30 Aralık 2015 Çarşamba

ŞAİR, ÇOCUK, ŞİİR VE YILLAR…



İçimdeki çocuk büyümeden yaşadı, yaşamaya çalıştı benimle. Son yıllarda masallara kandı, büyümeye yeltendi ve öldü. Yıllar geçti ve şiir doğdu…

Her yılsonu ayni duyguyu tadarım, yokluk…

Ölmeyecekmişçesine yaşamak şiirin en güzel yalanıydı belki ama ölüm gerçek oldu, şair de içindeki çocuğa uydu ve uyudu. Yol bitti.

Şairin en güzel yanıdır çocuksuluğu. Erken büyüyünce insan asla kıyamaz içindeki çocuğa. Şartlar olgunlaştırdıkça kavga dünyasını, hiç büyümesin ister içindekinin. Yine de azar azar büyütür içindeki çocuksuyu. O hiç büyümesin istediği, o her gün her an gülen şakalaşan çocuğun zaman zaman koca adam haliyle kesik kesik ağlayışını sever şair ve çocukluğunu özler.

Çoğunlukla kol kanat gerdiği iç bebesini teskin eder, istemez kalbinin yorulmasını tez elden. O çocuk ki mırıl mırıl uyutur içindeki kavgayı, bazen de tırmandırır ufaktan nem kaptığında. Şairin en güzel yanıdır aşk, çocuksuluğunu kahrını çektiğinden olsa gerek pek sever. En sevgililerinden bile çok. Avutacağı bedenler, uyuşacağı koca kafalardan yoruldukça içindeki çocuğa şairane anlatır kaygılarını. Ve başka yaren aramadan şiirle beslenir o çocukluk, çocuksuluk. Ve pek olgunlaşır dizelerle.

Şair her şeye rağmen içindeki, hapis çocuğa çocuksuluğuna acır. Düzeltmeye çalışsa da er geç bu yalınlığı yaşar, büyür içindeki çocuğu. Harcanan birlikte harmanlanan zamanlara da kıyamaz. Aslında koca adamdır, adam olmuştur ama o çocuğa beğendirmeye çalışır kendini daima. Yıllardan sonra iki tarafı selvili uzun ince yolun sonunda kucaklaşırlar ve. Ve şairle çocuk en güzel yazı birlikte geçirirler. Kış bastırdığında şairle birlikte çocukluğu, çocuksuluğu da gömülür maziye, tarihe.

“ Başladığımız yer Karadeniz, aksuları ırmakları kaynar kazan. Bulutlar ateş topuna dönmüş. Kalpler sırlar kabristanı. Dil ölmüş, lal olmuş. Kulaklar sağır, duvar kör, kapı duvar. Beni bana defnedin. Defne yaprağından yatağa yatırın paslanmış demir külçemi. Kıyametin koptuğu gün aksular ırmaklar taşısın beni çocuğuma, çocukluğuma. Sonlandığımız yer Karadeniz…”

Çocukça gelecek belki ama gerekli her şeyi öğrendikten sonra hiçbir şeyi tam olarak bilmediğini de görebilmektir şairlik, ta çocukluktan başlayarak…

Dünyanın bütün lisanlarıyla aransa bile hayata perçinlenen sarhoşluk sırasını bekler. Bulunmaz kolayca. Şans yaver gitse de dürüst bir hayat şaklayınca şairin yüzüne malı mülkü de bulamaz. Eli kolu bağlanmış destursuz düstursuz ölümsüzlüktür bade niyetine içilen. Aslen yaşamın ikinci yüzünde belirir çocuk yüzlü dost. O yüzden o yüze savrulmuşluk, anında durulur ve yüreğe sinmiş heyecanla kılcal aramalar dünyanın sonunu getirir. Çocuk yaşta ölünür.

Zamanla latife yaparak anılarla dost kalmak şairin çocukluktan ergenliğe geçişidir. Çok gayretli bir tavrın şefkate dönüşmesi ise ergenlikten orta yaş bunalımına taşınmasıdır. Şiir, şiirleri ise büyüdüğünün delili. Ayrıca gelmiş geçmiş iz bırakan tüm şairlere vefa ise şiirde olgunlaşmanın göstergesidir. Ve şair yaşlandıkça canlanmış şiirlere yetişkinliğini katar. Ve mısralara canından can üfler.

Gözlerinde aşk buğusu, beyninde cesaret, elinde esaret yaprak yaprak titreyen bir asidir şair. Tekrar tekrar çocuğa neden öldüğünü sorar. Ve kendi kendini suçlayarak bazen azarlar. İnsanlara bir şeyler öğretebilmenin ilmine ermektir son kerte. Ve o kertede tek amaç öğrenmek üzerinedir. Öğrenmektir.

“Şair ben sevgi telindeyim. Çal çal yüzüne ve asla düşmeden takip et gölgemi. Göreceksin telin ucundaki öteki sen. İçindeki çocuk, çocukluğun. Arşınla çocukça kıyıları. Kıyamet gününe dek sürecek bu şiirsel yarışta gölgelere sığınarak sahibini arar şiir. Ve şairler çocuksuluğu. İçindeki çocuğun cömertliğini arar. Şair, çocuk ve şiir üstüne nice ayrıntıda gizlidir yaşamın hüneri. Hünerle yaşamak ise içteki çocukluktan gelen bir tılsımdır…”

Her yılsonu ayni duyguyu tadarım, yokluk. Ve yılbaşından itibaren yeni yıla gizlenmiş tılsımı ararım…

Hiç yorum yok: