1 Mart 2016 Salı

DOKSAN YILLIK ENKAZ…

DOKSAN YILLIK ENKAZ…
 
Doksan yıllık enkazı onlar kurdu.
 
Onlar? Kadınlar…
 
Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda tüm cepheleri altın renkli takımyıldızı gibi aydınlatır Anadolu Kadınları. Dünyanın dört bir yanındandır ve vatan sevdalısıdırlar. Kadınlarımız. Analarımız. Bacılarımız. Kızlarımız…
 
Kadınlar…
 
Anadolu toprakları kan ağlarken gıcırtılı kağnılarla, kucaklarında bebeleri, sırtlarında silah, mermi, cephelere cephane taşıdılar durmadan. Kar kışa, kara kışa ayaza aldırmadan. Çamur çorak açlığa susuzluğa rağmen yılmadan. Urba, erzak ve umut taşıdılar usanmadan. Günden geceye, geceden şafağa, günlerce. Gün geldi hemşire oldular revirlerde, Kızılay takıp saçlarına ağrı dindirdiler, peştamallarıyla yara sardılar. Gün oldu ahaliyi düşman işgaline karşı uyandırmak için kara yıldızlı kürsülerden yaldızlı hitap ettiler on binlere, yüz binlere. Protesto yaptılar, kutsal direnişe katıldılar, mitinglerde yürüyüşlerde saf tuttular, kutsal isyana savruldular korkmadan. Zamanı geldiğinde ise gözlerini kırpmadan silahlarına sarıldılar, mavzer kuşandılar, Kurtuluş Savaşı’na katıldılar. An geldi vade doldu, şehit veya gazi oldular.
 
Tıpkı; Halide Onbaşı, Nazife Kadın, Gül Pembe Hanım, Saime Hanım, Nene Hatun, Şerife Bacı, Yirik Fatma, Naciye Hanım, Faika Hakkı, Sultan Hanım, Süreyya Sülün Hanım, Domaniçli Habibe, Satı Çırpan, Erzurumlu Karafatma, Bitlis Defterdarı Hanımı, Nezahat Onbaşı, Halime Çavuş, Hafız Selman İzbeli, Gördesli Makbule Hanım, Çete Emir Ayşe, Adile Onbaşı, Tayyar Rahmiye,Kılavuz Hatice, Tarsuslu Karafatma ve binlercesi, on binlercesi, yüz binlercesi gibi…
 
Doksan yıllık enkazı işte onlar kurdular… Canları pahasına… Neler pahasına…
 
Hele Şerife Bacı. Anadolu’nun kahraman kadınlarından sadece biridir Şehit Şerife Bacı…
 
‘ Adı Şerife, gayesi Hürriyet, hedefi Memlekettir Şerife Bacı’nın. Eşi de cephelerden birinde şahadet şerbetini tatmıştır. Anadolu işgal edilmiş, her karış toprak zalim elinde inler iken bir hükümet kurulur Ankara’da. Ve istiklal uğruna bir kutsal savaş başlar. Erler cephede can siperane çarpışırken kadınlar cephelere cephane taşır kağnılarla.
 
Kağnılar ilerler İnebolu’dan Kastamonu’ya doğru…
 
Şerife Bacı iki cılız öküzünü koştuğu kağnısıyla, kucağında yetim yavrusu Elif cephane taşır cepheye.
 
Yalçın Küre dağları izin vermez, karlı tepeler geçit vermez kağnılara. Şerife Bacı’nın öküzünün biri ölür. Kendisini koşar öküzünün yerine. Diğer cılız öküzüyle vururlar yola. Düşe kalka insanüstü bir gayretle çeker kağnıyı Şerife Bacı. Elif bebek acıkır, ağlarken ağlamazlaşır, bitap düşer. Tekçe yavrusu canını teslim etmek üzeredir. Cephane de ıslanmakta.
 
Çaresiz yavru kuşuna siper eder bedenini ve sarılır cephanelere. Üzerlerine örter çıkardığı kazağını, ıslak battaniyeyi de üstlerine.
 
Kağnı önce Allah’a sonra cılız öküze emanet salınır yoluna.
 
Ertesi günlerden birinde Kastamonu kışlası önünde tek öküzlü bir kağnı durur. Merak edilir. Askerler kağnıyı örten donmuş battaniyeyi kaldırırlar. Donarak Şehit olmuş Şerife Bacı’yı görürler önce. Sonra bir bebek ağlaması duyulur. Elif bebektir ağlayan…”
 
Gel de ağlama, yanma. Dağlanmasın yürek.
 
İşte Doksan yıllık enkaz böylesine özverili ibretlik hikâyeler barındırır bağrında ve bu karşılığı ödenemez bedellerle kurulmuştur Cumhuriyet enkazı.
 
Kadınlarla…
 
Kadın gibi kadınlarla…
 
Ve yıllardan sonra ‘Yeni bir kavşaktayız, Türkiye’nin doksan yıllık enkazını kaldırdık…’ yüzleşmesi! bin bir bedel bin zahmet bu enkazı kuranların hemcinsi bir hamfendiye düşer.
 
Düşer mi Allah bilir. Allah bilir bilir yapar…
 
Ne cins dünyadır bu dünya anlamak mümkün değil…
 
Macırı  ensarı, sağırı sansarı, simyacısı simsarı bir olmuşlar hem araban deveyi hamuduyla götürüyorlar hemde enserliyorlar. Bu ipe sapa gelmez lafları dinledikçe  kanser olmamak işten değil…
 
Allah korusun…
 
Şehit ya da Gazi doksan yıllık enkazın kurulmasında zerrece emeği olan kadınlarımızın ruhu şad olsun…

Hiç yorum yok: