BİAT DEMOKRASİSİ, İTAAT TEOKRASİSİ…
Demokrasinin içi boşaltılıp özüne zıt kaymalarla sözde ileri demokrasi gerileştirmesi yerleştirildikçe bozuldu her şey. Özellikle son yıllarda. Ve biat demokrasisi işlemeye başladı. Ve itaat debiyatı da işlenmeye başlandı. İşin buralara itaat teokrasisine geleceğini hiç kimseler anlayamadı, bilemedi, öğrenemedi değil elbette. Biline biline bu hale gelindi.
On yıllardır açıktan açığa biat ve itaat çerçevesinde cemaat, dergâh, sohbet, kurs, hadis sohbetleri denile denile bin bir mahrem uygulamalarla şu garip memleketin insanları değiştirildi, devşirildi…
Tasavvuf boyutunda geleneksel medresecilik, geleneksel din ve radikal dini açılımlarla beslenen biat ve itaat politikası güçlendikçe güçlendirildi. Memleket, bölge, kıta ve dünya ikiye bölündü. Ortadan ikiye temelli dini tavsiye, şartlama ve bilgilendirmeler ile kemikleşen beyinler ortaya çıktı. İki cihanda din ve din dışındakiler katmanları oluşturuldu.
İş çevrelerinden siyasete, ticaretten politikaya, öncelikle sıradan mümin insanlar din yoluyla iletken, birbirine sorgusuz itaat ve biat yöntemi ile geliştirilen köhne anlayışa köle edildi. Bugünler o bilinçle çürük-sağlam temelli hazırlandı. İlerde yazılacak dönem araştırma kitaplarında hiç umulmadık kişilerin kime, kimlere itaat ettiği biat ettiği bir bir yer alacak.
Biat edenlere demokrasi, itaat edenlere din kardeşliği, etmeyenlere faşizm dayatması ve dinsiz yakıştırması nasıl gerçekleştirilmiş açık açık görülecek. Biat imtihanından geçenlerin bir anda nasıl ve nerelere kadar yükseldiği yükseltildiği de anlaşılacak. Biraz demokrasi biraz itaat ve tam teokrasi yoluyla yıldızların nasıl parlatıldığı da öğrenilecek. Dizi film alışkanlığında nasıl bir film çekilmiş kasarak izlenecek. Biat sektörünün nasıl yaratıldığı ortaya çıkacak.
Biat sisteminin dinsel seremoniler halinde nasıl yaygınlaştığı ve önemsendiği geliştirildiği satır satır okunacak. Biat düzeni nasıl oluşturulmuş görmeyen kalmayacak. Sayfa sayfa safhalandırılacak sıfatlandırılacak. Bu karanlık gölgeli düzenin her şeyi kendine merkez alan bir kibrin sonucu olduğuna hiç kuşku kalmayacak…
Aslında trilyonluk rakamlara alınan ve satılan dinsel bir armoni bu biat demokrasisi ve itaat teokrasisi önüne gelenin biat etmesi ve ettirilmesi ile de olmaz sadece. Her şart ve koşulda kesin itaat şart. Bu biat tipi demokrasi ve itaat teokrasisi her iki taraf için bedeli belli, yığınla ucu açık beklentileri de olan bir durum. Biat demokrasisi parası olanın parayla, olmayanın iş ve yetki sahibi olarak kullandığı itaate dayalı bir sektör.
Biat kültürü paraya dönüşen tatlı yaşama değişen bir yabancılaşma. Garip gurebalar veya gençler için de her yol mubah görülen teokratik bir adet. Biat et yol al, ara yolu geç sınıf atla modeli. Aracına haracına itaatkâr hizmet dünyası. Bir lokma bir hırka nefis terbiyesi ile çıkılan bu zorlu teokratik yol biat piyasası ile kolaylaştırılıyor. Ve şeriat, tarikat, marifet, hilafet, saltanat, hakikat kavramları yalan yanlışa dolanıyor. Zaten tarihin her kesitinde olduğu gibi her yanlış iş zamanla çarşafa dolanır.
Biat düzeni içinde yolu açılanlar, itaat sektörüne kapılanlar gün gelir kıyıdan öyle bir açılır ki itaat teokrasisi, biat demokrasisi derken kara dalgalar çok kısa zamanda biat faşizmine dönüşebilir.
O dönüşüm ki hiç kimsenin arzuladığı, arzulayacağı değildir…
18 Ocak 2017 Çarşamba
16 Ocak 2017 Pazartesi
KARLI GÖRÜNTÜ
KARLI GÖRÜNTÜ
Görüntüler buz mavisikarla karışık bir akşamüstü yalnızlığındayım sanki
karma karışık.
Hatıraların zemini kaygan.
Anımsıyorum…
Anıların sıcağında
Deniz kabuklarından bir şato yaptım sana
her tanesinden başka bir fısıltı
bin bir çağıltı.
Rengarenk parlak çakıl taşlarından odaları
pencereleri dar
fenerinde kirli sarı bir ışık.
Şavkında altınsı deniz kumundan beşik
ve kara bir çocuk.
Gel haydi gülüm çabuk gel
buzul çağından kristal ölümlerle
dalga dalga dağılan deniz gibi
lacivert kara
düş ocağıma.
Deniz yosunu ocağımda düşlerim yanıyor.
En vazgeçilmez düşler kuralım senle
üşenmeden kar kürüyelim hayatın damından.
Kabarsın deniz, çatlasın toprak, erisin buzlar
Deniz kabuklarından şato kalsın ayakta
ve çakıl taşından odalar.
Uzak mı uzak bir limanda bekliyorum seni
yanı başımda karadeniz
ve kızaran dalgalardan sakınan kara çocuk.
Amele yanığı aklımla
karlı görüntüleri tarıyorum.
Bir görünüyorsun bin kayboluyorsun.
Ve gaz kestim sahil boyu,
yol yol özlüyorum derin gökyüzünü.
Deniz gibi dalga dalga dağıl
lacivert kara dol
düş ocağıma.
Deniz kumundan bir şato yaptım sana
Deniz kabuklarından ocağında
düşlerimin al beşik çatılı evi ısınıyor.
Yanmadan.
Dışarıya buz mavisi görüntüler yağıyor
karla karışık
bıçak gibi kesiyor
yaktıkça yakıyor…
POLİTİKA; ÖYLE BİR KISIR DÖNGÜDÜR Kİ…
POLİTİKA; ÖYLE BİR KISIR DÖNGÜDÜR Kİ…
Politika öyle bir kısır döngüdür ki; bir zaman gelir geçmişte karşı çıkılanların hiç birine karşı çıkılmaz, bizzat harfiyen uygulanır…
Yani en karşı durulanlar bile, burunlar kaf dağında en küflü küplerden çıkarılır, en popülist yaklaşımlarla süslenir, püslenir ve pazarlanır. İşler, güçler, şirketler, yatırımlar, ticari figürler, gazeteler, televizyonlar hatta siyasi fikirler piyasası ansızın el değiştir, yön ve irtifa kaybeder. Açıkça telaffuz edilmese de sanki istenen de odur. Tek amaç paraya sahip olmak ve paraya hükmetmek denilebilir. Her daim hükümete tek elden, tek ağızdan sahip olmak ve iktidarı kaybetmemek için son fırsat söylenebilir.
Politika öyle bir kısır döngüdür ki; bu akçalı hüküm içinde yatmak, kalkmak ve bir sabah silkelenip hiç akla gelmeyenleri birdirbir yapmak şarttır…
Yüksek ulvi değerlerden saha, tam saha pres veya para zoru ile uzaklaşıldığında ve ne pahasına olduğu besbelli küçülmeye başlandığında üleştirme başlar. Önce çalışma ofislerindeki tablolar değişir. Sonra prensiplerden vazgeçilir. Ve devlet saraylarının bahçelerinde sığırtmaçlık başlar. Sağırlaştırıcı atmosfere hiç aldırmadan el mahkûm göz gardiyan emir komuta zinciri takip edilir. Saadet zinciri kurulur ve biat kültürü işlemeye başlar.
Politika öyle bir kısır döngüdür ki; her darboğazda iş bilenin kılıç kuşananın becerisiyle her türlü sorumluluktan yırtma ve sıyırma sanatıdır.
Bu siyasanat deryasında her çeşit enstrüman dibine kadar kullanılır. Dini politikaya aracı kılmak bile katlanarak mubahlaştırılır. Ne haramdır ne de günahtır bu mübalağalar. Çünkü dünün çulsuz mücahitleri bugünün sınırsız zenginlemiş ve zenginleşen hitleri olunca muhteşem manzaralı palaslara sığamazlar elbette. Politikadaki palas pandıras yükselişin getirisidir bu günler. Hem yandaşları hem yandan çarklı politikacıları da şımartır o yükselen yıldızlardan olmak ve zenginleşmek. Bazen hazmedilmez derecede aşırılık aşk edilir. O şımarıklık acabaları çoğaltsa da, içinde ucubelikleri gizlese de keşke tavında dövülür. Danışıklı dövüş zamanla bir kısır döngüye dönüşür. Açıkça denir denmez ama gizliden için için sorulur; bu hızlı ilerleyiş ve bolluk, hangi boşluktan veya hangi borçluluktan. Veya neyin ne kadarlık karşılığıdır politika ve politikacılardaki bu kısırlaşma.
Politika kısır döngüye kapılsa da kapılmasa da öyle bir reyting aracıdır ki tüm kullanılan aracıları yok ederken, bütün yararlanılan araçları kendiliğinden kutsar, kutsallaştırır…
Kutsal kısırlık hin akılla kin akıtarak dengini bulur. Ve durduk yerde devletin başına kendi kendini yıkacak kingini hazırlar. Yaraşanını yatkınını yaratır. Renkler de ringlerde ona, o kinge göre hazırlanır. Hangi darbeyi alsa savuşturur. Gardı düşer gardenlerden nefeslenir. Ve simgelenen tragedya git yahu cinsinden içinde öyle ucuz komplo teorileri barındırır ki kamuoyuna yansıdığı yansıtıldığı an anında gerçekler değişir. Ama yansıtılmaz, yanlı davranılır. Kingten yana klikleşilir.
Politika öyle bir kısır döngüdür ki; gün gelir geçmişte sallananların tamamı unutulur, savlananların hiç birinden utanılmaz, ne dendiyse hilafsız hiç eksiksiz harfiyen uygulanır, yasak avlanılmaya asla karşı çıkılmaz…
Gerçek olduğu da olmadığı da tartışmalı ne kadar temelsiz ayrıntı varsa niteliğe değil de niceliğe dayandırılıp gerçek denir. Nitelikli insanlarla sürdürülebilecek gerçek politika ağırdan incelikle yozlaştırılır, buzlaştırılır, yobazlaştırılır. Ülkü de mülkü de kalmaz, mülkün temeli tek bir kişiye bağlanır. Kısırlaştırılan politika tek şeye hizmet etmeye başlar. Gerçi bu asar, kasar, keser politika, politika dışındakilere pahalıya patlar ama kader denir geçiştirilir.
Politika öyle bir döngüdür ki; kısıtlı sayıda kurgusal komplodan da beslenmeyince iyice kısırlaşır…
Kısık ateşte pişirilenler politikadan geçinenlere de geçinemeyenlere de ortak kap, çelik kapı aralar. Salvo sağanağından nasıl kurtulunur, sapağı nerededir, sacayağı nerede, kapağı nereden alınır belli olmayan bir labirente dalınır. Niçinsiz bir hiçleşmeye dolanılır. Artık içinden politika akan veya içine politika akan dalgınlık bellidir bu kısırlıkta. Bu kasırgada politika değil belki ama politikacılar, belki de politikacılar değil ama güdülen politika yalan dolanla ikiz kardeştir. Kısır döngü bu ikiz kardeşlerin didişmesiyle doğrulanır. Tahrifat arttıkça tarihi fark artar ve paralı dizgi pehlivan tefrikalarıyla, ağdalı paragraflarla bezenen bir moda ve bilinir koda dönüştürülür politika arenası.
Politika öyle böyle değil bir kısır döngüdür ki, aklanmak denize uzak kesimlerde kolay denize yakın kesimlerde ise keskindir ve bol virajlıdır…
Uçurumun dibini öpmeye yakın politika öyle büyük bir ikramiyedir ki kimine amorti kimine morti yapıştırır. Neyin ne zaman olacağı da hiç belli olmaz. Zaten politika topluma piyango usulü politikacıları serpiştirince yaygın görüş hakkıydı hak ettiydi olur. Hak geldi batıl zail oldu diyenler de martavalda başı çeker.
Politikacılık öyle bir şeydir ki politikanın sihirli sopası değen, dolar etkisiyle eskiyi de unutur geleceğini de unutur. Memleketi de unutur milleti de uyutur. Çoğunun geleceği de pek yoktur, çoğunun gelecekten umudu da pek yoktur. O yüzden aklınca bugünü hakkıyla yaşar, batıla set vurur, halka ve hakka sığınırlar. Her şeyi kendilerinde hak görür, herkesi de kendilerine teba sayarlar. Tabi olarak da herkesi kendilerine uymaya, kendilerine hak vermeye zorunlu kılarlar.
Politika öyle böyle değil, acayip bir kısır döngüdür ki içine düşüldüğünde uydurur uygular, kazanır coşar ama zehrin zerkine bir türlü doyulmaz…
Hala hazır da yaşanmakta olan kısır döngüden nasıl çıkılacağı, çıkılıp çıkılamayacağı, kimin kazanıp kazanmayacağı hiç de belli değil. Politikacılar koşar, coşar ama sonuç sıfır da olabilir. İleride bu gün yapılanların nasıl görüneceği, geleceğin ne kadar karartıldığı veya karatılmadığı ile doğru orantılıdır. Bazen en karanlıkta en önemsiz görülenler ölümsüzleşir. Çünkü gerçek hayat hiç de ultra gökdelenlerden görülen gibi değildir. Saray bahçelerinde hazır ve nazır kılınan, kafayı kuma gömüp sinsice güdülen, çok güçlü sanılan politikalar da hayata dişini geçiremez bazen.
Politika öyle böyle değil, öyle acayip bir kısır döngüdür ki; an gelir politikacılar da şaşar veya kendini aşar, kırk yılda bir kez de olsa doğruyu bulur…
Politika öyle bir kısır döngüdür ki; bir zaman gelir geçmişte karşı çıkılanların hiç birine karşı çıkılmaz, bizzat harfiyen uygulanır…
Yani en karşı durulanlar bile, burunlar kaf dağında en küflü küplerden çıkarılır, en popülist yaklaşımlarla süslenir, püslenir ve pazarlanır. İşler, güçler, şirketler, yatırımlar, ticari figürler, gazeteler, televizyonlar hatta siyasi fikirler piyasası ansızın el değiştir, yön ve irtifa kaybeder. Açıkça telaffuz edilmese de sanki istenen de odur. Tek amaç paraya sahip olmak ve paraya hükmetmek denilebilir. Her daim hükümete tek elden, tek ağızdan sahip olmak ve iktidarı kaybetmemek için son fırsat söylenebilir.
Politika öyle bir kısır döngüdür ki; bu akçalı hüküm içinde yatmak, kalkmak ve bir sabah silkelenip hiç akla gelmeyenleri birdirbir yapmak şarttır…
Yüksek ulvi değerlerden saha, tam saha pres veya para zoru ile uzaklaşıldığında ve ne pahasına olduğu besbelli küçülmeye başlandığında üleştirme başlar. Önce çalışma ofislerindeki tablolar değişir. Sonra prensiplerden vazgeçilir. Ve devlet saraylarının bahçelerinde sığırtmaçlık başlar. Sağırlaştırıcı atmosfere hiç aldırmadan el mahkûm göz gardiyan emir komuta zinciri takip edilir. Saadet zinciri kurulur ve biat kültürü işlemeye başlar.
Politika öyle bir kısır döngüdür ki; her darboğazda iş bilenin kılıç kuşananın becerisiyle her türlü sorumluluktan yırtma ve sıyırma sanatıdır.
Bu siyasanat deryasında her çeşit enstrüman dibine kadar kullanılır. Dini politikaya aracı kılmak bile katlanarak mubahlaştırılır. Ne haramdır ne de günahtır bu mübalağalar. Çünkü dünün çulsuz mücahitleri bugünün sınırsız zenginlemiş ve zenginleşen hitleri olunca muhteşem manzaralı palaslara sığamazlar elbette. Politikadaki palas pandıras yükselişin getirisidir bu günler. Hem yandaşları hem yandan çarklı politikacıları da şımartır o yükselen yıldızlardan olmak ve zenginleşmek. Bazen hazmedilmez derecede aşırılık aşk edilir. O şımarıklık acabaları çoğaltsa da, içinde ucubelikleri gizlese de keşke tavında dövülür. Danışıklı dövüş zamanla bir kısır döngüye dönüşür. Açıkça denir denmez ama gizliden için için sorulur; bu hızlı ilerleyiş ve bolluk, hangi boşluktan veya hangi borçluluktan. Veya neyin ne kadarlık karşılığıdır politika ve politikacılardaki bu kısırlaşma.
Politika kısır döngüye kapılsa da kapılmasa da öyle bir reyting aracıdır ki tüm kullanılan aracıları yok ederken, bütün yararlanılan araçları kendiliğinden kutsar, kutsallaştırır…
Kutsal kısırlık hin akılla kin akıtarak dengini bulur. Ve durduk yerde devletin başına kendi kendini yıkacak kingini hazırlar. Yaraşanını yatkınını yaratır. Renkler de ringlerde ona, o kinge göre hazırlanır. Hangi darbeyi alsa savuşturur. Gardı düşer gardenlerden nefeslenir. Ve simgelenen tragedya git yahu cinsinden içinde öyle ucuz komplo teorileri barındırır ki kamuoyuna yansıdığı yansıtıldığı an anında gerçekler değişir. Ama yansıtılmaz, yanlı davranılır. Kingten yana klikleşilir.
Politika öyle bir kısır döngüdür ki; gün gelir geçmişte sallananların tamamı unutulur, savlananların hiç birinden utanılmaz, ne dendiyse hilafsız hiç eksiksiz harfiyen uygulanır, yasak avlanılmaya asla karşı çıkılmaz…
Gerçek olduğu da olmadığı da tartışmalı ne kadar temelsiz ayrıntı varsa niteliğe değil de niceliğe dayandırılıp gerçek denir. Nitelikli insanlarla sürdürülebilecek gerçek politika ağırdan incelikle yozlaştırılır, buzlaştırılır, yobazlaştırılır. Ülkü de mülkü de kalmaz, mülkün temeli tek bir kişiye bağlanır. Kısırlaştırılan politika tek şeye hizmet etmeye başlar. Gerçi bu asar, kasar, keser politika, politika dışındakilere pahalıya patlar ama kader denir geçiştirilir.
Politika öyle bir döngüdür ki; kısıtlı sayıda kurgusal komplodan da beslenmeyince iyice kısırlaşır…
Kısık ateşte pişirilenler politikadan geçinenlere de geçinemeyenlere de ortak kap, çelik kapı aralar. Salvo sağanağından nasıl kurtulunur, sapağı nerededir, sacayağı nerede, kapağı nereden alınır belli olmayan bir labirente dalınır. Niçinsiz bir hiçleşmeye dolanılır. Artık içinden politika akan veya içine politika akan dalgınlık bellidir bu kısırlıkta. Bu kasırgada politika değil belki ama politikacılar, belki de politikacılar değil ama güdülen politika yalan dolanla ikiz kardeştir. Kısır döngü bu ikiz kardeşlerin didişmesiyle doğrulanır. Tahrifat arttıkça tarihi fark artar ve paralı dizgi pehlivan tefrikalarıyla, ağdalı paragraflarla bezenen bir moda ve bilinir koda dönüştürülür politika arenası.
Politika öyle böyle değil bir kısır döngüdür ki, aklanmak denize uzak kesimlerde kolay denize yakın kesimlerde ise keskindir ve bol virajlıdır…
Uçurumun dibini öpmeye yakın politika öyle büyük bir ikramiyedir ki kimine amorti kimine morti yapıştırır. Neyin ne zaman olacağı da hiç belli olmaz. Zaten politika topluma piyango usulü politikacıları serpiştirince yaygın görüş hakkıydı hak ettiydi olur. Hak geldi batıl zail oldu diyenler de martavalda başı çeker.
Politikacılık öyle bir şeydir ki politikanın sihirli sopası değen, dolar etkisiyle eskiyi de unutur geleceğini de unutur. Memleketi de unutur milleti de uyutur. Çoğunun geleceği de pek yoktur, çoğunun gelecekten umudu da pek yoktur. O yüzden aklınca bugünü hakkıyla yaşar, batıla set vurur, halka ve hakka sığınırlar. Her şeyi kendilerinde hak görür, herkesi de kendilerine teba sayarlar. Tabi olarak da herkesi kendilerine uymaya, kendilerine hak vermeye zorunlu kılarlar.
Politika öyle böyle değil, acayip bir kısır döngüdür ki içine düşüldüğünde uydurur uygular, kazanır coşar ama zehrin zerkine bir türlü doyulmaz…
Hala hazır da yaşanmakta olan kısır döngüden nasıl çıkılacağı, çıkılıp çıkılamayacağı, kimin kazanıp kazanmayacağı hiç de belli değil. Politikacılar koşar, coşar ama sonuç sıfır da olabilir. İleride bu gün yapılanların nasıl görüneceği, geleceğin ne kadar karartıldığı veya karatılmadığı ile doğru orantılıdır. Bazen en karanlıkta en önemsiz görülenler ölümsüzleşir. Çünkü gerçek hayat hiç de ultra gökdelenlerden görülen gibi değildir. Saray bahçelerinde hazır ve nazır kılınan, kafayı kuma gömüp sinsice güdülen, çok güçlü sanılan politikalar da hayata dişini geçiremez bazen.
Politika öyle böyle değil, öyle acayip bir kısır döngüdür ki; an gelir politikacılar da şaşar veya kendini aşar, kırk yılda bir kez de olsa doğruyu bulur…
13 Ocak 2017 Cuma
SİYASETİN SİHRİ; DOLAR…
SİYASETİN SİHRİ; DOLAR…
Unutmamak gerekir ki; siyaset dolara endeksli bir sihir bir illüzyondur.
Doları yönlendiren egemen sermaye iktidar erkinin zayıfladığı tüm memleketlerde yaptığı gibi şartları bir bir oluşturur. Siyaseten en uygun zamanı bekler. Ya da beklemez zemin hazırlar. Zemin kayganlaşınca da doları tepe yaptırır, dolar tepe yapar. Şok vuruş sonrası dolar dere tepe düz gidince siyaset elbette dip yapar. Siyasi irade zayıfladıkça zayıflar. Zayıflamış siyasi irade uyguladığı ekonomik modelle doların yükselişine bir türlü önlem alamaz, günlük çareler dahi bulamaz. Teslim bayrağını çeker.
İşte şu fakir memleket tam da bu halde veya o hale yakın. Mevcut iktidar beyaz bayrağı çekmek yerine hiç sebep yokken sebepsiz yere meclis yeter sayısına güvenerek yeni maceralara girişti. Ocağı ateşledi. İçte ve dışta içler acısı bin bir sorun varken, ekonomi iyice rayından çıkmışken kötüye gidişi düzeltecek adam, istenen adam işte budur can simidine yapıştı. Bozan ile borazan birbirine karıştırıldı. Ancak yine de ortalık durulmaz. Sadece sur ve kur savaşlarında dolara karşı tarihi yenilgi tescillenir.
Yani envaiçeşit siyasi pazarlama yöntemleri kullanılarak on küsur yıldır işi tek tabanca götüren ve yüzüne gözüne bulaştıranlara dolara endeksli yeni bir siyaset kapısı ardına kadar aralanmaya çalışılıyor...
On on beş gün sonra yeni bir siyasi kapı jargonuyla birbiri ardına oyunlar sahnelenir artık. Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı analizinin tersine yeni köye eski adet adam bulunur bulunmasına da seçilir mi seçilmez mi muamma. Ayrıca her şeyleri yaparken yetkisizliği unutulmuşçasına yetkileri artmalı, artırılmalı noktasında faturanın on yıllardır bir türlü uzlaşılmayan rejime çıkarılması saçma. Muhakkak nisan yağmurlarına dek saçma sapan yakıştırmalarla sistemle cebelleşmeye de tavan yaptırılır. Ve Milletin gözü oraya buraya derken, bu yeni anayasacı kavgaya kitlenir.
İşte siyasal bilimin sihri de mührü de budur. Oyu kapan dolara endeksli siyaset kapanını hemen kurar…
Acayip bir aldırmazlık çarkı kurulmuş, millet feleğin eline bırakılmış. İki arada bir derede mucize beklenmeye başlanmış. Bağışıklık sistemleri çökmüşçesine ‘Bazen mucizelere inanılabilir ama mucizelerden büyük beklenti içinde olmak, sadece ona bel bağlamak olmaz’ gerçeğine gözler kulaklar tıkanmış. Kısa zaman içinde el verip bel bağlandıkça diyetin de kısa sürede bir güzel ödeneceği hiç akla getirilmiyor.
On yıllardır memleketi yozlaştıran sisteme ve bu aşırı yobazlaşmaya yabancılaşmanın ürünü bir durumdur bu dolara endeksli siyasetçi yaşamları. Ayrıca toplumsal yaşamda yıllardır aksayan gidişata ses çıkarmayan kimler varsa makbul sayılmış muhterem ilan edilmiş. Öyle veya böyle ses çıkaranlar karşı duranların ise durum vaziyetleri ve başlarına gelenler belli. Yine de dikensiz gül bahçesinde on yıllardır sürülen saltanatın da bir sonu olacaktır elbet.
İşte dolara endeksli siyasetin sihri de illüzyonu da bu son günlere çökmüştür. Hala din iman edebiyatı yapılarak, iman kuvvetiyle son bir hamle peşine düşülmesi de ondandır.
O yüzden susmak pusmak gözden ırak gönülden ırak olmak anlamına gelmez. Çünkü hareketli günler başladığında ilk onların ipi çekilir. Deneyimler onu gösterir ki dolara endeksli siyaset, yıkıma en yakından en yanındakinden başlar. Çünkü beraber yürünmüştür yağan yağmurda. Sivil toplumun anında politize olması polisiye tedbirlerle önlenebilir belki ama dolar yine de yerinde saymaz.
Zaten sayım suyum, önüm arkam düşman atmosferinde, şu olağanüstü hal günlerinde seçim yapmakta güç. Geçim yapmakta güç. Ama her seçim öncesinde yapılan yaptırılan kamuoyu anketlerinden asla vazgeçilmez. Çünkü dolara endeksli siyaset sihrinin en temel parçasıdır şu illüzyonist anketler. Son yıllardaki en büyük hokkabazlık numarası bu kamuoyu değerlendirmeleridir. Ve yıllardır topluma bu dolara endeksli anketör hareketleriyle yön tayin ediliyor. Algı operasyonları düzenleniyor. Şimdi dibe vuran dolara endeksli siyaset son kozunu oynarken bu anket şirketleri yine devreye girer. Sokulur.
Şirketlerin güvenirliği ve inandırıcılığı birkaç puanlık yanılmalarla eski seçim sonuçları ile pekiştirilir. İstenilenin tersine sonuçlar açıklayanlar ise dolar duvarına çarparlar. Ve çıkmış dolar bülbülleri onlar anketlerinde yanılıyorlar ey necip millet sizi de yanıltıyorlar diye şakıtılır. Veya dolara endeksli şakirtlerce sebebi belli şeklinde yalanlarla toplum hazırlanır. Çemberin dışındakiler siyasetin dolara endeksli bir sihir illüzyon olduğunu anlatsalar da nafile. Çünkü mevcut siyaset dolara endeksli bir yanılma, sihir, illüzyon ve seçimler de maazallah hile karıştırılabilir tercihtir.
Zaten seçimlere hile karışsa da, karışmasa da istenilen sonuç arzu edilmeyen netice gerçekleşince seçimler erkene dahi alınmaz, tez elden yenilenir. İşte siyasetin olmaz ise olmaz asıl illüzyonu burada gizlidir. Dolara endeksli öyle bir mekanizma kurulmalı ki her türlü enstrüman kullanılarak dahi iktidarın borazanı öttürülemeyince hemen devreye giriversin. Ordusu borusu bir yana erken seçim beklemek yerine seçimleri yenileme erki elde tutulsun. Şimdiye kadar bu mertebeye getirilen durumlarda milletin onayı gerekiyordu. Son düzlükte istenen millet o mertebeye devşirilmeden iki dudak arasında bitmeli her şey. Yani çok istenen adam sonucu beğenmedim yeniden seçim dediğinde, dediğine harfiyen uyan bir toplum olsa da bu şart devreden çıkarılmalı.
Çünkü on yıllardır izlenen dolara endeksli siyasetin sihri, illüzyonu istenen adam ile istenen toplumu bulmuş buluşturmuş olması. O yüzden dolar on küsur hamlede üçe beşe katlamış ahali gayet memnun. Hali bin beter kılı kıpırdamıyor asla. Hal böyle olunca yeter mi yetmez elbette.
Çünkü siyaset dolara endeksli bir sihir illüzyondur. Öncelikle psikolojik savaşın kazanılması için sınırsız güçlere sahip olmak şarttır. Herkesin kendine özgü bir değerlendirmesi, değerlemesi olabilir. Ancak tek bir değerleme geçerli kılınmalıdır. O da bütünü görmeden, meselenin özüne inmeden üstünkörü tek bir sebebe bağlamaktır memleketi. Yani yeni bir anayasa gereklidir. Çok istenilen adama uyan veya uydurulması lazım gelen yeni bir sistem gerekir. Yani sistem değişikliği veya rejim değişikliği şartıdır geçirilmek istenen.
Birilerinin tepesinin tasını attıran egosal tasarının görüşülmesi bile doları azdıran, doları yöneten egemen güçleri de şehvetlendiren bir yola girdi…
Şu fakir ülkenin dolara endeksli siyaseti ve dolara tutsak siyasileri memleketin geçmişine geleceğine hiç aldırmadan madde madde açıktan açığa ve cesaretle onaylıyor yeni düzeni. Artık top yekûn meclisten geçip geldiğinde kendisini millet oylayacak.
Ancak unutulmamalı. Ve çok kısa zaman evvel o çok istenen adamın direktifiyle milletin elindeki kefenlik cenazelik birikimi dolarlar da doları yöneten egemen güçlerin kasasına girdi.
Kim ne derse desin isterse mabuduna savunsun ama şu son yılların siyaseti gerçekten dolara endeksli bir sihir bir illüzyon...
Unutmamak gerekir ki; siyaset dolara endeksli bir sihir bir illüzyondur.
Doları yönlendiren egemen sermaye iktidar erkinin zayıfladığı tüm memleketlerde yaptığı gibi şartları bir bir oluşturur. Siyaseten en uygun zamanı bekler. Ya da beklemez zemin hazırlar. Zemin kayganlaşınca da doları tepe yaptırır, dolar tepe yapar. Şok vuruş sonrası dolar dere tepe düz gidince siyaset elbette dip yapar. Siyasi irade zayıfladıkça zayıflar. Zayıflamış siyasi irade uyguladığı ekonomik modelle doların yükselişine bir türlü önlem alamaz, günlük çareler dahi bulamaz. Teslim bayrağını çeker.
İşte şu fakir memleket tam da bu halde veya o hale yakın. Mevcut iktidar beyaz bayrağı çekmek yerine hiç sebep yokken sebepsiz yere meclis yeter sayısına güvenerek yeni maceralara girişti. Ocağı ateşledi. İçte ve dışta içler acısı bin bir sorun varken, ekonomi iyice rayından çıkmışken kötüye gidişi düzeltecek adam, istenen adam işte budur can simidine yapıştı. Bozan ile borazan birbirine karıştırıldı. Ancak yine de ortalık durulmaz. Sadece sur ve kur savaşlarında dolara karşı tarihi yenilgi tescillenir.
Yani envaiçeşit siyasi pazarlama yöntemleri kullanılarak on küsur yıldır işi tek tabanca götüren ve yüzüne gözüne bulaştıranlara dolara endeksli yeni bir siyaset kapısı ardına kadar aralanmaya çalışılıyor...
On on beş gün sonra yeni bir siyasi kapı jargonuyla birbiri ardına oyunlar sahnelenir artık. Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı analizinin tersine yeni köye eski adet adam bulunur bulunmasına da seçilir mi seçilmez mi muamma. Ayrıca her şeyleri yaparken yetkisizliği unutulmuşçasına yetkileri artmalı, artırılmalı noktasında faturanın on yıllardır bir türlü uzlaşılmayan rejime çıkarılması saçma. Muhakkak nisan yağmurlarına dek saçma sapan yakıştırmalarla sistemle cebelleşmeye de tavan yaptırılır. Ve Milletin gözü oraya buraya derken, bu yeni anayasacı kavgaya kitlenir.
İşte siyasal bilimin sihri de mührü de budur. Oyu kapan dolara endeksli siyaset kapanını hemen kurar…
Acayip bir aldırmazlık çarkı kurulmuş, millet feleğin eline bırakılmış. İki arada bir derede mucize beklenmeye başlanmış. Bağışıklık sistemleri çökmüşçesine ‘Bazen mucizelere inanılabilir ama mucizelerden büyük beklenti içinde olmak, sadece ona bel bağlamak olmaz’ gerçeğine gözler kulaklar tıkanmış. Kısa zaman içinde el verip bel bağlandıkça diyetin de kısa sürede bir güzel ödeneceği hiç akla getirilmiyor.
On yıllardır memleketi yozlaştıran sisteme ve bu aşırı yobazlaşmaya yabancılaşmanın ürünü bir durumdur bu dolara endeksli siyasetçi yaşamları. Ayrıca toplumsal yaşamda yıllardır aksayan gidişata ses çıkarmayan kimler varsa makbul sayılmış muhterem ilan edilmiş. Öyle veya böyle ses çıkaranlar karşı duranların ise durum vaziyetleri ve başlarına gelenler belli. Yine de dikensiz gül bahçesinde on yıllardır sürülen saltanatın da bir sonu olacaktır elbet.
İşte dolara endeksli siyasetin sihri de illüzyonu da bu son günlere çökmüştür. Hala din iman edebiyatı yapılarak, iman kuvvetiyle son bir hamle peşine düşülmesi de ondandır.
O yüzden susmak pusmak gözden ırak gönülden ırak olmak anlamına gelmez. Çünkü hareketli günler başladığında ilk onların ipi çekilir. Deneyimler onu gösterir ki dolara endeksli siyaset, yıkıma en yakından en yanındakinden başlar. Çünkü beraber yürünmüştür yağan yağmurda. Sivil toplumun anında politize olması polisiye tedbirlerle önlenebilir belki ama dolar yine de yerinde saymaz.
Zaten sayım suyum, önüm arkam düşman atmosferinde, şu olağanüstü hal günlerinde seçim yapmakta güç. Geçim yapmakta güç. Ama her seçim öncesinde yapılan yaptırılan kamuoyu anketlerinden asla vazgeçilmez. Çünkü dolara endeksli siyaset sihrinin en temel parçasıdır şu illüzyonist anketler. Son yıllardaki en büyük hokkabazlık numarası bu kamuoyu değerlendirmeleridir. Ve yıllardır topluma bu dolara endeksli anketör hareketleriyle yön tayin ediliyor. Algı operasyonları düzenleniyor. Şimdi dibe vuran dolara endeksli siyaset son kozunu oynarken bu anket şirketleri yine devreye girer. Sokulur.
Şirketlerin güvenirliği ve inandırıcılığı birkaç puanlık yanılmalarla eski seçim sonuçları ile pekiştirilir. İstenilenin tersine sonuçlar açıklayanlar ise dolar duvarına çarparlar. Ve çıkmış dolar bülbülleri onlar anketlerinde yanılıyorlar ey necip millet sizi de yanıltıyorlar diye şakıtılır. Veya dolara endeksli şakirtlerce sebebi belli şeklinde yalanlarla toplum hazırlanır. Çemberin dışındakiler siyasetin dolara endeksli bir sihir illüzyon olduğunu anlatsalar da nafile. Çünkü mevcut siyaset dolara endeksli bir yanılma, sihir, illüzyon ve seçimler de maazallah hile karıştırılabilir tercihtir.
Zaten seçimlere hile karışsa da, karışmasa da istenilen sonuç arzu edilmeyen netice gerçekleşince seçimler erkene dahi alınmaz, tez elden yenilenir. İşte siyasetin olmaz ise olmaz asıl illüzyonu burada gizlidir. Dolara endeksli öyle bir mekanizma kurulmalı ki her türlü enstrüman kullanılarak dahi iktidarın borazanı öttürülemeyince hemen devreye giriversin. Ordusu borusu bir yana erken seçim beklemek yerine seçimleri yenileme erki elde tutulsun. Şimdiye kadar bu mertebeye getirilen durumlarda milletin onayı gerekiyordu. Son düzlükte istenen millet o mertebeye devşirilmeden iki dudak arasında bitmeli her şey. Yani çok istenen adam sonucu beğenmedim yeniden seçim dediğinde, dediğine harfiyen uyan bir toplum olsa da bu şart devreden çıkarılmalı.
Çünkü on yıllardır izlenen dolara endeksli siyasetin sihri, illüzyonu istenen adam ile istenen toplumu bulmuş buluşturmuş olması. O yüzden dolar on küsur hamlede üçe beşe katlamış ahali gayet memnun. Hali bin beter kılı kıpırdamıyor asla. Hal böyle olunca yeter mi yetmez elbette.
Çünkü siyaset dolara endeksli bir sihir illüzyondur. Öncelikle psikolojik savaşın kazanılması için sınırsız güçlere sahip olmak şarttır. Herkesin kendine özgü bir değerlendirmesi, değerlemesi olabilir. Ancak tek bir değerleme geçerli kılınmalıdır. O da bütünü görmeden, meselenin özüne inmeden üstünkörü tek bir sebebe bağlamaktır memleketi. Yani yeni bir anayasa gereklidir. Çok istenilen adama uyan veya uydurulması lazım gelen yeni bir sistem gerekir. Yani sistem değişikliği veya rejim değişikliği şartıdır geçirilmek istenen.
Birilerinin tepesinin tasını attıran egosal tasarının görüşülmesi bile doları azdıran, doları yöneten egemen güçleri de şehvetlendiren bir yola girdi…
Şu fakir ülkenin dolara endeksli siyaseti ve dolara tutsak siyasileri memleketin geçmişine geleceğine hiç aldırmadan madde madde açıktan açığa ve cesaretle onaylıyor yeni düzeni. Artık top yekûn meclisten geçip geldiğinde kendisini millet oylayacak.
Ancak unutulmamalı. Ve çok kısa zaman evvel o çok istenen adamın direktifiyle milletin elindeki kefenlik cenazelik birikimi dolarlar da doları yöneten egemen güçlerin kasasına girdi.
Kim ne derse desin isterse mabuduna savunsun ama şu son yılların siyaseti gerçekten dolara endeksli bir sihir bir illüzyon...
12 Ocak 2017 Perşembe
REJİM TUTMAK, REJİMİ TUTMAK…
REJİM TUTMAK, REJİMİ TUTMAK…
Seçilmiş partili cumhurbaşkanlığı veya Başkanlık talebi, sistem veya rejim tartışmalarını da beraberinde getirdi. Sistem veya rejim kavramlarını öncelikle dil bilimciler sonra da siyaset bilimcileri iş işten geçince nasıl olsa irdeler. Mesele rejim ise eğer yeni tip model ve açılımları bellidir uyum sorunu yaşatır. Sistem Türk tipi başkanlık ise eğer istim üzerinde bekliyor millet, sabırsızlanıyor.
Kim ne derse desin sınırlar aşıldıkça, kurumlar aşındıkça, tüm aşırılıklar meşrulaşır. Ve dost düşman sınır içinde dışında, bulanık suyun içine düşer. Ve bu kaosta rejimin değişmesi için bir kısım siyasetçiler de aktif roller üstlenir. Yok, filan denilse de, hepsi bir kaç maddeden ibaret değerlendirilse de aslı otuz iki kısım tekmili birden rejim anında değişir.
Rejim tutmak ve rejimi tutmak konusunda sınırlar da aşılıyor gibi…
Rejim ile yemek arasında sıkı bir ilişki vardır. Yakın tarih politikacılarının biyografileri ister karşılama, ister ortalama, isterse uğurlama, yemeklerinde olsun veya son on yılların modası iftar sofraları olsun CIA şefleri ile aynı masa etrafında birlikte oturmadıktan sonra yazılamaz. İçeri de dışarıda fark etmez, yemek yemektir. Oruç tutulsun tutulmasın hiç mühim değildir. Zaten çoğunluk seferidir. Ayrıca önemli davetlerde davetlilerin çoğu da gayrimüslimdir. Ver İftarı, efradın ve CIA şefleri ile masaya kurul. Hepten kurtul, çoluk çocuk, akraba talukat geleceğini kurtar. CIA başta ortaya karışık MOSSAD, KGB, M16, BND ve onlardan geri kalmayan safi ajan konsol kültür ataşelerini da kat, memleketi ateşe at. Serpme gizli servis ajanlarına karizmatik bir teşekkür yap, ama önce danışmanlara yazdır sonra yazılanı kameralara bağlat oku. Bağlantı kesiliverince de kız ve söv. Afiyet olsun.
Elbette yeni rejim yapmak zordur…
Hazirun yetmezmiş gibi yandaş, yamama dinci, sözde tam dinli imanlı gurka gazeteci ve tel cambazı televizyoncuları da birer ikişer masalara oturt. Oturt ki mübarek günler hürmetine üzerinde yaygara gargara yapmalarını sağlayacak projeleri canlı kanlı duysunlar. Niyet belli buyursunlar, seve seve sevsinler ve uydursunlar, cansiperane duyursunlar.
Rejim tutmak o masalar da daha zordur…
O tip masalarda rejim, diyet sınırını aşmamak da güçtür. Aşılır. Görüştüm görüldüm yemeğe gömüldüm, yersen tarzında yaklaşımlardır tutulan, tutunulan. Zaten yesen de yemezsen de adama bir güzel yedirirler. Hiç mi yemezsin babında o halde kızılcık şerbetimizden nasiplen diyerek adama şerbeti içirirler. Acayip bolluk vardır masalarda. Ye ye bitmez nimet. Masadakiler boşa gitmesin, masadakiler evlerine boş dönmesin diye yumulur şehla gözler. Masadakilerin gitmesine ramak kala cevaba cevaplar yetiştirilir. Ama sorular hep es geçilir, zamanı vardır her şeyin günü gelir yanıtlanır denilerek.
Ve gelir çatar rejimi de yutmak zamanı…
Yıkmak ve yutmak formüllü CIA ve diğer açık saçık gizli yaklaşımların tamamı bol ciltli yayınlara geçer. Tüm dengeleri bozan tasfiyeyi hızlandıran yöntemler işte bu kör sıcak ortamlarda dillenir. Dillenmiştir. Her şeyi yemeklerde bulduklarına şüphe duyulmasın tarzında masalar şatafatlı hazırlanılır. Sanki alışlar satışlar, ticaret ihanet, ibadet isabet o karma masalı, masalsı ortamların ürünüdür.
Artık rejimi korumak çok zor…
Kılık kıyafetini her ortama uyduran ve oynayan bu istihbarat şefleriyle şiflenmek bazen referansı acayip güçlendirir. Bazen de tüm karizmayı yerle yeksan eder. Biyografiler de özellikle masa şefleriyle sıkı fıkılık, aldı satılık bir şeyler yoksa dolmaz. Aşı tutmaz. Masa şefleriyle masalar şereflendirilmedikçe hedefler şaşar. Oval ofise çıkışın çalımı, ters köşe yalımı o masalar da atılır. Din iman bahane, ver iftarı, ver sadakat yeminini oval ofis koltuğuna otur. Başta mesele budur. Yoksa oturturlar adam olan adamı kara taşlara. Sadakat sözünü yine yinelet, iç yemini oval ofis koltuğuna kurul. Sonra sunumu yorumu hani çoktan belli bolluk vakti. Nerede bolluk orada yokluk memleketinde iptali de var lakin zümre gerek.
Bu yoklukta rejimi elde tutmak zor…
Ödüllendirmek üzere bir yaşam için sınır sabır düzleminde dürüstlük ve düzenlilik esastır. Esasında din iman sömürüsünü yap yapabildiğince böl milleti. Yeter izlenimi vermeden, perhizde sınır tanımadan her şeyi oburca götür. Öyle iftar masaları kurulur ki gerçekten oruç tutanlar yiyemez, gizli servis masa şefleri tıka basa şişinir ve dahi rejim perhizini bozar cinsinden. Sonra, sonrası malum tek kişilik makam edebiyatı. Sınır tanımaz yakın zaman politikacılarının politikalarına bakıldığında görülen odur ki biyografileri asla kolayca yazılmaz. Yazılamayacak.
Rejim bozmak gerçekten zor…
Seçilmiş partili cumhurbaşkanlığı veya Başkanlık talebi, sistem veya rejim tartışmalarını da beraberinde getirdi. Sistem veya rejim kavramlarını öncelikle dil bilimciler sonra da siyaset bilimcileri iş işten geçince nasıl olsa irdeler. Mesele rejim ise eğer yeni tip model ve açılımları bellidir uyum sorunu yaşatır. Sistem Türk tipi başkanlık ise eğer istim üzerinde bekliyor millet, sabırsızlanıyor.
Kim ne derse desin sınırlar aşıldıkça, kurumlar aşındıkça, tüm aşırılıklar meşrulaşır. Ve dost düşman sınır içinde dışında, bulanık suyun içine düşer. Ve bu kaosta rejimin değişmesi için bir kısım siyasetçiler de aktif roller üstlenir. Yok, filan denilse de, hepsi bir kaç maddeden ibaret değerlendirilse de aslı otuz iki kısım tekmili birden rejim anında değişir.
Rejim tutmak ve rejimi tutmak konusunda sınırlar da aşılıyor gibi…
Rejim ile yemek arasında sıkı bir ilişki vardır. Yakın tarih politikacılarının biyografileri ister karşılama, ister ortalama, isterse uğurlama, yemeklerinde olsun veya son on yılların modası iftar sofraları olsun CIA şefleri ile aynı masa etrafında birlikte oturmadıktan sonra yazılamaz. İçeri de dışarıda fark etmez, yemek yemektir. Oruç tutulsun tutulmasın hiç mühim değildir. Zaten çoğunluk seferidir. Ayrıca önemli davetlerde davetlilerin çoğu da gayrimüslimdir. Ver İftarı, efradın ve CIA şefleri ile masaya kurul. Hepten kurtul, çoluk çocuk, akraba talukat geleceğini kurtar. CIA başta ortaya karışık MOSSAD, KGB, M16, BND ve onlardan geri kalmayan safi ajan konsol kültür ataşelerini da kat, memleketi ateşe at. Serpme gizli servis ajanlarına karizmatik bir teşekkür yap, ama önce danışmanlara yazdır sonra yazılanı kameralara bağlat oku. Bağlantı kesiliverince de kız ve söv. Afiyet olsun.
Elbette yeni rejim yapmak zordur…
Hazirun yetmezmiş gibi yandaş, yamama dinci, sözde tam dinli imanlı gurka gazeteci ve tel cambazı televizyoncuları da birer ikişer masalara oturt. Oturt ki mübarek günler hürmetine üzerinde yaygara gargara yapmalarını sağlayacak projeleri canlı kanlı duysunlar. Niyet belli buyursunlar, seve seve sevsinler ve uydursunlar, cansiperane duyursunlar.
Rejim tutmak o masalar da daha zordur…
O tip masalarda rejim, diyet sınırını aşmamak da güçtür. Aşılır. Görüştüm görüldüm yemeğe gömüldüm, yersen tarzında yaklaşımlardır tutulan, tutunulan. Zaten yesen de yemezsen de adama bir güzel yedirirler. Hiç mi yemezsin babında o halde kızılcık şerbetimizden nasiplen diyerek adama şerbeti içirirler. Acayip bolluk vardır masalarda. Ye ye bitmez nimet. Masadakiler boşa gitmesin, masadakiler evlerine boş dönmesin diye yumulur şehla gözler. Masadakilerin gitmesine ramak kala cevaba cevaplar yetiştirilir. Ama sorular hep es geçilir, zamanı vardır her şeyin günü gelir yanıtlanır denilerek.
Ve gelir çatar rejimi de yutmak zamanı…
Yıkmak ve yutmak formüllü CIA ve diğer açık saçık gizli yaklaşımların tamamı bol ciltli yayınlara geçer. Tüm dengeleri bozan tasfiyeyi hızlandıran yöntemler işte bu kör sıcak ortamlarda dillenir. Dillenmiştir. Her şeyi yemeklerde bulduklarına şüphe duyulmasın tarzında masalar şatafatlı hazırlanılır. Sanki alışlar satışlar, ticaret ihanet, ibadet isabet o karma masalı, masalsı ortamların ürünüdür.
Artık rejimi korumak çok zor…
Kılık kıyafetini her ortama uyduran ve oynayan bu istihbarat şefleriyle şiflenmek bazen referansı acayip güçlendirir. Bazen de tüm karizmayı yerle yeksan eder. Biyografiler de özellikle masa şefleriyle sıkı fıkılık, aldı satılık bir şeyler yoksa dolmaz. Aşı tutmaz. Masa şefleriyle masalar şereflendirilmedikçe hedefler şaşar. Oval ofise çıkışın çalımı, ters köşe yalımı o masalar da atılır. Din iman bahane, ver iftarı, ver sadakat yeminini oval ofis koltuğuna otur. Başta mesele budur. Yoksa oturturlar adam olan adamı kara taşlara. Sadakat sözünü yine yinelet, iç yemini oval ofis koltuğuna kurul. Sonra sunumu yorumu hani çoktan belli bolluk vakti. Nerede bolluk orada yokluk memleketinde iptali de var lakin zümre gerek.
Bu yoklukta rejimi elde tutmak zor…
Ödüllendirmek üzere bir yaşam için sınır sabır düzleminde dürüstlük ve düzenlilik esastır. Esasında din iman sömürüsünü yap yapabildiğince böl milleti. Yeter izlenimi vermeden, perhizde sınır tanımadan her şeyi oburca götür. Öyle iftar masaları kurulur ki gerçekten oruç tutanlar yiyemez, gizli servis masa şefleri tıka basa şişinir ve dahi rejim perhizini bozar cinsinden. Sonra, sonrası malum tek kişilik makam edebiyatı. Sınır tanımaz yakın zaman politikacılarının politikalarına bakıldığında görülen odur ki biyografileri asla kolayca yazılmaz. Yazılamayacak.
Rejim bozmak gerçekten zor…
DOST MECLISI KURULDU
DOST
MECLISI KURULDU
Büyük Millet Meclisi öyle bir meclis ki bir devlet kurmuş
ve milletine en layık yönetim şekli cumhuriyeti ilan etmiş. Öyle başka
meclislere hiç benzemez Kurucu Meclis. Meclis gibi meclistir.
Dünyada ilktir, tektir ve şimdiye kadar da asla
yıkılamayandır…
Dost meclisi de öyle bir meclis ki yalanı olmayan,
dostluktan şüphesi olunmayan, gerçek duygularla yüklü bir meclistir. Öyle herkes
giremez ve yeryüzündeki temsili meclislerin de hiç birine benzemez.
İlk ve tektir, asıldır ve asla yıkılmayandır…
Yaş aldıkça yıllanmış şarap gibi demlenen, demlendikçe dinlenen,
dinlendikçe olgunlaşan dostluklarla kurulur dost meclisi. Meclisi de, dost
meclisini de kıymetlendiren her türlü şart ve koşullarda yaşanmışlıklardır.
Mecliste asla kolay kolay unutulmayan, yakalanmaz
dostluklar vardır, bir ömre bedel. O yüzden dost meclisinden sayılanların başına
hiçbir kötülük gelmesin istenir, dualar edilir.
Öyle anlar olur ki her türlü sıkıntı bir yana bırakılır geçen
yıllar tekrar tekrar gözden geçirilir. Tatlı bir muhasebe için de saatler az gelir,
artılar eksiler değerlendirilir. Ve gerçeğe ulaşılır.
Gerçekte gelecek yaşam bir avuç arsızın elinde şekillenirken,
dayatılan hayat şekil şemal sıkıntısını her saniye hissettirirken her şey bir
kenara atılır bazen.
Dost meclisi kurulur Dost Meclisine sığınılır.
Şimdilerde Büyük Millet Meclis artık iş başındadır. Kendine
göre kanunları vardır. Bu kanunlar yetmez ise tasarı halinde yenileri konuşulur
görüşülür. Yeni yol güzergâhı çizilir. Veya eskiler yeniler harmanlanır yeni nesillere
yol gösterilir. Hayat örneklenir. Sözde yenilenme insana huzur getirir. İnsana güç
gelir, kuvvet gelir mutluluk verir. Sonra gülünür eğlenilir mutlu olunur.
Hayattan başkaca beklentimiz nedir ki güzellikleri
yakalamak, biriktirmek, birikenleri de geleceğe aktarmak. Ama olmuyor nedense,
olmuyor.
İşin sonu Dost meclisinde başka, Büyük Millet Meclisinde
bambaşka görünüyor. Sanki başka bir yerlere gidiyor, gidiyoruz.
Dost meclisleri üzülür, düşmanlar güler, dostlar böyle
derde gülünür mü…
9 Ocak 2017 Pazartesi
SOLCU MÜSLÜMAN, MÜSLÜMAN SOLCU…
SOLCU
MÜSLÜMAN, MÜSLÜMAN SOLCU…
Şu yüzde doksandokuz buçuğu Müslüman memlekette kendilerini
has Müslüman sayan Müslümanlar hep sağcı olur. Yani kendini dini bütün Müslüman,
sünnet ehli var sayan her kim varsa ömrü boyunca sadece sağa bağlanır, sağa tapınır.
Dinciliğin layığı sağdıra inanırlar, Hayırlısı budura iman ederler. Bu cenahta Solcu
Müslüman, Müslüman solcu asla kabul görmez. Asla kabullenilmez. Satanı şeylası
bellidir ama Sol her dem şeytani sayılır.
Oysa mahşeri kalabalıkta kimin defteri kebiri veya sicili
sağdan verilecek, kimin ki soldan açılacak bilinmez. Eğrisi doğrusu biline biline
hep yanlışta ısrar edilir. Ettirilir veya. Ama su akar yolunu bulur. Ayrıca sular
yükselince balıklar karıncaları yer. Çekilince de karıncalar balıkları. Çekirgeler
de şarkılarını söyler. Yani kimin kimi yiyeceği iki cihanda da hiç belli
değildir. O yüzden medcezire dikkat etmek gerekir. Lakin edilmez.
Şu yüzde 99 buçuğu Müslüman fakir memlekette kendilerini
has Müslüman gören Müslümanlar, İktidar medcezirler yaşadığında, saltanat göz göre
göre sallandığında bile kendilerini en yakın gördüğü sağa çeker, yaslar, yamar,
yine sağı seçerler. Sadece bir kez olsun hataya düşmek kabilinden olsa bile
sola geçit verilmez. Müslümanlar diğer İslam ülkelerinde solcu olabilirler veya
solu destekleyebilir, ne günahtır ne büyük suçtur. Ama şu dini en alasından
yaşadığı iddia edilen, yarı buçuk kutuplu fakir ülkede bu aşı tutmaz. İslamcı siyasiler
ve siyasal İslamcılar daima her koşulda sağdan beslenir, sağı besler. Radikal
Türkçülük ile bile asla sorun yaşamazlar. Gün gelir ayni safta birleşirler. Birleştirilirler.
Onlar için tek sorun sadece Türk Solu, en başlıca tehlike ise Türk, Kürt, Laz, Çerkez,
Çepni, Arap, Urum, Acem fark etmez tüm solculardır.
Asla dinle bağdaşmayan din kisvesi altında mayalanan,
dayatılan kültürel ve ahlaksal dürtüler uyanınca sola düşmanlık inancın temel
ilkesi sayılır. Neredeyse İslam’ın temel ilkeleri sola düşmanlıkta birleşir. Müslüman
sol, solcu Müslüman asla olmaz yalanı savruldukça savrulur. Ve şiddetle savunulur.
Meşhur laf bellidir; Müslümandan solcu
olmaz, solcu Müslüman olamaz, solcunun dini olmaz. Kafirdir küffardır hepisi. Ama
diğer dinlerden, mezheplerden, insan tanrılı dinlerden, hatta ateistlerden bile sağcı olabilir. Sağcıysalar
mutlak eyidirler, kızıllardan, solaklardan evladırlar. Eğer sağcılık
Müslümanlık gerektiriyorsa bu nasıl bir tezattır, nasıl bir tesettürdür. Ki
dünya âlem ahengi hiç bozulmaz. Pekiştirilir.
Her bunalımda, her sıkışıldığında; ”Müslüman mahallesi'nde
salyangoz satılmaz, bu ülkenin yüzde 99 buçuğu Müslümandır” teranesi
tekerlenir. Geniş İslam coğrafyasına, coğrafyanın bölgesel resmine hiç
bakılmaz. Coğrafyada en zengininden en hırpanisine İslamcı milletler emperyal
güçlerin, büyük sermayenin yani resmen Hristiyanlığın güdümünde. Bölgede neredeyse
‘bedavacı bedevi’ pozisyonunda taşeronluk yapılıyor. Oysa Müslümanlar kula
kulluk etmez, kimsenin önünde eğilmez. Ayrıca tüm bu sağcı Müslüman geleneğin
doğru dürüst bir emperyalizm kapitalizm tanımı bile yok. Varsa da vahşi sömürücü
dünya düzenine muhalefet yok. Uydu konumunda yapılanlar dine uyduruluyor
sadece. Şimdinin posta koymaları şaşırtmaca ve aldatmaca düzeyinde yalnızca. Ancak
yıkılması mubah görülen rejim süresince bir rahatlık var. Rejimin yıkılması sonrasında
kan ve vahşet. Haksızlığa mücadele yok doğru dürüst bir isyan yok. Yoklar
meclisinde ağırlanıyor saf ve has sayılmış Müslümanlar.
Tüm paylaşım savaşlarının tamamının Müslüman ülkelerin öz
varlıklarının talanı üzerine programlandığını gören yok. Hatta açıkça çaplı çapsız
Antikapitalist antiemperyalist, antikomünist, antifaşist olmak da yok. On
yıllardır ver siyonizmi al siyonizmi babında göstermelik Filistin, Gazze, batı Şeria
restleşmesi. O da Siyonizm’in güdümündeki büyük sermayenin izni kadar. Ezrael Museviliğine açılan kapsamlı bir direnç
yok, hatta sık aralıklarla yakınlaşmalar söz konusu. Yani yok oğlu yok. Ama şu
yüzde doksan dokuz buçuğu Müslüman ülkede sola ezeli bir düşmanlık var. Her şeyin
baş suçlusu solcular.
İstiklalin temel idesi “…ezelden beridir hür yaşadım, hür
yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!...” olduğu halde “Hür
yaşam ve tam bağımsız memleket” hedefi ve özlemini yakın tarih sahnesine sürekli
devrim yolundaki solcuların koyduğu unutulur ve unutturulur. Genç yaşlı, kadın
erkek yurtsever ve vatanseverlerin tamamı solcu yaftasında dinsiz ve düşman
görülür. Aklı rehin alınmış Müslümanlardan kimse çıkıp da sola düşmanlığının
nedenini hiç sorgulamaz. Sadece açık veya gizli düşmanlaşır. Sağa yatkınlığının nedeni nedir onu da hiç
sormaz ve araştırmaz. Sanki olağanı böyleymiş ve sanki ilahi emir buyrukmuşçasına
sağa uysallaşılır. Sola ise canavarlaşılır.
Artık yapay dini derinlik kimin tekelinde ve kontrolünde ise bu tip Müslümanların
eliyle islam coğrafyası bölgesel yıkımlar yaşayacak kıvama getirilir. Kanla kıvamlandırılır.
Kendilerini şu yüzde 99 buçuğu Müslüman memlekette has
Müslüman gören ve sayan güruh sağın tüm suçlarını, günahlarını ve yanlışlarını
da sola yükler. Oysa dibe gömülmekten kurtuluşun ve tam bağımsızlığa ulaşmanın yolu
Müslüman da solcu olabilir veya en radikal solcu da Müslüman olabilir çizgisidir.
Çünkü kabul edilir veya edilmez ama gerçeği öyledir, İslam'a en yatkın ideoloji
tüm sol ideolojilerdir.
Kısa zamanda şu yüzde doksan dokuz buçuk bakalım kendine
gelecek mi. Göreceğiz. Eğer gelmezse de getirilirler. Kendilerini has Müslüman
sayan solu hep düşman gören ve hep sağcı olan Müslümanlara ezcümle;
“On yıllardır din iman adına yaptığın yanlıştan dön. Dön etrafına
bir bak ve din kardeşlerine reva görülenleri gör. Gördüklerini Allah’ın doksan dokuz
adıyla oku. Yarı buçuk kutbun dışına çık oku. Oku ama doğru dosdoğru oku…”
6 Ocak 2017 Cuma
TÜRK İSLAM SENTEZİ VE ÜLKÜSÜ…
TÜRK İSLAM SENTEZİ VE ÜLKÜSÜ…
Herkesçe bilinen yakın tarih gerçekliğidir; sol ideoloji, partileri ve fraksiyonları 12 Eylül faşist darbesinden sonra acımasızca kesintiye uğratıldı. Faşist sistem tarafından sadece bir ideolojinin önü açıldı. Bu çok uluslu egemen güçlerin, büyük sermayenin istediği ve yerli işbirlikçi faşist güçlerin sentezlediği yeni tür bir kurgu ideoloji idi. Topluma Türk ve İslam temelinde buluşulan bu sentez zerk edildi. Alt yapısı da hazır olduğundan kısa sürede yaygınlaştırıldı, Türk İslam sentezi…
Faşist darbe sonrası iktidara getirilenler daima Türk İslam sentezinin temsilcileri olduğunu dile getirdiler. Özellikle darbe öncesi dört eğilim bazında ayrışanlardan seçilmişler Hem Türk hem İslam paydasında buluştular. Eğilimleri Türk İslam sentezi çatısında birleştirenler ve bu sentez paylaşımında öncü olanlar zamanla yanlışlarından döndüler en değme demokrat kesildiler ama fatura ülkenin fakir halkına çıktı. Yoksul ve dışarıda tutulan toplum kesimleri on yıllar içinde yavaş yavaş dincileşti, dincileştirildi.
Soldaki tüm ideolojik örgütlenmeler ve solun fraksiyonel yaygınlaşması dergiler çevresinde olur, olmuştur. Dergisel bütünleşme ve ayrışmalar da eylemsel boyutta ideolojiyi keskinleştirmiştir. Özellikle mevcut demokrasilerin dar geldiği ilerici devrimci muhalefetin sokağa indiği dönemi hazırlayan işte bu dergisel yoğunlaşma ve yaygınlaşmadır. Elbette sol sadece dergi bazında kalmayıp solun diğer işlevselliğini ve devrimci yolunu da gerçekleştirmiştir.
12 Eylül 80 faşist darbesinden hemen sonra bıçak gibi kesildi denilen tırnak içinde “anarşik olaylar” aslında bir anlamda bu dergiler etrafındaki birlikteliğin, bütünleşmenin faşist güçlerce yok edilmesidir. Yoz ağızlardaki o sözde dinginlik dergiler çerçevesinde büyüyen sol siyasetin, legal aktif temsilcilerinin tümüyle ve illegal boyutta açığa düşürülenlerin tamamının suç işleyip işlemediğine bakılmaksızın toplanmasıyla sağlanmıştır. Solun sempatizanlarına kadar inilmiş kadro bırakılmamıştır dışarıda. Resmen zabıt kolluk güçlerinin baskısı ve zulmüyle solun ideolojik derinliği de, kadrosal birikimi de acımasızca tırpanlamıştır. Dolaplar da raflarda sol kaynak, kaynak kitap bırakılmamış yakıp yıkılmıştır. Faşizan yöntemlerle tüm sol fraksiyon dergiler kapatılmış, devrimci yurtsever insanlar yok edilmiş, kaybedilmiş, katledilmiş veya içeride iğrenç işkencelere tabii tutularak susturulmuştur.
Yakın tarih Faşizminin 12 Martta ve 12 Eylülde Solu tırpanladığı acı gerçeğini, Türk İslam Sentezi doğrultusunda eğitilmişler, semirtilmişler ile on yıllarca televizyon ve internet siyasetiyle beslenmişler asla anlayamaz…
Ama resmen böyle olmuştur. Faşist darbeci cuntanın onayında, kumandasında ve uzantısında kıytırık faşist dönem anayasası ve sözde seçimlerle iktidarı ele geçirip ülkeyi yönlendirenler bu kurgu ideolojiyi Türk İslam sentezini pompaladıkça pompaladılar. Bir şey daha oldu. O bir şey ki memleketi bu günlere getirdi.
Hemen darbe sonrasında bu gün ülke yönetenlerin dergileri mantar gibi çoğaldı ve serbestçe ortalığa sürüldü. Faşist darbenin nedense hemen hiç dokunmadığı ne kadar hayata dinsel gözlüklerle bakan, mevcut cumhuriyet rejimine takan, eli kalem tutan veya tutturulan varsa bu mantar dergiler çerçevesinde birleşti. Ve sözde dini içerikli özde bambaşka bu dergiler Türk İslam Sentezi doğrultusunda memleketin çocuklarını ve gençlerini birebir kuşattılar. Lafta dini duayenler bu besleme dergiler kanalıyla her alana her saf beyne sızdılar. Çok uzun yıllar tırnak içinde idealist dini bir uyanışı inceden inceye vurguladılar. Kendilerine sentezlenmiş bir felsefeyle zaten zemin hazırlanmıştı. Onlarda hazır ortamdan faydalanarak toplumun en ücrasına kadar sızdılar.
Öyle ki yeri ve zamanı geldiğinde Allah’tan korkmadan altın gümüş oluklardan Türk İslam Sentezine uydurulmuş oluk oluk sahte kurgu din akıttılar. Geçmişle desteksiz, sağlam ayaksız köprüler kurup, kof hurafe öğütlerden esinlenilmişçesine akıllara Fetih ve fethet duygusu işlediler. Dava Cumhuriyeti yıkma gerekçeleri ve girişimleri ile oluştu, dergiler çerçevesindekiler şahadet noktasına şerbetlendi, sonucu dini zaferlerle perçinlemeye meyilli bir güruh yaratıldı.
Gittikçe kutsal kitaptan uzaklaşan, uzaklaştıkça da sayıları günden güne artan lafta dinci mevcut dergilerin iktidarına, özendirdikleri dinde reform ve dini hayat rönesansına sorgu sualsiz kapılanıldı. Hareket dini bir iktidar ve dini bir toplum yaratma amacına doğru büyüyüp geliştikçe kendi içinde çatışan tüm güçler aniden birleşti. İşte Türk İslam Sentezi ilk sendelemesini o zaman yaşadı. Ve cemaatlerle dergâhlarla, yurt içinden yurt dışına din simsarları ile birlikte yürünecek bir siyasal sürece geçiş sağlandı. Bu süreç dergi boyutunu, dergisel birlikteliği çoktan aşıp Allah vergisi sayılan milleti hoş tutan yeteneklerle de birleşince güzergah değişti. Sentez umulmadık ama egemen güçlerce yıllar evvelinden bilinen noktaya evrildi. Bu bambaşka yanlışları da uyanışları da tetikledi.
Tünelin ucundaki ölgün ışık görüldüğünde, kararmış zihinlerde ampul yandığında dergiler de, ideolojileri de, politika teknolojileri de, dinci siyaset yönetimleri de değişti, değiştirildi, gömlekler çıkarıldı. Dergicilik te, Türk İslam sentezi de unutuldu. Millet on yıllarca uyutuldu…
Dinci siyasal gelişim kendi Ceolarını yarattı ama ulusalcıların tavrı ve Ulus devlet anlayışı düşman kimliklerde buluşmayı her daim engelledi. Yani yıllarca dikte edilenin bambaşka bir din ve on yıllardır şu fakir ülkenin başına bela olan sentezin de adının Türk İslam olmasının dışında bu topraklara uymadığının altı durmaksızın çizildi. Cumhuriyet rejimine karşı oluşun, milletin mevcut rejime karşıtlığının ve düşmanlaşmasının temelinde de bu uydurma sentezin yattığı iyice belirginleşti. Kim ne derse desin Türk İslam Sentezi ve Ülküsü çöktü…
Ancak değişmeyen tek bir şey vardır şimdi de o yaşanıyor. Temel ideolojisi ne olursa olsun inançlar dağılıp, ülkü de kaybedilince aynı merkezde buluşulur. Aslında bu ortaklık her ideoloji için, hatta her öteki karşıt ideolojiler içinde kayba dönüşür. Yani ideolojisiz ideologlar ortalığı kasıp kavururken başka sentezler bulunamaz. Bulunsa da işin içinden sıyrılmak zorlaşır. Kara kaba yöntemlerle solu sağı, doğusu batısı, kuzeyi güneyi, yöresi bölgesi, belgesi yetkisi, dini imanı birbirine karışır.
İşte Türk İslam sentezinin de Türk İslam ahlakı ülküsünün de on küsur yıllık bu süreçte resmen çöktüğü ortaya çıkmıştır. Din, tin, mezhep esaretinde asla insanlıkla bağdaşmayan bir bağnazlık ve adanmışlık da çözülmeye başlamıştır. Çöküşler milletin gözü önünde tescillendikçe, çözülmüşlüğü gören ve çözümsüzlüğü yaşayan Türk İslam sentezi asli unsurlarına sarılmıştır. İşte son günlerde söz konusu edilenler, komisyonlarda yapılanlar ve meclise taşınanlar sürgün öncesi son çırpınışlardır. Zoraki kurulmaya çalışılan İslamcı ve Türkçü ittifak köprü öncesi son çıkıştır.
On yıllardır toplumda solcusu solcu değil, milliyetçisi milliyetçi değil yargısı oluşturan mevcut sistemin çizdiği memleket manzarası ortada. Mecliste ve halkoyunda sonuç istenilenin aksine seyrederse veya millet son hamlesinde dincisi dinci değil, Müslüman'ı da Müslüman değil noktasına evrilirse Türk İslam sentezi tarihin tozlu sayfalarına gömülür.
Çok yakında mıdır, evet. Ayrıca iyi de olur…
Herkesçe bilinen yakın tarih gerçekliğidir; sol ideoloji, partileri ve fraksiyonları 12 Eylül faşist darbesinden sonra acımasızca kesintiye uğratıldı. Faşist sistem tarafından sadece bir ideolojinin önü açıldı. Bu çok uluslu egemen güçlerin, büyük sermayenin istediği ve yerli işbirlikçi faşist güçlerin sentezlediği yeni tür bir kurgu ideoloji idi. Topluma Türk ve İslam temelinde buluşulan bu sentez zerk edildi. Alt yapısı da hazır olduğundan kısa sürede yaygınlaştırıldı, Türk İslam sentezi…
Faşist darbe sonrası iktidara getirilenler daima Türk İslam sentezinin temsilcileri olduğunu dile getirdiler. Özellikle darbe öncesi dört eğilim bazında ayrışanlardan seçilmişler Hem Türk hem İslam paydasında buluştular. Eğilimleri Türk İslam sentezi çatısında birleştirenler ve bu sentez paylaşımında öncü olanlar zamanla yanlışlarından döndüler en değme demokrat kesildiler ama fatura ülkenin fakir halkına çıktı. Yoksul ve dışarıda tutulan toplum kesimleri on yıllar içinde yavaş yavaş dincileşti, dincileştirildi.
Soldaki tüm ideolojik örgütlenmeler ve solun fraksiyonel yaygınlaşması dergiler çevresinde olur, olmuştur. Dergisel bütünleşme ve ayrışmalar da eylemsel boyutta ideolojiyi keskinleştirmiştir. Özellikle mevcut demokrasilerin dar geldiği ilerici devrimci muhalefetin sokağa indiği dönemi hazırlayan işte bu dergisel yoğunlaşma ve yaygınlaşmadır. Elbette sol sadece dergi bazında kalmayıp solun diğer işlevselliğini ve devrimci yolunu da gerçekleştirmiştir.
12 Eylül 80 faşist darbesinden hemen sonra bıçak gibi kesildi denilen tırnak içinde “anarşik olaylar” aslında bir anlamda bu dergiler etrafındaki birlikteliğin, bütünleşmenin faşist güçlerce yok edilmesidir. Yoz ağızlardaki o sözde dinginlik dergiler çerçevesinde büyüyen sol siyasetin, legal aktif temsilcilerinin tümüyle ve illegal boyutta açığa düşürülenlerin tamamının suç işleyip işlemediğine bakılmaksızın toplanmasıyla sağlanmıştır. Solun sempatizanlarına kadar inilmiş kadro bırakılmamıştır dışarıda. Resmen zabıt kolluk güçlerinin baskısı ve zulmüyle solun ideolojik derinliği de, kadrosal birikimi de acımasızca tırpanlamıştır. Dolaplar da raflarda sol kaynak, kaynak kitap bırakılmamış yakıp yıkılmıştır. Faşizan yöntemlerle tüm sol fraksiyon dergiler kapatılmış, devrimci yurtsever insanlar yok edilmiş, kaybedilmiş, katledilmiş veya içeride iğrenç işkencelere tabii tutularak susturulmuştur.
Yakın tarih Faşizminin 12 Martta ve 12 Eylülde Solu tırpanladığı acı gerçeğini, Türk İslam Sentezi doğrultusunda eğitilmişler, semirtilmişler ile on yıllarca televizyon ve internet siyasetiyle beslenmişler asla anlayamaz…
Ama resmen böyle olmuştur. Faşist darbeci cuntanın onayında, kumandasında ve uzantısında kıytırık faşist dönem anayasası ve sözde seçimlerle iktidarı ele geçirip ülkeyi yönlendirenler bu kurgu ideolojiyi Türk İslam sentezini pompaladıkça pompaladılar. Bir şey daha oldu. O bir şey ki memleketi bu günlere getirdi.
Hemen darbe sonrasında bu gün ülke yönetenlerin dergileri mantar gibi çoğaldı ve serbestçe ortalığa sürüldü. Faşist darbenin nedense hemen hiç dokunmadığı ne kadar hayata dinsel gözlüklerle bakan, mevcut cumhuriyet rejimine takan, eli kalem tutan veya tutturulan varsa bu mantar dergiler çerçevesinde birleşti. Ve sözde dini içerikli özde bambaşka bu dergiler Türk İslam Sentezi doğrultusunda memleketin çocuklarını ve gençlerini birebir kuşattılar. Lafta dini duayenler bu besleme dergiler kanalıyla her alana her saf beyne sızdılar. Çok uzun yıllar tırnak içinde idealist dini bir uyanışı inceden inceye vurguladılar. Kendilerine sentezlenmiş bir felsefeyle zaten zemin hazırlanmıştı. Onlarda hazır ortamdan faydalanarak toplumun en ücrasına kadar sızdılar.
Öyle ki yeri ve zamanı geldiğinde Allah’tan korkmadan altın gümüş oluklardan Türk İslam Sentezine uydurulmuş oluk oluk sahte kurgu din akıttılar. Geçmişle desteksiz, sağlam ayaksız köprüler kurup, kof hurafe öğütlerden esinlenilmişçesine akıllara Fetih ve fethet duygusu işlediler. Dava Cumhuriyeti yıkma gerekçeleri ve girişimleri ile oluştu, dergiler çerçevesindekiler şahadet noktasına şerbetlendi, sonucu dini zaferlerle perçinlemeye meyilli bir güruh yaratıldı.
Gittikçe kutsal kitaptan uzaklaşan, uzaklaştıkça da sayıları günden güne artan lafta dinci mevcut dergilerin iktidarına, özendirdikleri dinde reform ve dini hayat rönesansına sorgu sualsiz kapılanıldı. Hareket dini bir iktidar ve dini bir toplum yaratma amacına doğru büyüyüp geliştikçe kendi içinde çatışan tüm güçler aniden birleşti. İşte Türk İslam Sentezi ilk sendelemesini o zaman yaşadı. Ve cemaatlerle dergâhlarla, yurt içinden yurt dışına din simsarları ile birlikte yürünecek bir siyasal sürece geçiş sağlandı. Bu süreç dergi boyutunu, dergisel birlikteliği çoktan aşıp Allah vergisi sayılan milleti hoş tutan yeteneklerle de birleşince güzergah değişti. Sentez umulmadık ama egemen güçlerce yıllar evvelinden bilinen noktaya evrildi. Bu bambaşka yanlışları da uyanışları da tetikledi.
Tünelin ucundaki ölgün ışık görüldüğünde, kararmış zihinlerde ampul yandığında dergiler de, ideolojileri de, politika teknolojileri de, dinci siyaset yönetimleri de değişti, değiştirildi, gömlekler çıkarıldı. Dergicilik te, Türk İslam sentezi de unutuldu. Millet on yıllarca uyutuldu…
Dinci siyasal gelişim kendi Ceolarını yarattı ama ulusalcıların tavrı ve Ulus devlet anlayışı düşman kimliklerde buluşmayı her daim engelledi. Yani yıllarca dikte edilenin bambaşka bir din ve on yıllardır şu fakir ülkenin başına bela olan sentezin de adının Türk İslam olmasının dışında bu topraklara uymadığının altı durmaksızın çizildi. Cumhuriyet rejimine karşı oluşun, milletin mevcut rejime karşıtlığının ve düşmanlaşmasının temelinde de bu uydurma sentezin yattığı iyice belirginleşti. Kim ne derse desin Türk İslam Sentezi ve Ülküsü çöktü…
Ancak değişmeyen tek bir şey vardır şimdi de o yaşanıyor. Temel ideolojisi ne olursa olsun inançlar dağılıp, ülkü de kaybedilince aynı merkezde buluşulur. Aslında bu ortaklık her ideoloji için, hatta her öteki karşıt ideolojiler içinde kayba dönüşür. Yani ideolojisiz ideologlar ortalığı kasıp kavururken başka sentezler bulunamaz. Bulunsa da işin içinden sıyrılmak zorlaşır. Kara kaba yöntemlerle solu sağı, doğusu batısı, kuzeyi güneyi, yöresi bölgesi, belgesi yetkisi, dini imanı birbirine karışır.
İşte Türk İslam sentezinin de Türk İslam ahlakı ülküsünün de on küsur yıllık bu süreçte resmen çöktüğü ortaya çıkmıştır. Din, tin, mezhep esaretinde asla insanlıkla bağdaşmayan bir bağnazlık ve adanmışlık da çözülmeye başlamıştır. Çöküşler milletin gözü önünde tescillendikçe, çözülmüşlüğü gören ve çözümsüzlüğü yaşayan Türk İslam sentezi asli unsurlarına sarılmıştır. İşte son günlerde söz konusu edilenler, komisyonlarda yapılanlar ve meclise taşınanlar sürgün öncesi son çırpınışlardır. Zoraki kurulmaya çalışılan İslamcı ve Türkçü ittifak köprü öncesi son çıkıştır.
On yıllardır toplumda solcusu solcu değil, milliyetçisi milliyetçi değil yargısı oluşturan mevcut sistemin çizdiği memleket manzarası ortada. Mecliste ve halkoyunda sonuç istenilenin aksine seyrederse veya millet son hamlesinde dincisi dinci değil, Müslüman'ı da Müslüman değil noktasına evrilirse Türk İslam sentezi tarihin tozlu sayfalarına gömülür.
Çok yakında mıdır, evet. Ayrıca iyi de olur…
3 Ocak 2017 Salı
ŞAH MAT…
ŞAH MAT…
Memleket neredeyse iki mars bir düz yenilgi aşamasında. Kardeşin kardeşe zulmüyle parçalanan bölge şah mata ramak günler yaşıyor. Yetmezmiş gibi çokuluslu terör kapı içeri sızmış, paralı gurka dinci teröristleri kullanarak şu fakir millete kan kusturuyor. Memleket bir labirente girmiş, âlemin derdi başka, sözde din âlimi ulemasının bambaşka. Filhakika fetva fetbazlığı peşinde koşturuyorlar. Düne kadar akıl ve zekâ gerektiren bir strateji oyunu sayılan satranç birden suç ve günah kapsamına devşirildi. Satranç dini açıdan tavladan da beter lanse edildi. Satranca cezayı kesen bu devşirme ulemalar yarın tavlaya da aynı faturayı çıkarabilir.
Satranç ve tavla şu fakir memleket evladının başına ne mene bir belaymış meğer…
Aslında sarıklı, şalvarlı ve cüppeli ulemaların dinsel mucizeleri yaşamın ayrıntılarında gizli. Şakası şukası bir yana öğreticiler de. Gerçi günde bir kere olsun doğru ve olumlu bir şey göstermeyerek, söyleyemeyerek gündeme gelseler de bir şeylerin hakkınca öğrenilmesine de katkıları olmuyor değil. Belki de yıllarca satranç ve tavla oynayanlar, bu oyunların gelmiş geçmişini bilmiyorlardı. Gelmişi geçmişi bir yana bu kadar önemsenmiyordu. Hatta kumardan bile sayılmıyordu. Tahta zemin üzerinde bir strateji oyunu, bir tür akıl yarıştırılan soğuk savaş olarak değerlendiriliyorlardı.
Büyük sermaye destekli kanlı geçişlerin, kanlı savaşların güdümlendiği günlerde satranç ve tavlanın sevenine sevmeyenine, günahtır diyenine veya hadi oradan diyenine küçük bir katkı güncellemek şart. Neden ise şu ukela ulemalar en yüce dini misket akıllarıyla kullanırken ve her şeye bir bedel ödeneceğini sallarken hiç düşünmezler. Çünkü düşünce sanatını geliştiren bu oyunları bilmezler. Bilseler de akılları yetmediğinden günah menziline çekip oynamazlar, oynayamazlar.
Gittikçe ağırlaşan şartlar ve insana reva görülen bunca vahşi olaylar ortalığı kasıp kavururken, ortaya kimi etkilerse etkilesin biz işimize bakarız tarzı benzer ucubelikleri sıralamak ayıp kaçabilir. Gerçekten de ayıp. Ayrıca Dünya onlar için sadece kurguladıkları suni din çerçevesinde dönüyor sanki. Yine de dini çerçevede yaratılan her düzmece sorun ve yapay problem kendi içinde yeni fırsatları gizler.
Elbette tarihe mal olmuş anılar çok önemlidir ve değerlidir. Çünkü anılar kendi içinde sonsuz umut saklar. Lakin bu softi dengesizler yüzünden umutlar da çökmek üzere. Belki bilmeden yapılan hatalar, yanlışlıklar, yanılmadır diyerek affedilebilir. Ama gündeme gelmek ve gündemi değiştirmek maksatlı bilerek yapılan hatalar ve yanıltmalar günahtır ve ihanettir. Allah affetsin.
Ortalık ateşten deniz, içine düşen yanıyor şah mata ramak kalmış, memleket rejim derdine düşmüş neredeyse iki mars bir düz, dere tepe düz gidiyor; en değerli konu satranç ve tavla. Olsun bakalım…
Biriktirip biriktirip salvolanan her abuk sabukluğa, resmen deliliğe hiç araştırmadan din gereğidir sayıp inanmak satranç tahtasında şah oldurmaz, vezir oldurmaz. Hele temelsiz asılsız dinci hamlelerin bu yüce dinle ilgi ve alakasını kurmak hangi stratejinin ürünüdür enikonu bakmak irdelemek gerekir. Ama bu sapıtmada satranç ve tavla bilmeyişin de payı olduğu muhakkak.
Tarihte şah, padişah, sultan, kral, kraliçe oyunu olarak geçen satranç Piramitlerdeki kabartmalara göre ilk Mısır’da oynanmış. Yani dört bin yıl evveline dair bulgular var. Yine Çin’de, Mezopotamya’da ve Anadolu’da oynandığı da tarihi bilgiler içinde. Ancak satrancın Hindistan’da, şaturanga isimli oyundan geliştiği söylentisi daha yaygın. İlk yazılı belgeler zaten Hindistan’dan kalma. Satranç sonra İran’a, oradan Araplara, Endülüslüler sayesinde de İspanya üzerinden Avrupa’ya kadar da yayılmış.
Tavlanın bulunmasına da neden olan satrancın İran’a geçiş hikâyesi şöyle;
“ Hint imparatoru Pers İmparatoru’na bin yıllar önce bir satranç tahtası, simgesel taşları ile birlikte bir de mektup göndermiş. Mektupta ‘Kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriye gidiyorsa ve görüyorsa o kazanır. İşte hayat budur.’ yazıyormuş.
Pers İmparatoru baş vezirini çağırır şu oyunu çalış, çöz ve karşılık olarak başka esaslı bir oyun bul emri vermiş. Emir demiri keser, Vezir haftalarca satrancın taşlarının her hareketini izlemiş, hamleleri zihninde canlandırmış ve oyunu çözmüş.
Aydınlatılan temel stratejiye göre satranç yarısı siyah, yarısı beyaz renkli 64 kare üzerinde oynanıyormuş. Taraflar beyaz ve siyah 16 taş ile oyuna başlıyor ve bir seferde bir hamle yaparak birbirlerini deviriyorlarmış. Tarafların karşılıklı dizilen bir şah, bir vezir, iki kale, iki fil, iki at ve sekiz piyonları varmış. Oyunun amacı karşı tarafın şahını almakmış. Diğer taşlar bir yana şahı kapan mat eder yani oyunu kazanırmış.
Pers İmparatoru’nun baş veziri satrancı çözdükten sonrasında haftalarca, aylarca çalışarak tavlayı icat etmiş.Vezir tavlayı hayattan ilham alarak tasarlamış. Aslında zamanın birliğini vurguluyormuş. Karşılıklı altışar iç kapı ayları temsil ediyormuş. Yine karşılıklı on beş ak ve on beş kara pul, karşılıklı on beş gece ve on beş gündüzü simgeliyormuş. Karşılıklı on ikişer kapı ise günün yirmi dört saat olduğunu kanıtlıyormuş. Ve tavla o gün bu gün dünyanın her yöresinde hala en etkileyici biçimde bilimi öne çıkaran ve zamana direnişi öğütleyen bir oyun olarak oynanıyor.
Pers İmparatoru vezirin icadı tavlayı yanında bir mektup ile beraber Hint imparatoruna göndermiş. Mektupta; ‘Kim ki daha çok düşünüyor, kim ki daha çok biliyor, kim ki daha ileriyi görüyor ve kim ki daima ileri gidiyorsa o kazanır. Ama biraz şans gerekir. Hayat işte budur.’ yazar.”
Aslında hayat macerası Denizin dibindeki istiridye içinden inciler dermektir. Külliyen kusurlu ve yanlışları bol öğütler, hele hele dini nasihatlar verileceğine yaşanmışlıklardan doğru sonuçlar çıkarmaktır maharet. Düşmanlık gütmek yerine, dinci düşmanlık güdümlemek yerine bir tutam sevgi ve insanlık gerekir ve yeter.
Bunca gürültü ve patırtının ortasında eksik fazla hayata değer katan ne varsa onlarla uğraşmak ve çatışmak değildir ulemalık. İnsan zekâsı ürünü, bilgelik sürümü binlerce yıllık kazanımlara akıldışı kurguyla karşı çıkmak gerçek dini ve gerçek hayatı yeterince bilmemektir. Zaten şu bilgisizlik deryasında hayatı isim cisim boyutunda yaşamak hem çok çok önemli değil hem de büyük kayıp değildir. Asıl büyük kayıp yaşarken ölmektir. Hayatı canlı cenaze sürmektir.
Bunca afra tafraya, şu yüce dine mal edilen, binlerce din dışı safsataya karşın sır doğrusunu bilmek ve sabırdadır. Sonu esenlik belki ama sabrın da bir sonu vardır. Cübbeli satranç peçeli tavla geliştirilemeyeceğine göre bu devşirme âlimi ulemalar millete daha binlerce uydurma deneyim yaşatacak demektir.
Ama hala umut var, son bir umut. Son bir umudun var olduğuna inanmak var…
Memleket neredeyse iki mars bir düz yenilgi aşamasında. Kardeşin kardeşe zulmüyle parçalanan bölge şah mata ramak günler yaşıyor. Yetmezmiş gibi çokuluslu terör kapı içeri sızmış, paralı gurka dinci teröristleri kullanarak şu fakir millete kan kusturuyor. Memleket bir labirente girmiş, âlemin derdi başka, sözde din âlimi ulemasının bambaşka. Filhakika fetva fetbazlığı peşinde koşturuyorlar. Düne kadar akıl ve zekâ gerektiren bir strateji oyunu sayılan satranç birden suç ve günah kapsamına devşirildi. Satranç dini açıdan tavladan da beter lanse edildi. Satranca cezayı kesen bu devşirme ulemalar yarın tavlaya da aynı faturayı çıkarabilir.
Satranç ve tavla şu fakir memleket evladının başına ne mene bir belaymış meğer…
Aslında sarıklı, şalvarlı ve cüppeli ulemaların dinsel mucizeleri yaşamın ayrıntılarında gizli. Şakası şukası bir yana öğreticiler de. Gerçi günde bir kere olsun doğru ve olumlu bir şey göstermeyerek, söyleyemeyerek gündeme gelseler de bir şeylerin hakkınca öğrenilmesine de katkıları olmuyor değil. Belki de yıllarca satranç ve tavla oynayanlar, bu oyunların gelmiş geçmişini bilmiyorlardı. Gelmişi geçmişi bir yana bu kadar önemsenmiyordu. Hatta kumardan bile sayılmıyordu. Tahta zemin üzerinde bir strateji oyunu, bir tür akıl yarıştırılan soğuk savaş olarak değerlendiriliyorlardı.
Büyük sermaye destekli kanlı geçişlerin, kanlı savaşların güdümlendiği günlerde satranç ve tavlanın sevenine sevmeyenine, günahtır diyenine veya hadi oradan diyenine küçük bir katkı güncellemek şart. Neden ise şu ukela ulemalar en yüce dini misket akıllarıyla kullanırken ve her şeye bir bedel ödeneceğini sallarken hiç düşünmezler. Çünkü düşünce sanatını geliştiren bu oyunları bilmezler. Bilseler de akılları yetmediğinden günah menziline çekip oynamazlar, oynayamazlar.
Gittikçe ağırlaşan şartlar ve insana reva görülen bunca vahşi olaylar ortalığı kasıp kavururken, ortaya kimi etkilerse etkilesin biz işimize bakarız tarzı benzer ucubelikleri sıralamak ayıp kaçabilir. Gerçekten de ayıp. Ayrıca Dünya onlar için sadece kurguladıkları suni din çerçevesinde dönüyor sanki. Yine de dini çerçevede yaratılan her düzmece sorun ve yapay problem kendi içinde yeni fırsatları gizler.
Elbette tarihe mal olmuş anılar çok önemlidir ve değerlidir. Çünkü anılar kendi içinde sonsuz umut saklar. Lakin bu softi dengesizler yüzünden umutlar da çökmek üzere. Belki bilmeden yapılan hatalar, yanlışlıklar, yanılmadır diyerek affedilebilir. Ama gündeme gelmek ve gündemi değiştirmek maksatlı bilerek yapılan hatalar ve yanıltmalar günahtır ve ihanettir. Allah affetsin.
Ortalık ateşten deniz, içine düşen yanıyor şah mata ramak kalmış, memleket rejim derdine düşmüş neredeyse iki mars bir düz, dere tepe düz gidiyor; en değerli konu satranç ve tavla. Olsun bakalım…
Biriktirip biriktirip salvolanan her abuk sabukluğa, resmen deliliğe hiç araştırmadan din gereğidir sayıp inanmak satranç tahtasında şah oldurmaz, vezir oldurmaz. Hele temelsiz asılsız dinci hamlelerin bu yüce dinle ilgi ve alakasını kurmak hangi stratejinin ürünüdür enikonu bakmak irdelemek gerekir. Ama bu sapıtmada satranç ve tavla bilmeyişin de payı olduğu muhakkak.
Tarihte şah, padişah, sultan, kral, kraliçe oyunu olarak geçen satranç Piramitlerdeki kabartmalara göre ilk Mısır’da oynanmış. Yani dört bin yıl evveline dair bulgular var. Yine Çin’de, Mezopotamya’da ve Anadolu’da oynandığı da tarihi bilgiler içinde. Ancak satrancın Hindistan’da, şaturanga isimli oyundan geliştiği söylentisi daha yaygın. İlk yazılı belgeler zaten Hindistan’dan kalma. Satranç sonra İran’a, oradan Araplara, Endülüslüler sayesinde de İspanya üzerinden Avrupa’ya kadar da yayılmış.
Tavlanın bulunmasına da neden olan satrancın İran’a geçiş hikâyesi şöyle;
“ Hint imparatoru Pers İmparatoru’na bin yıllar önce bir satranç tahtası, simgesel taşları ile birlikte bir de mektup göndermiş. Mektupta ‘Kim daha çok düşünür, kim daha çok bilir, kim daha ileriye gidiyorsa ve görüyorsa o kazanır. İşte hayat budur.’ yazıyormuş.
Pers İmparatoru baş vezirini çağırır şu oyunu çalış, çöz ve karşılık olarak başka esaslı bir oyun bul emri vermiş. Emir demiri keser, Vezir haftalarca satrancın taşlarının her hareketini izlemiş, hamleleri zihninde canlandırmış ve oyunu çözmüş.
Aydınlatılan temel stratejiye göre satranç yarısı siyah, yarısı beyaz renkli 64 kare üzerinde oynanıyormuş. Taraflar beyaz ve siyah 16 taş ile oyuna başlıyor ve bir seferde bir hamle yaparak birbirlerini deviriyorlarmış. Tarafların karşılıklı dizilen bir şah, bir vezir, iki kale, iki fil, iki at ve sekiz piyonları varmış. Oyunun amacı karşı tarafın şahını almakmış. Diğer taşlar bir yana şahı kapan mat eder yani oyunu kazanırmış.
Pers İmparatoru’nun baş veziri satrancı çözdükten sonrasında haftalarca, aylarca çalışarak tavlayı icat etmiş.Vezir tavlayı hayattan ilham alarak tasarlamış. Aslında zamanın birliğini vurguluyormuş. Karşılıklı altışar iç kapı ayları temsil ediyormuş. Yine karşılıklı on beş ak ve on beş kara pul, karşılıklı on beş gece ve on beş gündüzü simgeliyormuş. Karşılıklı on ikişer kapı ise günün yirmi dört saat olduğunu kanıtlıyormuş. Ve tavla o gün bu gün dünyanın her yöresinde hala en etkileyici biçimde bilimi öne çıkaran ve zamana direnişi öğütleyen bir oyun olarak oynanıyor.
Pers İmparatoru vezirin icadı tavlayı yanında bir mektup ile beraber Hint imparatoruna göndermiş. Mektupta; ‘Kim ki daha çok düşünüyor, kim ki daha çok biliyor, kim ki daha ileriyi görüyor ve kim ki daima ileri gidiyorsa o kazanır. Ama biraz şans gerekir. Hayat işte budur.’ yazar.”
Aslında hayat macerası Denizin dibindeki istiridye içinden inciler dermektir. Külliyen kusurlu ve yanlışları bol öğütler, hele hele dini nasihatlar verileceğine yaşanmışlıklardan doğru sonuçlar çıkarmaktır maharet. Düşmanlık gütmek yerine, dinci düşmanlık güdümlemek yerine bir tutam sevgi ve insanlık gerekir ve yeter.
Bunca gürültü ve patırtının ortasında eksik fazla hayata değer katan ne varsa onlarla uğraşmak ve çatışmak değildir ulemalık. İnsan zekâsı ürünü, bilgelik sürümü binlerce yıllık kazanımlara akıldışı kurguyla karşı çıkmak gerçek dini ve gerçek hayatı yeterince bilmemektir. Zaten şu bilgisizlik deryasında hayatı isim cisim boyutunda yaşamak hem çok çok önemli değil hem de büyük kayıp değildir. Asıl büyük kayıp yaşarken ölmektir. Hayatı canlı cenaze sürmektir.
Bunca afra tafraya, şu yüce dine mal edilen, binlerce din dışı safsataya karşın sır doğrusunu bilmek ve sabırdadır. Sonu esenlik belki ama sabrın da bir sonu vardır. Cübbeli satranç peçeli tavla geliştirilemeyeceğine göre bu devşirme âlimi ulemalar millete daha binlerce uydurma deneyim yaşatacak demektir.
Ama hala umut var, son bir umut. Son bir umudun var olduğuna inanmak var…
2 Ocak 2017 Pazartesi
PARALI GURKA DİNCİLER…
PARALI GURKA DİNCİLER…
İnsanlık tarihinde insanlığı paralayan böylesi dehşetengiz bir dincilik görülmemiştir kesinlikle. Ve bu yüce dine de asla yakışmamaktadır dini siyasete, siyasete dini bulaştıran görüntüler. Veya pek az görülmüş, görülür görülmez de icabına bakılmıştır. Ancak son yıllarda cephe genişleyip, sınırlar akıl dışı genişletildiğinden dur durak biraz zor olacak gibi…
Çünkü son yıllarda resmen tüm Tek Tanrılı dinlere takıntılı bir güruh yetiştirildi. Varsa yoksa benim dinim, bizim dinsel doğrularımız kapsamında bir dini bilinç kurgulandı. Öyle ki din açlığı çeken yığınlara kendi dini içindeki dincilere bile iflah olmaz düşmanlık hisseden bir din anlayışı benimsetildi. Dinsel erozyona açık yörelerde bölgelerde ise din dayanaklı isyanlar körüklendi.
Hal böyleyken on yıllardır birileri çıkıp da dinimize imanımıza söven, kutsalımıza dokunan, canımıza malımıza kastedenler her kimse Müslüman olsalar bari diyemedi. Bu nasıl Müslümanlıktır diyerek çıkışamadı. Hatta meydan resmen paralı gurka dincilere ve onların yaydığı kurgu dine bırakıldı. Belki de din tüccarlarının ve para baronlarının işine geldi bu durum. Kurgu dinin kurgu dincileri, din kurgulu siyasetin siyasetçileri ve emperyal destekleyicileri büyük olasılıkla işlerin bu hale geleceğini en baştan biliyorlardı.
Önceden biliniyordu veya bilinmiyordu ama sonuçta sınırlar dışında yaşananlar içeriye sıçradı. İçeri sızan veya hazır kıta bekleyen yıllarca beslenenparalı gurka dinci örgüt mensuplarınca dinci anarşi hortladı, hortlatıldı. Koca yıl sürdü. Hatta yeni yılın ilk saatlerini bile boş geçmedi bu besleme paralı gurka dinci güruh. Şu güzel memlekette daha çok acılar çektirileceğinin sinyali verildi.
Ortalığı kan gölüne çeviren bu paralı gurka dinci terör örgütlerini ve paralı kukla teröristleri besle kargayı oysun gözünü emsali peydahlayanlar öncelikle parayı basanlar sonra da paralı gurka dincilerdir. Hatta devleti idareyle mükellef kılınanlar bile zamanlı zamansız bu paralı gurka dincilerin sapkın yolunda gitmeyi, kendileri gitmeseler de toplumca gidilmesi gerektiğini teşvik etmişlerdir. Anarşizmin çapının genişledikçe genişlediği görüldüğü halde din gurkalarını desteklemişlerdir.
Yani on yıllardır ihtirası tepe yapmış hâkim gücün güdümünde yüce din, paralı gurka dincilerin ve özellikle devşirme paralı gurka dincilerin akla ziyan fetvalarıyla bozuldu. Çıkış yolu aranmadı hiç. Yıllar içinde dine verilen zarar görüldü ve lafta onarılmaya çalışıldı. Ancak olması gereken din budur, böyleydi böyledir tarzında çarpıtmalarla bu günün dinci anarşistleri çoktan eğitilmişti.
Ayrıca dine yakın geniş halk yığınları bu devşirme paralı gurka dincilerin, büyük din âlimleri olduğu zikredilerek resmen kandırıldı. Zilliyetine bakılmadan, art niyetlilik fark edilmeden, er veya dişi ağlama duvarını kullanabilen, kurgu dinde uzmanlaştırılmış bu devşirme paralı gurka dinciler ve yerli yamakları memleketi kuşattı. Dört bir yanda emperyal dünyanın çıkarları doğrultusunda, egemen sermayenin finansıyla dini konferanslar veriyorlar, bu amaçla kurulmuş yazılı medyada makaleler yazıyorlar, yandaş görsel medyada özel programlara çıkartılıyorlardı. Kalın ciltli kitaplar bastırıyorlar ve bedavaya her önüne çıkana dağıtıyorlardı. Apaçık kurmaca bir din satıyorlardı.
En acısı emperyalizmin uşağı, kapitalist sistemin paralı kuklası, bu devşirme paralı gurka dincilerin ve yerli paralı gurka dincilerin uydurduğu din, gerçek din budur namına toplumun kılcal damarlarına dek zerk edildi. Masum insanlar kurgu dinle resmen zehirlendi.
Din adına zehirleme operasyonları ardı sıra sürerken kimseler bu devşirme paralı gurka dinciler kimdir, neyin nesidir sormadı. Sormak isteyenlerin de önü kesildi sordurulmadı. Bu devşirme daltabanları kimseler yargılayamadı. Oysa devşirilmiş paralı gurka dincilerin açık seçik kime hizmetçilik ettikleri apaçıktı. Bu açık seçik durum bile görmezden gelindi.
Daha neler neler görmezden gelindi. Devşirme paralı gurka dincilerin tamamına yakını iki isimli ve iki soy isimliydi. Yani bu din paralayıcılar yerine göre bir yerli ve bir de ecnebi isim ve soyadı kullanıyorlardı. Bunların hepsine tıpkı basım yüceden yüce bir tılsım değmiş, değer değmez de değerlenmişler ve anında safi sufi, dişi erkek pufidik dinci kesilmişlerdi. Lafta öyle sevilmişlerdi ki hangi milletten oldukları hiç önemsenmiyor, milletten sanılıyorlar, daha doğrusu ümmetten sayılıyorlardı.
Şu fakir memlekette yıllarca gerçek dinin kalesi o misyon bu misyon tarafından yıkılmamıştı. Ancak ayni misyonun paralı gurka devşirme dinci seyyahları, misyonerleri sayesinde tuğla tuğla sökülerek hırpalanıyordu. Gizli amaç önce cumhuriyete endeksli dini gelişmişliği geriletmek sonra da ulus devleti yıpratmaktı aslında.
O yüzden bu devşirme paralı gurka dinci misyonerler her sohbetlerinde fırsat yaratıp ulus devlete çakıp çakıştırıyordu. Hâkim irade destekli bu çapsız çıkışı da masum inananları aldatmak için yaymaya çalıştıkları kurgu dinin uydurma prensiplerine bağlıyorlardı. Ulus devlete yönelik haksız yakıştırmalarla taraftar keskinleştiriyorlardı. Yani kurgu dini de yedeğe alarak böl parçala yönet yöntemi işletiliyordu.
Mistik gelenek repertuarı yüklenip görücüye çıkan bu paralı devşirme gurka dinciler şıpsevdi misali ilahi aşka gark olur olmaz anında din değiştirdiklerinden dem vurarak izleyenleri de alnından vuruyorlardı. Yalandan gözyaşı sağanaklı bu ulvi hidayete ermek faslından sonra ise hissettirmeden özlerine dönüp gâvurlaşıyorlardı. Ama adı sohbet özü toplu hipnoz olan, din motifli Avrupai tarzlı bu şölenlerde kimse perdenin arkasını göremiyordu, tehlikeyi sezemiyordu. Gerçi bir sorgulama arzusu da yoktu. Kutsal tastan, altın kaptan beslenmişlik gereği marş, bayrak, toprak, sınır tanımaz bir dini pencere ayarlanıyordu. Rüzgâra sırtını verenler dünya dinlerinin hepsine düşmanlaştırılıyordu. Tüm katıksız saflaşmalar din ve ahlak dışına taşıyordu. Ve bu nasıl biçim bir hidayete ermişlik, hidayet bulmuşluk araştırmadan illüzyona kapılanlar, cehalet derecesinde diyet ödemeye koşullandırılıyor ve cihata heveslendiriliyordu.
Paralı gurka devşirme dinciler sözde bu güzel dinin tüm güzelliğini dünyaya anlatıyorlardı. Ama tek dünya tanıyorlardı para dünyası ve paraya tapıyorlardı. Şu fakir memleket ve memleketin din fakiri garipleri de bila bedel onlara hizmet ediyorlar ve neredeyse tapınıyorlardı. Her kuytuda, köşede, köşe başında mantar gibi biten ve ortalığa ulu orta serpiştirilen bu devşirme paralı gurka din parlatıcılarının, bu hep çift isimli şarlatanların, yanardöner hizmetçiler sınıfından pespayelerin maskesini düşürmeye kimseler yeltenmedi. Batı Dünyası bu tür, türdeş tehditleri, boş zırvaları sınırları dışında tutarken, resmen bâtıla kapı aralayan üçüncü dünya ülkelerinde ise emperyal sömürünün esenliği için devşirme paralı gurka dinciler kullanılıyordu. Ayrıca içten dışa din odaklı batı düşmanlığı körükleniyordu, fişekleniyordu. Düşülen kuyu öyle karanlıktı ki bilimsel düşünce ve çağdaş yaşam şeytani boyuta çekiliyor, resmen şeytanı gösteriliyordu.
Bu yerli ve yabancı ismi birlikte kullanan paralı gurka devşirme din bezirgânları ve yerli işbirlikçileri ümmetçilik bazında arabesk bir modele köleliği on yıllarca cilaladılar.
Nedendir, nedeni hangi ilahi güçtür anlaşılmaz biçimde bu dine geçen paralı gurka dinciler, devşirme dinciler anlaşılmaz derecede anında âlim kesilip yerli ulemaları bile hizaya çekiyorlardı. Hem de paralı gurka dincilere bile din dersi veriyorlardı. Kimse çıkıp muhterem sen kimsin, neyin nesi kimin fesisin sormuyor bu devşirme emperyal paralı gurka dincilerin plastik din satma eylemine çanak tutuyordu. Sanki bu sarık altına gizlenmiş, örtü altına saklanmış gözü de gönlü de doymaz güdüklere, sahte güler yüzü zübüklere kalmıştı yüce din. Bozuldukça bozuldu.Ve devşirme dinciliğe sığınıldı. Din tabanlı yaratılan boşlukta kıvranan millet hâkim dini düşünceye ve kurgusal iradeye boyun eğdi ve biat etti. Öyle ki hayatı din odaklı gören millet himmetten vaz geçti ve kime olduğunu unutarak bilmeden resmen ümmetleşti.
Dinin izahı izanı on yıllarca paralı gurka dincilere ve devşirme paralı gurka dincilere kaldığından kıble şaştı. Bu çağda dinsel kargaşa ve mezhep kavgaları başlatıldı. Ve kardeşler coğrafyası bu kıble şaşkınlığı yüzünden kana bulandı. Kini bu topraklara yayan, devletleri bu aşamaya getiren bu devşirme paralı gurka dinciler ve onların yetiştirdiği yerli yabancı paralı gurka dinci terörist örgütler kana doymadı. Bu bereketli topraklar her dinden misyonerlerin cirit oynadığı, ortalığı karıştırdığı, teröre zemin hazırlayacak kaos planladığı, krizler projelendirip proglamladığı bir cehenneme döndürüldü.
Şimdi böylesine feci bir atmosferin oluşmasında direkt pay sahibi olan paralı gurka devşirme dincilere, çift isimli, çift soy isimli soysuzlara terör ve din adına tavsiyeler vermek, reçete önermek düşmez de kalmaz da. Lakin meydan yine onlara bırakılmış gibi.
Gün ortalığı kasıp kavuran kıyametler kopartan bu paralı gurka dincilerin dinden bertaraf edilmesi günleridir…
İnsanlık tarihinde insanlığı paralayan böylesi dehşetengiz bir dincilik görülmemiştir kesinlikle. Ve bu yüce dine de asla yakışmamaktadır dini siyasete, siyasete dini bulaştıran görüntüler. Veya pek az görülmüş, görülür görülmez de icabına bakılmıştır. Ancak son yıllarda cephe genişleyip, sınırlar akıl dışı genişletildiğinden dur durak biraz zor olacak gibi…
Çünkü son yıllarda resmen tüm Tek Tanrılı dinlere takıntılı bir güruh yetiştirildi. Varsa yoksa benim dinim, bizim dinsel doğrularımız kapsamında bir dini bilinç kurgulandı. Öyle ki din açlığı çeken yığınlara kendi dini içindeki dincilere bile iflah olmaz düşmanlık hisseden bir din anlayışı benimsetildi. Dinsel erozyona açık yörelerde bölgelerde ise din dayanaklı isyanlar körüklendi.
Hal böyleyken on yıllardır birileri çıkıp da dinimize imanımıza söven, kutsalımıza dokunan, canımıza malımıza kastedenler her kimse Müslüman olsalar bari diyemedi. Bu nasıl Müslümanlıktır diyerek çıkışamadı. Hatta meydan resmen paralı gurka dincilere ve onların yaydığı kurgu dine bırakıldı. Belki de din tüccarlarının ve para baronlarının işine geldi bu durum. Kurgu dinin kurgu dincileri, din kurgulu siyasetin siyasetçileri ve emperyal destekleyicileri büyük olasılıkla işlerin bu hale geleceğini en baştan biliyorlardı.
Önceden biliniyordu veya bilinmiyordu ama sonuçta sınırlar dışında yaşananlar içeriye sıçradı. İçeri sızan veya hazır kıta bekleyen yıllarca beslenenparalı gurka dinci örgüt mensuplarınca dinci anarşi hortladı, hortlatıldı. Koca yıl sürdü. Hatta yeni yılın ilk saatlerini bile boş geçmedi bu besleme paralı gurka dinci güruh. Şu güzel memlekette daha çok acılar çektirileceğinin sinyali verildi.
Ortalığı kan gölüne çeviren bu paralı gurka dinci terör örgütlerini ve paralı kukla teröristleri besle kargayı oysun gözünü emsali peydahlayanlar öncelikle parayı basanlar sonra da paralı gurka dincilerdir. Hatta devleti idareyle mükellef kılınanlar bile zamanlı zamansız bu paralı gurka dincilerin sapkın yolunda gitmeyi, kendileri gitmeseler de toplumca gidilmesi gerektiğini teşvik etmişlerdir. Anarşizmin çapının genişledikçe genişlediği görüldüğü halde din gurkalarını desteklemişlerdir.
Yani on yıllardır ihtirası tepe yapmış hâkim gücün güdümünde yüce din, paralı gurka dincilerin ve özellikle devşirme paralı gurka dincilerin akla ziyan fetvalarıyla bozuldu. Çıkış yolu aranmadı hiç. Yıllar içinde dine verilen zarar görüldü ve lafta onarılmaya çalışıldı. Ancak olması gereken din budur, böyleydi böyledir tarzında çarpıtmalarla bu günün dinci anarşistleri çoktan eğitilmişti.
Ayrıca dine yakın geniş halk yığınları bu devşirme paralı gurka dincilerin, büyük din âlimleri olduğu zikredilerek resmen kandırıldı. Zilliyetine bakılmadan, art niyetlilik fark edilmeden, er veya dişi ağlama duvarını kullanabilen, kurgu dinde uzmanlaştırılmış bu devşirme paralı gurka dinciler ve yerli yamakları memleketi kuşattı. Dört bir yanda emperyal dünyanın çıkarları doğrultusunda, egemen sermayenin finansıyla dini konferanslar veriyorlar, bu amaçla kurulmuş yazılı medyada makaleler yazıyorlar, yandaş görsel medyada özel programlara çıkartılıyorlardı. Kalın ciltli kitaplar bastırıyorlar ve bedavaya her önüne çıkana dağıtıyorlardı. Apaçık kurmaca bir din satıyorlardı.
En acısı emperyalizmin uşağı, kapitalist sistemin paralı kuklası, bu devşirme paralı gurka dincilerin ve yerli paralı gurka dincilerin uydurduğu din, gerçek din budur namına toplumun kılcal damarlarına dek zerk edildi. Masum insanlar kurgu dinle resmen zehirlendi.
Din adına zehirleme operasyonları ardı sıra sürerken kimseler bu devşirme paralı gurka dinciler kimdir, neyin nesidir sormadı. Sormak isteyenlerin de önü kesildi sordurulmadı. Bu devşirme daltabanları kimseler yargılayamadı. Oysa devşirilmiş paralı gurka dincilerin açık seçik kime hizmetçilik ettikleri apaçıktı. Bu açık seçik durum bile görmezden gelindi.
Daha neler neler görmezden gelindi. Devşirme paralı gurka dincilerin tamamına yakını iki isimli ve iki soy isimliydi. Yani bu din paralayıcılar yerine göre bir yerli ve bir de ecnebi isim ve soyadı kullanıyorlardı. Bunların hepsine tıpkı basım yüceden yüce bir tılsım değmiş, değer değmez de değerlenmişler ve anında safi sufi, dişi erkek pufidik dinci kesilmişlerdi. Lafta öyle sevilmişlerdi ki hangi milletten oldukları hiç önemsenmiyor, milletten sanılıyorlar, daha doğrusu ümmetten sayılıyorlardı.
Şu fakir memlekette yıllarca gerçek dinin kalesi o misyon bu misyon tarafından yıkılmamıştı. Ancak ayni misyonun paralı gurka devşirme dinci seyyahları, misyonerleri sayesinde tuğla tuğla sökülerek hırpalanıyordu. Gizli amaç önce cumhuriyete endeksli dini gelişmişliği geriletmek sonra da ulus devleti yıpratmaktı aslında.
O yüzden bu devşirme paralı gurka dinci misyonerler her sohbetlerinde fırsat yaratıp ulus devlete çakıp çakıştırıyordu. Hâkim irade destekli bu çapsız çıkışı da masum inananları aldatmak için yaymaya çalıştıkları kurgu dinin uydurma prensiplerine bağlıyorlardı. Ulus devlete yönelik haksız yakıştırmalarla taraftar keskinleştiriyorlardı. Yani kurgu dini de yedeğe alarak böl parçala yönet yöntemi işletiliyordu.
Mistik gelenek repertuarı yüklenip görücüye çıkan bu paralı devşirme gurka dinciler şıpsevdi misali ilahi aşka gark olur olmaz anında din değiştirdiklerinden dem vurarak izleyenleri de alnından vuruyorlardı. Yalandan gözyaşı sağanaklı bu ulvi hidayete ermek faslından sonra ise hissettirmeden özlerine dönüp gâvurlaşıyorlardı. Ama adı sohbet özü toplu hipnoz olan, din motifli Avrupai tarzlı bu şölenlerde kimse perdenin arkasını göremiyordu, tehlikeyi sezemiyordu. Gerçi bir sorgulama arzusu da yoktu. Kutsal tastan, altın kaptan beslenmişlik gereği marş, bayrak, toprak, sınır tanımaz bir dini pencere ayarlanıyordu. Rüzgâra sırtını verenler dünya dinlerinin hepsine düşmanlaştırılıyordu. Tüm katıksız saflaşmalar din ve ahlak dışına taşıyordu. Ve bu nasıl biçim bir hidayete ermişlik, hidayet bulmuşluk araştırmadan illüzyona kapılanlar, cehalet derecesinde diyet ödemeye koşullandırılıyor ve cihata heveslendiriliyordu.
Paralı gurka devşirme dinciler sözde bu güzel dinin tüm güzelliğini dünyaya anlatıyorlardı. Ama tek dünya tanıyorlardı para dünyası ve paraya tapıyorlardı. Şu fakir memleket ve memleketin din fakiri garipleri de bila bedel onlara hizmet ediyorlar ve neredeyse tapınıyorlardı. Her kuytuda, köşede, köşe başında mantar gibi biten ve ortalığa ulu orta serpiştirilen bu devşirme paralı gurka din parlatıcılarının, bu hep çift isimli şarlatanların, yanardöner hizmetçiler sınıfından pespayelerin maskesini düşürmeye kimseler yeltenmedi. Batı Dünyası bu tür, türdeş tehditleri, boş zırvaları sınırları dışında tutarken, resmen bâtıla kapı aralayan üçüncü dünya ülkelerinde ise emperyal sömürünün esenliği için devşirme paralı gurka dinciler kullanılıyordu. Ayrıca içten dışa din odaklı batı düşmanlığı körükleniyordu, fişekleniyordu. Düşülen kuyu öyle karanlıktı ki bilimsel düşünce ve çağdaş yaşam şeytani boyuta çekiliyor, resmen şeytanı gösteriliyordu.
Bu yerli ve yabancı ismi birlikte kullanan paralı gurka devşirme din bezirgânları ve yerli işbirlikçileri ümmetçilik bazında arabesk bir modele köleliği on yıllarca cilaladılar.
Nedendir, nedeni hangi ilahi güçtür anlaşılmaz biçimde bu dine geçen paralı gurka dinciler, devşirme dinciler anlaşılmaz derecede anında âlim kesilip yerli ulemaları bile hizaya çekiyorlardı. Hem de paralı gurka dincilere bile din dersi veriyorlardı. Kimse çıkıp muhterem sen kimsin, neyin nesi kimin fesisin sormuyor bu devşirme emperyal paralı gurka dincilerin plastik din satma eylemine çanak tutuyordu. Sanki bu sarık altına gizlenmiş, örtü altına saklanmış gözü de gönlü de doymaz güdüklere, sahte güler yüzü zübüklere kalmıştı yüce din. Bozuldukça bozuldu.Ve devşirme dinciliğe sığınıldı. Din tabanlı yaratılan boşlukta kıvranan millet hâkim dini düşünceye ve kurgusal iradeye boyun eğdi ve biat etti. Öyle ki hayatı din odaklı gören millet himmetten vaz geçti ve kime olduğunu unutarak bilmeden resmen ümmetleşti.
Dinin izahı izanı on yıllarca paralı gurka dincilere ve devşirme paralı gurka dincilere kaldığından kıble şaştı. Bu çağda dinsel kargaşa ve mezhep kavgaları başlatıldı. Ve kardeşler coğrafyası bu kıble şaşkınlığı yüzünden kana bulandı. Kini bu topraklara yayan, devletleri bu aşamaya getiren bu devşirme paralı gurka dinciler ve onların yetiştirdiği yerli yabancı paralı gurka dinci terörist örgütler kana doymadı. Bu bereketli topraklar her dinden misyonerlerin cirit oynadığı, ortalığı karıştırdığı, teröre zemin hazırlayacak kaos planladığı, krizler projelendirip proglamladığı bir cehenneme döndürüldü.
Şimdi böylesine feci bir atmosferin oluşmasında direkt pay sahibi olan paralı gurka devşirme dincilere, çift isimli, çift soy isimli soysuzlara terör ve din adına tavsiyeler vermek, reçete önermek düşmez de kalmaz da. Lakin meydan yine onlara bırakılmış gibi.
Gün ortalığı kasıp kavuran kıyametler kopartan bu paralı gurka dincilerin dinden bertaraf edilmesi günleridir…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)