14 Haziran 2021 Pazartesi

PANDEMİK BATIK, SERVET BATAK

 PANDEMİK BATIK, SERVET BATAK..

 

Pandemi vurduğundan beri, piyasalarda ılımlı, alımlı, olumlu ve çalımlı bir hava estirecek enstantane eksik. Noksan kapatacak küresel sermaye bile battı. Dışa bağımlı, sırf kapitalizme hizmet piyasaları tam çakıldı. Pandemik batık deryasında servet, ters akıntıya kapıldı artık iflah olmaz...


Ekonominin olmaz derecede kötü idaresine, umulmadık pandemik esinti de eklenince, kapitalist buhran pek farkındalık yaratmasa da herkesi çarptı...


Dünya endişeye kapılmasın diye üzeri örtülen ama dünya ölçeğinde gittikçe yayılan ekonomik kriz var. İşte o kriz hangi diyarlarda ne zaman hotlatılır, kimleri başa getirir, kimleri dara düşürür çok yakında görülür. O yüzden küresel sermayeye endeksli ekonominin işletildiği ülkelerde kasalarda, bankalarda, ceplerde ve yastık altındaki para sıfırlanıyor. Tam dibe vuruş senaryosu. Zaten yıllar içinde kur bazında paralar değersizleştirildi. Pandemi süreci ise elde kalan ne varsa yedi bitirdi. Çok daha beter günler kapıda...


Ekonomistlere göre paranın alım gücü mevcut iktidarın, kıyasıya eleştirerek iktidarı kaptığı günler öncesine geriledi. Pandemi öncesinde sos verdi ekonomi ama saklandı. Her açmazda  sol kesime mal edilen servet düşmanlığı çerçevesinde kamufle edildi. Oysa kişisel servetler yıllar içinde el değiştirdi, değiştirmeyenler eridikçe eridi. Resmen servet kaybı ve havadan servet kazanımı yaşandı. Derken pandemi vurdu dünyayı...

 

Özellikle yaklaşık iki yıldır izlenen kredi tarzlı pandemi geçiştirme politikası, karantina yasaklarıyla birleşince borç yükü arttıkça arttı. Piyasalarda olmayan istikrar hepten yerle bir oldu. Bu arada beşibiryerdeye yapılanlar ve diğer ucube ödemeler yüzünden tarihi memleket kazanımları bir gecede buharlaştı. Yanısıra özel kişisel servetler de pandemik buluta karıştı toz oldu. Pandemik batık geniş halk yığınlarını resmen katık derdine düşürdü.

 

Artık ekonomi rayında gidiyor demekle olmaz. Kısa veya uzun vadeli kredilerle pandemik süreci atlatma modeli tutmadı, borca tavan yaptırdı sadece. Bilhassa liranın döviz karşısındaki hezimeti mevcut borca artı borç ekledi. Günü kurtarmaya yönelik çaba, kurlardaki oynaklığa kurban gitti. Pandeminin pik yapmasıyla birlikte yetişkin başına düşen borç da pik yaptı. Sırf reye, reyise güvenmekle de olmaz.

 

Her buhran dönemlerinde olduğu gibi, pandemi sürecinin ve süreci yönetenlerin adamları servetine servet katarken, geri kalanlar zulasındaki üç beş ne varsa ayakta kalmaya boca etti. Pandemi ve pandemik krize rağmen mevcut gidişatın iyi olduğundan dem vuranlar ise açıktan bol derin götürenler oldu. 


Kapitalist düzenin can çekiştiği ve küresel ekonominin çöktüğü pandemik günlerde, emperyal güdümlü tedbirler dardakileri bir güzel uyuttu. Zaten büyük sermaye tarafından her dayatılana harfiyen eksiksiz uyanlar ve güruhuna, ekonomik kaos anlatılamaz. Pandemik batık izah edilemez. Onlar inadına veya softa sevabına her yanlışı ve dahi büyük günahları bile bilmezden görmezden gelirler. Kıt akılla kur artışını kar sayarlar. Ekonomik durumun vahametini pandemiye, tutmayınca dış mihraklara, haliyle Cehape zihniyetine bağlarlar. İlerisini gerisini hiç umursamazlar. 


Sihirli değnek değdiği için kısa dönemde servet yapanlar, devletle iş gördüklerinden pandemik süreçte servetine servet katanlar da öyle. Çember dışında kalanların servetleri eridikçe erirken, çember müdavimi kalıp devlet malı götürenler, can çıkar huy çıkmaz tayfası kanatlandı. Pandemi tedbirleri gereği kıtkanaat çalışan, pandemik süreçten daha fazla yara almadan yırtmak için çabalayan ve geçim derdine düşmüş canhıraş direnen fakir fukaranın durumu ortadayken hala küp doldurma derdindeliği. Tek dert uluslararası mahkemelere kayıtlanmış, usulsüz verilen sözlerin yerine getirilmesi. Ekmek derdindeki emekçiyi, garip gurabayı zerre düşünen yok.  Onlar zaten servete yasak, sermayeye uzak, zenginliğe düşman...


Salt sadakacısına sadakatle bağlı, bağdaki duacıya dağlı, kendi yurdunda mülteci, yalancı mutluluk seçkisinde yaşadıklarını sananlar sarmak sarmalamak kafi... 


Kaf dağının ardına kalan zenginler, en zenginler, multi zenginler bile pandemik batak ve ekonomik batıktan mutsuz ve gelecekten umutsuzlar.  Günden güne bozulan ekonomi ile başları dertte, servet artık yetmeyecek gibi çünkü günden güne yoksullaşıyorlar.


Pandemik pike rağmen hala akıl melekelerini zorlar biçimde vurdumduymazlık. Ekonomi dibe sürükleniyor, resmen batma eğiliminde, batak verenler zirve yapmış, servet bazında yoksullaşma ekonomiyi titretiyor, denizlerde hala kâğıttan gemiler. İşlerini yüzdüren, yüzsüzce sermayesini denkleyenler bağlasan durmaz, kaçan kaçana. İşte böyle bir atmosferde bilmem kaçıncı evrede, bilmem kaç oranda büyüyen ekonomi sallaması. Başka kanaldan sanal oyalamalar, zengin mengin ülke yalanları...

 

Bu yalan dünyada hiç kimseler serine servetine, malına mülküne güvenemez artık. Pandemi vurduğundan beri ekonomik veriler ve finansal göstergeler üfleme zenginliğe ve bir üflemelik servete işaret ediyor. Şimdilik kayırıldıklarından kalburüstü servet edinmişler ve en fakirler mesut bahtiyar. Diğerleri, zenginler, en zenginler veya durumu hallice olanlar ise mutsuz. Çünkü servet dağılımı tablosundaki yetkin ve yetişkin nüfus içinde zenginliğini en çok ve en çabuk kaybeden konumundalar. Son yıllarda millet ortaklı zenginlikler de iktidar fırsatçıları ve hükümet yancılarına geçti zaten. Ne kaldı ki elde, pandemide dahi devlet kendi zenginliğini koruyamadı. Ekonomi çarkını döndüremedi. Pandemik batıklar yüzünden ciddi bir darboğaz kapıyı çalarken külahına sindi. Yaşanacak ekonomik belirsizlik, devletin etkinlik hızının düştüğü kayıtsızca kamufle edildi.   


Bunca zehirli zaaf, ekonomik gerileme,  servet erozyonu, eridikçe erime, katı dengesizlik üstelik pandemik batak, pandemik batık sürecinde kamuflede bir yere kadar. 


Kafi artık...

13 Haziran 2021 Pazar

FUTBOL, ÜÇ DİREK ARASI GOL…

 

FUTBOL, ÜÇ DİREK ARASI GOL…

 

Futbol belleği diri, futbol mazisi derin olan ülkeler de bile pandemi vurduğundan beri top patlak, ağlar delik, yeşil çimen tarla ve futbol da ne yazık ki zevk vermez halde. Ana gaye olan üç direk arası gol bile eski tadında değil. Futbol emekçileri de sıkıştırılmış programdan usanmış ve gerçekten çok yorulmuş durumda. Ayrıca salgın zoru, pas geçilen futbol izleyicileri, tribünlerde olmayınca sektör maddi manevi bunalıma girdi. Bu yüzden seyircili Euro 2020’nin önemi bir kez daha arttı. Seyirciler de ağırdan eski rolüne soyunma havasında. Kendi paspas liglerinde rengini kaybeden, tatsızlaşan futbola el atma heyecanı, tribünleri yakında saracak gibi. Şimdilik feryadı figan kopmasa da turnuva süresince taraftarlar eski kıvamına gelir ve tribün hengamesi başlar. Temaşa güzelleşir...

 

Korona virüs baş belası olalı beri maça gidemeyen, tribünleri bırakalı yaklaşık iki yılı bulan seyirci, futbolu spor programlarından, maçları televizyonlardan çok yakından izlese de tadı bir yere kadar. Hep bir şeyler eksik kaldı. Turnuvaya katılımcı ülke futbolseverleri en başta tüm dünya futbolseverleri, dünyanın iyi bildiği konuların başında gelen futbola, futbolun büyük heyecana saygı derecesinde çok yakında ortak olurlar. Futbolun hakkını verirler.

 

Çünkü yıllar yılı siyasetin gölgesinde yaşananlar bu kez pandeminin etkisinde yaşanacak. Ve tökezleyen iktidarların yıllar yılı her alanda, özellikle özlemle beklenen turnuvalarla futbolu sihirli değnek gibi kullanmaları pek siyasilere kalmayacak. Gizliden istediklerine oynayarak, faşizmin ayak oyunlarından nasiplenerek, sacayağı tamamlayan ayak futbolunu bu kez pandemi kullanacak. Son iki yılda pandemi karşısında başta siyasi iktidarlar olmak üzere bir çuval inciri berbat edenler, pandemiye yenilenler bu kez pek pek prim yapamayacak. Turnuvadaki hiçbir maçı kazanamayacak. Bu kez futbol emekçileri sayesinde futbol kazanacak, milletler birbirinin rakibi değil, oyunu güzelleştirecek unsurlar, tek rakip pandemi…

 

Pandemi sonrası üç direk arası gol didişmesiyle futboldan şikeler, teşvikler, tehditler, kayırmacılık ve köşe dönmecilik vesaireyle kendi malıymış gibi nemalanmak isteyen iktidar ve iktidar yandaşları, yüz milyarlarca bütçesiyle baş döndüren futbol endüstrisinde kara para aklamamalı artık. Artık akıl, mantık, vicdan bir kenara bırakılarak futbolu ele geçirmek sonra iktidara yamanma girişimlerini dünya futbol alemi açıkça reddetmeli. Çünkü pandemi, futbol emekçilerinden futbol kapitalistlerine kadar hemen herkesi salgın enkazının altına sıkıştırdı. Çıkış şart. Altta kalanın canı çıkmaz belki ama enkaz kaldırma işlemleri daha çok sürer, kolay da olmaz.

 

Eğer Euro 2020’de futbol topu pinpon topu doğurmazsa, futbol kamuoyu futbolun geleceğine dönük birleşirse, çözüme dönük ciddi kararlar alırsa futbol enerjisi dünyayı sarar. Pandemiden çıkarılacak ders ile dünya futbolu prestij kaybetmez. Futbolseverler üzülmez. Milletler, ulusal veya mahalli taraftarlar, iktidar erkine güvenip renkler arası düşmanlık körükleyenlerin böl, parçala, yönet hesabını tersine çevirir.

 

Pandemiden çıkarılacak dersle yeniden yapılandırılacak sektör, diktatoryaların futbolu kullanmasını engeller, faşizan emellere kavuşmalar mazide kalır. Üç Fe tarih olur. Üç direk arası gol zevkine de yürek dayanmaz…

12 Haziran 2021 Cumartesi

TEK PAROLA KAZANMAK

 TEK PAROLA KAZANMAK


Euro 2020 açılışında bir kez daha yıllar yılı yüzleşilen, hiç umulmadık biçimde gelişen, usandıran bir oyunla aleyhimize hezimete yakın  bir skor gerçekleşti. Garip bir yenilgi aldı A Milli takım. Maçta üç gol vardı ve üç golü de bizim çocuklar attı denilebilir. Ama kendi kalesine...


Yenilen ilk golden sonra, moral çöktü, takım çöktü ve Ayyıldızlı Turkuazlar Gökmaviye direnemedi. Ne yazık ki sıfır sıfıra bağlanan bir ilk yarı sonrası umutlar tam tazelenecekken sanki akıllar soyunma odasında kaldı. İkinci yarı performans sıfırdı. Hiç varlık gösterilemedi ve kaçınılmaz son. Maçın görünür gerçeği, rakip olduğundan çok daha iyiydi, A milliler ise inanılmaz derecede kötü...


Öyle ki Gök maviler ilk yarıdan ders çıkardı, ikinci yarıda fiziksel dayanıklılık, tempo ve uyum dersi verdi. Kalite farkı ortaya koydu ve kilidi kırdı. Büyülü bir gece yaşattı milletine... 


Ayyıldızlı Turkuazlar ise derslerine gereğince çalışmış olsalar bile ayaklarını ve akıllarını büyülenmişçesine işletemediler. En azından bir beraberlik şansı vardı hovardaca şans tepildi.  Galibiyet hasreti, olur ya neden olmasın Wembley'deki finala kaldı...


A Millilerin bire bir teknik kapasitesi daha üstün olmasına karşın saha içi organizyonu yetersiz kalınca, rakibe maç boyunca üstünlük kurulamadı. Meşin yuvarlak, rakip yarı alana hızlı ve organize geçirilemedi. Üç top zor yapıldı. Oyalayıcı üçgenler kurulamadı. Oyun inisayitifi dakikalar geçtikçe tamamen rakibe geçti. Ne yazık ki beklenmedik bir atmosfer geliştiğinden olacak, bençten yanlış oyuncular sahaya sürüldü. Takımda belkemiği olabilecek ve asla çıkmayacaklar oyundan alındı. Böylece son yarım saat orta alan hepten zayıfladı. Teknik taktik, teori pratik resmen dip yaptı. Ve A Milliler unutulması güç bir gece yaşadı ve yaşattı.


Doksan dakika sonrası rakip baskı kurdu, inanılmaz pres yaptı, ileri çıkartmadı, zorunlu uzun çıkıldı, o da istenen düzeyde olmadı savunması yapılabilir. Kayıp geri gelmeyeceğine göre ne dense boş. Demek ki temel analizler kafadan yanlış yapıldı. Maçın rakip tarafından böyle oynanacağı başlama düdüğü öncesi belliydi. Bilinmez değildi. O halde maç defalarca  oynanmalı, ABC planları kurgulanmalıydı. Belki önleyici, kötü neticeyi halleden hamleler vardı ama hakkıyla sahaya yansıtılamadı. Son yarım saatte resmen pes denildi. Bitse de Bakü'ye geçsek tavrı egemen oldu. Ama denizi tıknefes, ağır yaralı  geçmişken, derede boğulmak da var. Futbol bu basit bir oyun ama top yuvarlak...


Şampiyonanın açılışında Ayyıldızlı Turkuazlarda kale düştü. Defans çöktü. A Milli Takım isim vermek yanlış olur, açık seçik taş çatlasa sekiz dokuz oyuncuyla sahaya dizilmiş izlenimi verdi. Ufukta ciddi rotasyon şart gibi görünüyor. 


Evet ilk karşılaşmada hayal edilenler gerçekleşmemiş olabilir. Negatif etkiden tezelden kurtulmak ve bu maçı geride bırakmak lazım. Unutulmamalı ki biten sezonda Avrupa liglerini kasıp kavuran, A Milli Takımı üstün başarılarla buraya getiren de bu oyuncular. Güven çok önemli, onlara karşılıksız destek hiç eksilmeden devam ettirilmeli. Ancak böylece etkisiz, çekingen, silik, çaresiz ruh yapısından çıkılıp, asıl rakipler olan iki maça kazanmak parolasıyla çıkılır.


Tek parola korakor mücadele ve kazanmak...

11 Haziran 2021 Cuma

FUTBOL SALGINI VE FUTBOLİZM...

FUTBOL SALGINI VE FUTBOLİZM...


Euro 2020, deyim yerindeyse futbol salgını, korona virüs yüzünden bir yıl gecikmeli olarak 11 Haziran'da start alıyor. Pandemi tırmanınca, ertelenen turnuva, zor koşullara karşın, baştan sona korakor karşılaşmalarla bir aylığına dünyayı cezbedecek yine.  Şampiyona 60 yılına özel bir formatta 11 ülkenin 13 şehrindeki stadyumlarda sürecek ve Wembley'deki finalle bitecek. Bu 16. Şampiyonaya katılan 24 takımdan biri de A Milli Takım. Açılış maçını Roma Olimpiyat'ta ev sahiplerinden biri olan Gökmavilerle yapacak. Ayyıldızlı Turkuazlar turnuvayı başlatacak... 


A Milli Takım maçlar tarihinde Gökmavililere hiç galip gelememiş. Milliler için tarihe geçmek adına çok iyi bir fırsat bu maç. Dört yılda bir zar zor yakalanan, dünyanın peşinden sürüklendiği bu maceraya iyi bir başlangıç yapmanın yolu resmen bu maçı kazanmaktan geçiyor. Diğer sonuçlar bocalatır hatta tökezletir.


Turkuazlar için tek dezavantaj rakibin üç yıldan beri hiç yenilmemiş olması ve rahatlığı. Ayrıca Gökmavilerin güçlü takım olmaktan çok, yıldızsız takım oyunu oynaması ve savunma hattını iyi dizayn etmesi öne çıkan olumlu yanları. Ancak ofans yönü zayıf bir takım. Bir başka gerçeklik ise hatırı sayılır ülkelerle maç oynamadan bu turnuvaya gelmiş olmaları. Yani güçlü rakiplerle karşılaşmadan şampiyonaya katılım hakkı kazanmış bir takım Gökmaviler. Elbette futbol sanayisi üst seviyede olan  ülkelerden olduğu yadsınamaz. Ama salt buna bağlanarak puan ve skor avantajı elde edebileceği düşünülemez. O yüzden Gökmaviler hiç de gözde büyütülmemeli... 


Kim ne derse desin Ayyıldızlı Turkuazlar, Gökmavilerden her açıdan daha üstün ve daha iyi bir takım. Bir kere A Milli Takım gerçekten çok güçlü ülkeleri yıktıktan sonra turnuvaya girmeye hak kazandı. Saygın bir takım, organize bir takım olma vasfını, futbolda dünya devlerinden sayılan ülkeleri içeride dışarıda yenerek sağladı. Teknik özelliklerini, fiziksel dayanıklılıkla birleştiren ve her maça özgü, özgün taktik geliştiren A Milliler, 27 maçtır yenilmeyen Gökmavileri sahadan silebilecek kabiliyette ve kuvvette. Lazım olan özgüvene de sahip. Takımda eksik yok fazlası var.


Bir kere kale imrenilesi derecede emin ellerde. Stoperler taş gibi sağlam, dünya starı olma yarışında. Sağ sol savunmacılar kemik gibi sert ve dinamik. Orta alan virtüözler ve yılmaz savaşçılar topluluğu. Hücum bölgesi üst düzey deneyim ile görünmez gerçeklik ayarlı ciddi iş görecek, sağlı sollu bindirmeler yapacak kilitaçarlarla dolu. Muhteşem bir jenerasyon yakalanmış, otoritelere göre şampiyonanın en genç ama en iyi takımı olunmuş. Daha ne olsun?


Olsun varsın rakip her ne kadar onda on yaparak gelmişse de gelmiş. Geleceği varsa göreceği de var. İlk sınavda zor takımlara karşı umulmadık maçlar çıkaran, zoru kolay eyleyen bir takımla yüzleşecek. A Milli Takım turnuvanın ilk düdüğüyle beraber bu maçtan en azından bir beraberlik çıkarabilecek yeterlilikte. Üç puan neden olmasın? Olur elbette. Olsun...


Bunun için hamasi nutuklar atmaya hiç gerek yok. Arkamızda bize güç veren 80 milyon var, onların hissiyatı ve duaları ile müsabakaya çıkıyoruz mutlaka söylenir ve de söylensin, zararı yok. Doğalı da bu ayrıca. Ama maç sahada kazanılır. 


Maça çıkılacak ve zemini kuşatan, eşit parselleyen, sendelemeleri gideren ABC planları mutlaka olacak. Maç kurgusu eksiksiz ve elden gelenin bir tık üzerinde bir bir işleyecek, maça asılınacak, oyun disiplini ve programından zerre kopmadan, fair play ölçüsünde, dürüstlükten sapmadan evet 80 milyonluk heyecanla maç kazanılacak. Turkuazlar tur kapısını aralayacak. Teknik taktik analizler yetkililerin ve uzmanların uhdesinde kalsın. Durum özetle bu, beklenti açıkça budur. 


Ayrıca bu açılış maçını yaklaşık 400 milyon futbolsever izleyecek. Daha ne olsun. Önü, anı ve arkası en az üç saatliğine Ayyıldızlı Turkuazlar her türlü neticeye rağmen kaç eve konuk olacak. Yetmez mi? Yeter diyenlerde hatrımız kalır.


Artık yetmez, vakti zamanı gelmedi mi daha? Ayyıldızlı Turkuazlar bu Gökmavileri mutlaka yenmeli. Yenmek zorundalar. Euro 2020 açılışındaki A milli Takımın galibiyeti dünya haber ajanslarında son dakika olarak çalkalanmalı. Özellikle son yıllarda dünya futboluna angarya gelen milli takım imajı, hiç de öyle değilmiş babında cilalanmalı. Memleketi en iyi şekilde temsil etmek işte böyle olur. Milliler meslekdaşlarına tur bindirmeli. Yoksa çıkılır her zamanki gibi iyi niyetle çalışır didinir haysiyetli bir yenilgi daha alınır. Turnuva bu, yol uzun denir oysa kalan iki maçtır, mesele diğer maçlara  bakacağıza bağlanır. Göz görürü ama diller bağlanır kimseler de bir şey diyemez. Peki turnuva ertesinde kimin kimsenin adı anılır mı? anılmaz. Sonra yıllar öncenin dünya üçüncülüğüyle övünmeye, kaçan fırsatlar için dövünmeye devam edilir. Neden bu maç kazanılıp da tarihe geçilmesin? Neden Avrupa şampiyonu olunmasın? İşte bu maç bu gerçekleşmesi muhtemel temennilerin gerçekleşmesi adına mihenk taşı...


Pandemi rötarlı 2021 yılı ortasına sarkan Euro 2020'nin 13 şehirde cereyan edecek tüm maçlarının önüne geçer, 13'te sıfır çekilen Gökmavileri hem de turnuvanın ilk maçında devirmek. Futbolda Devrim gibi bir şey olur bu yürekleri Ayyıldızlı Turkuazlarla atacak 80 milyon adına. Ayrıca bu ilk maçı izleyecek 400 milyonun en az yarısının ve dahi fazlasının yüreklerinin A Milliler için atacağı da muhakkak. Bu açık destek de unutulmamalı... 


Haydi Ayyıldızlı Turkuazlar, futbolizme tek maçlık unutulmaz bir katkı ve devamı için. Yen de gel. Wembley için...

10 Haziran 2021 Perşembe

VARLIK VE DEVLET

 VARLIK VE DEVLET


Her devirde kitleleri kütle kütle körleştiren, dinler ve kültlerdir. Bunların yoğunluklu varlığı küçük büyük dünyaları mutlaka harabeye döndürür. Hatta an meselesidir yıkım. Yani açlık her an için kapıdadır. Bu katı körleşmeye ağırlıklı olarak feodal orijinli ananeler de kuvvetli destek sunar. Bu orjinal ortamda önce duygular körelir, sonra din iman aşkına her kötücül durum görmezden gelinir. Geniş kitlelere külte külte açlık ihale edilir, bana mısın denilmez... 


Kusurları körleme müdafaalarla örten, sırf desinler ölçekli, görsünler örnekli mevcuda vasıta olmaktan ileri gidemeyen blinding inançlılar silsilesi yaratılır. Hükmediciler resmen kitleleri esir alır. Ve hükümranlık zor el değiştirir...


İnsan beynine ve gündelik yaşama direkt etkisi yadsınamaz bu dini kültleşme ortada ne kültür bırakır ne de moral değer. Çünkü fantastik gölgeler dahili ve harici kuvvet olarak, samimi inançlara tesir eder. Böylece aksettirilen semavi manzara bulanıklaşır. Kabilesel, kavimsel mukayeselerle muhakeme yeteneği de yok edilir. Dinsel prensipler, tüm yaşamsal alanlara kayar. Din ve kültü, her türlü toplumcu plan ve projelere karışır. Totemci klanlardan beri bu körleme dinsel anlayış işletilir. Dinsel işgüzarlık köleleştirmeye araç olur, vahşi sömürüyü kolaylaştırır...


Dinlerde kitlesel ve kolektivist nüveler aranmak elbette yanlıştır ancak mezhepsel bazda eylemsellikler, kitlesellik ve kolektivizm içerebilir. Salt sömürüye dayalı, dinsel devlet anlayışına baş kaldırılar gözlemlenebilir. Bu çıkışların dayanak noktası ise mülkiyet fazlasının, aşırıya kaçan zenginleşmenin, tüketilemez boyutlarda birikimin, geniş kitlelere sahip dinlerde yer almayışıdır. Kabul görmeyişidir. Varlık ve varlık çoğaltmanın reddedilişinin dinlerde kayıtlanmış ve asla meşru görülmeyen bir husus olduğudur. 


Bu dinsel olguya karşın kitleleri, kitlesel manada varlık körlüğüne iten, varlık edinme hırsını yücelten de ne yazık ki dinler ve kültleridir. Varlıklı olmak, sürdürülen bozuk düzende şahsi çıkarları korumak ve şahsım varlığını artırmak lüksü kazandırdığından devlet de, ister dini ister modern görünümlü devlet olsun, bu dinci iktisadi vuguna körleşir. Hatta körü körüne mevcut sistemin varlığının devamı için sermayeye hizmet etme noktasında, dinden rol çalar hale gelir. 


Kütlesel çerçevede yaşamı kuşatan dinler ve kültler inanç, idrak ve duyum karartmalı dinsel icatlar  icra ederken bir yandan da korku, şiddet ve ceza üçgeninde, mevcut varlığın kabullenilmesini sağlar. Hiç değilse bir müddet daha şiarıyla, dinsel ve devletsel erkin hissedilmesine destek aranır. 


Oysa varlık ve darlık arasına sıkıştırılmış kitleler, pelteleştirilmiş beyinler

kütlesel körleştirmelerle,  büyük devlet, boş hayal ve ayarsız avuntu tuzağına çekilir. Hayal satılarak, geçici yöntemlerle giderilen açlık saçılarak uyuşukluk artırılır. Asla dinle alakası olmayan kültlerle yol bulmaya, zemin hazırlanır. 


Hal ve gidiş böyle olunca ayarsız arızalara varlık dayanmaz. İlliyet ve zihniyet bozukluğu tüm kıymetlerin hatta devlet varlıklarının da ziyan edilmesine kapı aralar. Dinler, kültler ve örf anane destekli körleme yönetiş tarzı, ucube yönetiliş tarzını kanırtır. Din ve kültlerini yalandan baştacı edenler, mutlaka iptidai yöntemlerle varlık savaşına girişeceğinden kaybeden taraf daima geniş kitleler olur. Kütle kütle yıkım baş gösterir. Lafta fedakarlık ve kaypak cesaret ortaklığı, insani duygu ve kutlu inancı ikinci plana iterek, varlık kargaşasından en yüksek payı kapma telaşına düşer. İstim üzerinde ip kopar.. 


İşte bu varlık düşkünlüğü, dinsel ve kütlesel körlükle buluştuğunda, devlet malı deniz olur. Varlığa darlık olmaz, darlığa varlık dayanmaz. Devlet resmen çöker...

9 Haziran 2021 Çarşamba

HAYAT, ALBEYAZ BENEKLİ

 HAYAT, ALBEYAZ BENEKLİ...


Sıkı dur, bir gün mutlaka bedenindeki beyaz beneklerden öpecek hayat. Kızaran yüzünü, kararan gözünü, ayrıntılara boğulan gözü karalığını pırıltılarla donatacak. Aklına bulaşan yanılgıların yanağından, hiç tedavisiz yaralarından ve nazlı dudağından en candan öpecek. Canan dünya ötesi hazla yeniden doğacaksın. Özlem bulutu öpüşlerle geçecek yüreğine tüneyen tüm acılar. Ve ey hayat sen nelere kadirsin diyeceksin...


Denize açık tahta iskelede sabitlenip, tahtalı köye varış hikayene içlenirken, usulcacık, yumuşacık kendine geleceksin. Olan biteni dalga boyu izleyen deniz, sen ne kıymetlisin şavkıyla sarılacak al beyaz benekli bedenine. Sıcacık durulacaksın.


Dur duraksız aklını güneşe serdiğin günlerde başın dönecek, sinirlerin uyuşacak. Ama soğuk tuzlu bir ıslaklık avuçlarında delirtecek bezgin duygularını. Azgın esintiler baygın düşüncelerini diriltecek. Sır sayıp belleğinde taşıdıklarını tarihi yarımadaya savuracak ıssız meltemler. Yakamozlar mozolesinde enkazından doğacaksın bir kez daha. Yanıbaşında çoktan bitmiş düşler, azınlık kıvamında azametle yenileneceksin. Karşıyaka'dan süzülen ne idüğü belirsiz sünepe ışıklar değerlendirecek yalnızlığını. Sadakasız, sadakatsiz yoz dönüşler altınsarısı kumları karartır ve ipek kumsalı kirletirken, işte hayat alyeşil arınacaksın. 


Ölüler kentini kuranlara, gecenin kusursuzluğunda bir kez olsun yardım etmişliğin vardır muhakkak. Sıkı sarıl küçük kristal taşlara. Hayatın kara kalem resmi kazınan bedenine. Bedeninin her zerresini doyuran deniz suyu damlacıklarının haykırışını duy. Hikayende ismini cismini gizlediklerinle duygularını bir kenara koy ve yüzleş. İnsana has duyarlıkla hayatın ikiyüzünü de gördüğünde, hayatın kitabını okuduğunda elbette öldüm sanacaksın. Hele sabah alacası camını tıkladığında, canını verdin izlenimine kapılacaksın. Oysa yaşıyorsun al beneklerde sıkı dur...


Ölüler kentidir adı ama öyle bir canlıdır ki, her uzvuyla hazırdır hayat örgüsü. Hayat döngüsü, kara toprak serpili örtüyü sıyır hemen çünkü kiminle değil salt kendinle ilerleyeceksin. Geleceği az buçuk kestirdikten sonra, kırmızının en koyusuna adayacaksın ten rengini. Kadılar, kadırgalar, kargalar susacak ve dostane denizle cilveleşecek hayat. Deniz tüm çirkinlikleri kusacak kıyılara ve her gergin inleyiş güneşin batış rengiyle buluşacak. Ahenkle kuşatacak beynini, ölmeye gör ve sonsuza yaşa terapisi ve tin rengine kavuşacaksın. 


Bir kere ölmüşlüğünü, bin kere doğumla yıkayıp tebessümle taş lahite saklayacaksın. Al benekli benliğini, bin kere doğanlar limanından hırçın dalgalara salacaksın. Töresiz törensiz, özensiz, öylesine. Ağaç nazarlıklara uyuyan resmini kazıyıp, asacaksın boynuna madalyon gibi. Hayat boyu uyanık kalma tılsımı olarak kaynaşacaksın...


Beyaz benekli hayat aklına her düşen de  koynundaki hazineyi öpeceksin. Ağaç muskanda güneş yanığı tenli özel hislerin. Ölüler kentinin mimarisine taş üstüne taş koyanların azmiyle rengarenk gökkuşağına boyayacaksın kentin surlarını. Kırmızı ipe serdiğin kızıl güllerle bezeyeceksin benliğini. Nar gözlü hayat bacaklarındaki al beneklerden beyaz kelebekler gibi öpecek. Hayat kızarmış gözlerinden. Köpük köpük dalgalar bitmeyecek hazla harlanan hikayeni hatasıyla günahıyla kentin ölümsüzlüğüne gömecek. Sonsuzluk her gün silbaştan parmaklarının ucunda titreyecek, dilinin ucunda delirecek.


Hissettiklerin ölçüsünde bedenin rahatlayacak. Rahatın kaçacak belki aklın aktarımları durduğunda. Damarda durmayacak kan aktığında ise düşman değil dost arayışında olacaksın. Elbette çok yanlışlar var düşünce kurgusunu bozan, ahenk bozuldukça düşleri kurcalayan, hayatı karartan. Ömürden sayılanları, varı yoğu üst üste koyduğunda, hayatı zehir eden beyin oyalaması, beden aldatmacası yoklayacak al benekleri. O yüzden sıkı durmak lazım hayata. Al benekler basınca bedenini anında bembeyaz bir sayfa açacaksın arşın merkezine.


Ölüler kentini kuşatanlara inat, göğsünün sol yanında hesabı sorulacak bir hikaye barındıracaksın daima. Dahası çıplak, çırılçıplak koylarda akla dolanan dalkavuk çemberini öyle kıracaksın. Yanan ateşe köpüren cezvelerin taşkısı ve bir fincanlık telve hatırına kopkoyu yarınlara inançla süzüleceksin. 


Matemci martılar çığlık çığlığa bedenindeki al beyaz benekleri öperken, zihnin deniz mavisi öksürecek ve buzdan kılıç kesileceksin. Seni sırtlayan ölüler kentinde sırt üstü uzanıp hayatını maviliklere süreceksin... 


Sürgünlerde düş ötesi tanrıkent diyarına doğacaksın. Hayat bedenindeki beyaz benekleri öptükçe, belleğin alyeşil naturana kavuşacaksın...

8 Haziran 2021 Salı

KORONAVİRÜS DAYILANMASI

 KORONA VİRÜS DAYILANMASI...


İzolesi ihalesi, ötesi berisi, aşısı aşkısı, ilerisi gerisi, töresi hörelenmesi besbelli ama hem şirinler dünyasında, hemde koyunlar aleminde hala sürüyor koronavirüs dayılanması. Tavansız tabansız hayvanat diyarında resmen yozboz ayı dayılanması. Koronavirüs destekli pandemi ayıklanması...


Eli kulağında toplumsal ayaklanmalar, ekonomik sıfırlanmalar, sosyal patlamalar, siyasal kargaşaların. Dahası sırasıyla kapıda her biri. Boz yoz ayılar diyarında, sırf kayış tabanların yalanmasıyla geçen karakış uykusundan uyanıldığında umumi tarzın ifşası aşikare. Uyandırana hakaret, ayılaşanların soyuna sopuna bereket. Sonrası kıyağı kaçağı, ucu bucağı, sanı sancağı felakete açık fütürsuz hareket. Filan feşmekan sapağında delibal teknesine ihanet. Ayakta uyutmak, ayan beyan ocağında saflıkla uyuttuğunu sanmak, topu sanrı marifetiyle karacehalet...


Varlığı darlığı virüssel icabet, kazara isabet. Aymazlıkla yaşananların ve dahi yaşanacakların, değer saymazlıkla yaşatılanların telafisi yok, affı hiç yok ama keskin hatta kefaret ve adalet ötelemesi. Öyle ki illası ilavesi, ifadesi ihalesi, izmi izolesi yakın çekim çekilenler. Çekinilenler durdukça, ömürlük bilançoda zarar ziyan hanesine yazılanlar çoğaldıkça, sır ölümler sırlı hastalıktan kayıplar koronavirüs davasına bağlanır. Sıradanlaşan ayılanma, adileşen dayılanma, sıradışı hastalıklardan hayatını kaybedenlere eklemlenmedir... 


Ekabir portalında pandemik misket öyle bir yuvarlanır ki anlık tereddüt, kısıtlı müddet bocalama ve yaşanan felaket, kambur tabansız ayıyı kibre bular. Bulaşı kalibresi ibretlik hiddet mayalar. Yalandan ibadet ve softa gelenek adetli tabansız ayıcık, kibrit alevi aklıyla hiç hakkı olmayana oyalanır. Kaş yapayım derken göz çıkarmak babında gözden ırak kuytulukta balevine sızar. Karazifir kaskatı yüreği hiç sızlamaz. Çeyrek akılla, çarpıklığa isyanla doğan yedi belayı hiç tınmaz. Kahır kapasiteli karantinayı kayda değer kılmaz. Mavimermer zeminde moloz deldirten davaya dalanır. Dolanır durur delibaldan yalanır ama akıllanmaz. Yalakaca yalağa yamanır. Yaman çelişki çeşnisi, ayılmayan ayı dayılanması hısım ayartır, hasım çoğaltır. Bu akıl almaz aldırmazlık asla aklanamaz...


Ayarı bozulan işin işareti işten değil, alameti içten değildir sadece içten pazarlıktır. Kontrollü pazar ortamında korsan ayılar karakıştan çıkma yoz açlıkla, koronavirüs çıkmazında çıbanbaşı saygısızlığa belenir. Beynamazca benlik ayıbı, baştan kayba yeltenir. Gideri sahte giderli, giden ağam gelen paşama rahmet, hayırsız ayılar acı baldan zehirlenir. Bir zahmet bundan sonrası uykular kaçıran, illaki takibat ve ilahi adalettir... 


Tam ayılmadan evvel, ayıvari dayıvari kaykılmalar, kaypaklıkla düpedüz asalet sektirmesidir. Artısı askıya delalet, eksisi astarı yüzü kör cehalettir. Eşiti sağlaması tebasız tabansız  terbiyesiz ayılık. Tavansız alemde şanlı şöhretli uyku dönemlerini taban yalayarak geçirmenin dışa vurumudur. Eksik beslenme, yalandan euzübesmele, kurumsal beslemeliktir. 


Bir fazlası fatihaya ne hacet, hürmeten öyle bilekler bilenir ki, koronavirüsvari ayılanmaya, ayısal dayılanmaya çelik mezar kazılır. Hiç lüzumsuz  kirlenmenin sorumluları kirli pandacıkların eninde sonunda sorgulanacağına hükmeder. Akılsızlığa kapılanmaya akıl sır ermez ama er geç utanmazlıkla zehirden zehir kusanlar, tehlikeli maceraya mecralanmalar eceline susamışlıkla doğal yaşamdan ayıklanır. Burnu kaf dağındaki ayıcıklar, mitolojik tanrılar ve baldan tatlı tanrıçalara heveslenmenin ebedi düşmanlık bildirisini mühürlemek olduğunu geç de olsa ayırdeder. Ay karaya çalındığında konfor budalası pikleşmeler ve dibe çakılmalar, koftiden zalimken kafiruna kafeslenmeye ayarlanır.


İzolesi izahatı, izanı mezanı, ötesi berisi belli, doğanı kartalı, koçu doçu, ilerisi gerisi besbelli sadece vakti zamanı meçhul arşa kilitlenmedir akla işleyen. Arşa uzanan hakikatı yargılamak, meçhule giden koronavirüs aymazlığından bir nebze kurtulmaktır. Kuytu köşe ayan bayan aynasızlaşan tabansız ayılar, fiyakalı fiiliyat işgüzarlığını, mecburi ameliyata dek gevşeyerek sürdürür. Sürgün, mevsimler boyu taban yalamanın tabansızlığına denktir. Dengesizce doğanın kanunlarını hiçe saymanın, bal peteğini kirli patilerle iç etmenin, pandemiyi fırsat bilmenin ayıbında tabii ki nice kayıplar yatar. 


Nasılsa zaman yatar kalkar, pandemi tezgahında ayılmalar, bayılmalar, ayılanmalar, dayılanmalar dahası tabansız ayı kılığında ekabir tayfasından farzedilmeler, çakma tayflı köryılanlık para etmez. Ve saatli bomba patlar vakti saati geldiğinde. Metelik etmez koronavirüs tabansızları, ayı dayılanması müsveddeleri, savaş zamanı gelip çattığında, pat diye karşılaşacağı, karşılaştığında apışıp kalacağı yedi belaya bulaşır. Yoz boz ayılara aşı, başı, yaşı kar etmez, yaptıkları yeter karaçukuru boylamaya, timsah gözyaşlarıyla yalvarmalar yetmez... 


Tavansız tebasız, yedi katlı dünya, alemlerden alem bir olsa, asla aklanamaz ayılık ve çok ayıp kaçan dayılanmalar darağacına sığmaz. Sıkılmadan ayıp, kayıp, sayıp düşünülmeden insanlıktan cayıp bal şeker günleri cayır cayır yakan dar görüşlülük, görüş mesafesinden çok uzağa itilir. Kızak kaydırılır ihanet tekler. Tek sahip göz teması civarında cilvelenen beter ölümlü dünyadır. Dünyalık batağında körkaranlığa bulaşmanın, yoz bulaşıya yanaşmanın, bozuk düzenle kaynaşmanın bedeli bir kalemde boş kale tutsaklığıdır...


Kale içinden arsızlığın dikalası resmen koronavirüs istilası, boz yoz ayı tezgahında jet hızıyla yayılmadır. Zirveden düşüş başlar, küresel dünyanın gayet net batışı, griden zifiri karanlığa farklı tonlarda bulanma gerçekleşir. Mide bulandıran neyin masal neyin yasal, neyin kaçak neyin yasak olduğudur. Issızlığa karıştırılan ama zamanla bilinmeyenlerin öğrenilecek olduğu temel gerçeği vakti zamanı gelince yol şaşırtan ruhsal irkilmedir. Bal tutan parmağını yalar ruhsatına ruhsatsız etiketidir. Ayı dayı tanıma hikayesi ve kış uykularını kaçıracak, acı günler mübadelesiyle asla rahat geçmeyecek, dünyada bundan sonra her şey değişecek halleriyle halleşmedir... 


Asla helalleşme barındırmayan meseleye, tabansız ayıgillerin kaçak bal arayışı, helal olmayan  bal araklayışı, haramzade vasfıyla eşik döşek harlanışına kesilecek faturadır. Ayılanma ve dayılanmanın kursağında ağır suç, aradan kaç bahar geçse unutulmayacak restleşmedir. Rezil yakın temasın cenderesinde, ayıcıl aşkla balayına çıkma anından en sona her şey, her şeyden bir haber sanılanların iznine tabidir. İzin dizin bitince nasılsa kalakalmışlık halleriyle hayat donacaktır... 


Don vurunca keyfiyet tavrı, tabansız ayı dayılığı buzdan kalıplara dolar ve kurşun geceler dile gelir. Gelip geçen gerçeklerle aklın duvarı öpüşünce de kıyamet kafadan kopar. Ertelenen kaygı sarmalı ecel öncesi, sonsuz uykuya dalmaya ramak kala, bal teknesine daldırılan yüzü morartır. Hele moral değerleri yıkmak neymiş geç de olsa  öğrenilir, öğretilir...


Ve en nihayetinde tebasız tabansız ayı, dosta düşmana hiç yapılmaması gerekenleri, arsızca yapıp ettikten sonra aval aval tabanları yağlayıp kaçma neymiş görür. Yerli yersiz yalakalıkla, insanlık yaşıyla aynı tabuları tapulamanın, tabanlar yalamanın ve ihanete bel bağlamanın hesabını bir bir verir. Kalpler kırmanın, kırık kalpazanlığın bedelini tek tek öder. Tabansız ayı gücü kıçkurtarmaya yetmez. Balayı modunda yaftalanan safbal mahremiyete koronavirüs olup bulaşmanın bedeli mutlak ödetilir. Kırmızının kızılında, ödenecek diyet boyundurunduğunda ömür boyu kıvranılır. Ayıların önce aklı bulanır sonra tüm bedeni karıncalanır. Ve pikçi virüse dipçi virüs bulaşır, koronavirüs dip yapar...


Karınca kaderince bal köpüğüne düşmanlığın, memnu bal küpüne düşmenin hezimeti mutlaka yaşanır. Muhakeme cazibeli olsa da hiç bir pazarlık kabul edilmez. Pazar ola, hesaplar ters döner. Fatura ardıardına kesilir. Ve kuruşu kuruşuna ödenir. Ödetilir...


Öyle bir gün gelir ki, kabına sığmaz bir doğan, bir post avcısı tabansız ayıyı, tabanlarından ve balı kirleten küçük dilinden kurşun kalemle vurur. Vurgun ve ötesinde akıllarda kalan ise virüs ayılanması, tabansız ayı dayılanması ve pandemi ayıklaması olur... 


Ve şirinler dünyasında veya koyunlar aleminde koronavirüs ayılanması en bitmez göründüğü an, yozboz ayı dayılanması hiç bitmez zannedildiği an oldu bittiye gelir, kaşla göz arası biter...

7 Haziran 2021 Pazartesi

LGS AYIBI, İSTİKBAL KAYIBI...

 LGS AYIBI, İSTİKBAL KAYIBI..


Bir LGS daha bu kez silindir gibi ezen bir liseye geçiş sınavı geçti. Ateş topu ocağa düşmeden, mahalleyi vuran yangının boyutu anlaşılamıyormuş meğer. Tam milyon civarında çocuk üç buçuk saate yakın kan-ter alınteri döktü yine. Yüz yüze eğitimin yapılmadığı üç sömestri sonunda yüz yüze sınav garabetiyle yüzleştiler. Yaşamlarının ilk ciddi sınavında çarpık sistemin gerçek yüzüyle karşılaştılar. Kendi çaplarında boğuştular istikballeri uğruna. Helal olsun her bir yavruya. Hak gaspını utanmazca bir ileriye taşıyan sözde istikrar kayığındakilere de haram olsun...


Bu LGS'de pandemiden ötürü haliyle az biraz kolay beklenen sorular yerine özellikle matematikte çocukların bilgi dağarcığının epeyce üstünde kazık sorular soruldu diyen otoriteler çoğunlukta. Sıfır emeğe saygı ve sıfır eksi empatiyle hazırlanmış soru kitapçıklarının sıralara konulduğuna hükmedenler de. Peki niçin bu kadar zordu sınav? Zorluğun altında yatan acabalar yine birilerine bir şekilde kolaylık aktarımları mı? Keza bir türlü ele geçirilemeyen köklü liselerin LGS de çıkacak soruları hatimlemişlere devri mi niyet? Hep karşı devrim mi hala akıllarda yatan...


Bu LGS ayıbının ve gelecek kaybının baş sorumluları kimler ise tarihe mutlaka hesap verecekler. Tıpkı Fe tipi eğitim tarzının gün gelip sıfırlanması ve hesabının dürülmesi gibi... 


E tipi eğitim sürecinde sınav bu denilip geçilemeyecek türden tüm soruların paragraflarla, uzun paragraflar içine saklanmış alengirli yaklaşımlarla sınava giren kuzucukların zamanını çaldığı, dakikalarını boşa harcadığı bir LGS silindiri planlanmış. Elbette süre yetmez hiçbirine hatta bilecek olsalar dahi yetişemezler bir sonrakine. Menzile dizilmiş kepazece bozulmuş Türkçe ile hazırlanmış kazık sorular ve her soruya boca edilmiş ahenksizlik. Resmen ayıp etti LGS cinleri. 


Bari çocuklara kadar inmeyecek, indirilmeyecek olsaydı kutuplaşma ve kamplaşma...


Korku inparatorluğuna karşın zorun zoru bir LGS garabeti yaşandığına az çok vurgu var. Hem de 2 yılını pandemi yüzünden online harcamış öğrenci yığınları ve çaresiz ebeveynleri LGS ile harcandılar sanki saptaması yapanlar da. Bir garip uzaktan eğitim dönemi sonrası ayıba kayıp ulaması diyenler de. Sorarlar adam olana ne verdiniz de ne istiyorsunuz. Çok ala öğrettiniz de gerçek sonuç için mi böyle zor ve acımasızca sorguluyorsunuz sekizleri çıkışları da... 


Çok değil belki 2023'e yetişmez ama sonraki ilk fırsatta lise çağında harcanan bu milyonlar yaşadıkları acının hesabını bir güzel sorarlar. Ebeveynleri embesillikten kurtulamamış hala şükredip dursalarda bir güzel sorarlar...


Evet çok ayıp ettiniz LGS hazırlıkçıları ve dahi hazırcılar hızar gibi biçtiniz melekleri. Unutulması zor bir LGS sayenizde tarihe geçti. Ya puanlaması işte orası da muamma. Yaklaşık üç beş yıldır aynı puanı alanların yüzdelik oranları düştükçe düştü veya yükseldikçe yükseldi. Görünen o ki bu sınav sonrası 400 puanın ilk çeyreğine ulaşanlar %2 lik dilime girecek gibi. Mutlaka sınavlı kabul eden bir liseye de geçerler. Ya diğerleri LGS mağduru yığınlar, pis siyasal oyunlardan dolayı paylarına kayıp 2 yılın peşine 4 yıl daha düşecek sabiiler. Nasıl bir eğitim millileşmesidir bu, çok yazık sesleri de duyuluyor içten içe...


Bu LGS ileride çok konuşulacak bir LGS olacak gibi çünkü beklentilerin çok ötesinde çocuklar üzerinden hain bir kazma vuruldu memleket geleceğine. İstikbal ısrarla tırpanlandı. Sanki salt kendi bebelerinin geleceği için milyonlar her zamanki gibi yine hiçe sayıldı. Hiç vicdana sığar mı yaşamlarındaki ilk ciddi sınavda yavruları böylesine vahşice dökmek. sırf dökmek için matematiksel varyasyonlarla örselemek, sınavı baştan sonra zorlaştırmak sitemleri gökkubbeye baki kaldı. 


Evet 2 yıldır sıfır eğitimin reva görüldüğü sekizlere, 20 matematik sorusundan 4-5 kolay veya vasat soru. İnanılmaz derecede tam 15 adet kazık veya çok kazık kafadan eleme sorusu. Bu LGS ayıbını sınav diye dayatanlar, milyonluk LGS katılımcısı öğrencilerin ve ailelerinin canlarına okudu resmen. Ateş düştüğü yeri yaktı.


Ey LGS ayıpçıları, diyara civara bu LGS ayıbını yaşatanlar, bilesiniz can tende ölesi değil...

6 Haziran 2021 Pazar

BOĞAZLAR VE KANALLAR

 BOĞAZLAR VE KANALLAR


Memleket açısından denizlerin ve boğazların önemi, ticaret serbestisi sunması ve uluslararası ticaretin vazgeçilmezi olmasından öte askeridir. Mesele sadece alışveriş tankerlerinin gelip geçme kolaylığını sağlamak veya mani olmak değil dünya ile Asya arasındaki uygarlık ilişkisi ve toprak paylaşımı ütopyalarıdır...


Bunca stratejik önemine karşın bu gizli ütopyalara kullanılacak kanallar yarmak hevesi ise siyasal basiretsizliğin açık timsalidir. Ve bir gün denizler boğazlardan içeri, enginden kıyılara din, tin dinlemeyen hinliği ve kaba inadı ve de tüm pislikleri gerisin geri kusar...


Bu yüzden boğazların korunması ve denizlerin önemsenmesi şarttır. Bu şartı gerçeklemek memleket açısından en ciddi konudur. Unutulmaması gereken nokta Ege'den Marmara'ya, Marmara'dan Karadeniz'e açılan iki boğazın her savaşın, hatta Dünya Savaşı'nın bile sonucunu kesinleştirecek ve gidişatı değiştirecek konumda olmasıdır. Konunun bir başka boyutu ise en tehlikeli sivil, askeri geçişlerin merkezi olmasıdır. Boğazların gireni ki giremez ve çıkanı ki asla çıkamaz çünkü uygun yerlere konuşlandırılmış sıradan dövücü toplarla kolayca girenden çıkandan kolayca hesap sorulur ve ceza kesilir coğrafik yapısıdır. Boğazlar kendi coğrafyasını kendisi korur. Hatta öyle şaşalı donanmalara da gereksinim yoktur. İllaki en baba donanmalar dahi denizin dibini boylar. 


Hal böyleyken ve de beynelmilel yasayla savaşçı geçişlerin önü tamamen kesilmişken, başta kanal hevesleriyle ileride dövünüp durulacak müttefik girişimlerine kazma vurmak müptezelliktir. Belki de uluslararası hukuk nezdinde sonuçta yasayı delmek olasılığı sağlayacak her tür girişim asla memleket sevdasıyla bağdaşmaz. 


Çok önemlidir boğazlar hele ki İstanbul'u tehdit edenlerin ve hala gözü olan dünya devlerinin tek derdi Karadeniz'i cirit atacakları aragöl haline getirmek olunca boğazlardaki mukavemeti bertaraf etmek için çabalarlar. Kafkaslardan Doğu Avrupa'ya hatta Tuna boylarına emperyal irtibatı güncellemek en başta boğazlara bağlıdır. Başka hiçbir kanala gerek kalmadan tek kanaldan memleketi Anadolu'ya hapsetmek, dünya egemenliği yarışı yapanların ekmeğine yağ sürer. İç denizler mantığı çemberinden çıkıp, Cebelitarık ötesine rahatlıkla taşmak boğazlardan serbest girişe ve rahat geçişe bağlıdır. Denizlerin okyanuslara taşınmasıyla istilayı, emperyal yayılmacılığı eski kıtadan başlatmak, en iyi limanları ele geçirmek suretiyle Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz üzerinden kapalı sınırları aşmak ve genişletmek boğazlara bağlıdır. Doğuda ve batıda sınırlar yeniden çizilirken işgal ve ilhak başlangıcı olabilecek, deniz suyu kaldıran türden yakınlaşmalar boğazlardan başlar. Kendine tabileri ve tabii kalacakların cenaze namazını kılmak için yolu kolaylaştırmak boğazların ele geçirilmesine bağlıdır. 


Yüzyıllardır özlemlenen slav imparatorluğu veya anglosakson krallığını gerçekleştirilecek şekilde ayak oyunları diremek bizim olan boğazlardan geçer. Emperyalist sömürü çarkının dönmesi resmen boğazlara bağlıdır. İşte bu denli önemli olan ve daha binlerce gizli niyet ve de hain kin barındıran emperyalist dünyada çok önemlidir boğazlar..  


Hiç başka kanaldan laf çevirmeye gerek yok yüz yıl önceki ilk işgal düşünün boğaz geçilmez inançlılığıyla nereden püskürtüldüğü tarihle sabittir. İstila girişiminin öncesinde hangi boğazlar ve denizlerin savaşa girilmesine neden olduğu bellidir. Ablukacı emperyalist kalıntıların nereden denize döküldüğüne kafa yormaya ise hiç gerek yok ismi cismi besbellidir. Asla unutulmamalı ki bu denizler ve boğazlar, bu memleketin hakimiyetinde oldukça hiçbir sıcak savaş kaybedilmez. O yüzden anlamsız kanaldan, emparyalist fanatiklere ve panslavistlere heyecan aşılamaya hiç gerek yok. Memleket egemenliğini tehlikeye düşürecek kanaldan operasyonlara hiç gerek yok... 


İşte bu hiç gereksiz sanal-kanal cinliğe direnmek başlı başına memleket sevdasıdır. Memleket sevdası arsız savaş tehditlerine karşı durmaktır. Bağımsızlığı olduğu şekliyle de olsa ilelebet korumaktır. Emperyalist istila projelerine asla göz yummamaktır. Emperyalizmin karlı ve kanlı tezgahlarına enerjik biçimde mukavemet göstermektir...


Memleket açısından ticari önem arz etsede savaşçı bir millet olarak  iki denize kanal vurmanın olası bir savaşta başa hangi dertleri açabileceği, boğaza büyük lokmalar dizilmeden önce eniboyu muhakeme edilmelidir. 


Aksi halde binbirgece masalları biter ve açılan kanallar tıkanır. Denizler an gelir mahvoluşlarına  sebep aman dilemeyen imansızlığı, boğazlara ihaneti ve boğazına kadar pisliğe batmışlığı gerisingeri kusar...

4 Haziran 2021 Cuma

BURJUVAZİ VE DEVLET

 BURJUVAZİ VE DEVLET


Toplumlar tarihi, özünde sınıf mücadeleleri tarihidir. Tarih boyu ezen ve ezilen perspektifinde kavga aralıksız süregelmiştir. Bu bağlamda yaşama geçen toplumsal mücadele pratiği devrimci formda yeniden kuruluşu ya da sınıfların beraberce yok oluşunu getirmiştir. Dönemsel itkiyle feodaliteden burjuvazi fışkırmış ve daima var olmuştur. Ayrıca burjuvazi, sınıf çelişkisini basitleştirmesiyle proleteryayı da yaratmıştır. Bu doğurganlık gereği ortaçağdan bu yana bu iki sınıf aynı devlet yapısında karşıtlığını devam ettirerek ayakta kalmıştır...


Sanayi devrimi ile birlikte burjuvazi çağdaş bir norma evrilmiştir. Sanayi, dünya pazarını yaratmış ve pazar sanayiyi, denizciliği, ticareti, keşifleri ve sömürüyü yaygınlaştırmıştır. Böylece burjuvazi iyice gelişmiş, siyasal gücü de eline geçirmiştir. Şehir cumhuriyetlerinden büyük krallıklara kadar etkin rol üstlenmiştir. En nihayetinde sanayide devrim neticesinde, dünya pazarının aktifleşmesiyle birlikte burjuvazi siyasi hakimiyeti temsili devlet profilinde tek başına ele geçirmiştir. 


İşte bu kronoloji üzere burjuvazi üretim araçlarını, üretim ilişkilerini ve bütün toplumsal ilişkileri dönemine uygun dizayn etmiştir. Dünya pazarının sömürücü gücünü arkasına alarak salt üretim ve tüketime dönük kozmopolit toplum karakteri yaratmıştır. Toplumlar görüntüde medeniyet içine çekilirken özün de uzak yakın diyarlarda emek sömürüsü ve artık değer yoluyla ezilen işçi sınıfı üzerinden kendini vazgeçilmez kılmıştır. Serbest rekabetçi podyumda sosyal ve ekonomik düzen, burjuvazinin tekelinde yerleştirilmiş ve siyasi hakimiyet kukla devletlerle büyük sermayenin güdümüne girmiştir. Ancak burjuvazi geliştiği oranda proleterya da gelişmiş, çağdaş norma erişmiştir. Mücadeleyi ebedi kılan da budur.


Burjuvazi ve yerli burjuvazi veya işbirlikçileri kurdukları hiyerarşiyle oligarşiye hizmeti kendi çıkarlarına uygun bulduklarından poleterya devamlı ezilmiştir. Kapitalizmin baş düşmanı ve de aynı zamanda sanayi neferi görülerek, onlardan hem en üst düzeyde yararlanılmış hem de en acımasız biçimde harcanmıştır. Çünkü burjuvazi, çıkarlarına ters düşenler, sanayinin gelişmesinden pay isteyenler artınca dünya burjuvaları ile dirsek temasına geçmiştir. Zaten var olan sıkı ilişkiler yoğunlaştırılmıştır. Hatta devlet desteği biçiminde hamlelerle, ilerici ve devrimci unsurlar hep geri püskürtülmüştür. 


Burjuvazi ile çatışan sınıflar bazında proleterya devrimci bir sınıftır, öncü kuvvettir. Diğerleri bir şekilde safa çekilebilir. Diğer sınıfların zaman içinde kendi kendilerine çürüyeceği de bellidir. Tek diri kalacak proleterya olacağından, bu çağdaş kölelik türlü daleverelerle sürdürülmek istenir. Aksi halde burjuvazinin hakimiyeti ve varlığı tehlikeye düşecektir. Kaçınılmaz son burjuvazinin yıkılışı, proleteryanın zaferi bir anda gerçekleşebilir. İşte bu sebeplerle toplumlar tarihinde her temsili devlet burjuvaziye hizmet için kurgulanmıştır. Devlet burjuvazinin çıkarına çomak sokanlar için pusuya yatar. Ağır yaptırımlar ve cezalar uygulamaktan hiç çekinmez. Üreten güçler üzerine şiddet oranı yüksek baskı kurar. Burjuvazinin varlığını koruması ve hakimiyetini artırması için sermaye teşekkülü ve sermayenin büyütülmesi için şartlı şartsız destekler sunar. 


Sonuç itibarıyle aile hayatından başlanarak dil, din, hukuk, ahlak, milli karakter hemen her şey burjuvazinin çıkarlarına göre konumlandırılır. Ve devlet tüm bunları toplumlara hissettirmeden bozmayı görevden sayar. Çünkü burjuvazi ve devlet, burjuvazi devletlerinde asla sınır tanımaz. 


Ama sınırsız ve sonsuz tanımlama şudur; Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Asıl olan millettir...

3 Haziran 2021 Perşembe

PROLETERYA VE DEVLET

 PROLETERYA VE DEVLET


Gelişen dünyayla birlikte gelişen yeni üretim biçimleri ve yöntemleri, sanayi neferlerinin geçim kavgasında giderek proleterleşmesini getirmiştir. Tüm sınıflardan kapitalist rekabet mağdurları proleteryanın oluşumuna olmasa da güçlenmesine katkı vermiştir. Ve proleterler çeşitli gelişme aşamalarından sonra dünyanın belli bölgelerinde diktatöryasını ilan edecek ve temel yaşam pratiğini belli süre sürdürecek denli güç devşirmişler, dünyayı değiştirmişlerdir...


Şimdilik tarihe karışmış bir statü olarak görülsede değişen dünya tutarsızca salt yüksek kara kenetlendiğinden, proletaryayı zorla diriltme modunda ilerliyor. Siyasal ödevlerinden ve hedeflerinden kopmuş proleteryanın üretime yönetilmesinin karşılığı da günden güne tırpanlanıyor. Yani emek sömürüsü artarak devam ettirildiğinden tarihsel deneyimleri sıcak proletaryanın yeniden siyasallaşması olası görünüyor... 


Kapitalizmin önleyemediği ekonomik buhranların peş peşe sıralanması, yaşam koşullarının gittikçe ağırlaşması, istikrarın kaybedilmesi her an baş kaldırmaya hazır proleteryayı tekrar siyasal sistem içine çekebilir. Dünyanın bir yerlerinde tek tük çatışma ve ayaklanmalarla başlayacak devrimsel süreç tüm dünyaya tekrardan hızla yayılabilir. Zafer işçilerindir sloganı yeniden yaygınlaşabilir. Yok olmaz diyen paralı asker dil bazlar; özgür yurttaş ve köle, patrisyen ve pleb, derebeyi ve serf, lonca ustası ve kalfa, efendi ve amele, burjuvazi ve proleteryayı çok iyi bilir. Yani ezen ezilen ortamında sürekli gelişen aşamalardan sonra gelen devrimci yeniden kuruluşları ve toptan mahvoluşları mutlaka bilir. Bilir ama sermayenin uşakları olmak hasebiyle bu hassasiyet hep görmezden gelinir. Dinsel dürtüler, karışık program, karmaşık mevki planlamaları ve yandaş paylaşımlarla bu gelişim yavaşlatılır.


Topunun tek derdi vardır, proleteryanın burjuvazi eliyle kurulan temsili devletlere karşı kazanacağı zaferi engellemek. Çünkü bu zafer kısa süreli olsa da sonuçta kapitalizmde açılan gediktir. Bu gediklerin apayrı coğrafyalarda aynı karakteri taşıyarak peşi sıra açılmasıyla sınıf mücadeleleri siyasal mücadeleye evrilir, proleterya siyasi parti olarak örgütlenerek ve kitlesel kazanımlarını devletleştirebilir. İşte korkulan budur. Çünkü proletarya ultra gelişmiş sanayinin özel ve asli varlığıdır. Diğer katmanlar, dışarda kalanlar ve burjuvaziyle mücadele etmek zorundalığı hisseden tüm değişken sınıfsal unsurlar tutucudur. Hatta gericidir. Tek gayeleri tarihi tersine, gerisingeri döndürmektir. Onlar bir şekilde safa çekilebilir, hizaya sokulabilir. Bu yüzden burjuvazi için en tehlikeli sınıf sadece proleteryadır...


Bu nedenle temsili devletler, sözde demokrasi modeliyle özellikle proletaryanın mücadele alanını kısıtlar, geniş alanakları burjuvazinin emrine sunar. Çünkü tarihteki örnekleri itibariyle her bir proleter devrimci eylem, azınlık hareketi olmaktan uzak, muhteşem çoğunlukları harekete geçiren, radikal devrim içeren,  bilinçli ve bağımsız çıkıştır. Hatta kendi burjuvazisiyle hesaplaşmaktan ve kapitalizmle kapışmaktan hiç çekinmez. Ve hatta millet çapında bir başkaldırı mücadelesini örgütler. Öyle ki emperyalizme asla boyun eğmez.


Diğer yandan proletaryanın gelişmesi demek evrensel evrelerin tarihe kazıdığı gibi içten içe sürgiden iç savaşları bitireceği, bu savaşımın devrime dönüşerek burjuvaziyi zor yolla da olsa alt ettiği veya alt edeceğidir. Bu gerçek vahşi kapitalizme hizmet eden, burjuvazinin güdümündeki temsili devleti her an rahatsız eder. Bir gün mutlaka yıkılabileceği endişesiyle tüm devlet olanakları proleteryanın üzerine sürülür. İşte bu nedenlerle proletarya diktatörlüğü görevini tamamlamıştır, bir dönemdir ve denenmiş geçip gitmiştir edebiyatından hiç vazgeçilmez. Çünkü korku dağları bekler. 


Proleterya ve devlet, büyük sermaye, yerli burjuvazi ve kapitalizm işbirlikçilerinin gizli tezgahları ve akıl almaz oyunlarıyla pek karşı karşıya getirilmez. Meseleler senede bir günle ayyuka çıkarılır ertesinde travma atlatılmaya çalışılır. Bunun için sarı ışıklı sendikal enstrümanlar sıklıkla kullanılır. Tepede uzlaşı boyutunda suni denge kurulmaya çalışılır.


Son çare resmen temsili devlet politikalarıyla uzun yılların kazanımlarının ve maddi manevi değerlerin içi boşaltılır. Hatta proleteryayı zayıflatacak üretmeden tüket formülünün devreye sokulması dahi denenir. 


Bunca deneme, deneme yanılma, aldanma ve aldatma yeter mi? Yetmez. Gün olur proleterya ayaklanır. Vay ki onların haline...

1 Haziran 2021 Salı

Deniz Derya, Sandal Küçük...


 

KAPİTALİZM VE DEVLET...

 KAPİTALİZM VE DEVLET...


Dünya tanrısı para olanların kurduğu sistemdir kapitalizm. Kutsal mahiyette pratik ihtiyaç, kişisel çıkar temelinde ibadet eder ve punduna getirip kurumsallaşır. Kıyasıya yayılmalarla da devletleşir. Kapitalist dünya emperyalist politikalarla girdiği her karış toprağa kapitalist devlet örneğini dayatır. Kastını kusursuz kurgular ve düzenini kurar... 


Tanrıyı paraya değişenlerin bayağı, ırkçı ölçülerde nefret körükleyen dinsel ögelerle kapitalizmi savunması ile birlikte zamanla ortak değerler buharlaşır. Mevcut devletler yok olacak bir sürece taşınır. İster bağımlı ister bağımsız olsun tüm devletler bu taşkında ezilir veya bereketlenir. Yani kapitalizm ve devlet olgusu birbiriyle örtüşen ideallerle ve yüksek egoizmle toplumları hizaya sokmaya çalışır. Tüccar finansçılar milliyeti para olanları ağına düşürerek siyasal açıdan kıskaca alır. Milli devlet olmayı lüks olarak lanse eder. Kapitalizme kayılır.


Emperyal krizler ve baskılarla anca kapitalizm baş eder inancı çürümesine karşın egemen güçlerin yeni devlet anlayışı transferiyle birlikte milli devletler sırayla yıkılır. Veya esas temellerinden koparılarak zayıflatılır. Dolayısıyla üstesinden gelemediği sorunlar biriktikçe birikir. Kapitalizm vahşileşerek daha da acımasızlaşarak kurulu devlet formatlarıyla oynanmasını salık verir. Bu sarsıcı telkine salakça uyanlar kısa zamanda, kapitalizme direnenler ise uzun vadede çöker ve çökertilir. 


Asla çökmeyecek veya çöküntünün altında kalmayacaklar, enkaza dönüşmeyeceklar kapitalizme karşı sosyalizm, kapitalist devlete karşı sosyalist devlet alternatifini savunanlar ile şahsına özgü devlet mantığıyla her karış toprağına kolektivist sistemi başarıyla uygulayanlardır. Sonuçta kapitalizmin, kapitalist dayatmanın her biçimiyle kurguladığı devletler mutlaka tarihe gömülür.


Kapitalizm tanrısının buyruğu altına giren ve kendine uydurma tarih yazarak, gelmiş geçmişler içinde salt kendilerinin tarih yazdığı zannına kapılanlar dramatik sona yaklaşır. Yaklaştıkça da para dininin altında kalır. Çünkü milli bilinci çalınmış, dini inancı para tanrısına transfer edilmiş Her devlet kapitalizmi başkaldırmadıkça karşı başkaldırıların istilasına uğrar. İsyan geciktikçe tılsım bozulur ve halkların afyonu patlar. O zaman fantastik manevralar hiçbir işe yaramaz ve dünya tanrısı para olan kapitalistler ağır yenilgiler alır.


Elbette tüm yeryüzünün kapitalizmden kolay kolay kopmayacağını bilmek gerekir. Bir anda değişim olmayacağını da anlamak. İşte bu yüzden kapitalist devlet formundan ivedilikle uzaklaşmak şarttır. Ancak uzaklaşma çabasına girişen devletleri kapitalizm madden yoksullaştırır. Manen bozar. Açmaza düşen devletler milletini ruhen yalnızlaştırır. Bu yaman çelişkiler tuzağı, emperyal düşler görenlerin kapitalizmin oyuncağına dönüşmeye koşaradım yaklaştırır.


O yüzden dünya tanrısının yani salt paranın geçerliği çerçevesinde kurulan kapitalizm dinini, açıkça reddetmek dünya kuralı olmalıdır. Kusurlu kurgu devlet anlayışı da resmen reddedilmelidir. 


Bunun için yegane usulde bellidir...

SINIFSIZ TOPLUM, BUMERANG ETKİSİ...

 

SINIFSIZ TOPLUM, BUMERANG ETKİSİ...

 

Kuram ile pratik kıvamlı kaynaştığında, diyalektik gelişme; sınıfsız ilkel komünal toplum, kölelik, feodalizm, kapitalizm, sosyalizm ve komünizm yani sınıfsız eşitlikçi topluma dek uzar. Araya her zaman devletsiz toplum savunucusu anarşizm sızmaya çalışır. Ve tarih bumerang gibi gelişmenin nesnel yasalarını ve toplum aşamalarını sıralar ve de insanlığı can evinden vurur...

 

Geçim derdiyle bireyselden vazgeçip, toplumsal üretime girişen insanlık, irade dışı ve bağımsız veya zorunlu ilişkiler odağında maddi üretici güçlerini birleştirir. Toplumsal gelişme aşamaları böylece biri diğerini doğurarak izli mermi gibi sıralanır. Gelişmeler ekonomik yapının, hukuksal düzenlemelerin ve siyasal üst yapının elverdiği oranda toplumu ve toplumsal bilinci etkiler. İnsanlık, bilinç formlarına uyan ekonomik, siyasal ve düşünsel süreçleri şartlandırır ve doğal olarak her ideolojik süreç yaşamın yeni formatlarını yaratır.

 

Diğer bir deyişle geçimle başlayan değişim ve maddi şartların gelişmeyi sürekli zorlaması devrim pratiği çerçevesinde değişimi, dönüşümü kaçınılmazlaştırır. Bir önceki aşama tam ortadan kalkmasa da etkisi ve etkinliği azalır ama daha da azgınlaşır. Yine de yenisi, dünyanın nesnel gelişmesine koşut, evrensel gelişmeye karşı koyanlarla ortaya alternatif koyanların savaşımı neticesinde bir sonraki aşamaya geçişi sağlar.

 

Tarihsel gelişimin nesnel yasaları nitelikli formüle edildikçe, gerekli öznel şartlar nicelik ölçütüne uygun yaratıldıkça toplumsal devrim vazgeçilmez sonuçtur. Teori ile pratik kaynaşması, ilkel toplumdan bu yana diğer toplumsal süreçlere sert veya yumuşak geçişin yanılmaz göstergesidir.

 

Sürekli gelişimi örgütleyen ve örnekleyen standart ise sınıfların ortaya çıkışıdır. Özellikle işçi sınıfının varoluşuyla, ekonomik şartlarla baskı altında tutulan yığınsal toplumlar işçi sınıfı öncülüğünde, emperyalist sömürüye özellikle sınıfsal sömürüye karşı koyma cesareti yakalamıştır. Ve toplumsal gelişmelere paralel vahşi kapitalizmin dayattığı sınıf baskısı üzerinden kurumsallaşmayan toplum düzeni, özgürlükçü devlet yapısı arayışı vazgeçilmez amaç ve hedef olmuştur. Zaten her toplumsal düzenek bir sonrakini tetikleyerek insan onuruna uygun yeni bir yönetsel modeli zorunlu kılmıştır. Böylece devasa zorluklar içinde tarihi gelişimin türemesi de kolaylaşmıştır. Kolay veya zor, her ekonomik sistem, devlet modeli ve üst toplum düzeni bir öncekinden üremiştir.

 

Tüm bu devinimin bilimsel çerçevede uzlaşılmaz çelişkilere dayandığı da yadsınamaz gerçektir. Gerçekleşen ardışık değişimler çelişkiden doğar, dönüşüm sürecinin haklılığı artan çelişkilere bağlıdır. Yani çelişki, en temel ve içsel ilke olarak varlıkların, toplumların, devletlerin ve dünyanın değişimini sağlar. Yani her aşamada değişken varlığı olumlulayan ve olumsuzlayan çelişkilerdir. Mevcudu farklı boyutta bir varlığa dönüştürmeyi sağlayan çelişik kuvvettir.

 

Toplumlar bazında bu diyalektik süreç, materyalist bağlamda sürekli uzantı ve ilinti merkezli karşıtlığın birbirine dönüşebilirliğini de mümkün kılar. Çünkü ilerleme kendi içindeki zıtlıklardan beslenir. Yani zıtlıktan başka bir zıtlık doğar ve sıralı geçişler zıtların birliğine dayanır. En yaman çelişkiler işte bu aşamada özdeşlik ve birlik oluşturur. Dirlik ve birlik değişimi hızlandırır.

 

Yakınçağ tarihinde arada bir zırvalanan toplumsal değişim için tek yol kalmadı bahsine karşılık, teori ve pratik birlikteliği gözetilerek, akıl ve bilimle toplum kategorileri irdelendiğinde; sınıfsız ilkel toplum, köleci toplum, feodalite, kapitalizm, sosyalizm sınıf toplumları olarak ömrünü tamamladığında mutlaka en başa, devamlı karalanan komünizm ile tekrar sınıfsız topluma dönüleceği sonucu elde edilir.

 

Aranan da arzulanan da korkulan da toplumsal düzeyde işte bu sınıflar üstü bumerang etkisidir...