2 Nisan 2012 Pazartesi

KONGRE, VEDA HİSSESİ VE KONUŞMA…

ERDOĞAN AKSU


BALKON HİKAYELERİ VE REKLAMLAR
KONGRE, VEDA HİSSESİ VE KONUŞMA…

Her şey bir konuşmayla başlar. Ve her şey bir konuşmayla sonlanır. Arada konuşulanlar bir anı olarak kalır. Ve ip bir yerden kopar. Ondan sonrası yepyeni bir sayfadır, yeni konuşmalarla dolacak bembeyaz boş bir defterdir kalan ömür. Satır araları kırmızıçizgilerle ayrılmış, birer konuşmadır aslında her güne dair yazılmaya çalışılan;
Aslında sade bir delege olarak sessiz sakin bu kongreyi izlemek üzere kendimi hazırlamıştım, şartlamıştım. Ancak hayli düşünüp taşındıktan sonra verdiğim “kendi açımdan tarihi bir karar yüzünden” bu konuşmayı yapma gereği hissettim.
Siyasi eleştiri, yorum, analiz, proje ve mesaj içermeyen bir konuşma yapacağım. Çünkü yıllarca çok konuştuk biz bu kürsülerden. Ve sanırım sizi geçmişteki konuşmalarımızda bilimsel aktarımlarımız, ideolojik tahlillerimiz ve çözüm önerilerimiz yüzünden de oldukça sıktık. Bu kez sizi sıkmayacak düzeyde ve seçilmiş sözcüklerle derdimi ve izleyeceğim yeni rotayı anlatacağım.
Ve bu son konuşmamız en iyi bildiğimiz ve az buçuk becerdiğimiz biçimiyle değil, yani kendiliğinden, doğaçlama ve spontane değil yazılı olacak bu kez. Çünkü laf, dönüp dolaşıp durup bir yerlere kaymasın istiyorum.
Ben babamı geçen milletvekili seçimleri öncesinde 4 Mayıs günü kaybettim. Babam bir CHP üyesi olarak vefat etti. Atadan babadan CHP’li olarak yaşadı ve sonsuzluğa partinin kayıtlı üyesi olarak göçtü. Yolu izi, yattığı yer ışık olsun. Kongre öncesi üyelikler askıya çıkmadan evvel de babamın üyeliğini ilçe sekreterimize düşürttüm. O artık biz var olduğumuz sürece bir gölge üye olarak ailesinin gönlünde yaşayacak.
Yıllarca birçok konuda ayrı düştük; Ta ki babam babalık dayatmasıyla dayılanmalarımın önüne geçemeyeceğini anladı, ben de baba olmadan yanlışlarımı düzeltemeyeceğimi gördüm, böylece kalan yıllarımızı büyük uzlaşı ile tamamladık. Birbirimize hem baba, hem kardeş, hem yoldaş, hem arkadaş, hem oğul olduk.
İşte aktif siyasete bulaşmam da bu baba oğul uzlaşımızdan sonra gerçekleşti. Ben SHP’de başlayınca bana ‘doğru yolu buldun’ diye takıldı. Esenler’de CHP kurucu yöneticilerinden biri olduğumda ise ‘hoş geldin baba ocağına’ dedi bıyık altından gülerek.
Geçen yerel seçimlerde babam; dedeleri kardeş “amcazadesi” memlekette CHP’den belediye başkanı, bacısının eşi yani eniştesi CHP’den il genel meclisi üyesi, yeğenlerinden biri de CHP’den belediye meclisi üyesi olunca ömrünün son deminde çok sevindi, onurlandı, gururlandı.
Biz bu anlamda 87’den bu güne aktif rol aldığımız SHP-CHP bütünlüğünde bir armağan sunamadık kendisine. Yeri geldi biz yıldık, bunaldık ama o hiç iddiasını kaybetmedi. Sitem etmedi hiç bize, hep savundu, destekledi. Geçen kongre adaylaşamadığımızı görünce bile bu konuda hiç yorum yapmadı. Sadece ‘çıkmayan candan ümit kesilmez’ dedi.
Ama ben ümidimi kestim artık, hele o göçüp gittikten sonra hepten kestim. O bir CHP’li olarak vefat etti ama ben öyle ölür müyüm bilemiyorum. Çünkü CHP Esenler ilçe üyeliğimi, gök çatlamaz yer yarılmaz ise yani olağan üstü bir durum, inanılmaz bir mucize gerçekleşmez ise bu gün itibarıyla donduruyorum. Şimdi genel kurul huzurunda sözlü beyan ediyorum. Süreç içinde gerekli ve uygun gördüğüm an, her kim başkan seçilirse seçilsin kendisine Esenler CHP ilçe üyeliğinden ayrıldığımı bizzat yazılı beyan edeceğim. Yani seçilecek başkanın şahsıma başkanlığı bu kadarla sınırlı kalacak.
Çünkü biz CHP tüzüğünün eğer değişmediyse “kuruluş ve ilkeleri” kapsamındaki, çalışma ilkelerini içeren beşinci maddenin sadece son paragrafını bile bu ilçede hakkıyla bir türlü işletemedik.

Yani Esenler’de“ Siyasal yaşamda erdemliliğe, üretkenliğe, yeteneğe ve emeğe uygun yükselmek esastır. Partililer bu ilkelere uymakla, yöneticilerde bu ilkeleri uygulamakla yükümlü ve sorumludurlar.” İbaresi pratiğe hiç uygulanamadı.  Göstermelik parti içi yarışlar demokratik çözümsüzlüğü, dayanaksız temelsiz siyasi kavgalar da, küslükleri ve ayrılıkları getirdi. Ceberut saltanatı devam ettikçe de bu kaos devam edecek gibi görünüyor.

Düşünmeye vakit ayırdıkça anladık ki; ayrılık çanları artık bizim için çalıyor. Yol ayrımındayız maalesef. Şeytana maskara olmaktansa veya dedikodulara darlanmalara bulaşmaktan ise, haksız malzeme olmaktan ise ortaya bir karşı duruş koymak gerekiyordu. 25 yıldan sonra böyle bir durumu içselleştirmek zor olsa da içinde bulunduğum durum bu. Siyasi doktrinlerin yalımı bizi iyice yalnızlaştırmadan, yakmadan, eritmeden çekilmek en iyisi diye düşünüyorum.
Bu gidişimiz kâğıt üzerinde değil gerçeğin ta kendisi, bir neden değil bir sonuç. Yıllarca güce tapınanlardan olmadık asla. Güce tapan herkes beklenen fire deyip geçebilir, iyi oldu, ne halin varsa gör de denebilir ardımızdan. Ama biz de zamanında bu ilçedeki altı umdeli al bayrağın en genciydik. Kaderimiz kederli kumaştan biçilmiş bir kere ve başkaca yapacak bir şeyimiz kalmadı bu gün için.
Devamlı yürek ısıtacak mucizeler beklemektense, siyasi hayata kısa bir mola vermek, siyasetin karmaşasından uzaklaşmak en yeni ve en büyük servetimiz olacak yarınlarda. 25 yılda çözümleyemediğim esrarengiz bir sır olan bu siyaseti de çok bilenlere bırakıyorum. Daha çok dillenmiş, dinlenmiş satırlar var heybemizde ama sürükleyici bir hikayeydi geçen 25 yıl ve ben sonuna geldim.
Sözün özü belki herkes görevini yaptı, yapmıştır orasını bilemem. Ama ben siyaseti yıllarca direndim, denedim ama yeterince öğrenemedim galiba. Az rastlanır cinsten bir siyaset klasiği bizimkisi. Zaten karın doyar, göz doyar ama akıl aç kalır, bizim aklımız aç kaldığındandır bu gidişimiz.
Giderayak taraf olmak oy vermek veya adaylaşmak ise hiç etik olmaz. O nedenle hiçbir yere, mevkie, makama aday olmadan gidiyoruz. Bu gün beyaz oy kullanacağımdan, adayların benim oyuma gereksinimleri olmadan yarışmaları samimi temennimdir. Ezeli yarışma, ebedi çarpışma hikâyelerinden bıktım usandım artık.
Gönül isterdi ki çarşaf liste olsun ve uzun yıllarımı paylaştığım eşe, dosta, kadir kıymet bilen arkadaşlarıma, yoldaşlarıma son kez destek olayım. Ama maalesef bu şansımız da yok. Kendilerinden af diliyorum.
Bundan sonra yerel gazeteci kimliğimi devam ettirdiğim sürece ilçedeki CHP etkinliklerini, basına açık toplantılarını, aktivitelerini bir basın emekçisi ve misafir olarak takip edeceğim. Dondurduğum ve ayrılacağım parti üyeliğimi ise maddi manevi çıkar sağlamak için asla dillendirmeyeceğim, asla kullanmayacağım. Eğer muhtelif gazetelerde hala bir köşem olursa, yazılarıma da “bir zamanlar üyesiydim, yöneticiliğini de yapmıştım ve sair” biçimiyle yansıtmayacağım.
Giderken, kimseye kırgın değilim desem yalan olur. Ancak aktif siyasetle geçen 25 yıldan sonra öncelikle en çok kendi kendime kırgınım, kendime kızgınım.
Üyeler ve kongre delegasyonu namında az da olsa hakkım geçmişler var ise hakkımı canı gönülden helal ediyorum. Üyeler ve delegeler olarak üstümde hakkınız çok olduğuna inanarak sizlerinde hakkınızı bana helal etmenizi bekliyorum.
Son ana kadar dileğim yine bu partinin, bu geminin bacasının tütmesidir, batması değil. Çünkü ne de olsa bu partinin kutsal mabedine girdik, bu partinin ilminden, iliğinden, ilmeğinden geçtik.
Eğer buralarda bir yerlerde babam da bizi izliyorsa onun gibi “bir CHP Üyesi olarak ölemeyeceğim” için kendisinin de affına sığınıyorum.
Yolunuz açık olsun, yolum açık olsun…
Herşey delibozuk bir konuşmayla da biter gider...

ERDOĞAN AKSU

Hiç yorum yok: