13 Mart 2016 Pazar

FİGÜRATİF DİRİLİŞ

FİGÜRATİF DİRİLİŞ

Canan figürleri yoğurunca balçık balık
toprak ve suyla
emek emek
figüratif dirileceğim.
Fakirler diyarında yorulduğunda canan
yorgun savaşçılar karşıda
iyi bak başı dumanlı dağlara.
Kuğular ve goncagüller arastasındaki ateşteyim.
Saman alevlerinde ara bulamasan da
iyi gör beni mahşer alanında
denkle kendinle…
Benliğim çamura renk verecek
canan cana can
aklımın renginin ahengi çamura sırındıkça
delirecek gökkuşağı.
Her tarafımda sızlatan aşk ateşi
düştüm en derine.
Soğuk demirlere sıcağımı kattım kardım
eridim, erittim erdim.
Parmak uçlarımda uzanamadığım kentin resmi
kadınlar pazarında el baskılı
al yazmalı canan.
Resimlerden aktı elimi kollarımı bağladı bu kent…
Atölyelerde tellendim
annemin koynundaki sıcağı boşuna aradım.
Öyle bir kent ki
mis gibi bebek kokuyor sokakları.
Kentin koyları
yolcuya yollar…
Ateşten bir hançer kıpkızıl
battıkça yüreğimi parçalıyor akla karalar.
İyi anla beni canan
fikirler diyarından firar ettiğimde
ve zaman bozulduğunda
doğarım yeniden er doğan.
Canan figürleri harmanlayınca kızıl fırında
kahırlar ve yedi göller arasındaki ateşte
iyi çöz beni
çözülmelerdeyim.
En figüratif ayrılıkların cam biblosuyum
camkemik akıl perdem
koynumda terli bir karanlık
yılların ay yüzlüsü parlıyor döşümde.
Toprak ve su
her zerresinde aşk çağlıyor.
Dört bir yanımda kırmızı benekli fakir kelebekler.
Fukaralık sağaltınca eşsiz figürleri
benliğim kara çamura renk verir inceden.
İyi kar beni rengarenk
işte ben o renk pınarında saklıyım
ebem kuşağında.
Cumbalardaki seramik saksıdaki gül yaprağında
gül dalındaki bülbül
namesinde.
Ve figürler doğunca toprak ve suyla
kaç günler boyunca toprak ve su
yandım, kandım, doydum.
Figüratif dirildim…
Uyuyamadım hiç nedense
anlamadım uydurmaları.
Alaturka şarkılar eşlik etti yalnızlığıma.
Dünyanın gözünde neyim acaba
toprak ve su
ekmek ve umut…
Toprak ve su veya sadece ateş
veya emek…
Kaçar giderim kaça giderim belirsiz
izansız mizansız nişansız
dünyada en uzağa.
Hatırı sayılır bir hastalık nüksetti canıma
vuruldum ayıldım Canan.
Cehennem azabına dönen bir sevgide
Sere serpe sevgisizim.
Figürler isterim ve yaşarım
en yalın figüratif.
Alev alev yanıyor yalvaran gözler
aldırmaz gövdeler
gözüm dönüyor
düşüyorum…
İçimde yeşeren ölümden ve ölümlülerden medet ummadan
uğruyorum delirmiş limanlara.
Yeniden doğuş hazırlığında
toprak ve su
bembeyaz bir sahanlıktayım.
Yapayalnız ve çaresiz
celladımı bekliyorum.
Toprağın sırrına eriştiğim alacakaranlıkta ıssızlıktayım
benim için kar veya karma killeri.
Kimlerleyim aldırma
karma karışığım killere bula bedenimi
tenime terini akıt
durma.
İlklere ve ilkelere uygun vasıfta bir mabet
hayat kilerimde parmak ucuyla dokunduğum kadın
ikonlar suskun
cezam müebbet.
Bedenimi yoğuruyorlar…
Ve pişecek tabletteyim…
Pişiyorum usulca.
Sorgulamalardan usandım
usumda çılgın çatırdılar
benden iyisine denk düşersen eğer
hiç korkmadım korkmam
hiç bakma ardına…
Sırrımı ateşlere gömeceğim bir ömür
sur bir ömür
bir ömür sır
ateş toprak ve su…
Havaya bulaştım havzalarda.
Figür figür öykünerek döküleceğim parmaklarından
öykülerle çamur balçık.
kuşlar cıvıldaşacak hazla
başucumdaki camlarda kuşlar
ve bülbüller
.
Canan gonca güller getirmeni bekleyeceğim
her bahar her yaz başı
her yaz
mevsim sonbahar.
Kuğular süzülecek kavuran ateşin etrafında pervane gibi
sulara kelebekler toprağa karınca
çiçeğe bal petek arılar…
Ve benliğim çamura renk katacak
her tarafımı sızlatan ateşe aşkla.
Kırmızıya yeşil aleve kızıl
derin mavilere beni kardın
ben Canan
sen kadınım…
Aklımın rengi ahenkle sözcükler sıralayacak
her tarafımı sızlatan aşkla
rast ve hüzzam makamında…
Suyla ateştim
toprağa doğdum
söndüm küle döndüm.
Gülüm külüm ölümü gördüm.
Kapılar çalınıyor dört bir yanda
kösler davullar.
Küsmedim hiç
sıcak demirlere canımı kattım
lavları akıttım
eriştim.
Miraca durdum…
Eridim erittim ve dirildim
çelik gibi figüratif
bin parça.
İyi der beni
derbentlerden aşan gelen canan…

Hiç yorum yok: