5 Aralık 2015 Cumartesi

ÖZELEŞTİRİ KONGRESİ…

ÖZELEŞTİRİ KONGRESİ…

Hafta sonu partide ilçe kongresi var. Hangi parti cümle âlem biliyor. Şu garip ilçede her kongre öncesi Partiyi büyütmek lazım deniyor ama cümle cümle küçülüyor, küçültülüyor…

Bu kongre bizim için, kendi kendimize bir özeleştiri kongresi sadece, bize başkaca bir şey de ifade etmeyecek bir görüntüsü var gibi…

Otuz yıla yaklaşan partililiğimiz süresince sadece bir durumu içselleştirmek zor geldi bize. İşte o durum da siyasi hayatın nereye varacağını, vardırılabileceğini belirliyor ne yazık ki. Evet, ideolojinin, siyasi doktrinlerin ateşi bizi iyice yakmadan, tükenmez yalımı bizi iyice yalnızlaştırmadan, eritmeden bir süre daha köşeye çekilmek en doğrusu galiba.

Çok sözün özü belki de biz bu siyaseti gereğince yapamadık, beceremedik. Yıllarca yanlışlara direndik, doğru bilineni denedik ama tutmadı aşı. Şu siyaseti yeterince öğrenemedik galiba. Hal böyle olunca çark etmek yerine çek etmek gerek boşa geçip giden yılları. Zaten şu garip ilçede herkes görevini hakkıyla yaptı, yapmıştır bir tek biz yapamadık vesselam. Orasını burasını bilemediğimizden az rastlanır cinsten bir siyaset klasiğini yaşadık biz. Bir arpa boyu yol misali. Hal böyle olunca bir köşede oturmak gerek en harbisinden.

Bu bize, kendi kendimize bir özeleştiri kongresi sadece, bize başkaca bir şey de ifade etmeyecek bir görüntüsü var…

Bu yüzden kongreye ilişkin bakış açımız doğrultusunda bir karar verdik. Bağımsız bağlantısız sade bir delege olarak metro salonunun bir köşesine usulca oturup, sessiz sakin izleyeceğiz.  Epeyce hazırlanmıştık, şartlanmıştık ama konuşmayacağız galiba. Son anda siyasi eleştiri, yorum, analiz, proje ve mesaj içermeyen bir konuşma yapma gereği hissedersek başka.

Konuşmayacağız çünkü yıllarca çok konuştuk biz o kürsülerden. Ve geçmişteki o uzun konuşmalarımızda yarı bilimsel aktarımlarımız, ideolojik tahlillerimiz ve çözüm önerilerimiz ile oldukça sıktık delegasyonu. Bıktırdık belki de. Konuşsan ne olacak, konuşmasan ne olacak, ne değişecek ki, ayni tas ayni hamam. Bu kez onları hiç sıkmayacak düzeyde ve özenle seçilmiş sözcüklerle derdimizi ve izleyeceğimiz yeni rotayı anlatabiliriz belki ama değer mi? Bakacağız kongrenin gidişatına göre.

Bu kez sarf edilecek sözler, süslü püslü laflar dönüp durup, dolaşıp olmayacak bir yerlere kaymasın istiyoruz gerçekten. Kendi çapında en iyi bildiğimiz ve az buçuk becerdiğimiz biçimiyle, yani kendi kendiliğinden, doğaçlama ve spontane birkaç dakikalık selamlama yapabilirsek ne ala. Yoksa başka bir art niyetimiz asla olmaz. Bakacağız başkaları neler anlatabilecek, üçten beşe.

Aktif-amatör siyasetle geçen otuz yıldan sonra geldiğimiz noktada kimseye kırgın değiliz dersek kuyruklu yalan olur. Öncelikle en çok kendi kendimize kırgınız, kendimize kızgınız. Sonrası sıraya koymadık daha. Zamanı gelince sıralarız, sıralarız ama bu partinin kutsal mabedine girdik bir kere, bu partinin ilminden, iliğinden, ilmeğinden geçtik ayıp olur sanki sırımak, sıralamak diye düşünüyoruz hala.

Ancak biz sustukça, bizim de şu kör olasıca sıramız bir türlü gelmedi. Tam sıra geldi derken araya başka kaynaklar başka kelaynaklar giriverdi. Sıramızın yenilmesine bu kez de kanmadık ama ahde vefadan iyice uzaklaşanlar ve gerçekten bir kez daha emeğe ayıp edenler utansın.

En iyisi kelamın bittiği, kalemde mürekkebin tükendiği gün, hangi günse o gün bu gün olsun. Kongre olsun, bitsin sonra ya bu diyardan gideriz, ya kalırız, ya tam yerleşiriz veya kısa süre sonra her zamanki gibi isyandan göz gözü görmeyince yazarız yazılırız sıra düşmanlarına. Sonra bir türlü vazgeçilmeyen hataları bir bir ortaya koyarız. İçinden güneş ışığı geçen cümleler ile güncele damgasını vururuz eksik güncelerin.

Bu kongreye gelince, bu kongrede de gök yarılmaz yer çatlamaz ise yani olağan üstü bir durum, inanılmaz bir mucize gerçekleşmez ise üç aday yarışacak olmasına karşın çok şeyler değişmeyecek yine. Gezip dolaştığımızda, bilgiler derleyip topladığımızda görünen tablo maalesef o. Belki binbir varyasyonlarla aday ikiye iner ama gelen gideni yine aratır. Zaten daha şimdiden Genel kurulda her kim başkan seçilirse seçilsin eyvallah havası hakim kılınmaya çalışılıyor ne hikmetse.

Başkanlaşma peşine düşmüşlere üstün başarılar dilemekle olmaz. Zaten kendilerine bizzat sözlü-yazılı beyan edecek bir şeyler de kalmadı. Ne düşündüğümüzü dosta düşmana ilan ettik, sağır sultan bile duydu. Mektuplarımızı okumadılar, okuyamadılar…

Oysa devamlı birilerinden bir şeyler beklemektense, aktif siyasi hayata kısa bir mola vermeyi bilmek de siyasetin erdeminden. Bu kongresel karmaşadan birilerinin uzaklaşması acilen gerekli ama en vazgeçilmez ve en büyük servet sadece siyasetin rüzgarına kapılmak ve siyaseten dağılmak olunca bırakmak olmuyor demek ki.  Olacak iş değil ama saydırmasınlar şimdi tek tek, nice kongre yitirmişler bulunmaz Hint kumaşıymışlar gibi yine yeniden sahne alıyorlar. Hem de birisi değil, ikisi değil, üçü de, üçü bir arada kaybedenler. Daha çok dillenmiş, dillenecek gerçekler var ama zamanı değil. Öyle dinlenmiş satırlar var ki heybede, kongre önü haybeden ve hariçten okumaya niyetimiz yok. Kongre bitsin, geçsin gitsin zamanı gelince bakarız hal çaresine. Kimse neden ise hikayenin sonuna gelindiğini anlamak istemiyor, işte mesele budur.

Ayrıca bin yıllık umutlar bir gecede filizlenmez, bin yılda zor bir hal filizlenenler ise bir gecede biçilemez. Eğer her fırsat ele geçtiğinde böyle davranılıyorsa değme siyaset simsarlarına ve değme siyaset simyacılarına iş çıkar. İşi planlayanlar da başka çıkar yol kalmıyor babında bazı klişe isimler üzerinde nazlanırlar. Ve böylece her kongre göstermelik iyi niyetli çabalarla başlar, görkemli cellada dönüşür. Bu arada maalesef birileri çıkar daima bu basma kalıp oyunun sahnelenmesine öncülük ederler. Bu ne siyaseten göçebelik yansımasıdır anlamak mümkün değil.

Bir safsata portresi yaratmak, kara pelerinine sarılmış kahramanlar bulmak ve kara gözlüklerini takmış saksonya rölyefi pozunda kaygısızlara bel bağlamanın adı aktif siyaset olunca ortak sevinçler de çok sonraya kalır. Birçok nitelikli unsur pas alamaz, pasifize olur. Gök kubbede kaybedenlerin kasıtlı kıkırdayışları kalır sadece. Prizmadaki ışık kırılır ve piramidin temeli daha inşa aşamasında çöker. Böyle de biline.

Veya şöyle biline; ince bir dal gibi kırılan yüreğimizde, okyanus dalgalarına karışan nice canlı ayrıntılar gizli aslında. Yine de pusulasız, fasılasız hala peşindeyiz umudun. Çünkü su kokuyor masmavi, tuz ve yosun ve özgürlük kokuyor hayat. Şu siyaset öyle bir olgu ki, varlığını hissediyoruz bir aralık eşsiz sırrın ve soluğumuz kesiliyor. Soluğumuz çıkmaz sokaklarda okyanusu arıyor yinede solculuk adına. Ve yüreğimiz buz tutuyor. Buz tutsa da yürekler her şey okyanusta saklı. Yani okyanustayız denize hasret.

Veya böyle biline; Bizim içinde hasretlik elbette bir gün biter ve nasılsa okyanusu bulduğumuzda dünyayı, dünyayı bulduğumuzda okyanusu kucaklarız. Soluk soluğa buğulu camdan baktığımızda ise koyun yüklü gemilerin bir bir battığını göreceğimizi iyi biliriz. Hikayenin sonunu da iyi biliriz. Asıl soluğumuz işte o vakit kesilecektir ama çare yok. Kulağımıza vuran okyanus şapırtısıdır, sözcükten dalgalarıdır umudumuz. Dağları yara yara gelen metinlerdeki var olan nurlu çelişkidir, tüm uykularımızı delik deşik edecek olan. Ve gün olur şu beter uykudan uyanırız.

Bilinse ne olur, bilinmese ne olur, dileklerimizi işine gelen işine geldiği gibi anlasın artık. Ama gerçekler ve simgeler asla yanılmaz ve yanıltmaz.

Özeleştiri kongresi öncesi son yazı budur ve burada son bulur…

Hiç yorum yok: