20 Mayıs 2015 Çarşamba

19 MAYIS, TARİHİ IŞITAN ANTİEMPERYALİST RUH…

19 MAYIS, TARİHİ IŞITAN ANTİEMPERYALİST RUH…

15 Mayıs 1919’ta İzmir’e Yunan asker çıkarır. Ayni gün Sadrazam Damat Ferit de Sadrazamlıktan istifa etmiştir. Ve 16 Mayıs günü Mustafa Kemal ‘silik mühürlü’ bir yetkilendirme ve on beş subayı ve iki şifre memuru yedeğinde kırık dökük harabe bir vapur olan ‘Bandırma’ ile İstanbul’dan Karadeniz’e açılır.

Karadeniz’e açılırlar yürekleri “ya istiklal ya ölüm” çarparak ve işgal İstanbul’una yaşlı gözlerle bakıp büyük bir inançla “geldikleri gibi giderler” diyerek…

Viran Bandırma Vapuru Karadeniz’in çılgın fırtınalarına zar zor dayanır. Sahil boyu, yalı boyu üç gün ağır aksak ilerlerler. İstanbul’dan ayrılıştan tam üç gün sonra 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaşılır.

Yorgun Vapur Samsun’da ahşap iskelenin açıklarına kurtuluşu demirler.

Dakika kaybedilmeden Mustafa Kemal ve yedeğindeki karargâhı hemen işe koyulur. O dakikadan itibaren üç yıl sürecek ‘Kurtuluş Savaşı’ resmen başlamıştır. Başlamıştır; düşünülen kurtuluş yollarının, çarelerinin aranacağı, uygulamaların safha safha kayda geçeceği ve mücadelenin basamak basamak ilerleyeceği, dünya tarihini ve Tarihin emperyalist akışını kökten değiştirecek ‘Kutsal İsyan’.

O yüzden 19 Mayıs tarihin karanlık yüzünü ışıtan antiemperyalist bir ruhtur.
 
Vatan sayılmış toprakların yabancı güçlerden arındırılmasını sağlayacak ‘Çılgın Türkler’in ‘Kutsal İsyan’ı o gün fiilen başlamıştır.

Derinlemesine irdelendiğinde, 19 Mayıs 1919 ayrıca, ulusal direnişin ayni çatı altında toplanışın devamında devrimci bir yola kadar ilerleyişin ve Ulusal kurtuluş liderinin Mustafa Kemal olacağının da yedi düvele ilanı günüdür.

Sadece ilanla kalınmamış dünya kamuoyuna uyanışın ve dirilişin sembolü olarak tasdiklenmiştir.

Ulusal bakımdan en önemli gün olan bu gün, sevinç ve neşe içinde milletçe kutlanacak günlerden bir gün sayılmıştır ve gençliğe armağan edilmiştir.

Bu özel gün; 19 Mayıs, 1935 yılından bu yana da ‘Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı’ olarak kutlana gelir…

Öyle güçlü bir inançtır ki bu, kutsal direniş; 15 Mayıs 1919’da İzmir’de Karşıyaka’da atılan ilk kurşunla sembolleşir, 16 Mayıs’ta Samsun’a demir alan Bandırma Vapuru ile de ifadesini bulur. 19 Mayıs’tan sonra ise bu kutsal isyanda artık milim geriye dönüş, geri adım atış asla yoktur.

Tek bir cümlede gizlidir her şey, tarih;

“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz”e kadar sürer inancın zaferi.

Bugün; yurtsuz yuvasız sabahlara hangi direnişin uyuya kalmışlığı yuvarlanıyorsa, belki de ondandır işler biraz karışık. İçi boşalıyor 19 Mayısında. Postu deldirmemişliğin sevinciyle yıllanmış stadyumlardaki bayram temaşası sil baştan yılan hikayesi yeniden şekillendiriliyor. Sıkma, yarma, karma sıkılmalar var orta yerde. Birilerince taçlandırılan-kulelendirilen-saraylandırılan bayram kleptomanlığı tarih ve kitaplar üzere değil, hırslar üzerine. Değil, meğil ama çok dertli bir sıradışılıkla yalnızlığa mahkûm ediliyor ülke.

‘19 Mayıs sevdası’ ağaçları ölçülü uzaklıkta dursa da durmasa da direniş odaklı ormanda filiz sürmüş bir kere. O yüzden Ulusal yeni uyarlamalar ile çelişir her üç boyutluluk. Ahali uyanışların kucağında büyümüşken, sonradan uyumuş olsa da ve hangi zorlamayla olursa olsun bayramlar ve bayramlık esvaplar güncellense de bir kıvılcım yeter dağılmaya ve de dirilişe.

Yani yeni resmi yarı resmi dayatmalarcılar unutmamalı; ilk kurşun Karşıyaka’da patlamaya hazır ve Bandırma Vapuru ilelebet değişime yatkınlık ve yetkinlik çağında ve mertebesinde dipdiri hala.

Anılarda belleklerde ise o eşsiz parıltı. Silik ıssız patırtılara aldırmaksızın dillerde dualar ve mendil ıslatan sessizlik. Zaten pusula iki sözcükten ibaret;

“Ya istiklal ya ölüm…”

Paralı gurka-kukla kuşaklar maalesef 19 Mayıs’ın antiemperyalist ışık çarkından nasiplenmeyip tatlı fesat bir anlayışla gece bekçilerinden medet umar. Oysa tarihin bir yerlerinde gizlidir asil gerçekler…

Aynıyla beyan; “3. Ordu müfettişliği ki; müfettişi bendim. Karargâhımla Samsun’a çıkmış bulunuyordum. Doğrudan doğruya emrim altında olmak üzere iki kolordu vardı. Bu geniş yetkinin beni İstanbul’dan sürmek ve uzaklaştırmak gayesiyle Anadolu’ya gönderenler tarafından bana nasıl verilmiş olduğu garibinize gidebilir. Hemen ifade etmeliyim ki, onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler.

Ben bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki sahibi olmaya bağlı bulunduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sakınca görmediler.

O tarihte genelkurmayda bulunan ve benim amacımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular. Yetki konusuyla ilgili talimatı da ben yazdırdım.

Hatta Harbiye Nazırı bu talimatı okuduktan sonra, imzalamaya çekinmiş anlaşılır anlaşılmaz bir biçimde mühürlemiştir…”

İşte o 19 Mayıs 1919 ruhu daha envai çeşit ruhsuz ruhlar ve sahte ruh uzmanları çağı yaşayan şu memlekette daha nice mühür açar, açacaktır…
 
2105’in 19 Mayısında; 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı gereğince kutlanamayacak olsa da, kutlu olsun, kutlu olsun, kutlu olsun…

Hiç yorum yok: