4 Temmuz 2013 Perşembe

AKIL YAŞIM SONSUZ-1-




ÇIPLAK YEŞİL

Çıplak ağaç gövdeleriyle başbaşayım
İçlerinden geçiyorum
Koyu yeşil alacalıkta
Buz gibi bir hava
Birbirine sarılmış yapraklar
Kızıl evler
Kızıl evler gördüm
İçinde senler olan
Çıplak ağaç gövdesi bedenli
Yanardağın lavları kurumuş
Kızıl evler gördüm

İçinde senler olan
Çıplak ağaç gövdesi bedenli
Yanardağın lavları kurumuş
Yaban otları bürümüş ovayı
Gönlümün çeperini sen
Sana yemin ederim
Kızıl saçlar
Kızıl saçlar ördüm
İçinde güller olan
Çıplak ağaç gölgesi gövdeler
Gövdeler saklıyor günlerce gök
Hatırladın mı beni
Buz gibi havada
Birbirine sığınmış yaprakları
Kızıl göller
Kızıl göllerde yıkandım
İçinde senler olan
Koyu yeşil alacalıkta

KIŞ EVİ

Falezya ya kış indi
Şimdi uludağa çıkmak vakti
Teraslar boş
Balkonlar buz
Bre illede mangal yakmak vakti
Sıcak şarap ve sucuk keyfi
Peşine konyak vermut
Falezyaya kar düştü
Şimdi Uludağ da yarım metre
Teraslar kaymak
Balkonlar ekmek kadayıfı
Bre illede balık ve yeni rakı
Diğerleri yaramaz yarim
Anason sızlattı içimi
Bir de anasızlık yar
Boşver unut gitsin diyemediğim
Falezya ya kış indi
Şimdi Uludağ da yanmak vakti
Albümler boş
Gönüller buz
Bre illede mangal yürek vakti
Şimdi Uludağ sıcak mı sıcak

SERÇE LİSANIYLA

Hala serçeler cıvıldaşıyor orda
Ve sen hala yemliyorsan yavrucukları
Her sabah her sabah
Hala seni seviyorum demektir
Ve kıyıcığında dikileceğim pencerenin
Göresin diye
Aklımda tekçe bir resim
Kuşlara yem veren kız
Her şey sonbahar
Hala serçeler yuvalanıyorsa orda
Ve sen hala soğuktan çekiniyorsan
Her yaz her kış her bahar
Hala seni seviyorum demektir
Ve kar yağışında dirileceğim gök pencerede
Öpesin diye
Sıcak sıcacık dudaklarınla
Aklımda tekçe bir resim
Eridikçe eriyen kuşçu kız
Her şey sen zahar
Hala serçeleri öpüyorsan gagasından
Her sabah her sabah
Seni seviyorum demektir
Sen artık beni sevmesende…

ŞEY

Şeyhim bu ne naz
Şeyin şeyhi
Şehri kuşatacaklar bu yaz
Dört koldan şahbaz
Gel de kurtar görelim himmetini
Doyur itini köpeğini
Güneşten kurtar duvar diplerini
Gölgen kaç metre uzar şeyin şeyhi
İmdi urmak var ya belini belini
O da bize yakışmaz
Şeyim bu ne naz
Şeyin şeyi
Şehri kuşatacaklar bu yaz
Dört koldan şahmeran
Gel de çıkar görelim ziynetini
Bağla ipini kuşağını
Güneşten kurtul devir gözlerini
Gölgen kaç metre uzarsa uzasın
Şeyin şeyhi seni adam sansınlar
Ne kadar safsam o kadar iyi mi
Gavur parasıyla beş para etmez
Dört kolludaki cesedin
Şeyimin şeyhi

BABAMIN YADİGARI

Babamın İtalyan yavrusu
Çürüdü toprakta
Sustalı açmaz ağzını
Plastik bir gümüş dudağında
Yaprakları sarardı ayva ağacının
Çamura bulandı sokaklar
Yürüdü yiğitçe
Babamın İtalyan yavrusu
Çözüldü toprakta
Gökyüzüne sıkıyorum al al
Yıldızlar doğuyor ölmemecesine
Ve babamın İtalyan yavrusu
Güldükçe güzelleşiyor
Anamın ayva reçeli kaynattığı günlerdi
Ne ayvadır ne de nar
Vuruldu sonbahar
Sustalı açmaz ağzını
Künyesi boynunda
Plastikimsi bir gülüş dudağında
Yürüdü hoyratça
Sustalı açmaz ağzını
Göğsümde tütüyor barut kokusu
Ve babamın İtalyan yavrusu…

ARALIK KAPI

Evde yalnızım ara
Müsaitsen
Sen
Aramaz isen ben ararım
Müsaiyitim
Evde yalnız değilim ama
Ben
Evde yalnızım ara
Yalnızlık başka nasıl geçecek
Yalın kattayım
Hatayım
Atayım
Tayım
Sen
Ayıplamaz isen ben ararım
Çünkü
Müsayitim
Ben
Evde yalnızım ara
Yalnızlık başka nasıl bitecek
Yalın başım
Alın başım
Başım
Aşım
Sen
Ayıplamaz isen ben ararım
Evde yalnızım ara

DÜN BUGÜN YARIN

Parlak damganı yemiş alnım
Ve gözlerim seni
Geçmişteki günlerin rengini
Ruhumsa bu günü
Bir görmüş bin saymış
Şerbetini içmiş gönlüm
Ve aklım seni
Cılız ışıklara hapis yarınları
Bedenimse dünü
Bir görmüş bin saymış
Sohbetini özlemiş gönlüm
Hafta içi hergün
Ve dilim seni
Kurumuş güllerin rengini
Ruhumsa dengini
Bir öpmüş bin saymış
Uzun bir gece olacak sanırım
Bin geceden hayırlı
Ve gözlerim seni
Gelecek günler sevgini
Yer bitirir
Ruhumda o gün
Bin çekmiş bir saymış

YAZ MEK MAK

Bir iki üç dört
Üstümü ört
Zaten üşümüşüm kırk yıldır
Üşütmüşüm ayrıca
Binbir dert
Bir mertliğim kalmış
Ortalık namert
Bir iki üç ateş dördüncü pört
Üstümü ört
Zaten üşenmişim kırk bir yıldır
Üşengecim ayrıca
Binbir bahane
Bir sertliğim kalmış
Ortalık yumuşak
Bir iki üç dört beş
Mezarımı eş
Zaten ölmüşüm kırk yıldır
Dirilmişim ayrıca
Herkes kardeş
Bir erliğim kalmış
Ortalık kalleş
Bir iki üç ateş dördüncü naaş
Bari kalemim boşta kalmasın
Üstümü ört
Bir iki üç dört
Yaz dürt
Zaten gülmemişim kırk yıldır…

YANGI

Sevişmemişliğe yanacaktık yıllar sonra
Bedenlerimiz uyuştuğunda
Yürekte kopan fırtınalar durulduğunda
Tek düze günler değil mi ki yaşanan
Keşke bi çocuğumuz olaydı diye
Şimdi neye yanıyorum bilsen
Güneş yükseldi
Gölgemle boğuşuyorum
Geçen günlerin azlığına yanıyorum
Sevişemeden biten yıllara
Güneş alçaldı
Gölgemle uzlaşarak
Düştüm yollara
Yanımdasın sanmıştım
Keşke bi çocuğumuz olaydı çile adlı
Şimdi niye arzuluyorum bilsen
Güneş battı
Ve yıldızlarda doğuyorum
Bedenim uyuşarak
Sevişmemişliğe yanacağım yıllar sonra

YAZGI

Dinlendikçe yazıyorum
Yazıyor yazıyor yazıyorum yoruluyorum
Dinleniyorum
Yazıya yorum yoruma yazı katıyorum
Kazı çalışması gibi
En nadide eseri hiç incitmeden
Tozun toprağın içinden
İçimden dillendiriyorum
Çatlıyor çatlıyor çatlıyor toprak
Delleniyorum demek geldin
Muhteşem koalisyonun vazgeçilmezi
Seni gururla yazıyorum
Dinleyemedikçe müşfik kenter den
Yanıyor yanıyor yanıyorum sahiden
Geldin demek
Darlanıyorum
Çatlıyor çatlıyor çatlıyor toprak

DÜZ AÇI

Aç izle
İhtirasınla yüzleştiğinde beni
Beni izle
İznin olursa
Açıp izleyeceğim
İhtirasımla yüzleştiğimde seni
Seni kalp gözümle
Ne diye takip ediyorsun beni
Ne diye izimi sürüyorsun benim
Kaç gizlen
İhtirasımla yüzleştiğinde beni
Beni tanı
Tanıyacaksın iznim olursa
İçip özleyeceğim
İç özle
İhtirasınla yüzleştiğimde seni
Seni sadece seni

OKSİJEN KAYNAĞI

Oksijenli suyla pansuman
Ve sırt üstü yatak
On ben dakika
Filarmoni orkestrası ölüm marşını çalıyor
Hafta sonu göndere bayrak çekilecek
Dalga dalga al bayrak
Kimisi ıslıklayacak
Kimisi bağrına basacak
Vay le le vay
Alkollü suyla pansuman
Ve şiş inecek
On dakika
İstirahat bando mızıka eşliğinde
Dünya sarsılacak
On beş salise
Kılınır mı cenaze namazım
Tabutuma sarılır mı al bayrak
Tentürdüyotlu pamukla pansuman
Ve can uçacak
Ya kabul etmez ise kara toprak
Ey Veysel sadık yarine söyle
Bu bizim çocuk
Sadece sırt üstü yatacak
Ve şiir bitecek…

TÜNELİM TÜLÜ

Işıksız bir tünel hayatım
Atım avradım silahım yok
Her yanım mücevher
Beni rahat bırakın
Aşksız bir tünel hayatım
At avrat silah çok
Her yanım duvar
Hani duvarlar yıkılmıştı
Beni rahat bırakın
Uşaksız bir tünel hayatım
At avrat silah
Her yanım özgürlük
Beni rahat bırakın
Al bir ata binmiş ata
Çılgınca yanaşıyor zafer
Hani teslim bayrağını çekmek yoktu
Her yanım şehitlik
Bizi rahat bırakın

AYAK ÜSTÜ

Babam yürümüyor değil mi ayakların
Köşende oturuyorsun yine
Emekli maaşını hangi oğlun çekiyor
Faturaları kim ödüyor
Ya kirayı
Meclis tv izliyor musun
Bizimkiler sıkı muhalefettemiler
Kimsecikler beğenmese de
Gasteni alıyorlar mı hergün
Ajansı kaçırma sakın
Buraları da söyler belki
Misafirin bol mu her daim
Kızınla aran nasıl
Ya anamla
Aranızı kim buluyor artık
Unutmadan tahlil sonuçların belli mi
Babam kitap okuyorsun değil mi
Yine bol ekmek bol makarios
Ya tatlıları ye gitsin anasını satıyım
Köşende otur yeter ki
Senden sonra ben
Köşene oturacağım temelli
Dua et yolla bana
Babam yürümüyor oğlunun işleri
Köşeye sıkışmışım yine
Yolundan şaşma de yolundan
Sana iyi günler gül babam bana boşver

YAŞI GEÇKİNLİK ZOR

Beni de öldürmek zorundasın
Öleceksen eğer
Ey sevgili
Önce borçlandığın sevgimi
Ne bileyim onca güzelliği falan
Vesaire vesaire vesair
Sonra da beni öldürmek zorundasın
Öleceksem eğer
Ey sevgili
Ben seni istemediğin kadar yaşatacağım
Nasıldır bilirsin sevmek
Ey sevgili
Ölmeye değer ama yaşamak
Yaşa da gör ey sevgili
Bi başka
Bi başka güzel

YOLUN SONU TAŞLIK

Yoldaş başın sağolsun
Valdeni uzun yolculuğa uğurlamışsın
Toprağı bol olsun
Tanrının rahmeti üstüne
Soyun güzeli seninle
Seninle iz sürecek yoldaş
Orda hanlar mermerden
Seller yaratan yağmurdan sonraydı
Beklediğin özgürlük
En önce valdene uğradı
Toprağı bal olsun
Tanrının rahmeti üstüne
Soyun güzeli sevginle
Sevginle filizlenecek sonsuza
Üzülme yoldaş
Valdeni güzün yolculamışsın
Toprağı can olsun
Tanrının rahmeti üstüne
Diyalektik iz sürecek yoldaş
Ağrılı başın sağolsun

TUTUKLULUK

Sıkı tutun çocuğum
Aks kesmiş dünya sarsmasın beni
Şarampole yuvarlansa bile aşk
Annen ak sütüyle beslemiş sevgiyi
Kaskını delse de kahpe kurşunlar
Sakın unutma çocuğum
Aklın direnir
Ve direndikçe sen ölmessin
Çünkü çelik zırhın bilgidir
Annen bilgece belemiş toprağı
Şarkını söylese de köhne yalnızlık
Skaın unutma çocuğum
Aklın direnir
Ve direndikçe sen çoğalırsın
Çünkü çelik zırhın bilgidir
Annen bilgece bellemiş doğa klasiğini
Rotu çıkmış dünya şaşırtmasın seni
Şerit değiştirse bile aşk
Annen ak göğsünde ninnilemiş seni
Baskını yesen de kahpece pusuda
Sakın unutma çocuğum
Annen direnir
Ve direndikçe o sen dönemezsin
Çünkü çelik zırhın annendir
Yoluna bilgece sermiş sevgisini
Sıkı tutun çocuğum

TAPINAK

Yarındır ipine asıldığım güzel
Ortasında tam ortasında bir ben
Öpmeye doyamadığımdır hayat
Sonunda tam sonunda bir adam
Üzmeye kıyamadığımdır
Ve sen taptığım kadın
Tanrı katında misafirimsin
Yarımdır ipine sarıldığım hayat
Ortasında tam ortasında bir ben
Öpmeye doyamadığımdır hayat
Eğer seksen yıl yaşarsam
Sonunda tam sonunda bir adam
Canına kıyamadığımdır
Ve sen üzdüğüm kadın
Tanrı katında alacaklısın
Yakındır ipine asıldığım güzel
Ortasında tam ortasında bir ben
Ölmeye dayanamadığımdır hayat
Sonunda tam sonunda bir adam
Ölümsüzlüğü isteyecektir
Tanrı katındaki tapılan kadından
Eğer seksen yıl yaşarsam

GÖLGELİKTE GÜNEŞ

İçime işledin nakış nakış
Gizemli bulutlar diyarında
Günbatımında
Bir başkasının kılığında
Gölgemi çaldın uydurma sözlerle
Kısık sesinle şarkılar söyleyerek
Nihavent makamında
Ben eski toprağım
İçime yerleştiğinde nakış nakış
Gizemli buruksu bir bakış
Gitmeden evvel sıcacık dokunuş
Her şeyi kolaylaştırır bana
Günbatımında
Bir düşkünün kılığında
Gölgemi çalanla uyumak gibi
Gecenin bi yarısı yapayalnız
Üstü kalsın çocuğum
İçime işliyor gecenin karası
Ben uslanmaz portreyim
Nihavent makamında
Nota nota yalnızlaşan
Eski tas eski hamam
Günbatımında…

TEK PERDELİK

Tek kişilik kanepende öleyim
Ölmeden evvel doğayım
Kasımpatılar açmış olsun ağaç saksıda
Ilık bir kış ikindisi
Sen sor ben söyleyim
Yekpare uzansın geçmiş yarına
Ağlamadan evvel güleyim
Gözyaşlarım dinmiş olsun ağaç dibinde
Başımda bir serinlik var ki sorma
Ayağıma sıcak sular
Hadi geç otur izle
Ben iyi bir aktörüm
Tek kişilik tek perde bir hayat
Doğmadan evvel öleyim
Kasım kasım kasılsa da sonbahar
Ilık bir kış ikindisi
Sen yaşa ben göreyim

DEVRİK ŞAH

Bulutlardan koskoca bir oda yaptım
Kuruldum içine
Açıklarda bir tekne titriyor
Tehlikede bir aile
Kaçmayı başaramayacağım
Başlangıçta deniz çekildi
Savruldum ışığa sonra
Rüzgar sürüklemiş anılarımı
Sığ sularda kırılıyorum yavaşça
Ve dev aynalarda
Kırıldım işte
Bulutlardan koskoca bir oda yaptım
Yumuşacık sıcak
Kurtulamadım yine
Düşmanlarım pusuda
Yol kıyısı asırlık ağaçlar gibisi yok
Katıldım gülmekten
Dağlar çalmış anılarımı
Bulutlardan devasa bir odam vardı

KARŞISI DENİZ FENERİ

Fenerbahçe galatasarayı yendi
Tam altı puan açtı arayı
Karşıyakamdan haber yok
İstanbuldakilerden de
Muazzam sevinmişlerdir mutlaka
Babam başta ve biraderler
Milan hezimeti dosyası da kapanır artık
Beni sorarsanız sormayın derim
Bildiğiniz gibiyim işte
Her ani refleksim ölüm beter acı
Kötüye bir şey olmaz ama oldu
Galatasaray fenerbahçeye yenildi
Burada cimbomlu çoğunlukta
Yüzlerden düşen bin parça
Şampiyonluk hayali seneye kaldı
Zaten dünya kupasına da gidemedik
Alkollü mendil kasığımda
Sözde şişi inecek kesiğin
Dün geceyi sorarsanız sormayın derim
Derin istirahatteydim yavaştan
Muazzam sevinmiştim ama
Sen başta hepiniz aklıma geldiniz
Sıla özlemi karmaşası da geçer artık
Fenerbahçe galatasarayı yendi
Galatada fener yandı sarı sarı
Uzaktan Marmara lacivert mi lacivert
Karşıyakadakinden haber yok

ÖZLEM BAHÇESİ

Siyah ziftli yolları özledim
Kaymak gibi sarsmayan
Yol çizgilerini
Kesik kesik ve kesiksiz
Soldan soldan gitmeyi
Yanıbaşımda sen
Ayaklarım yerden kesilsin
İçime aksın usul usul
Memleket akşamları
Ufukta görüntün batarken
Güneşle bir desen
Yüzündeki çizgileri öperim
Kesik kesik ve kesiksiz
Dalmak gibi boğulmadan ama
Gözyaşlarına
Gözyaşlarında siyah gözlerinin feri
Kalmak gibi sorgulayan
Çok özledim

SİM ONU ÖRTERKEN

Sim onda saçları pır pır
Altın sarısı ona yakışır
Sim ona bu kadar mı
Gözleri yeşil
Nakış nakış işledin aklıma
Şiir söylettin
Her parmağında bir armağan
Yeşil bir yüze bu kadar mı
Sam yeli dağısın perçemini
Güneşin rengi en sarı
Altın boynuza bahar bu kadar mı
İçsin Marmara yakamozları
Sim ona bu kadar mı
Pır pır kuşları eyüpten haliçe
Meltem buğusu ona yakışır
Mis ona bu kadar mı
Gözleri yeşil
Buğulu akşamlara armağan
Karış karış özlettin vefasız…

ÖYLESİNE GECELER

Beyaz zakkum
Öyküler sırıyor beynime
Cennetin sırrını
Nar ağaçlarının arkasını
Ayaklarım çekiyor istemeksiz
Çardağın altında daktilo
Yüzüme bakma sakın
Öksüz bu öyküler
Yazmak istesem de delice yazamam ki
Bir gerilla kampı fiyaskosunu
Cehennemin özünü
Minik ellerin ateş yanığını
Kabzasını bırak hayatın
Nar ağaçlarının gölgesini
Ayaklarım çekmiyor istesem de
Yatağımın altında daktilo
Gözüme bakma sakın
Yüzsüz bu öyküler
Yazmak var delice ama yazamam ki
Aklımın kömürü kof
Kara elmas gözlü
Öyküler sırıtıyor beynimde
Gülüşüm başka bahara
Bu yaz yokum…

AVUKAT

Avukatın fendi kalbimi yendi
Rembetikolar yan yana
Hayda bre sirtaki
Yeni rakı ve fasulye pilaki
Avukatın rengi gözümü deldi
Kim kimin dengi
Gözümün selameti
Avukatın sözleri aklımı çaldı
Şahit oldukça dünyaya
Hayda bre sıradaki
Atabarı kol kola
Bir gün düşersen karakola
Bi güzel anlarsın efendi
Kimin fendi kimleri yendi
Lütfen çevrene bi bak
Kızlı erkekli horon
Karadeniz almadan vermez
Kim kime düşman
Avukatın güzelim aklı karıştı

SARGILAR ÇÖZÜLÜNCE

Gitmek değil yaptığım
Bir yolcunun yolculuk hevesi
Ve canlandırmak alışık olmadığım ışığı
Yakmak fitili
Bir körpe fidan ekmek sulu toprağa
Ve matem
Gitmek değil ki yaptığım
Kim bilir yıllarca kalmak belki
Bir yolcunun yolculuk neşesi
Yarıda kalan hikaye
Eskiden eskidendi dememek için
Ekşi hamur tadında akşamlara
Ve nar gibi kızarmış ekmeğe
Hırsımı sürmek
Gitmek midir ki yaptığım sahiden
Bir yolcudan ne beklenir
Zamanı geldi de geçti
Anam anam garip anam
Sakın su dökme ardımdan
Birkaç damla gözyaşın geleceğimdir
Annemin eli değmişçesine sıcak
Kurumuş gül dalına hayat
Gitmektir tek dileğim…

DERE TEPE DÜZ

Dağın tepesi tepenin arkası
Güneşe teslim
İşte o günün ertesi
Ben dağ kırlangıcına misafir
Güneş batıncaya kadar yolcuyum
Çıkmayınca son nefesim
Tepenin ardı sensin
Değiştirebilirsen eğer
Değiştiriver zirvenin tadını
Güneşe tutun öylece
İşte o günün hatırası
Bir dağ kulübesinde saklı
Güneş doğuncaya kadar konuğunum
Neden geldiğimi unutmuşum anla
Düşlere teslim aklım
Nerden geldiğimi de
İşte o günün öncesi
Ben dağ başında ölüyüm sanki
Kıymık batıncaya kadar yüreğime
Anlayamamışım sahiden
Güneşe teslim
Dağın tepesi tepenin arkası

DİKİŞ NAKIŞ

Dikilmiş yüzünde gülücük
Divan gıcırtısı kalkıyor uykudan
Taş bebek gibi bir sabah
Yüreğimi yalıyor gökyüzü
Yalnızlığımı aykırılığımı
Çocuk kalamadım ki güleyim
Kösnül diz çöküşlerim boğuk sesli
Abanmış üstüme güneş
Dişil sanrısı sıcak sıcacık
Dirilmiş ışıklarında sevişmeler
Kucakladığım sızı nedensiz soru
Yatıyor mahmur mahmur üstüme
Hiç olmasa bir sigara içimlik mola
Suskunluğumu gülücüklerin bozdu
Dirilmiş dilimde sözcükler
Divan edebiyatı kalkıyor uykudan

EV BARK İŞLERİ

Bir evim bile yok
Seviyim desen de ne fayda
Kocaoğlan yorgun
Canı m ağlamaklı
Geleyim desen de ne çara
Sis bürümüş rüyalarımı
Muradım uzun yoldan geldi
Baklava ağızlı dünyaya
Döneyim desende boşuna
Bir günüm bile yok sensiz
Kocaoğlan dargın
Canım çıkmaklı
Yaşayım desen de ne çile
Direnmek bi o kadar zor
Kibarlık ederek üstelik
Bi tanem desen de boşuna
Kırk ambarım var kırk kilitli
Ağzına kadar ıvır zıvır dolu
Seni alacak yerim yok
Belki bir daha ki sefere

KARARSIZLIK

Allah vurmuş bereketini suratıma
Olmayınca sadece karanlık
Kara toprak
Özel cennetin kokusu sanki kokun
Maziyi bilmem nasıl unuturum
Allah vurmuş tokadı suratıma
Acınacak bir ırmak fışkırıyor burnumdan
Bayrak desenli
Desene ki öleceğim yoluna
Düşmeyince aklıma aydınlık
Kara toprak
Ne olduğunu anlayamadan duruldum
Allah vermiş felaketimi cezamı
Olmayınca olmuyor be gülüm
Sadece karanlık
Ve kara toprak
Ecel cinnetin bir önceki durağı
Sonraki mi acaba
Hangisinde ineceğim bilemiyorum
Kızıltoprak…

ÜRKÜNMEK

Uyku damlıyor musluktan
Sarı sarı ve kumlu
Rüyasız manasız
Susamışım delicesine
İçecek oldum içemedim
Hayalimdeki resmini
Öykü damlıyor dudağından
Kulağım kirişte
İşitemiyorum
Bana garanti edebilir misin çağlayanı
Sen daha çok yenisin hayatımda
Öyküler damlıyor boşluktan
Sıra sıra ve turuncu
Rahatça ıslanabilirim
En karamsar tabloda bile umut
Umut gizleniyor
Kuşku damlıyor musluktan
Tane tane ve yumru
Riyasız yalansız
Susamışım delicesine
İçecek oldum içirmedin
Hayalimdeki resmini
Bal damlıyor dudağından
Bir öptüm uyuyakaldım…

FISILTI

Yetmezmiş gibi kurşun yağmuru
Öyle olsun bakalım
Toprak kan rengi
Titrer içimdeki gönül teli
Ölmemiş gibi kurşun mağduru
Söyle gülsün bakalım
Kan toprak rengi
Titrer içimdeki yağız delikanlı
Bitmeyecekmiş gibi kurşun yağmuru
Şöyle dursun bakalım
Kanadıkça toprak rengi
İçimde titreyen delikanlının yüzü
Maviye maviye dönüşecek
Tıpkı gökyüzü gibi
Gökyüzü kurşun gibi kıvrak
Böyle olsun bakalım
Mavi maviye küsecek
Tıpkı deniz gibi
Yetmezmiş gibi toprak kan rengi
Kimse adına konuşmuyorum ki
Şehla gözlü yar ağlıyor
Söyle gülsün bakalım
Yetmezmiş gibi kurşun bakışlı

BULAŞICI HASTALIK

Bulaştı kutsalıma vahşetin kiri
Mentollü bir akşamüstü
Sis süslüyor penceremi
Işıklar sararmış göz göz
Sönmeyen köz vahşeti öteliyor
Ulaştı kapıma dehşetin eli
Çalıyor deli divane çanları
Bulaştı kutsalıma mahşerin dört atlısı
Mentollü bir akşamüstü
Sus paylıyor dilimi
Ve şenlik başlıyor şehadetle
Şükür kavuşturana
Akordion çalıyor kocaoğlan
Ulaştı kutsalıma notaların dili
 Mentollü bir akşamüstü
Kırlangıçlar pisliyor pencereme
Işıklar karamış kös kös
Sönmeyen dil neşteri vuruyor
Ve şenlik başlıyor şehadetle
Şükür kavuşturana
Mentollü bir akşamüstü

DUELLO

Yeşil sürgün yemiş gözlerinde
Can pırlanta sarısı
Güneş gibi parlamakta canan
Yaşlı dünyama
Milyonlarca yıldan sonra
Güneşim gözleri yeşilde sürgün
Ten pırlanta sarısı
Ay gibi parlamakta canan
Can paramparça
Yaşlı dünyam daha yaşlı
Ve görüntüler en sonunda
En sonunda dağılıyor ve
Sen pırlanta sarısı
Vurgun yedim yeşil gözlerinde
Can paralizat
Yaşlı dünyam gözü yaşlı

DİNLETİ

Bu şarkıda sen varsın
Bu şiirde aşk
Aşkla söylersin şarkımı
Şiirimi muhabbetle
Bu kapıda ben varım
Ayakların dibine yatarım
Bu son fasıl
Ve lakin ilk gece
Kaçıncı şiir saymadım
Şairin gönlünce ve yeterince
Dağa taşa yazılı adın
Bu gönülde onmaz aşk var
Uyakların tümüne taparım
Bu son ölüm
Ve lakin ilk doğuş
Kaçıncı dünya görmedim
Şairin aklında ve gereğince
Aklım bulanık
Aşk saatleri başlamadan bitiyor
Şiir de şarkı da sensin
Hayat türküsünü söyler asık suratla
Ve ben dinlerim

Hiç yorum yok: