13 Şubat 2016 Cumartesi

BELKİ BELKIS BEKLER

BELKİ BELKIS BEKLER

Binlerce hikâye
hikayeler binlerce yıllık
hikayelerim.
Sulara gömülen köyler var aklımda
Şah damarımda Belkızın güzelliği
ardımda ören kentler.
Karşımda binlerce mühür
binlercesi birden basılmış yarama
tuhaf ama gerçek
hikaye böyle.
Mozaiklerle süslü bir köprü
o köprüde mahsurum.
Altımda lavlar akıyor sağa sola
ateşten yeleğe mahkumum.
Köprü altı oluk oluk alev
akışan su altın sarısı
sittirin başka hikâyelerin sanrısını
bu hikaye binlercesinden gerçek.
O yüzden yanarım
tüm yanmalarımı olgunlukla karşılarım
zira ziyan gecelerimde
sen tescilliyim doğuştan.
Sular altına gömüleceğimi bile bile
kararan denize
denizin en karanlık dibine
dönülmez yanlışların baharında
kayalara gizlenmiş korunakta
tanrıçamı beklerim.
aceleyle sırtıma sardığım şal
kan rengi gül desenli
tanrıça nefesli.
Belkızın derin mavi sessizliği kulağımda asılı
aslı özgün bir türbe serinliğinde
köz köz yanıyorum.
Uğultular arasından
mirasıma sahip çık narası
koru korkma nidası
serinliyorum.
Hikayem binlerce yıllık
binlerce hikaye
egzotik bir düzen işliyor lahitlerde
mezarımda kabartma yazıtlarda saklı.
Binlerce hikaye baş ucu taşıma kazılı.
Şu küresel zırvalıkta
bin bir gece hikayeleri kürü
aklım tutuşuyor.
Belkızın güzelliği belkisiz sahiden sahi
beklediğimden güzel
gözdeden gözde
iki gözümde canan.
Bekledikçe yorulduğumu iyi biliyor
lakin doğudan koptu geliyor ayrılık
gerçek ama tuhaf
kavuşamadan tekrar ayrıldık.
Tutukluğum af bekliyor
tutukluluğum müebbet.
Üstüme kapaklanan hikayeler arkasında
belki Belkız bekler gölgemi
oralarda oranlarda.
Eşsiz güzelliği tam da karşımda
kaşları inciler bezeli
yeşil gözleri mühür
nabzıma mühürlenmiş binlerce
ezelden ebede.
Şimdi ne yapmalı şu çetin göçlerde
Konar göçerim Çepni boyunda
amazon manzaralı özgünlükte yalnızım
imgem yapayalnız.
Sıklaşan yağmurlar sıkmış yüreğimi
zihnimde sinir girdabı
paçalarıma ak sular değdiğinde
göğe değer başım.
Harabeler kucağımda ölüyor binlerce
hikayem binlerce yıllık
gel de utanma.
Karaçalılar pınara dek yayılmış
nadaslı tarlada demirden bir saray
gel de korkma.
Mutlak tepede bir yer daha var
uzanacağım oyuklara da hisar yerleşmiş
benimle kalan bir ersiz rüzgar.
Acemi yakınmaları sağırlaştırıyor höyükleri
dünyanın özeti avucuma yazılı
atıyorum kendimi
hikayelerden içeri.
Baştan en baştan ifşa etmek bu gömütleri
ümide yolculukta yolcuları.
Eserlerin en eskisiyim ben
seslerin en ahenklisi
mozaik duvarlara mıhla beni Belkız
mıhlamadan geri durma.
En paha biçilmez kadınımsın sen
Dünyam ahretim
Ahretliğim.
Şarkılara başlayınca geveze geceler
hicranlı gönül dermansızıyım
şarktan garba.
Hikâyeler susar kahramanları ağlar
binlercesi koro halinde.
Binlerce yıllık özlemle
kadınlarım susar
binlerce yıl buzlu ateşini içtiklerim.
Kıyamam onlara susarım.
Kuyulardan dinlerim sessizliği.
Dünya Belkıza tapar
ben Belkızın dünyasındaki bahtsızım
boşa tapınmam.
Boz taşlı piramidin en derinindeyim
kavrulmuş mezarda
kavruk.
Sırrım yatay ve düşeyde elmas uçla kazılmış
simge çift kanatlı kuş.
Sütunlu havuzlardan döndüğünde düşün gücü
en yukarısı Belkız.
Hikâyenin ayıbı günahı, sevisi sevabı gömülü orada
binlerce dilden yakarış
her dilden aşk.
Milyonlarca yıl sonrasında olsa da buluşacağız
güç gelmez bekleyeceğim
gücenmeyeceğim.
Belki Belkız bekler.
Güncelerin suya gömülecek sayfalarında
tanrıçamı bekleyeceğim.
egzotik düzende işleyen mezarımda
en erotik anıların girdabında
hikayem binlerce.
Binlerce yıllık hikayelerim var
Belkızın güzelliğine yazılmışları derledim.
Bir bir anlatacağım Belkızıma…

Hiç yorum yok: