleyemez de. Ama dönme dolaplara dolapçı olurlar Allah’tan korkmadan, kuldan utanmadan…
 
Kitabın özünde ne kült hayaller, hikâyeler vardır. Unutuşun disiplinsizliğini kurcalayanlar unutulmadıkça, gerçeğe oturmadıkça yazılanlar balık hafızalı milletin detaylarda boğulması ile sonuçlanır. Kendiliğinden yazılan kitaplar vardır araba arakçıya kalmamış. Anlaşılır geç de olsa. Sonra cibiliyetsiz ciğersizlerce ciltlenir. Ve lebideryaya sunulur. Arsızca Akabe azınca kararır kitapların ön ve arka yüzü.
 
Bunca zamandır karanlığın en kara anında on milyonlarca ışık sızar gökyüzüne. Unutulmuş yarınlara. Ve bütün gözler ışıklarla parlar. En kalınından kitap gibidir her nüvesi her zirvesi. Bu kitaplar da okunmaz.
 
Bir buçuk milenyumdur en kutsal saydığını dahi hakkınca okumayan, okuduğunu anlamayan, okusa dahi işine geldiğince evirip çevirenlar bu garip guraba makaleleri mi okuyacak. Tek kazanç da işte bu okunmazlık aslında. Yoksa ne kelleler gidecek.
 
Öyleleri var ki dünya onlara dönüyor. Onlar gökyüzünün kitaplarına yanar, okuyamasa da layıkıyla anar. Gökyüzünün, yeryüzünün, yeraltının bilinen ve bilinmeyenlerinin Efendisi'nin kitabını nice okuyan var. Anlayan ve dahi gereğince okuyacak kalmamış. Yol yordam yok. Yok yoksul bu millet. Okumaz da okuyamaz da. Anlayamaz da. Sadece dinler, sessizce uyar ve tapılmayacağa tapınır.
 
Sonunu hiç merak etmedikçe en baştan ne kitaplar okundu farz edilir. Ama hiç okunmaz. Kendini manen ve maddeten kurtaracak o kutsalı dahi bibloya çevirenler, makalelerden oluşmuş bibliyografik soldan dalgalanmaları mı okuyacaklar. Sağa saplananlar, sığ suda yüzenler mi okuyacak ortadan iki çıkan tabloyu. Tablonun vahametini anlayacak. Okumazlar elbette.
 
Oysa okudukça, okundukça değişir dünya, gelişir ve ilerler. Böylesine çağdışı gerilemez. Ve ayni misakı millideki Türkiye ortadan ikiye bölünmez. Ama bölündü. Zatıalilerinin ve zer zatlarının sayelerinde.
 
Türkiye'yi ortadan ikiye bölen fay çatlağının yarınlarda neler getireceği yakında pek güzel anlaşılır.  O geç uyanışı da yakın tarih kitapları bir güzel yazar.
 
Bugün o tarihi kitabın ve tarihsel kitapların içeriğine bol kepçe katkıda bulunanlar da başka yollara salçalanır…

Hiç yorum yok: