6 Nisan 2019 Cumartesi

MART SONU SEÇİM


ÖMRÜ GÜZEŞTE...

İlkbahar sıcağı yüreği sardığında geçmişte bir yerlere takılır akıl. Kavanoz dipli, yürek sızlatan anıları gerisin geri sarar. Sözde ilerlenir. Özde çiçekler solar, güller solar, Fidanlar solar. İşte o hayat öğrenilen günlere, ta oralara gider izmli izler. Ölmeye ramak kala ömür, antika dolabın küçük çekmecelerine yıllardır biriktirdiklerini güzelce sıralar. Ömrü güzeşte...

Sonlara doğru karasal iklimden kaçıp ılıman iklimde ömrü az akciğerli kırmızı bir balık gibi yaşanır kalan günler. Kaç mevsim geçerse geçer, daha derinlere çeker enerjisi bitikliği. Bitik bedeni tetikler. Yani koca dağları deniz yutar. İnce kıyım ortayaş delikanlıyı albümlere ilişik fotoğraflar eşliğinde güneşe akınlar. Güneşletir. Isıtır. Ama ömrü güzeşte bir kış evi gibi soğuktur. Zar zor solutur.

Güzelce geçer ömürden sayfalar. Öyle sanılır veya. Ayıp oşmasın babında. Yırtılır evren. Gökkuşağı renkleri vurur ahenkli ve göz kamaştırıcı şekilde Yunusu. Yurtsuzluk yorgun isyanları durdurur. Durultur. Gizler dökülür yaldızlı demir aksamlı kapılardan. Akan sular göllere, Göller denize, denizler okyanuslara, okyanuslar yaşlı kıtalara bağlanır. Ve ömür elverirse evrenselliğe bağlanılır. İnadına.

Ömrün özü büyünür yaşlanılır. Ama uslanılmaz. Usanılır. Damarlarda yoğunlaşır öz su, ateş kırmızı. Ve yorgun yolcu kıvamında atlas yelkenli geminin yolu gözlenir. Israrla. Matemli çağrılar diyarına göç zamanı yakınlaştığında. İlhamla. Sonsuzluğa dik duruşun da bir sonu vardır elbet. Gün olur şen şakrak gidilir. Güz vakti olanı bir başka sevilir. Bu seviyle yitik kuşak çocukluğu da gençliği de yiter tarihe karışır. İsimlerden isim er veya geç şansı yaver gitmeyenler hanesine not düşülür.

Sonun başlangıcında güneş kıvılcımlı ölümsüzlük gözlerden akana hapsolur. Sonra deniz gözlü, karazıpkalı zıpkın gibi hare söner. Hale siner. Hal ve gidişin tamamı anlar, anılar kitabına kaydedilir. Ömür kitabına. Hele ay kızıla çalınca tam kıyamet havasıdır. Kıyam faslıdır. Arka fonda aykırılık senfonisi çalar, manifestosu ise peşinden yazılır. Yeni hayat yürek dağlayan ateş dağları ışıtır diye başlar. Zirvedeki buluşmalar geciktikçe de ateş değdiği yeri dondurur. Toprak üşür. Su buzlanır. Köprülerin altından akar ayışığı, kızıla çaldığında kader.

Herdem keder çıkmazında kader fetbazlığından kaçılır. Dem vurur. Erdemli durulur. Servet, aka karaya belenmiş gölgelerin oyuncağıdır artık. Ve varlığına armağan voltalar vakti gelip çatar. Ama yaş geçkin, enerji tükenmiştir. Ama kutlu yas geçmemiştir. Gayri ihtiyari fişlenilir. Karlı dağlara yükselir yürek acıları. Çağlar açılır kapanır. Hep aynı maraton. O yüzden akıl gudubet günler girdabına savrulur. Mucize beklenir boş boşuna. Ucunda ölüm olsa bile nar barikat tanınmaz hala.

Ömür boyu her ilkbahar aynı duygular takılır oltaya. En güzel yalanlara inanılır, en güzel şiirler söylenir, en güzel çocuk büyütülür, en güzel kesik kesik ağlanılır, en güzel sevgiliden ayrılma vaktine de bir güzel bir adım daha yaklaşılır. Aslı keremi yaşanan an bile aslında ömrü güzeştedir.

Karadeniz'de başlar ömür döngüsü. Ömür törpüsü. Aksuların denize döküldüğü yerde. Bulutları ateş topu, çimenleri kekik çiği, akan suları kaynar kazan olan yerde. Kalplerdeki sırlar kabristanıdır orası. Ser kapısı. İşte orada.

Olurki olur kesindir, vakti zamanı gelir defne yaprağına defnedilir anılar. Anlar. Canlar. Yani zamanla latife yapılmaz. Şakası olmaz. Canlar canından Can yüklenmişliğin değeri ile hep öğrenilir. Sevgi dilinde, sevgi telinde yaşanır. Enikonu film biter.

Ömrün özü bir avuç saygı için koca bir ömür verilir. Altın boynuzun kıpkızıl sularına serpilir umut tozları. Kızaran mavi atlasa çarpar hasret. Ne suretlerle birleşir hayaller şaşılır. Ve buz mavisi gökte ebemkuşağı açar. Ve yaşlı dünyada yaşamışlık süngüsü çekilir. Bu yaslı ve yaşlı şehirde ömrün son demidir harcanan.

Haliyle harç biter ama ömür herkese tek bir şey öğretir; Geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez. Öğrenmenin yaşı olmaz.

Çarmıha yakın çok önemlidir, Ömrü güzeşte...

YOLUN SONU GÖRÜNDÜ...

Yıllarca söze keşke yanılsaydık diye başlayan yazılar yazıldı. Siyasi haritalara renkler atıldı. Bu kez keşkesi barisi yok. Yani istisnasız isbatsız bir seçime gidiyor memleket. İmbalans bir seçim ama inceden imbat hissedilmeye başlandı. Ve Yolun Sonu daha şimdiden üç aşağı beş yukarı belli. Yolun sonu göründü...

Yolun sonu göründü ise elbette bir nedeni var. Durduk yerde olmaz. Nedeni tamamen iktidarın sınırsız güç kullanımı ve sınır tanımaz söylemleri. Yani iktidarın kendi ittifak tabanına yönelik propaganda girişimleri. Öyle ki gelinen aşama kendi kendini infilak ettirecek düzeyde. Göndermeler haddi aşan biçimde katı ve sert. Böyle veya daha vahim devam edilen saldırgan tutum karşı cephede resmen infıal uyandıracak düzeye erişti. Kutuplar keskinleşti, kemikleşti.

Sona yakın, son durum ve kararlı duruşlar gösteriyor ki; bu nedenle iktidar ittifakının aleyhinde bir yörünge oluştu. Yani iktidar tarafından doğru görülen bu çeşit yüksek gerilim siyaseti sanki muhalefeti değil iktidarı çarpacak.

Çarpacak çünkü bu ayarsız yüklenmeler son düzlükte seçmeni ister istemez Ana muhalefete doğru itiyor. Muhalefeti iyice motive ediyor. Pirince giderken bulgurdan olmak misali. Bir yerden sonra ne denilse ne yapılsa ters teper.

Bu zıtların birliği motivasyonu özellikle Büyükşehirlerde başkanı belirleyecek yeterli güce sahip kitlelerde daha güçlü. Hal böyle olunca propaganda süreci başladığından bu yana yok sayılanlar ve her fırsatta azarlananlar bu gerginlik diline sandıkta kendi dilince bir yanıt verecek gibi.

Gerçekten böyle demek yanlış olmaz. Büyükşehir statüsünde olan illerde iktidarın blöfü ilk kez görülecek. Bu sefer bilöfler sanki tutmayacak. Çünkü öf dedirten günlere gelindi. Önceden ayarlı seçim simülasyonu sanki bu kez sandıkta bozulacak.

Yani sonucu ne olursa olsun siyasetle üst düzey uğraşanlara ders niteliğinde bir yerel seçim yaşanacak. İktidarın kasım kasım kasılma siyasetinden, Hasım yaratma siyasetine geçişinin bir nedeni var ise işte o da açığa çıkacak.

Sözün özü o sebep her neyse asıl sebep yolun sonu göründüğü için olabilir...

Zaten ittifakların istikametini tam belirleyemediği bir yerel seçim atmosferi var. O yüzden seçmen özel ve siyasi prensiplerini bu kez bir yana bırakabilir. Karşı tavır takınabilir. Bir kez olsun uzun vadeli düşünmeyebilir. Kısa vadede hesabı kesebilir.

Hesaba bir dipnot; Dört kişilik bir aile için açlık sınırı ikibin, yoksulluk sınırı altıbin beşyüz lira...

İşte hepten dip yapan ekonomi, bu ve benzer rakamlar artık önemseniyor gibi. Geçmiş seçimlerde sandığa gitmeyen muhalif blok kararsızları da artık seçimle yakından ilgili. Yani artık muhalefet konsolide. Vaziyet iktidar ittifakında ikircikli.

Bu da memleket genelinde iktidar lehine oluşmuş iki puanlık dengeyi tersine döndürecek nicelikte...

Ayrıca bugüne dek ekonomik gelişmeleri hiç hesaba katmayan toptancı seçmen güruhu vardı. Ancak aşırı fiyat artışları, liranın acayip değer yitirmesi herkesi kendine getirdi. Hele liranın değerinin bir türlü korunmaması ile bu fiyat artışlarını ilişkilendiren seçmen açıkça iktidarla yol ayrımına girebilir. Umarız yanılmayız.

Daha bir çok neden var ama sırf bu çerçeveden bakıldığında bile hiç çekinmeden yolun sonu göründü demek icap ediyor...

Diğer yandan icabında bu yerel seçimler, geneli de önceleyebilir...
İSTANBUL MUHALEFETİN...

İnce hesaplamalardan çıkan sonuca göre muhalefet İstanbul'u kazandı gibi. Elbette seçim kağıt üzerinde kazanılmaz. İş sandıkta biter. Ancak bu demek değil ki seçimin istatistiki veriler doğrultusunda nereye varacağı hesaplanmayacak. Hesaplar tutmayacak. Hesaplar doğru yapıldığında gerçekten İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı muhalefetin kazanacağı bir tablo ortaya çıkıyor...

Yaklaşan 31 Mart yerel seçimlerinde İstanbul seçmen sayısı on milyonun az üstünde. Geçmiş seçimlere bakıldığında katılım ise yüzde doksanlar civarında. Buna göre 'dokuz milyon yüz bin' seçmen sandığa gidecek gibi görünüyor. Yine geçmiş seçimlere bakıldığında geçersiz oy oranı hayli yüksek. Bu seçimde de minimum üç yüz bin civarında geçersiz oy olacağı varsayıldığında 'sekiz milyon dokuz yüz bin' geçerli oy olacak. Ve bu geçerli oyların 'yüzde üç küsurluk' oranı ittifaklar dışındaki diğer partilere gittiği varsayıldığında 'sekiz milyon altı yüz küsur bin' seçmen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanını belirleyecek...

Bu belirleyici oylardan iktidar partisi ekonomik çöküş dolayısıyla 'yüzde bir buçuk ila iki buçuk' arasında oy kaybettiği düşünüldüğünde hiç umulmadık ilçelerden umulmadık oy kayıpları da yaşayabilir. Her ne kadar ilçelerin ittifaklara dağılışında bariz bir fark olmadığı gözükse de toplam oyda iktidar partisi bir önceki seçimin farkını eritmiş pozisyona da düşebilir.

Diğer yandan millet ittifakının küçük ortağı bir önceki seçimda aldığı 'yüzde sekiz' dolayındaki oylarına sahip çıkar ve seçime girmediği ilçelerde ittifaka desteğini tam verirse bu farz edilen fark kapatılabilir.

İşte bu gerçekleşirse iktidar partisi ittifakı 'onyedi' ilçede, muhalefet ittifakı ise 'onaltı' ilçede seçimi kazanmaya yakın. Ayrıca 'altı' ilçe de ortada görünüyor. Bu ilçelerde iktidar partisinin veya muhalefetin kazanabileceği veya kaybedebileceği gidip gelen bir seçim söz konusu...

İstanbul yerel seçimlerde 'otuz ikibin ikiyüz küsur' sandıkta oy kullanacak. Her iki ittifak da sandıklarda 'dört milyon' oyun üzerine çıkacak izlenimi veriyor. Yaklaşık üç yüz bin civarında da diğer partilere oy çıkabilir. Diğerlerin oylarını artırması muhalefetin lehine bir sonuç doğurabilir. Azalması ise iktidarın lehine. Ancak bu irade değişkenliği seçimin sonucunu değiştirecek nicelikte de değil gibi. Eğer diğer oyların tamamına yakını ittifakların birine gitmiş olsa dahi sonuç değişmeyecek algısı yüksek.

Yani ilçeler bazında oy değişkenlikleri hesaplanarak yapılan bir aritmetik ortalama oranları küçük bir yanılma payı ile kimin kazanacağını gösteriyor. Elbette sandıktan çıkmadıkdan sonra verilen ve öngörülen rakamlar havada kalabilir.

Ayrıca Hazirandan bu yana iktidarın iyice zorlandığı ekonomik çözümsüzlük gerçeği de var. Her ne kadar yerel seçimler başka pencereden önemsenmesi gereken seçimlerse de gerek iktidar gerek muhalefet seçimleri iki kutuplu seçim boyutuna getirdi. Hal böyle olunca da iktidar lehine doğması muhtemel bir kazanım gün geçtikçe tersine evrildi.

Rakamların dilinden anlaşılan odur ki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iktidarın kurduğu ittifak kaybedecek gibi görünüyor. Azami 'üç yüz bin' farkla muhalefetin kurduğu ittifak seçimi almaya yakın. Oransal açıdan değerlendirildiğinde ise iktidar ittifakı 'yüzde kırkyedi virgül elli yedi' muhalefet ittifakı ise 'yüzde kırkdokuz virgül sıfır yedi' civarında seyrediyor. Bu tablonun seçime son bir hafta kala değişmesi için başta Cumhurbaşkanı olmak üzere üstün çaba harcanıyor. Bu çaba şu an görünen farkı eritebilirse seçim iktidar ittifakına dönebilir. O yüzden seçimi muhalefet kazandı demek güç.

Güç ama rakamlar büyük olasılıkla 'İmamoğlu İstanbul yarışını önde tamamlayacak' izlenimi veriyor...

Hiç yorum yok: