13 Ekim 2016 Perşembe

TATLI SU DİNCİLİĞİ VE MİLİTANLAŞAN UZANTILARI…

TATLI SU DİNCİLİĞİ VE MİLİTANLAŞAN UZANTILARI…
 
Yüzyıllardır değişik coğrafyalarda tek mezhepli müslümanlaştırma, tek tip İslamlaştırma dayatması ve yaşanan şuur zaafı emperyalizmin kumandasında içeriden dışarıdan tatlı su dincilerini var etti. Bu varlıklanan tatlı su dincileri son kertede militanlaşan uzantılarıyla tüm dünyayı bulandıran bir role büründü. Sular bulandırıldıkça da tatlı su dincileri dört köşe oldu…
 
Son yıllarda yüce dini uydurma fetvalara indirgeyen şaşkaloz şeyhülislamlar dönemlerini bile aratan bu yobazlık tekeline, hurafeler dinine ince eleyip sıkı dokumadan hizmeti baş tacı eden zümreler oluşturuldu. Bu zümreler bir birleşti bir ayrıştı, bir sarıldı bir kapıştı iktidarı kaptı. Özellikle son günlerde dininden ama din siyasetinden olmayana, dininden ama kendi mezhebinden olmayana, kısaca kendinden olmayana zulmün her çeşidini reva gören bu tatlı su dincileri ve militanlaştırılmış uzantıları insanlıktan gittikçe uzaklaşıyorlar. “Allah nazarında gerçek ve en makbul din, dostdoğru bir din” sayılan dinin mensupları olmaktan da uzaklaşıyorlar. Uzaklaştırıyorlar da.
 
Peki, ne için ve ne pahasına? Neden insanlığa verilen en incelikli mesaj, ezeli çağrı, ebedi değişmezlik sürekli yanlışa sürükleniyor. Din neden sadece namaz niyaz çengeline asılarak, diğer değerlemelerinden vazgeçilip siyasi otorite ve faşizan yaptırım gücüne dönüştürülüyor. Tebliğ derinleştirilip esenliğe kavuşulacağına, neden egemen güçlerin denetiminde körleşiliyor. Köhne ayrıntıların tuzağına düşülüyor. Ve niye binlerce yıllık tecrübe ile sabit, biline biline şu azgın coğrafyada bulanık sularda balık avlamalar yeğleniliyor?
 
Bu din adına sunulan çağdışı şuur kaybını, şuur zaafını milyarlar dökülerek toplanan şuralar da gidermez. Çöküşü yüksek şuralarda önleyemez. Din adına ve din işlerine harcanan para dünyadaki en büyük ekonomi. Ancak bu ekonomi son yıllarda hayal ve hakikat arasına sıkışmış, küçük dünyalara hapsolmuş tatlı su dincileri ve militanlaşmış uzantılarının emrinde. O tatlı su dinciliği ve uzantıları, militanlaştırılmış kadroları herkese her kesime ait o paradan güçlenerek temel değerlere bile zalimce ve bencilce saldırabiliyor. Resmen taban kemikleştirmesi peşinde koşuşturuyorlar. O şura bu şura derken şuur zaafı her alanı kuşatıyor.
 
Şu fakir ülkede hala her bir şeye din perspektifinden bakan, din imparatorluğu özleyen ve dini varsayılan bir dönemin varisi olmakla övünen bir cenah varsa ki var, elbette bu tatlı su dinciliğinin ve militanlaşan uzantılarının oyuncağı olur. Zaten tatlı su dincileri on yıllardır bu savsak cenahın ve solak karşıtlarının algı, duygu ve değer dünyalarını militan taktikleriyle yerle bir etmeye çabalıyorlar. Bu esrik çabalamanın din şuuru, şurası ile asla yakından uzaktan ilgisi yok.
 
Bu tatlı su dinciliği ve militan uzantısı adı ileriki dönemlerde koyulabilecek bambaşka bir şey. Şerbetlenmesi gereken öylesine bir şuursuzluk ki şu milletin en yoksul ve çaresiz anında yedi düvele karşı kazandığı Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı dahi benimsemeyip, içselleştirmeyip ‘keşke’ dedirtebiliyor. Zırvalar salvosu her alanda devam ettiriliyor. Sıkıştıklarında Vatan millet edebiyatı üzerinden askerine övgüler dağıtan bu tatlı su dincileri ve militan kadroları bir anda çark edip, ‘asker ölmesi için maaş alır’ bile diyebiliyorlar. Topluma ve tüm meslek gruplarına dinciliği, tatlı su dinciliğini militanlaşmış uzantıları eliyle baskılamak ve topluma büyük sermayenin güdümünde klişe bir din pazarlamak kitabın neresinde var. Hüküm Allah’ın ise “beşeri aklın ürünü olan ve ilahi vahye dayanmayan bir din adı ne olursa olsun din değildir” hükmü kimin ve kime?
 
Eğrisi doğrusuyla tüm dinler insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinde bir aydınlanma aracıdır. Dönemselliği bir yana evrensel vasıfta görülmeleri de gerçek din anlayışının temelidir. Ancak şu tatlı su dincileri ve onların ortalığı bulandıran militanlaştırılmış kadroları sayesinde insanlık tarihi belki de ulaştığı en ileri çağda kararıyor. Uygarlığının gelişmesine koşut olmayan dini tutum ve başıboş tutuculuk resmen dinleştiriliyor ve putlaştırılıyor. Putperestlik ve tek tanrılı dinlerin savaşı mitolojik çağlarda kalmış olmasına rağmen ayni kötü senaryo din adına, dinler içinde yaygınlaştırılıyor.
 
Yüzyıllardır birbirine yakın coğrafyalarda belli zamanlarda hep ayni oyun sahneleniyor. Egemen sermaye bunalım dönemlerini din çatışmalarıyla, din içi kavgaların fitilini ateşleyerek atlatıyor. Sınırları aşıyor. Ve her seferinde dinin gerçek anlamına en uzak, bilip de bilmezden gelmeyi arsızlaştıran, dinin sosyal fonksiyonunu hiçe sayan tatlı su dinciliğini kullanıyor. Bu kaygan zeminde bir ileriki aşamada tatlı su dinciliğinin militanlaştırılan kadroları devreye sokuluyor. Bu dini çerçevede rol model görünenler tipler ise sağa sola sapkınca saldırmak suretiyle resmen saray muhallebicisi mesleğine soyunuyorlar. Bu soygundan milletin yakasını kurtarması ise geride uzun yıllar açığı kapanmayacak hesaplar bırakıyor.
 
Yüzyıllarca adı tatlı su dinciliği olmasa da böyle işlemiş, aynen böyle işletilmiş din mekanizması. Din ile siyasetin kol kola girmesini, iç içe olmasını sağlayan bu tatlı su dincileri zaman içinde her şeyi her şeylerini feda ederler. O fedakârlık dönemecinde din iman paraya endekslenir. Ve mevcut iktidarın devamı, yalpalayan iktidarın her şey pahasına sürdürülmesi için gözü kara ve gözü kapalı yaşanır. Bu körleme gidişin sonu siyasetin boy aynasını çatlatsa da, dini ve din içi değerleri zedelese de önemli olan tatlı su dinciliğinde ısrar ve militanlığın yaygınlaştırılmasıdır.
 
Kim ne der der ama yüzyıllardır değişik veya benzer coğrafyalara tek mezhepli müslümanlaştırma, tek tip İslamlaştırma dayatması ve şuur zaafı emperyalizmin kumandasında iyice yerleştirilmiştir. Halklar uyutulmuştur. Arada ateş alevlendirilip hizmete hazır tatlı su dincileri devreye sokulmak suretiyle tarih tekerrür ettirilmiştir. Bu gün yaşananların kısa tarifi budur.
 
Zaten her gelen dinin gelme nedeni bu azılı geniş coğrafyadır. Bu coğrafyada din millet adına bir şeyler yapmak lazım diye yola çıkılan her seferin sonu ise hüsrandır. Yaşanacaklar da aynen budur.
 
On yıllardır özellikle batıcılık karşıtlığı ile denklenen ve çağdaşlaşmaya karşı dengelenen kurmaca din ve kurmaca dinin tatlı su dincileri ve militanlaşan uzantıları bu gün batıllık batağına saplanmıştır. Bu günden yarına ayni din çemberinde birbirlerine iyice düşmanlaşırlar. Ve hoşgörüsüzleştirilen dini kavramlar üzerinden kıyam yerine kıyım kutsallaştırılır. Yarın yaşanacaklar da üç aşağı beş yukarı budur.
 
Sosyal bir varlık olmanın sınırlarını zorlayan bu yeni varlıklanma modeli, bu tatlı su dinciliği ve militanlaştırılan uzantıları üzerinden planlanan projeler de bir yere bir vakte kadar…

Hiç yorum yok: