5 Ocak 2021 Salı

AH, MAH, MAHLÛK VE MAHLÛKAT…

 

AH, MAH, MAHLÛK VE MAHLÛKAT…

Ah almayan mah, mahlûk ve mahlûkat, tekil çoğul hiç fark etmez aynı tondan, benzer fondan beslenir yani doğadan. Diğer yandan tekmili birden, tabiyeti dolayısıyla tabiatı mahvedendir kısaca. Mahlûkatın cümlesinde doğuştan vardır bu utku zayıflığı. Nutku tutulmuş, utanmazlıkla hemde. Son yıllarda eşrefi mahlûkata hiç yakışmayan, üzerine bal gibi yapışan mahlûklukla. Özellikle siyasetin asansörlerine bulaşan bu habislik, neyin nesi kimin fesidir tartışılmaz hiç. Bu mahluksu maraza, resmen mahabisliktir…

Manzara böyleyken günü gelen ve medeniyeti var edecek dirençli tohumlama, aşka meşke başka baharlara bırakılamaz. İnceden umut tohumları yeşertisi, mukadderatı hayatiyedir. Haysiyeti teslimiyedir. Yani biteviye devasa bir açlıkla mahlaslı yalnızlığı bitirecek faslı başlatmaktır mesele. Erişimi eytişimi, hafızaya bağlı tabloyu yenilemeye dönük mutlaktır…

Muhakat de bir yere kadar. Gelişen muhabbeti hafife almamak lazım gelir. Manzara mahlukatı harbiye...

“Arılar balmumunu bala bulamış. Kukumavlar tünemiş, kartal tepelerine. Kargalar sokmuş burnunu leylek bacalarına. Guguk kuşu çalarsaati vurunca, vakti gelmiş, kırlangıçlar göçe durmuş. Memleket semasına öç bulaşmış, göç belenmiş. Kılavuzlar perperişan, pembe pembe pamuk bulutlar gülşeker...

Yolu şaşmış koçbaşı, kör köstebeğin. En kötü anda kös kös toprak yığınını deler durur, yol açar kör kara yarınlara. Kor donguz rumuzlara. Ruhsuz aç kurt yavrusunu yer ululanır. Kılıksız kurttan ürker dor atlar. Dere tepe tepinir. Kırbacın ucunda yıldız simgesi. Şakaklara şaklar yumruklar. Saç tellerinde aklar. Uğursuzluğun simgesi kara kedilerin içtiği sütten arta kalan, farelere tül kanat taktırandır. Ve kartal kanadının mürekkebe batırılması ile şekillenir ilkbahar. Her baharda açar panik atak çiçekleri. Maziye süzülür  turnalar. Tavus kuşunun kuyruğunda bin bir renk. Aklı olana arıtılmış manadır arı kovanları...

Anılan an, arı gibi çalışmak zamanıdır, kötü ruhları uykusuz gecelere kovalayarak. Kuytulara saklanan saksağan yavrusunu, yedi başlı canavarın elinden alıp kurtararak. Öyle bir çabadır ki insan olmak, mahlûkattan ayrılmak, kaplumbağa hızında ama çelik irade gerektirir medeni kalmak. İl ilan, yıl yılan, yalan dolan, talan kolan tanımaz adamlık. Mahlûkat başka mahlastır. Mahiyeti dil altında pırlanta yüzük. İnsani maharet başka...

Denizde yüzen balıklar, ümidi içer solungaçlarından. Sırtındaki pullardan ve beslenirler  pır diye uçan taklacı martinlerin narin pençelerindeki muştudan. Yeryüzüne yağan, herkes bilir yağmasıdır. Her şey yengeç kıskacıyla, örümcek ağında gizlidir. Akrep avusu sahlepe tarçın kokusu. Hakikat budur...

İhmal, izahı bit kadar, kanlı canlı algıdır. Pergula temel olgudur. Uç uç böceği bile sevilmeyi bekler, sevildikçe sevimlice kanatlanır. Hakkın yolunda hu hu hu dualanır. Dayanır evren kendi çeperine.  Çepeçevre çevrelenir devri heyelan.  Dağlar dağılır. Cüceler ülkesinde devler yükseltisidir, balmumundan heykeller. İç dış bükeyi, büyüklük düzeyi ücretsizdir. Akıl kayar balmumundan heykellere. Deve, dev cücelere midilli hediyedir. İstiridyeler içindeki inci birinci, midyeler tavada incidir. Denizde yaşar, ormanda soluklanır yaslı nur, akla sur. Velhasıl sinsilesine asıl mesken topraktır. Toprak altında kırık tarak, üstünde altın varak. Üzerinde bu mahyalık yazı…”

Altı üstü ince belli bardak, içindeki kan kırmızı sıvı eskiden beri aynı mit. Millet tepegözden izler dünyayı. Mahşeri mahlûkatı. Mahsusat mahleye mahsustur. Turun ucu açıktır. Açısı kapısı bir, birikim bir anda yerle bir...

“Arıların kaybolması ile ilintilidir hayat. Anıların kaybolmasıyla tekne devrilir. Deli bal dökülür. Mumlar söner. Burunlar düşer. Hangi eşek inadına anırır, hangi horoz zamansız öter, filanca zamandır diye açıklanır ekmek kırıntısı. Acıdır kükreyen aslanın sismik hali. İçin için niçin pusar cavapsızdır kaplan gözü. Kaplan haplanır. Bayram kutlanır. Maymun hep üç maymunu oynar. Şebek şekerler, sincap topallar. Geyik, karaca, ceylan sekisini kaybeder...

Hayat işte anıların yitirilmesi ile ilintilidir arkasız şölen. Asıl suçludur umursamazca bölen. Horon tepilir, halay çekilir, sular çağlar. Allı kuzu kuzinelenir. Ve çatlak ağaç gölgelerine çekilir zaman. Demir kapıları erir, balmumundan ormanın. Bal küpüne gömülür arılar. Yüreklerde açık yaralar açılır, solar meralar, kazılır mezarlar. Maya tutmaz. Aşı tutmaz.  Şans gülmez. Ve bir yudum suda kuraklık başlar…

Vakti zamanı gelince ince zar kanatlı kelebekler uçar özgürce. Köpekler köylerde ağlar. Tazılar avını kovalar. Kıtlık yakadan yakalar. Ekinlerde darılar sellenir. Yer sallanır. Gök yarılır. Mahva yakın, mahlûklar dikkat kesilir. Mahlûkat aç ve çıplak kalır. Mukadderat demeye yakın bir gariban kurtarıcı beklenir..."

Bekleyen derviş muradına erer. Bir lokma bir hırka. Bir garip çıkmış diyeler, can çıkar huy çıkmaz...

“Orak ayında oynak bir sondur hasatlanan. Bir elde masat, eldelenen sonuç bıçak sırtı hayat. Budur sırat. Mahşere yakın kokarca garabeti. Kaybediş mahlûkatadır.  Serçeler, sığırcıklar iki parça. Kehanet. Bitmişlik. Yitmişlik. Öküzgözü bilgeliği. Özü insanlığa özgü. Kazanım öykülere sağır. Soğuk soluklara sığınır, sırınır, sınır ötesi. Kimseye kalmaz garipler  dünyası…”

Çünkü köprüden önce son çıkışta, panayır ve panzehir takipçiliğidir mahlûkata paylaştırılan. Anılarda acı yarıştırılan. Toprağa yayılan bereket, yaylaların buzlu suyunda kan. Bodur ağaçlar ve bitki örtüsünde eyvan.

Eyvah ki, kovanları dolduran arıların kılavuzluğunda ölür, ölüm. Ah vah günlerinde er geç başlar değişim. Doğan doğar…

Hiç yorum yok: