12 Ocak 2015 Pazartesi

KIRMIZIYA DOLANMAK VE KURMACA DİNE ALDANMAK…

KIRMIZIYA DOLANMAK VE KURMACA DİNE ALDANMAK…

Yer yuvarlağında toprağa düşen tohum ürün vermedikçe öğrenir, unutur tekrar öğrenir, özler insan ve özlenir insanlık. Güneş sisteminin gaz toz bulutlarından oluştuğuna, olduğuna koşut, dalınıp gidilir ufka…
Dalıp gitmek var şimdi özel ve özlenen anışların sıcağına ama içine girilen girdap, ortasına düşülen kaos izin vermez. Üst başlığı, paragrafları örselenmiş anlatımlarla kırmızıya dolanmak, kurulmuş dine aldanmamak var şimdi ama kafadan kapılmalarla gerilen empati yapma duygusu peşimizi bırakmaz.
Karakterli veya karakteristik çözümlemelerin, karaktersizlikten mütevellit çözülmelerin bazı kavramlar daraltıldığında bile anlaşılmadığı, bilimsel anıların da işe yaramayışları görülür. Görüldükçe de ufka dalışlar manasızlaşır. İnsanı zenginleştirici analitik deneyler, denemeler de bir hiç olur. Ayrıca analitik düşünceyle kökten değişecek ne varsa zaman durur, değişmezlerin ve hiç dönüşmemesi gerekenlerin ise boynu vurulur. Değişim tamamen düşünce ötesi ve düşünülenin tam aksine yapmacık manevi boyutta seyreder. Bu sahte seyirlikte içi boşalan, boşalmayan tüm kavramları anmak, tartışmak büyük risk taşır ve acayip lüks kaçar.
Zaten balon söndükçe neşeler kaçar ve halim selimlik rafa kalkar, harem selamlık raftan iner. Selam sabah kesilir, işlere bakılır. İcabında zımnen söylenecekler bile kırıp geçirme babında apaçık yüzlere vurulur. Ve kırılan, kırılgan, kıran yüzlerde ve mermerimsi duygusuz yüzeylerde hiçbir nur ışımaz, gün ışığı dahi ışımaz. Ve yanlışların üzerini çizmek doğru olsa da yanlışları yüze vuranların yanlışları ve yanılgıları çizgilerdeki kırıklığı artırır. Öylesine bir kısır döngüdür ki başlatılan daima doğruları savunanların üstü çizilir kırmızı kırmızı.
Kırmızıya dolanmak korkusundan, hiçbir şeyden çekmediler kırmızıdan çektikleri kadar diye başlayan alışılagelmiş bir repliktir baş tacı edilen. Ve öyle cümlelerle kırmızıya dalıp gitmek vardır ki şimdi, bu dincilik ecinniliğinde, kızıllığa dolanmak yas değil haslıktır ezelden ebede. Hem de son istasyonda saklanan harikulade öyküler bile akıl kapısını açacak veya aralayacak kadar öz güvenli değil ise.
Evrimler dizisinin en temel armağanı yirmi bin yıl önce öyküleştiğinde zararlı doğa koşulları ile savaşarak var olmak gelişti.  İnsan yaşamı ve uygarlığın denklemini tabiatla çözdü. Ancak çevresini de geliştirip kontrol altında tutmaya başlayınca bu tanrısal krallık çöktü. Bakırın, tuncun, demirin ve bilumum element ve metallerin hayata hakimiyetine bile aklı yettiğince hükmetti. Her şeye hükmetti, her şeyle harbetti tek bir şeye gücü yetmedi insanlığın. Yeryuvarlağının, evrimlerin ve insanların bir tek şeye gücü kuvveti yetmedi, üstesinden gelemedi. Dinlere ve din savaşlarına hep boyun büktü yaşlı dünya ve yaşayanları…
Yer çatladığında toprağa düşen tohum beklendiğince ürün vermedikçe sil baştan öğrenir, unuttuklarını da öğrenir, özler insan ve özlenir adamlık ile insanlık. Güneş sisteminin ve galaksilerin gaz toz bulutlarından ve Tanrı parçacıklarından oluştuğuna olduğuna koşut dalınıp gidilir ufka ve ufuk ötesine…
Ismarlama inançlar ve dinler durağında nafile bekleyişler sürerken ıslanmış ilahicilerin ve ıslak ilahilerin dinsel motif ayrıcalığına erişkinliklerinin de şakaya gelir yanı yoktur. Vardır yoktur başka mesele ama dinsel nazireler yaparak yapağılamalarına yağlanmalarına yürekler dayanmaz. Onlara bunlara dalıp gitmeden yaşamak zamanı şimdi. Yani şimdi yine kırmızıya dolanmak lazım ve yüce dini alçaltan kul icadı varyasyonlara aldanmamak var işin aslında, kitabında. Yalanlar dolanlar matbaasında basılan ve insana doğalmış dedirten dini masallara ve oval heyecanlara da gelmemek var musafında gerçeğinde. Bilen bilmeyen, duyan duymayan isyanda ama tüm dağılmış sözlere ve savlara ayni notasal baskı var. Gözlemlenen o ki, güfteler Allah’ına kadar farklı, beste ayni telden.
Dile kolay ısmarlama mezhepler ve uydurma dinler garındaki korsanlık ve gargara teröristyanlık dünya çapında tüm barış yürüyüşlerine ve yitenlere saygı duruşlarına ilham kaynağı olmuş. Hala yani uydurma martaval geziniyor uydularda. Diğer ilahi dinler her çıkmazda kendilerini haklı çıkaracak yöntemleri bulur ve uygularlar. Ama en son geldiğiyle övünülen ve öykünülen o muhteşem ilahiselliği beş paraya kelle avcılığında harcamak hangi akla hangi dine hizmettir anlaşılmaz. Bu kaosta bağrı yanık aydınların hesabına ise Fransız kalmayanları için kısa bir mola düştü. Hangi modda, modalaştırılmış ise de çağı tersine işleten bu dini garabet modası it dalaşına devam ettikçe yazık oluyor yüce dini dilden ve kalpten tasdiklemişlere. Dinler tarihi belki de böyle bir kurmaca inançlılık, kurban alma meraklısı dincilik ve imana aykırı mezhepçilik  görmedi görmeyecek.
Hiçbir şeyden korkmadılar kırmızıdan korktukları kadar ama ısmarlama dinler yapbozundan oyuncaklar buldular, maşalar türevlediler. Demek ki son peronda gözlere o hep saklanan perde inmiş ve amaç perdelenmiş gözlere havada asılı duran şölen sofralarını indirmekmiş meğer. İçkisi ise maalesef kan kırmızıya çalar renk tonunda olan ve ölen öldürenlere mahsus. Dünyanın sonu değil elbette ama bu kıyam ve kıyımlar ile bir kez hırs doğmuş tepelere, kin bürümüş gönülleri ve korku dağları bekliyor din, iman, mezhep adına ve namına.
Yeryüzünde toprağa düşen tohum gerektiğince ürün verdikçe öğrenir, öğrendikçe unutur, tekrardan öğrenir ve özler insan insanlığını. Özlenir insanlık. Özlenir çünkü dini, imanı, mezhebi bir yana insan insan olmaktan çıkınca her yol mubahtır taraflara. Ve artık hamur teknesinde ekmek hamuru mayalanmaz.
Aynı hamurdan değiliz asla, kırmızıya dolanmak, dindar kalmak ve kurmaca dine aldanmamaktır hamurumuzun tuzu, suyu, mayası, onların ki ise kan…






Hiç yorum yok: