23 Ekim 2016 Pazar

PERTEVNİYAL’İME DOKUNMAYIN…

PERTEVNİYAL’İME DOKUNMAYIN…
 
Son günlerde kof dayatmalarla bambaşka bir kitle, tarihi ekol okullar hedef tahtasında.  Başta İstanbul olmak üzere değişik illerdeki ekol okullar resmen kıskaca alınmış projelendiriyor.  Aslında bu iyice ziftleşen vahşi kapitalizm bulamacında hapsolmuş kurmaca dinci bir karşı duruş versiyonu,  resmen karşı devrim manevralarıdır.
 
Asla bir diriliş olamayacaksa da, gerçekten ciddi bir duruş gösteren tarihin, geçmişin bu devrimci eğitim kurumları yalnızlaştırılıyor. Eğitim denizinde yaratılan bu geniş kuyular kimi içine çekerse çekecek artık. Bu keder tufanı daha nerelere kaydırılacak ve kaderleştirilecek bekleyelim bakalım demekle önü alınamaz. Beyazcamdan tahmin lotaryaları sallayarak destek de köstek de ayıp kaçar. Sonuçta hiç olunur, iyice batılır. Battıkça batılır.
 
Bu batık memlekette resmiyette makam sorunu yok resmen adam sorunu vardır. Her arzu edene makamlar var ama makamları dolduracak adam gibi adamlar yok…
 
Öyle bir yokluk ki bu; Hiç değilse arada bir vakti zamanı geldi diyerek adamlaşıp ‘Pertevniyal’ime dokunmayın’ diye makamların hakkını vermeli makamşörler.
 
Tüm Pertevler tek yürek tek yumruk haykırmalı “Pertevniyal’ime Dokunmayın”…
 
Millet pek yakında sözde hizmet için öne düşenlerin illete bulaştığında nasıl dibe vurduğunu gördü. Ama başına olmadık şeyler geldiği halde susuyor ve siyasi erk bu suskunlukta benzer zaaflar yaratacak işleri güncellemekten hiç çekinmiyor.  Görmek istemeyenler görmez, görse de görmezden gelir. Kim ne derse desin amalık ve sağır desteklerle kararan bir süreç güdümleniyor. Kervan daha gider veya gittiği yere kadar gider aymazlığı dört bir yana bulaşıyor.
 
İşte mevcut hâkim yapı tüm vecizleri doğrular biçimde kurgulanıp memleketin tarihi gelenek ve değerlerini bir bir yok etmeyi adet haline getirmiş, yok ediyor. Yaygınlaştırılmaya çalışılan ve yaygınlaşan dinci muhafazakarlık işin doğasına ters diyalektiğine ve matematiğine karşı formüllerle karanlık ve tehlikeli girdaplar yaratıyor. Her sektöre açık gizli dağılan bu dinci alacakaranlık şimdi de eğitim adına köklü orta öğretim kurumlarının üzerine çöktü. ama acayip bir suskunluk ve ahde vefasızlık yaşanıyor.
 
Öyle bir vefasızlık ki bu; hiç olmazsa vefasızlık Vefa adında semte de varınca ‘Vefa’ma dokunmayın’ diyemiyor safacılar…
 
Toplumsal muhalefetin önü tıkandıkça toplumun her kesiminden direnenler elbette cam fanuslara hapsedilir. Tıpkı bu ekol okullar gibi. Cam fanusların ne zaman çatlatılacağı da hiç belli olmaz. Tanınan tek özgürlük zaten çatlatılmayı beklemek özgürlüğüdür.
 
Yarınların güvencesi ve Laik Demokratik Cumhuriyetin emanetçisi ve yılmaz bekçisi gençleri yetiştiren tüm bu ekol okullara reva görülenler hiçbir kitaba asla sığdırılamaz. Böyle uyduruk projelerle yoluna taş koyulan gençler kurgu din odağına yerleştirilse de hesaplar tutmaz. Bu köklü eğitim kurumlarının dönüştürülmesine seyirci kalınması ki kalınıyor erkekliğe de sığmaz.
 
Öyle bir sığınma ki bu; hiç çekinmeden kadın erkek birlikte erkek gibi çıkıp ‘İstanbul Erkek’e dokunmayın’ denilemiyor…
 
Bilimsel verilerle donatılmış gençlik elbette tüm çağdışı dayatmaları ret eder. Asla tanımaz otoriteyi. Bu tanımayış küçük bir kıvılcımla evrimleşebilir devrimcileşebilir. Eylemleşir. İşte korkulan ve def edilmesi istenen tam da budur. Onun için el dışı kalan, arka bahçe dışı olan bu ekol okullar köşeye sıkıştırılır.
 
Bilimi çarpıtan, soyut duyarlıkları öven, insani duyguları törpüleyen, çağdışı doyumlarla yoğrulan ve dış kaynaklı beslenen bu proje hayata geçirilirken yılların sağlam taşları yerli yerinden oluyor. Yapılanlar karşısında taş kesiliyor.
 
Öyle bir taşlaşmadır ki bu; kaba saba güçle de destekleneceği açık bu sindirmeye taş yerinde ağırdır mantığıyla aklı başında hiç kimse çıkıp nedense ‘Kabataş’ıma dokunmayın’ diyemiyor.
 
Meseleye neden sonuç ilişkileri çerçevesinde bakılırsa mevcut iktidarın devamlılığı ve sürekliliği için öyle değil böyle yetiştirilen bir nesle ihtiyaç vardır gerçeği ortaya çıkar. Yani karşıt türden üç beş okul bile olsa istenmiyor. Onlarda türdeşler sınıfına kaydedilmeye çalışılıyor. Din iman mezhep süzgecinde damıtılarak iyice süzgünleşen ve yalnızlaştırılan hayata acemi rehber bekleyen bireyler planlanıyor. Yeni haritalar çizilse de asla karşı koymayacak koyamayacak bir hareket alanı serbestleştiriliyor. Böylece somut sayılan tüm değerler ellerinde kalacak başkalarına da geçmeyecek.
 
İşte asıl mesele budur. İşte bu yüzden ekol olmuş okullarda nice isyana ev sahipliği etmiş duvarlara yozlaşmış, yozlaştırılmış maraza inanç manzaraları, kara tablolar asılmaya çalışılıyor. Yüzlerce yıllık geçmişe sahip kendi başına ekol olmuş bu okullar proje kapsamında dalga dalga geriletilmeye çalışılıyor. Hoş ama boş mekânlara dönüştürülüyor.
 
Nedendir bilinmez ama kurumlu veya kurum dışı masumlar ve mezunlar çıkıp ta okullarımızın temiz duvarlarına bu kara tabloyu asamazsınız, astırmayız demiyor…
 
Bu yeni kurgu inanç sistematiği havada uçuşan hurafeler eşliğinde tarihsel olgular ve geleneksel okullar üzerinden yeni eğitim kurumları programlıyor. Planlıyor ve projelendiriyor. Tabii ki en eskilerinde başlayarak. Eskiler yeni yenilenen daha eski olacak türden bir proje.
 
Zaten sivil veya militarist demokrasiyi doğrayan tüm dönemlerde faşizan uygulamalar ve ağır baskıcı politikalar durduk yerde gelip hiç günahsız gençleri bulur, vurur. Genç kuşakları yaralar. Yaralamıştır da. Yetmez asar ve budar. Bu gün de böyle. Ama o ama bu iradeyle geçlerin, gençliğin okulları ellerinden alınıyor, çalınıyor.
 
Son söz kitabı tersten okuyanların tarihi tersine işletmesi, bu tarihi okulların ilan panolarına sığmaz…
 

Hiç yorum yok: