30 Ocak 2015 Cuma

ŞİİR ÇİZGİSİ...



ALTIN RENKLİ ÇİZGİ

Altı yıl var altın renk çizgiyi geçip
Devrimin beşiğinde önsözü okuyalı
Dalgalanan pankartlarda çocuksuluğumu
Erken yaşlandım besbelli çok erken
Yeğlediğim buluşmalar ziyaretçi tutkusundan
Manifestosunu çok geç yazdım aşkın
Kavganın kimi ise genç yaşta
Hapse yenik düşünce mayıs başları
Çepeçevre altın varaklı duvar yazıları
Katına ne girişimler sürdürdüm bilsen
Tüm izlerin silinmiş
angaryalar omzumda silindir
Kaygılı bir sürgünde ömrüm
Kayıplardayım yitik zamanlarda
En ücra köşesinde konforun eksikliğinde
Yaşanmışlıklarım var nicesi avucumda
Sonsuzluğu ölçüyorum ellerimde beynim
Ödeyemeyeceğim borç yükü altındayım
Nefesim bedava
Göz görebildiğince zenginlik adatısı yontusu
Kırsalda bir kıvılcım çaktığında sakince
Kaç yıl var acıyla geçmiş saymadım sayamadım
Yer kabuğu sancıyla çatlar
Sensiz bensiz yarsız
Ayaklarım ayaklandı çekincesiz,
Çotanaksız çötensiz
Dalgalanan al bayrakta orak çekiç
Len yoldaş in ovalara dağlara yayıl
O vakit hevesle doğacak kızıl güneş
Öpecek dudağından altın renk çizgiyi seçip
Devrimin eşiğinde öncesi sonrası dalgalı deniz
İyi ki hayatıma girmiş pankart çocuksuluğu
 
 
CAN PARAMPARÇA
 
Paramparça bedeni,
Can paramparça
Şarapnel parçaları ile civara dağılmış umut
Evlerin damında, balkonlarda meraklı gözlerde.
Gözlüğü ve kalemi kırık hatıra.
Duman tütüyor kitapların açılan kapağından
Gözyaşı sel olmuş,
Karadeniz de heyelan ki heyelan.
Karnesi iyi çocuklar huzursuzca uyuyorlar pencerelerde
Yarım yamalak dalgınlıklar siliniyor perdede.
Göz önünde gözler seyiriyor,
acı haber var yolcu!
Koskoca ateş topuna döndü, ayarsız zaman
Cehennem yer yüzüne indi,
Melek meleği kucakladı cennete taşıdı
Kontağı çevirten de ce tipi ameriko yapımı cinayet
Cinayet ki en babasından
Mumcunun yarım asırlık mumu uğursuzca söndürüldü
Uzaktan kumanda kahpelik vurdu sırtından.
Susturamazsan ortadan kaldıracaksın meçhullüğü
İleride bir Memleket
Memlekette yer yerinden oynadı ama
Asırlık çınarlara bir devrik delikanlı daha eklendi.
Vitesi boşa alındı yerli dünyanın,
Gözler dolu dolu, doldu boşaldı, doldu.
Beden parça parça yedi kat göğe savruldu,
Tanrı elini uzattı tuttu elinden,
Kuru karanfile can üfledi
Kıpkırmızı idi Canan yeşillendi
Tek parçaydı bedeni nur…
 
 
                         YAĞMURLUK
 
                          Duvardaki paslı çiviye asılı kırıp döktüğüm hayat.
                          Sarı yağmurluğun tam yanına
                          Sıcak küllerinden doğuyor benliğim,
                          Sıska gövdem kocaman koltukta bir avuç köz.
                          Kucağımda okşadığım gök gürültüsü
                          kül rengi dağlar
                          hendekte ölmemiş, siyah beyaz resimdeki o mavi göz                  
                          Kaç yıl önceydi? 
                          Nice yıl geçmiş ışıklar kırılalı,
                          Yenibaştan acı,
                           izleri hala derin ve yakıcı
                           baştan sağma baş sallamalar açmazı balyoz gibi,
                           günler çıkmazında sarsıcı.
                          boğazını sıktığım kader ölmemiş,
                          soluğu zehirli sarmaşık.
                          sırılsıklam dünya, göğe çivilenmiş yağmur
                          dinmiyor sabahlara yağan ıstırap.
                          ölüm penceresindeki perde sensin,
                          beni kayırdın benden benliğimden
                          aynalara gizlediğim binlerce insan rastlantısı kayıp.
                          günlerce ne telefon, ne o, ne bu, suur kapalı
                           ne sen kaldın aklımda ne de
                         asıldığım gün artık sesini de duyamayacağım.
                          suspus olmuş günler devrilmiş çamura, batağa
                          o melun paslı çivide takılı kayıp
                          kayıp hayatım  
                          sarımsı yağmurluğun. tam yanında…
 
 
OSAMET AGAN…
 
Dağlarına yeni yıl yağmış,
Köyümün kentimin
Bembeyaz ve bir başka güzel pamuksu
Sımsıcak ve özel.
Korkmadan sevgiyi yazarken orada
ayaz da ormanda
Utanmamışlığın ocağında bal ormanı yanmış
Ve bir küçük ahşap, ev
önemli yarınlarda mihrinev
unutkanlıktan sakınım
Bomboş ama alabildiğince istif istif.
Dağlarına yeni yıl yağmış,
Köyümün, kentimin, mahlemin, meftamın başına
Bembeyaz ve bir başka güzel nurumsu
Sımsıcak ve özel.
Sarsmadan aksu da yüzen kara yazgıyı
Bi başka nurlu ve ay aydın tertemiz.
Gül ağacında üç yeni yıl filizlenmiş saygıyla,
Gözlerini köyümün kestaneliğine açmış bahar.
Dallarına yeni yıl tünemiş düşüncelerimin,
Kenarı yırtık bir resmin esas duruşuyla.
Bi fındık kabuğu dolusu yalnızlık baş köşede
Bir Ocak günü lapa lapa  yağmış dağlarıma yeni yıl.
İkiçiftsıfırüçlemelere uğramadan geçmiş
sahte ölümlere takılmadan.
Damarlarımı mühürlemiş köyümün muhtarı,
Bir garip imza atılmış erkenden hepimiz için.
Köyümün kentimin, Dağlarına mahlemin meftamın başına
yeni yıl yağmış en insansı.

VASİYETDİR

 

Bu sana vasiyetim.
Kitaplığım, çekmecelerim, yazdıklarım ve
Ve cebimde ne çıkarsa senin
İşin Fihristimi açık isimlerle yazdım,
Şifresiz kodsuz
Sırayla ara arkadaşlarımı,

kendini bilirsin
Sen ikincisin, abin, sen ve ablan
Bilmem kim hakkın rahmetine dersin
Kavuştu evet  kavuştu
Ve siz arkadaşı olmalısınız
Veya her neyse bir yerden bir tanıdık, dost
Hakkınızı helal edin uyarınca temennilerle
Helal edilmese de kızma, ben de bilirsin
Cenazesi yok, tıp fakültesine bahşedildi, Çapa’ ya
Arta kalanları memleketine,
Giresin içeri, gir gir
Yok yok merasim falan yok öyle,
bilinesi türden yas da
Babasının değil ama anasının köyüne belki
Çünkü mezarlıkları genişmiş, çam ağaçlı falan
Senin görevin de burada bitti,
sağolasın kardeşim
Bir metrekarelik toprakta arsız kavga
Bükten yer alınmaya, tapu verilmeyesi yalandan
Ölüm, yüzümde silik anılar tavlı canlı kanlı
Sırayla değil mi, arada bir hakkınca
Sektirdiğin kurşunlar adına
Ardına bakmadan yiğitçe ölünesi

Cebinde ne çıkarsa vasiyetim
Bu bana çekinmeyeceğin vasiyetindir…
 

AÇIM VE GÜNEŞ VE YAĞMUR VAR

Açım ve yağmur var
Açım ve yağmur yağıyor.
Farkında olmadığım muziplikler
yüreğimde ölürken seninle cumalar
Zihnimde yanaklarına renk veren kirletilmişlik büyüsü.
Mırıldanıyorum
yağmalandıkça nefesler.
Değdikçe dik kafalılığın kırmızısı akla
Bürünmüşüm aşkın zor beğenisine
Çıplak sesler duyuyorum
karataş döşeli doruklarda.
Soluğum tutuluyor,
diz üstü tırmanışların iç çekişinden
Epey uzaklarda
göremeyip de hissedilen yalvarışlarda var
Kışkırtıcı karanlık fırıldak gibi
dönüşlerde damla damla düşler
Midemde bozuk gökgürültüsü
ve ezeli ıslaklıklar
Kollarım iki yana düşmüş yarı gecede,
çıngıraklı yalnızlık başköşede
Acıklı türküler söyler diller,
gözler kapalı açık gönüller
Gizli kapısını tokmakladığım uzak düşler
böcek sevişmesi hırslı
Sırt sırta vermiş sağlıklı bedenler
Aşk çıkmazındalar.
Buz saçan rüzgarlara sığındıkça
kanatlanır ömür.
Avcuna düştüğüm kocamış beden kök saldı içime
İnce incir dallarında,
en uçtaki taze meyveye uzanıyorum, korkulu
Senin yaprağın altında bağışlanmaz kaygılar yaşadım
tepeden inmelikti indik
İyi ki yaşadım sende seni,
arayışın girdabına takılıp kalmadan.
Savrulduğum müzik ilke atılmış imza,
başyapıt, başeser kalem yazdığınca
Güvenle tazelediğim kaçışlar
deniz aşırı hiçliğe övgüdür, adanmışlıktır.
Dönemecine kıvrıldığım bitkinlik aldanması
akan suya tekdüze dalıştır.
Erdikçe eresi geliyor her uzanışın
ballı tılsımından bal
Farkına varamadığım musikişinaslık
yüreğimde canlanırken anılar
Açım ve güneş ağlıyor.
Anladım geç de olsa takvimi
Açım ve güneş var

Hiç yorum yok: