14 Nisan 2013 Pazar

KENTSEL DÖNÜŞEMEMEK VE DÜŞMEK...


KENTSEL DÖNÜŞEMEMEK VE DÜŞMEK...

Derinliğine kavranılmayan her sorun kısa sürede başa bela olduğu gibi çözümünde de çok zorlanılır. Belki zaman içinde çözümsüzlükle karşı karşıya dahi kalınabilir. Yani sorunların tahlili derinleştirilemeyince eldeki son fırsatlarda kaçar gider, hissettirmeden.

Kentsel dönüşüm sürecinde yaşanması olası böyle bir gerçeklik ileride çok canlar yakacak gibi…

Yeni bir bakış açısı sunmak çözüme kavuşma, çözüme kavuşturma anlamında olumlu bir sonuç doğurmayabilir her zaman. Bir nebze de olsa rahatlatabilir en başta ama en sonrasına bakmak gerekir reel bilimsel değerlemelerle.

Uygulamalar devam ederken, Sorunları halletmeye yönelik ortak bir mesaj üretilmediği her kafadan başka bir ses çıktığı düşünülürse, özgürce tartışılmış ve tüm halkı bağlayıcı nitelikte bir dengeleme sağlanmadıkça hangi değerlendirmeler yapılır ise yapılsın gerçekçi olmaz.

Plan ve projeler kimilerine inandırıcı gelir, kimilerine ise izafi ama herkes tepkilerden ve kayıplardan çekinerek inanmış görünür.

Sorunların odaklandığı merkezleri belirlemek açısından hem siyasi hem de sosyal kaygıları yönetmekle iş bitmez. Ayrıca uygulayıcıların ortaya koydukları şehir idesini de bilmek ve değerlendirmek lazım. Çünkü Ülkenin kentleşmesi nüfusça bir kentleşmedir. Bu bağlamda ülkeye yayılan tüm kentsel dönüşüm uygulamaları da bu görünüşte kentleşmeye nitelik ve nicelik olarak olanak sağlayacak konumda ilerliyor.

Bir türlü kentlileşemeyen insanların yaşadığı yarım kentler ülkesi olma yolunda hız ve ivme kazandırıyor bu kentsel dönüşüm projeleri. Belki de istenen böyle bir rota izlemektir…

Yasak kaçak, yığma saçak binalarla doluşan yasak kent yığınlarını yasal zeminde dönüştürelim derken, göçe dayalı kentleşme modeline yeni ve lüks mekanlar yaratılır bu sayede. Sorun biraz daha büyütülmüş olur sadece ve yeni çözümler beklemeye başlar yarı yasal kentler.

Tüm eksik binalar dönüştürülürken kentsel rantların tıkandığı noktalara, kentsel dönüşüm eliyle inşa edilecek yeni rant merkezlerinin ekonomiyi belirleyeceği bir cilalama yapılmış olur. Bu bilinçli dayatma piyasalara artı değer yüklemesi olarak yansır ve para babalarının yüzü güler sadece.

Ve haksız rekabet ortamında semirtilen bu piyasalar da ileride politikayı ve nihayetinde yerel ve genel iktidarı belirleyecek şekilde güçlenir. İktidar da neticede kentleri ve kentte yaşayacakların nerede, nasıl ve ne kadar yaşayacağını, yeni kent merkezlerinin neresi olacağını müjdeler büyük sermayeye.

Bir başka deyişle bölgeler arası dengeli gelişme ve büyüme planları yerine yeni sosyal ve ekonomik uçurumları olan yeni kentler hizmete sunulur.

Bu sorunların en canlı yaşandığı kent itibariyle kentsel dönüşümden dengeli ve hak ettiği payı alma sevdasındaki kentimiz yaşayanlarına bu ev sahiplikten ne düşeceği ise yakında belli olur.

Yıllarca itilmiş, ötelenmiş kentimiz açısından geniş manada incelemeden, irdelemeden, özelden genele doğru ve objektif bir bakış açısıyla fizibiliteleri yapılmadan harmanlanacak bu inşaat sektörü halkın elinde patlayacak saatli bir bomba gibi duruyor şimdilik.

Plansız, projesiz, denetimsiz ve yasadışı kurulmuş devletle bağı koparılmış denilen bu kenti karnını bölge bölge yararak kentsel dönüşüme tabi tutmak, en baştaki tahrip edici mantığı haklı saymaktan öte gitmeyecek bir çabadır.

Ciddi bir deprem kuşağı üzerine bilinçsizce oturtulmuş bir kentte bu biçim yeni bir yapı sektörü oluşturmak ise deprem korkusundan başka nedenleri ve sebep sonuç ilişkisini çağrıştırır. Bu talihsiz yaklaşımın resmen başka hastalıklar doğurması da kaçınılmaz olur sonra.

Tedavi etmek kangren olmuş başka bir uzvu kesip atarken yerine kanser mikrobu bulaştırabilecek olanını monte etmek olmamalıdır.

Bu makalenin Kentsel dönüşümü dillerinden düşürmeyenlere Kentsel dönüşememeyi ve tepeden düşmeyi de anımsatmanın dışında başkaca bir derdi yoktur.

İleride değineceğimiz gibi yedi bin yıl boyunca her fırsatta tahrip edilen bu şehrin hala ayakta kalışı ise hayret vericidir… 

Hiç yorum yok: