11 Ekim 2016 Salı

NÜKLEER ÇILGINLIK; ELLER MERSİNE BİZ TERSİNE…

NÜKLEER ÇILGINLIK; ELLER MERSİNE BİZ TERSİNE…
 
Enerjide bile, göz göre göre eller gider Mersine biz gideriz tersine. Her yerde, her şeyde, her nede olursa olsun anlamsız bir inat, gerekçesiz bir hırs ve hep bir tersoluk. Yaparız olur iddialı, beş nesi ve bir kası yok, sorgu sualsiz bir itaat. Sanki böyle buyurmuştur haşmetmeapları…
 
Bu gözü dönmüşlüğe tiz sirenler, son uyarı alarmı çaldığında satın alınmış hayatlar da zevatı kurtaramaz. Anında çark eder gurkalar ve o kargaşada yeni lejyoner bulmak da zorlaşır. Ve bol resimli, çok renkli cep romanlarına döner tarihi mutabakat, mutabık kalınan talih ve tarihi hatalar.
 
Gelişmiş tüm ülkeler ve o ülkelerin insanları enerjide, silahta her şeyde nükleeri hayatlarından çıkarıyor, tarihi bir hata olarak görüyor ve ret ediyor. Haşmeapları da başka coğrafyalara kaydırıyorlar tehlikeyi…
 
Bu fakir millet ise dış mihraklarca resmen aldatılıyor. Sarı üzerine siyah, siyah üzerine sarı alfa beta gama ışınlarını simgeleyen ikaz işareti öğrenilmedikçe, görüp te anlamı radyoaktif kirlilik olarak bilinmedikçe veya zevatça anlamı çarpıtılmışa tapınıldıkça nükleer bal kaymak olur şu fakir ülkede. Ve her turistik bölge olma vasfı en yüksek, en bakir bölgeye bir nükleer santral kurulur. Trafik levhaların dilini bile çözememiş, her uzun tatilde trafik canavarının elinde binlerce on binlerce telef olan bir millet nükleer garabet sonrasını elbette çözemez. Nükleer çılgınlık milyonları, on milyonları, yüz milyonları, belki de milyonlarca yıl tehdit edermiş kime ne, baştan aşağı bir umursamazlık. Niye si yok çünkü haşmetmeaplar böyle emreder.
 
Geleceğe umut yüklemek atmosfere daha az karbon göndermek, daha bilinçli bir enerji politikası yürütmek ile olur. Atığı bol, atığın yok edilmesi bir yana saklanması bile zor bir sisteme yönelmek, ucubeliğe yol vermek, hilkat hakikatine alenen hakarettir. Dünya ölçeğinde doğayı yok eden, çevreyi kirleten enerji üretim sistemi ve kaynaklarından süratle vazgeçilirken, şu cennet diyarda teknoloji transfersiz nükleer santraller kurma çabası çoklu kombinasyon çerçevesinde gözü dönmüşlüktür. Alfa beta ve gamayı gamalı haç potasında eritmektir.
 
Dünya hala Çernobil’deki o sızıntıyı unutmuş değilken özellikle şu fakir ülkenin en doğal yaşayan Karadeniz halkı unutamazken, nedendir bilinmez eller gider Mersine biz gideriz tersine…
 
Bilim adamları son noktayı, nükleer enerji üretiminin ilk yatırımına harcanan para ve nükleer silahlanmaya dönük yatırımlar yerine dünyanın doğal enerji kaynaklarını kullanan enerji üretimine yöneltilse dünyanın enerji açığı kalmaz, kapanır diye koymuşken, haşmetmeaplar parantez açarlar alenen.
 
Minicik bir arızada nesiller boyunca kalıtımsal deformasyona neden olacak riskleri taşıyan, enerjide bağımlılığı tescilleyen, hovarda heveslisini yaratan bu sistemin temellerini atmak, çedleri çetele tutar gibi kolaylaştırmak açıkça zihniyet bunalımıdır. Bu nasıl köhne bir zihniyet ise artık bağımlı bağımsız bilimsel kurumları hiçe sayarak, nükleerin tehlikelerini hiçleştirerek korkmadan hiçliğe zemin hazırlar.
 
Alfa beta gama zeminli ikaz işaretini dört bir yana usulen asarak sonra da nükleer ipine sarılarak bu ülkenin geleceğini sarsacak tehlikelerden kurtulmak hayal olur. Zaten her yapıcı ikazı art niyet sayan, uyanmamaya şartlanmış bir toplum yaratılmış ise acilen kaydıyla nükleer en gerekli sistem görülür. Enerji üretilirken ortaya çıkan radyoaktif maddelerin binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca yıl sonra bile zararlı etkiler yaydığı görülmez. Önlem almak, nükleer sisteme karşı durmak yerine, kader kolaycılığıyla çerçevesinde musibetlerin tamamı Allahtan bilinir, Allaha havale edilir.
 
Enerji sinerji derken alerji yayılır, manzara bir kez daha bulanır, bulandırılır. Karakolda bitecek yazılar yazanlar usansalar da, çoğunluk bir türlü uslanmadığından insani refleks ve tükenmez enerjiyle politik formata edebi dokunuşlar eklemeye devam ederler. Etik, pratik doğrultusunda teorisiz gözü dönmüşlüğe ibretlik masallar uydurmayı da sürdürürler.
 
Kara üzüm salkımı radyoaktif atıklı yağmurlar turkuaz gökyüzünü, altın kubbeli kentleri, masmavi billur derinlikli denizleri zehirler. Ölümün kara gölgesi vurur uçtan burca memlekete. Ve birbirine karışır sapla saman. En kötüsü bu inanç zedelenmesiyle memleket yeşilken çorak, el tutarken çolak, gölken çöl, memleket harap, millet arap serap olur. Kıyılara masmavi vuran dalgalar, kıpkızıl döver kıyıları ve kıyım olur köşe bucak. Tezahüratçı tayfası zehir zemberek radyoaktif salkımı yağmurlarda koştururlar, yürürler. Beraber ıslandık biz bu yağmurlarda şarkısına nakarat ise alfa, beta, gama, gamalı haç olur…
 
Eller gider Mersine biz gideriz tersine. Cennet bir ülkede cehennemlik bir il meclisi ellerin menfaatine, olur olmaz bahaneler ve en ıvır zıvırlarla oylar ve onaylar nükleer illetini. Söz meclisten dışarı, tüm adaplı sinkaflı giydirmeleri hak eder o nükleer vize. Bu vizetorluk ve kalantorluğun gözü dönmüşlüğüne, gözü dönmüşlüğün bu kadarına da pes doğrusu.
 
Besbelli öyle emretmiştir böyle buyurmuştur haşmetmeapları…

Hiç yorum yok: