3 Ocak 2018 Çarşamba

KUSURLU GÖÇ...

KUSURLU GÖÇ...

Bir tuhaflık var havada

balyoz gibi de ağır.
Ağırdan ağırdan
leylek kabartmaları göç ediyor uzaklara.
Deniz mavisi tualden taşmışlar ve
barikat kurmuşlar göğe.
Alt yazıları her dilden
ömür boyu yalnızlık.
Her yerinden delinmiş sanki gök
baskül yanlış tartıyor en bilinen masalları
sallarda ayrılık
masalarda eksik kalmış muhabbet.
Benekli kuşkular çarşı pazar dolaşmakta
Diller lal
en yetenekli kuşlar kafeslerde özgür
çene çalıyor avlularda kocakarılar
bencillik cisim cisim.
Sarhoş melemesi bodrumlara gizlenen
koca memelerden boşanan
göç boşanmaları.
Kusurlu göçler zindanında
patlak ampul gibi zırlamalar
salınan sarımtırak hayatlar
yüzler yamulmuş.
Bastonlara koca taşlı yüzükler takılmış
kaşlar çatılmış
havada bir tuhaflık var.
Bereket timsali dağa çıkılmış sanki
dağ gibi adamlar aşka vurulmuş
kuytularda ağlak gölgeler
böğürtlen çiçekleri ağlıyor
böğüre böğüre yanar dağlar
bir tuhaflık var havada sanki.
Sanki demir gibi ağır yollarda
pamuk gibi diyarlarda gurbetlik var.
Gurbetlik yalan kelime.
Yağan yağmuru topladım göğün sen yüzünden
astım çamaşır ipime
kuruyor gibi ıslak ıslak.
Enteresan bir hava var
havada tuhaflık
havanda su dövüyor yalnızlık
ıslık ıslık hayat.
Maviye çalan gözlerde en tuhaf ayrılık
yalnızlığı içiyorum gök yüzünden
yüzümde balyoz gibi göz yaşları.
Yaşlandığımın tuale yansıyan hüznünü içiyor hava
tanıyamıyorum bendeki seni
sendeki ben tanıdıktan ileri
bir göçmen kızı rüyası.
Kızarıyor gökyüzü
bir tuhaflık var havada
eriyorum demirden ağır
göçüyorum sanki
çelik mavisi…

Hiç yorum yok: