28 Haziran 2017 Çarşamba

KOLTUK MAKAMI, ÇAYLAR ŞİRKETTEN…

KOLTUK MAKAMI, ÇAYLAR ŞİRKETTEN…
 
Koltuk makamından asrın hikâyeleri her türlü siyasal, dinsel ve felsefi düşünceyi koflaştırır, koyulaştırır ve korlaştırır. Pek makbul görünmese de koltuk makamı buz gibi bir karşı koyulmazlığı sarkıtlar. Ama büyük denizlerde dolaşan aysbergin görünen yüzündeki karşıtlık dünden hazırdır. Bu sarkıt dikit kamplaşmasında kemre kafalılara kem görünen yürüyüş gecikmiş de olsa başlar, yarıyı geçer…
 
Birikimin başlangıcı ve sonunu deneyimlemeden, hakkınca bilmeden düşünmeden her bahar ertesi ansızın yaz ile tanışılınca kara kışın çektirdikleri hemen unutulur. Hele hele denk gelen bayram sonrası epey bocalanılır. Oysa kaba saba saplantılardan kurtulma inceliğidir yaz. İnceler giyinmek ve kefen rengi rahatlamak üzerine yobazlaşı da kamu yararı yalanı da abartılmamalıdır. Yani çiçeklerin tanrısıdır insanları her yaz başı yeniden kuran ve zembereği baştan çıkaran. Ve zemheriye yazdan hazırlayan. İşte bu doğasal ve doğrusal ahenk asla unutulmamalıdır. Zaten unutkanlıklar artınca koltuk derdiyle olmadığı açık girişilen her deniz manevrası balık hafızalı ve gübre beyinli koltuk kanepe müdavimlerini ürkütür. Korkutur. 
 
Bunca önemsenen koltuk modern dünyanın en harikulade buluşudur. Başka icat ve buluşlara hiç benzemez.  Elbette konforu foralar ama kanser mikrobu gibi en ücra hücrelere kadar da sinsice yayılır. Özellikle beyine. Ve kâinatı kanaat lidersiz anlayamayanların loblarını kemirir ve kemreleştirir. Koltuk kaç binlerce yıl evrilerek son şeklini almıştır. Koltuk aynı koltuk değildir ama her devirde oturan tipler ve koltuğa değen uzuv hep aynıdır. Haca olup hacca, şahsını raca sanıp hacete bile tahtırevanla gitmekle özdeşleşen bir mecraya akar koltuk macerası. 
 
Koltuğa kıyısından köşesinden oturulunca mecri mecrası değişmek ve değiştirmek maksatlı bir serüvene sürgünlük bariz biçimde belirginleşir. Koltuğa iyice yerleşmenin kaidesi budur. Ancak uzun veya kısa koltuğa her sabitlenme de bir mola gerekir. Eğer sabitlenme sahiplenmeye dönüşmediyse yapılan her mola anonsu, verilen her mola, mola yeri, mola taşı herkesi sevindirir. Ağır mollaları bile. Vallah mullah bir yana ihtiyaçtan denir geçilir ama özgür kalmaktır özünde, özlü sevincin kaynağı. Koltuğa mıhlanmanın esrarından bir nebze olsun kurtulmaktır mesele. Her mesele adalet ile çözülmedikçe kimselere yar olmaz koltuk. Moladan malum umu ilk akla gelen değil, bir an önce en ivedi gökyüzüne bakabilmektir. Kim bakmaz ki ayağı toprağa değende kafasını kaldırıp. Çünkü koltuk baki koltuklayanlar ve koltuklananlar fanidir. Yani asıl mesele dırıltılardan mütevellit daraltıdır. 
 
Koltuğa tapmak, makama kuruldukça kurulmak aslında harı narı bir kenara bırakıp narcist, anarchist bir mahkûmiyete tabi olmaktır. Envai çeşit mahlasla rekabete açık tüm makul yarışları da reddetmektir. Koltuğu en doğal kazanımlardan sayıp doğa dışı tüm güçlerin ve esirgeyen dostluğun sunduğu şansı sonuna dek kullanmak cesareti ise resmen cehalettir. Hem de bu koltuk dünyanın her kilidini çözen kral Solomon’a bile kalmamış ki ona buna kalsın celallenmesiyle. 
 
Koltuğa müdavimlik eni sonu en hazrete yaklaşık bin yıl, en baba saltanat erbabı özentilerine ise son dem. Yarın belki yarından da yakın. Zaten tüm çıplak uyarıların tersine son yüzyılın en makronükleus makam keşifçileri koltuktan aşırı keyiflendikçe, hassaten hisselendikçe sona doğru sürüklenmekte zevat. Evet, işte bu yüzden devlete millete daha fazla zeval gelmesin diye yola düşenleri aklamak, karalamak değil bihakkın anlamak gerekir.
 
Koltuğa aşk ve sevda beslemenin bedeli besbellidir aslında. Acı son makam aşkı ve koltuk sevdası yüzünden altın buzağı sendromuna tutulmakla tescillenir. Bulaştı mı bir kere per perişan düşürmeden bir türlü geçip gitmez. Yüz yıl önce Araba Sevdası nasıl ise bu gün de koltuk sevdası aynı. Aşırı gayretle yazılmasına çizilmesine hiç gerek yok. Dünden bu güne adalet penceresinden şöyle bir bakmak yeter. Kader ve keder duygusunun kurgulandığı hangi kurullarda, hangi saltanat direği sütunlarda vurgulanmaz ki bu sevi destabilizationu. Bilineni ta Bizantion dan beri. Hep böyle. Hangi tahtın baht metninde, hangi divanın eski dilden çevirisinde geçmez ki bu yılık aşk. Hangi dunkof manzumenin bir beytinde olmaz ki bu yılışık sevda. 
 
İlle de koltuk derdi. Hamdık, hazırlandık koltuğa oturduk. Hazlandık doğal hayattan olduk. Hızlandık eşten dosttan mahrumduk. Öyle işte. Ve böyle kısa itiraflarla tükenir her koltuk hikâyesi. Tükenmişlik tekkesinde takke giymektir bir punkte sonrası. Dert ağlatır aşk söyletir. İşte bu nedenledir; hıraman hırs, artık yeter babına dayanmış beter kızgınlık. 
 
Nice makam vardır insanı mest eder. Umutlandıran ve mutlandırandır. Sağdan soldan eser de eser meltem meskûn mahallere. Sadece sol anahtarında bir koltuk makamı eksiktir. Notalar bir o makamı çalamaz. Koltuk baldan tatlıdır. Ve koltuğa yapışanlar aynı makamda on yıllarca devam eder hiç tınmaz ve bırakmaz. İstisnalar dışında çok azdır adalet ve adaletlisi. Her hâlükârda kendi bıraksa herze yer kelti bıraktırmaz. Malum mabadlar yorulsa mamur madrabazlar bıraktırmaz. Çünkü yolsuz kalmak ve yol bulmak yüksünmesidir alışılan. Nereye kadar yükselmedir en yükselme hiç sorgulanmaz. Düsturu düzeyi nedir hiç düşünülmez. Oysa mabat kadar makamdır, koltuk kadar adamdır çıkarılan yaygaraların tümü, temeli. Ve bu temelde çürüktür. 
 
Klasik ve modern sayılabilecek dönemlerde dahi tek cümlelik tragedyadır; koltuk sevdası ve makam aşkı. İnsanın kendisini ve çevresini algıladığından beri böyle işler bu kanun. Ve cümlesini azametine ve ganimetine aldırmadan tarihe ve kutsal metinlere gömer. Hep azanları ve sazanları barındırır, kafası esenleri sevindirir koltuk makamı. Boşluğa övgü, özgürlüğe sövgü, adalete öyküdür aslında çimlenen. Çemenzarın hilesi hurdası da boldur ayrıca. Bundan ötürü mutlaka edebi bir bakış açısıyla irdelenmelidir tarih. Ve tarihe de dipnot düşülmelidir koltuk makamında. 
 
Her zaman çok da göz kamaştıran bir havalanmadır yaz kış koltuğa yapışmak. Baharlar da yazlarda makama sığmamak. Sıkışıldığında gemi azıya alıp yazıya ve yazgıya sığınmak. Tarihe yıllanmış şarap mahsulünde sunulmak. Umuma mahsus bir yere kök salamayışın, amansız bir gidişin uzantısıdır bu koltuk rahatlaması. Koltuğa yapışanlar ve koltuğa girenlerin rah atlaması, ruh sıçratması yaşayacağıdır etiketlenen. 
 
Yaşa başa düşen ama düşünülmeyen tek düşünce koltuğa gömülüp, makamı mekanlaştırdığında bir otoritenin güçlü veya özgün üslubunu yitireceği gerçeğidir.  Özgürlüğü ve adaleti en derine gömeceğidir. Makam üstüne makam açtırmak ve koltuklar dağıtmakla kaleler düşer belki. Ama kalender meşrep kaynaştırması ve de karakter aynalaşması gecikir. Ve gecikmiş olsa da aynılaştırma ve aynileştirme makamına karşı, koltuk sorgulaması başlatan yürüyüşler başlar.
 
Öyle görkemli saraylarda toplumun tamamına uyum sağlamışçasına kısır meşguliyet ve gündelik mutluluğu eza ceza yollu makamlaştırmak resmen koltuk mucizedir. Ama mucize bu kadarla sınırlıdır. Mucizi mucizesi gün olur devran döner koltuk ateşe döner gerçeğidir.
 
Geriye kalan ise kısa veya uzun bir yolculukta sıkışıp, yolcu sıfatında koltuğuna makamına saçarım deyip bekleyen derviş misali ilk molayı beklemektir. Akılda kalan ise sadece cızırtılı ve mekanik anonslardır.
 
Şimdilerde unutulmuş o repliği koltuk sevdalılarının topuna anımsatmaya gerek yok herhalde; “ Baylar bayanlar ihtiyaç molası; çaylar şirketten”…

Hiç yorum yok: