8 Eylül 2020 Salı

UNUTKANLIK YOK

 UNUTKANLIK YOK...


Kara siyasetin unutulması olmaz. Hele ki kara siyasetin kara kutusu açıldığında. Açıkçası unutmak, unutkanlık başa püsküllü bela ise affetmek belki de bir yere kadar erdem. Sanki unutmak kolaylık çerçevesine mıhlanmak. Ancak asla unutulmayacak denli hadsiz edimler söz konusuysa elde var bir; unutmak belki ama affetmek asla. Elde var iki; hele aynı yerden bir daha bıçaklanmak hiçbir zaman. Ve aynılaşan bayağılaşan ihanetin birincisinden, ikincisinden veya silsilesinden kurtulmak için affetmek hiçbir zaman. Çünkü bir başka yaşam hakkı daha yok. Bir başka dünya da yok. Unutkanlık yok...


Durduk yerde aşkla bağlı olunan sistemi, aşka gelerek dağıtmak yıkmak, sonra da affedilmeyi ve unutulmasını istemek aynı istikrar paketi değil. Uğrağı belli iğreti istismar affedildiğinde bile unutulmuyorsa, unutulsa da affedilmiyorsa ve dahi pişmanlık da yoksa kökten yok etmek gerek kangreni. Kan donduran sorunu baştan def etmek. Baştan, en başından beri ufka dağılan utanmazlığı inceden bertaraf etmek. Dağlanırsa dağlansın yara, yeter ki dağılsın kötü hava...


Unutulmamalı ki düşman her yerde. Hatta en yakında. Düşman hattı kan bağı, can bağı uzaklığında. Hattın tam ortasından delinmesi de uzak yakın bir zamanda verilecek en doğru yanıt. Tam da unutuldu zannedildiği bir anda. Belki de zorunlu bir erken seçimle, tarihi bir tercihle. Elbette her şeyin zamanı vardır ve vakit gelir dayanır... 


Hamurda varsa eğer dostdoğruluk ve maya bozuk değilse, fırtınaları yönetme yeteneği ve heybetli dimdik duruş kaabiliyeti mutlaka güncellenir. Yeniden doğar, doğrulur ve durulur zaman yolcusu...


Her haliyle her şey bir zaman mekan meselesi. Harlı anılar ansızın yakalar yakadan, afetin fetbazları zehirli günlere uyanır. En afili sanılan günde, fenalık fettanlarının topu yeni gündemle karşılaşır. Oluru, olduğu olacağı da budur zinhar...


Yani unutmaya ve affetmeye ilişkin tek soru; tamam dön arkanı git ama bir an dön  ve arkana bak. Değer mi? Ne için neleri yıktığına ve vazgeçtiğine. Ve neler dururken neleri tercih ettiğine sorusudur. Nazım ölçüsüyle neleri kaybettin? 


Haliyle sorulara yanıt bulmak zordur. Doğru yanıt ise mümkünsüz. Çünkü mükemmeliyet, cibilliyet ister...


Kör siyasetin mükemmel hamasilerinden, yeter yetmez demeden atanların, atarlanarak varı yoğu satanların, apışıp nutku tutulanların, tumturaklı görünen suni yaklaşımları da asla unutulmaz. Dert üstüne dert...


Derdo nakaratıyla erdemli davranıldıkça, kişilik sınırını ihlaller de başlar. İlahi tedbir gecikince, emanete ihanet eğilimi azar. Yani azar azar karakuyu sona yaklaşılır. Çünkü Allahsızlık pik yapmıştır. İmanın göstergesidir alın terini hiçe saymamamak ve din gereğidir emanete hıyanete uzak durmak. Dertsiz tasasız kapılanılmıştır...


Bu köhne kapıda bir kerelik kanun delmeyle bir şey olmaz vasıfsızlığı sirayet eder bünyeye. Her ne pahasına olursa olsun zaaf tekrarı ve tavizler her türlü tepkilere karşın birbirini izler. Sanki sonsuza dek sürmeyecekmiş sanılır dava. Kahpe düzende hepten güven kaybettirici tavırla, tehlikeye tedbirsiz davranarak devasa yıkıma karışanların akıl ve ekol sapmasıdır manzarayı daha da karartan. Kararlılığı kıran. Oysa sonsuza dek sürer dava, sonsuza dek tutulur hesap, hem de sonsuzluğun aklıyla...


İşte o nedenle unutmak affetmek değildir. Affetmiş görünmek de hezeyanla beklenen unutkanlığı getirmez. Anımsanır daima, iki dünyada da zarar ziyan, çoban çiyan...


Diğer yandan hiçbir kanıt ve kayıt vardan yok yoktan var edilemez. Varolan ebediyen kaybolmaz. Sadece tarih sıra dizili kutularda bekler gün yüzüne çıkmayı. Çünkü başlarken söz vardı, yazı sonradan geldi. Gel gör ki, sözünü yiyenlerin yazgısı da olmaz...


Değil mi ki? unutulanların ve anımsananların hepsi, herkesin hayattan ders alması için. Birileri sahneye girerler ve çıkarlar. O kadar ama temsil devam eder. Terki diyar, terki hayatla yüzleşilir kaç perde ise temsil. Kaç kısım temsili birden ihanet ve hısım budanması. Temsilde ve teşbihte hata olmaz. Dava bir başka dünyaya bırakılmaz. Koyu kırmızı bir çığlık yırtar karanlığı ve kara toprak yarılır. Topuna tek lahit ve yekpare granit kapak. Dava biter, hesap kapanır...


Dünyada hırla hırsla, gırla kurulan her türlü düzen bir gün bozulur. Her icat yeni icadı tetikler. Her alet gelişir. Eskiyen yıkılır. Önemli olan nasıl olsa bir gün unutulur deyip, kendi kendini bozmamaktır. Tuğla tuğla tuğralananı, yazı tura atarak yıkmamaktır. İşte bu asla affedilmez. Hiç unutulmaz. Zalim zevat çivit mavisi gökyüzüne çivilenir ve sükunetle beklenir. Çünkü affetmek Allah'a mahsustur mahyası minareler arasına çoktan asılmıştır...


Asalet siyaset karartmasıyla her mahlede siren sesleri. Kulaklarda maharetli çınlamalar. Tene değen soğuk kurşuni bir rüzgar. Cana değen parlak çelikten vınlamalar. Ve paslı demir aksamlı kapı sürgüsü. Çile çekilir. Ve sürgün verir yediveren. Ve affetmenin erdem olduğu tek kerelik de olsa unutulur. Unutkanlık püsküllü bela...


Başa gelen çekilir ama unutulmaz, körpe umutlara çökenler affedilmez. Çünkü bir başka Dünya yok. Bir başka hayat belki. Yok...

Hiç yorum yok: