GAGAVUZ-GÖKOGUZ GIZI…
Guş kadar bir Ada da bir Gagavuz-Gökoguz gızına rastlayınca aklıma, Kongazlı Olga geldi. Gökoguzlar üzerine yaptığım kısmi araştırmaya neden olan Bilimler Akademisi hocası Olga Radova. Bilimsel olmayan uzun bir makaleye çevirmiştim çalışmamı. Hatta adı, 'Gagavuzlar, Kan ve Din' idi yanılmıyorsam. Sosyal alemde, net duvarlarda araştırdım bulamadım. Anlattım Adalı Gökoguz gızına ama gösteremedim çalışmamı. Sevindi yine de bizi de bilenler varmış diye...
Sonra Ada'ya göçerken atmaya kıyamadığım notlarımı karıştırdım. Bir iz bulurum diye ajandalarıma göz attım. Sıkı araştırınca daha önce yazdığım taslakları buldum. Aldığım notları gördüm. Bilemedim burada aynını mı kullanayım diye. Birazını değerlendirdim yine. Çünkü yayınlayıp yayınlamadığımı pek çözemedim. Yayın Müdürüme de soramadım. Emek boşa gitmesin istedim. Ve Adalı Gagavuz gız ile Gökoguz Olga hoca hatırına elde kalanlarla tarihe yeni bir not düşmek istedim. Tekrarı oluyorsa affola. Müdürüm, olsun varsın bir kez daha yayımlarsın...
Gagavuz veya Gökoguz nedir, kimdir, kime denir? sanki herkes bilir biraz. Sığ veya derinliğine dikkatle araştırılınca da pek fark etmez. Çünkü çok da değişik olmayan sonuçlara ulaşılır. Zaten bilimsel ve belleksel tüm bulgular bilinendir. Yani Gökoguzluğun özü yüzyıllardır yaşadıkları coğraflarda ayakta kalma çabasıdır. Tuhaf olan bu çaba Turan dünyasında lafarasında dile getirilir. Sırf din ayrılığı yüzünden ya yok sayılır ya da üstünkörü geçilir. Yani inanç farklılığından dolayı pek anılmaz Gökoguzlar. Oysa yaşanan histori ve kara yazgı, dinler ve hisler ötesidir. Bu konu kendine Türk diyen veya gören herkesi ilgilendirir.
Tarih arenasında Gökoguzlar öz varlığını koruyamamış, öz benliğini geliştirememiş sayılır. Tarihçiler popülasyon açısından rakamsal görüntüye değer verir. Oysa popüler kültür de gerçeği yansıtabilir. Çünkü Gökoguzlar, birçok devlet bünyesinde uzun dönemler itibariyle, töreleri ve törenleriyle öz be öz Türk kalmışlardır. Orta Asyalı atalarının tıpatıp benzeri alışkanlıklarla, egemen toplumlarda taviz vermeden azınlık olarak yaşamışlardır. Hala da yaşıyorlar hem de ırkçı tacizlere rağmen, sosyal ve toplumsal haklar elde edip, durmadan geliştirerek...
Gökoguzlar azınlıktır ve sert asimilasyona uğramıştır ama öz kimliğini ve tarihsel belleğini yitiren etnik motiflerden olmamıştır asla. Her türlü baskı ve yıldırmaya karşın mevcudun içinde eriyip tükenmemiştir. Ancak kurtuluşu tarih sahnesinde bilinen Türk vasfından farklı olmak ve davranmakta bulmuşlardır. Çünkü her pozisyonda çok eziyet görmüşlerdir. Bu yüzden Türklüğün ispat edilebilir değerleri dışındakiler kısmen unutulmuştur. Ya da unutmuş, unutulmuş farz edilip, nefes alınmıştır. Oysa tüm ayrıntılar değişmez, değiştirilemez biçimde kodlara işlenmiştir. Yani Türklük ilk fırsatta ortaya dökülecek biçimde hazırda tutulmuştur. Soy bağı kurma girişimi kesinlikle kaybolmamıştır. Ancak uzun yıllar içinde ırksal veya etnik işlerliğin ve köksel izlerin takibi biraz zorlaşmıştır...
Gökoguzlar buna rağmen köklerini aramaktan, genetik şifreyi kurcalamaktan, kuşaklar arası her türlü aktarımı yapmaktan, soydaşlarını bulmaktan veya ırkını savunmaktan yılmamıştır hiç. Bu arada özellikle uluslararası politikanın, ilim ve bilim dünyasının unutturmaya çalıştığı özgün değerlerini de sıkı korumuşlardır. Gökoguzlar, Balkanlarda hiçbir zaman din adına sindirilenler, kaybolanlar, silinenler, gidenler, bilinmeyenler gibi soykırım yaşamamıştır. Ancak her devirde açıktan veya gizli etnik kıyımla yüzleşmiştir. Ancak yenilmemişlerdir.
Ufacık coğrafyalara tıkanıp kalmışsalar da dünyaya yayılmış tüm soydaşları gibi özgürlükçü yanlarını ve özerk yapılarını daima yaşatmışlardır...
Gökoguzlar şimdi birkaç devlet üzerinde varlıklarını sürdürürler. Yüzyıllardır oralarda etnik unsur olarak yaşarlar. Bu arada tümü olmasa da bir kısmı eğer 2. Dünya Savaşı bastırmasa mutlaka ana vatana döneceklerdi. Örneğin Romanya Gagavuzları, peşinden Moldovya ve diğerleri gibi...
Tarihe düşülen kayıtlara göre zamanında Romanya hükümeti ile İnönü tamamen anlaşmıştır. Aşağı ve yukarı Dobruca yerleşkelerinde yaşayan Gagavuzlar isterlerse ana vatana döneceklerdir. Ancak büyük paylaşım savaşı başlayınca bu tek taraflı göçe endeksli plan da bozulur...
Balkanlı Gökoguzlar, savaş yüzünden ertelenen veya vazgeçilen plan çerçevesinde Doğu Trakya’ya yerleşmek ister. Hatta bir bölümü, küçük bir azınlık hemen savaş öncesi Trakya’ya geçer. Yerleşir. Ve hala yaşarlar. Soy ve akrabalık bağıyla diğerlerine de kapılar aralanır ama dünya düzeni değişir. Açılan kapılar kapanır...
Hele ki Romanya istila edilince, Besarabya Romanya'dan alınıp Sovyet güdümündeki Moldovya’ya bağlanınca bu bölgede yoğun yaşayan Gagavuzların dünya ile bağı resmen kopar. On yıllarca karşılıklı yakın ilişkiler kurulması zorlaşır. Göç ve bütünleşme dileği de zaman içinde biter. Ayrıca Gagavuz yoğunluklu bölgenin güneydoğusu da Bulgara verilince ana vatana dönüş projesi hepten son bulur. Demirperde dağıtılana dek has Türk kolu olan Gagavuzlar-Gökoguzlar Doğu bloku içinde kendi başlarına kalır. Yalnızlaşır ve yalnızlaştırılırlar. Yinede Gökoguzlar yılmaz. On yıllarca hayata tutunma mücadelesi verirler. Çünkü kurulan Dünya düzeni gereği ister istemez unutulmuşlardır...
Gökoguzlar Balkanlarda baştan beri dini Ortodoks, dili ve töresi Anadolu ile benzeş ve özdeş kavimlerdir. Bu yüzden Gagavuzların varlığı ve yazgısı, Balkanların diğer Türkleri ile hatta islam dininden Türklerle bile ortaktır. Kavim kardaşlık bağlamında hep ezilmişlik ve asimilasyon...
Bugün Romanya'da yaşayan, varlıklarını sürdüren yüzbinlerce Gagavuz vardır. Bulgaristan’da, Ukrayna'da, Rusya'da, Yunanistan'da, Kazakistan'da ve Moldovya'da da varlar. Yani Özerk Gagavuzya dahil başka başka ülkelerde yaşarlar. Ana yurtlarına özlem duyarak, sevgi besleyerek yeryüzüne katkıyı esirgemezler. Balkanlarda sakınmadan Türklük güderler. Evlatlarını Ana yurtta okutmak için fırsatlar yaratıp, imkan kollarlar. İdealler artık ana vatanda yaşamak değilse bile ortak bağların kopmaması için direnirler. Dillerini, törelerini, ahlak öğretilerini, dini öne çıkarmadan korurlar...
Belki de Türk soyunun en bağımsız kollarından, en özgürlükçü kavimlerindendir Gagavuzlar. Gerçi tarihte Gagavuzlar'ın Balkanlar'a göçü ile ilgili birçok yerleşim tanımlamaları mevcuttur. En makulü Türk soyundan ve Oğuz boyundan Gagavuzların, Tuna nehri buz tuttuğunda iz sürdüğü, yol bulduğu ve sisler ötesine geçtiğidir. Gagavuzlar yol açıp yayılarak, yol sürerek ilerlemiştir. Ve Gagavuzlar uygun bulduklara bölgelere yerleşip, yüzyıllarca varlıklarını sürdürmüşlerdir...
Ancak tarih Gagavuzlara daima yoksunluğu reva görmüştür. Yüzyıllar boyu Tuna boyunda Edirne'ye kadar küçük gruplar halinde yaşamışlardır. Hala da yaşarlar. Onca türlü çeşit asimilasyon programlarına karşın milliyetlerine bağlı, dillerini, kültürlerini, ahlak ve törelerini koruyup bu günlere gelmişlerdir.
Sonuç olarak yaşanan yöre farklı, din farklı ama töre ve törenler özbeöz atalardandır. Hristiyan ve Ortodoks’turlar ama dini öne çıkarmazlar. Her biri aynı kan ayrı din, bambaşka bir kardeşliğe öncelik verirler. Ayrılık gayrılık gütmezler kesinlikle...
Kuş kadar akılla bizzat katıldığım 'Uluslararası Göç Sempozyumu' oturumlarının birinde tanıdım Olga Hoca'yı. Kitaplarının çevirisi yok okuyamadım. İlk ve diğer sempozyumlardaki bilimsel sunumları hala aklımda. Sempozyum kitapçığına alınan sunumları da elimde. Bu gün bile hala aklımda, Yukarı Dobruca damadı olduğumu öğrenince heyecanla 'Türk mü?' sorusu. Cevabı aldığında iyiniyeti ve samimiyeti gözlerinden belli 'Bir gagavuz gızı olsun bulamadın mı?' sitemi...
Kuş kadar Ada da bir Gökoğuz kızı tanıyınca aklıma Olga Karanastas hoca düştü. Özel hayatı bile Türklük ile sorgulaması geldi aklıma. Ve daha yeni tanıdığım bir Gökoğuz kıza, hiç tarzım ve haddim olmadan 'Evleneceksen Türk ile...' dedim. Tıpkı Olga hoca gibi...
Doğrudur yanlıştır kandaşım Gökoğuz kıza böyle dedim. Sonra da oturdum bunları yazdım. Müdür, sakın gözden kaçırma yayımla. Şimdi de tarihe dipnot düşüyorum, yer gök şahit 'bir daha mı? Asla'...