23 Ocak 2018 Salı

SAVAŞ; TOKLUK VE YOKLUK…

SAVAŞ; TOKLUK VE YOKLUK…
 
Bin yıllardır devam eder tarihin savaşçı sürprizleri. Hiç bitmez tükenmez savaş imparatorluğu, yokluk ve tokluk üzerine kurgulanan harlı harekâtlar…
 
Yığınla imparatorluğun dayanılmaz hafifliğidir bu.  Dur duraksız savaşlarla siyasal ve askeri çalkantılar ve seferlerle cephelidir tarih çeperi. Yarı aç yarı tok ortamlarda, cepler dolar, karınlar dolar, imparatorlar azar, imparatoriçeler de gerdanlıklanır. Yerden havaya tüm kayıplar kurumlu kuruluşun gereğidir hissiyle bekalanılır.  Belki ganimetler ve dünyalıklar kareleri ve kereleri inanılmaz katlar. Ama insanlık yalancı toprak uğruna verilen telefatı tarih diye adlandırır.
 
Yani yeni yerler keşfetmek bile hayata tek pencereden bakmak ayıbı gibidir. Savaş ayıpları ve kayıpları ise her defasında unutulur, unutturulur…
 
Tarihe dem düşüren tüm ide ve keskin irade hep yalancı bir mutluluk, hep zevk sürmek, almak vermek, acı çektirmek üzerine ağırlaştırılmış bir rol üstlenmek ve o rolü geniş topraklara yaygınlaştırmak temellidir. Bu yönde işler iğreti ide ve irade. Ayrıca iddialı din dalgalanmaları ile beslenir titreyen tahtlar. Bahtların ve balıkların en doğal hali açlık sınırına endekslenince de savaş çığırtkanlığı başlar.  Yani idealist girişimler her çağda emperyal ekonomiye yenilir. Yenilince de genel perspektifte imaj tazeleyen tüm unsurlar düşman bellenir. Mutlu mesut benzersiz bir yan etki anında aktifleşir. Yani yüzyıllardır süren sürgünler ve manasız savaşlar tarihin bitmez tükenmez kaynaklarında gizlidir. Tekrarlanır. Tekrarlanır savaşlar.
 
Tekrarlandıkça tekrarlananlar tüm dünyanın bildiği en popüler yürek acıtan manzaradır aslında. Açıkça bilinir ama nedensiz kanıksanmaz…
 
Sadece sefer gücü ve asker kaynakları üzerine kurulan imparatorluklar iç güvenliği ve düzeni bozulunca dışa açılma yolları arar. Dıştan içe bir sirkülasyonla ana çatının çökmesi hedeflenir. Kör kaleler içten fethedilir. Ve yokluk belirir, kölelik artar.
 
Durum hal bu olunca, yolcular yol kaybedince belki köpürür isyanlar. Kapaklanır yere en insani, ulusal girişimler. Yani hazırlıksız yakalanır yoğun çatışmalar arifesindekiler. Büyük bir stratejiye sahip olmasa da doğudan en batıya maliklik ve duyusal hafiflik heyetleri köşe kapmaca oynar. En çok sevilen ise destansı havada dört bir yana esrik yayılmadır.
 
Yaylım ateşine tutulanlar en doğal tavırları bile gösteremezler. Kendi kendine yabancılaşma başlar. Yabancılaştırma artar. İmparatorluk gölgesinde üşümek bile lades demektir. Maruz kalınan ise varsa yoksa vatan millet edebiyatıdır. Kaderdir.
 
Sultanlar güçlü zalim ve keyfilik tacıyla savaşkan bir role büründükçe iktidar süresi bir nebze daha uzar. Uzatılır. Gitti gider süresince ne topraklar genişler veya ne toprak kazanılır. Hiç hissedilmeden temel değerler bir bir kaybedilir.  Önünde sonunda karşılaşılacak durum resmen budur. Savaşmadan yenilmek. Yenildikçe savaş çıkarmak, yanıldıkça yeni cepheler açmak.
 
Bin yılların getirdiği tarihi sürümler işte hep böyle işler. Derin işler daima dondurulur veya buzlanır. Sonra çözülür, çözündürülür. Her şey çığırından çıkar. Çıkarılır. Hafifliği tartan altın hevesi,  imparatoru tanıtan gemsiz hırsıdır. İmparatorluğu emperyalleştiren ise sınırlı yokluk, sınırsız zenginliktir…
 
Son günlerde savaş imparatorluğu ve yokluk ve de tokluk üzerine bedenleştirilen durumdur karşı karşıya kalınan. Öyle keskin bir soluktur ki bu dünyaya hükmediş, yetmez. Yetmez çünkü yokluk ve tokluk için tapılan altın buzağıdır. Yol gösterici amblemi ise hissizlik ve yayılmak tuzağıdır.
 
Bu tuzu kuru düzende asla son imparator yoktur son imparatorluklar da yoktur. Her bitenin yerine yenisi tarihin kayıtlarına düşer. Düşkünlüğün alametleri de şifrelidir. Şifresi; fırsatına savaş. Oysa ota suya savaşlar tetiklendikçe kafa kol, parmak koparmak halden sayılır. Böyle sayıldıkça imparatorun dayanılmaz ağırlığı da her şeyi ezer geçer.
 
Bin yıllardır hep aynı tarihi terane…

Hiç yorum yok: