12 Mart 2022 Cumartesi

KASIM-21

 

İKİ YANLIŞ BİR DOĞRU...

 

 

 

Hayatta iki yanlış bir doğru etmez...

 

 

 

An gelir doğru bilinenlerin yanlış, gerçek farzedilenlerin hayal mahsulü olduğu anlaşılınca an ve an herşey değer kaybeder. Gerçekler geç öğrenilse de, öğrenilir ve kısır öğretilere karşı çıkılır. Hele tarihte eşi benzeri görülmemiş sefalet, kapıları çalınca uyduruk teoriler alt üst olur. Şatafata endekslenen ne varsa dip yapar. Kahrolur akıl, yabancılaşır göz ve dil lal kesilir...

 

 

 

Hayatın içine kitap yazanlar ve çok bilmişler kapitale dokunan felsefelere ütopik der, bilimselliğe zorunlu roller yükler. Bir adım ileri iki adım geri, gerilemeyi marifet sayar. Tezlerini tasfiyecilik üzerine kuranlar gün gelir, doğrular ve gerçekler su yüzüne çıkınca ilahi tüyolar ve hizipler arasına sıkışırlar...

 

 

 

Resmen probagandist tavırla eğitilen, öğretilen ve üretilen bu seçme türemişler, sermayenin küresel egemenliğine boyun eğerler zaten eğilimlidirler. Bunlar din odaklı taktiklerden de bir güzel beslenirler. Ve böylece ulusal meseleler sömürgecilerin insiyatifinde, din üzerinden izaha ve icraya çalışılır. Bu  girişimcilik körlenince gerçek ile masal arasında gidip gelen cenah, iki yanlış bir doğru eder hocalığına soyunur. Teori ve pratik nemelazımcılığa ve politik ilkelliğe kurban edilir. Bereketli topraklara kefen biçilir...

 

 

 

Günden güne benzer yanlışlar arttıkça dört yanlış bir doğruyu götürür. Ve aşılamaz krizlerin eşiğine gelinir. Kaos ortamında yalan yanlışlarla oyalananlar, usturupsuz oylumlananlar binbir çeşit düzeltiyi daima reddeder. Hazırcı tavır takınarak, nazırcı kayıtsızlıkla acayip derecede günlük öfkelere ve hakaretlere sığınırlar.

 

Aklı sıra saltanat sürmeyi sağlamlaştırırlar...

 

 

 

Oysa sağda solda umut tükenmez bataryadır. Kökten batışa yakın öğrenilen ve öğretilenlerin yanlış, dayatılan gerçeklerin hikaye olduğu anlaşılınca rasyonel akıl çözülür, göz görür, dil haykırır; hayatta iki yanlış bir doğru etmez...

 

 

 

Doğru tektir. Tek yol...

 

zaman: Kasım 25, 2021 Hiç yorum yok: 

Bunu E-postayla Gönder

BlogThis!

Twitter'da Paylaş

Facebook'ta Paylaş

Pinterest'te Paylaş

24 Kasım 2021 Çarşamba

İHMAL, İŞGAL, İHTİLAL...

 İHMAL, İŞGAL, İHTİLAL...

 

 

 

Kurtuluş kıvılcımının çakılışından yüz küsur yıl sonra ekonomi darmaduman. Ağır ihmaller, lafta ekonomik abluka, abartılı işgal söylemi ve kuru inada endeksli döviz kurları çıldırmış durumda. Durdurak bilmiyor. Sözde pik yapan ekonomi dip aşamasında. Hikaye yüzyıllık, tıpatıp aynısı, benzer...

 

 

 

Yüz küsur yıl evvel dünyayı intizama yönelen muazzam devletler, darboğaza giren Osmanlı'ya zırnık borç vermedi. Ve 06 Ekim 1875'te koca imparatorluk resmen mali iflasını ilan etti. Bu ilanla içeride ve dışarıda acayip karışıklıklar arttı. Özellikle Balkanlar cadı kazanına döndü. Dört bir tarafta cephe üstüne cephe açıldı. Peşine 1 Eylül 1876'da kızıl sultan tahta kuruldu. Üç dört ay sonra meşrutiyet ilan edildi. Ve alaturka demokrasi başladı...

 

 

 

Osmanlı resmen iflas edince 1881 Muharrem Kararnamesi ile Duyunu Umumiye kuruldu. Yani Genel Borçlar İdaresi...

 

 

 

Aslında kurulan, Osmanlı devlet tahvillerini ele geçirmişleri temsil edenlerden kurulu bir idare meclisi. Modern bürokrasiyi de doğuran beş binden fazla çalışanıyla, kan emici bu sistem...

 

 

 

Öyle ki, vilayetlerin vergilerini, tuz ve tütün tekellerini doğrudan yöneten bir model. Benzer gelir kaynaklarıyla hareket alanı genişleyen, yönetimi eline geçiren veya yönetmesi için izin verilen idare. Masraflar düşüldükten sonra kalan ne varsa Osmanlı'nın borçlarına ayıran bir kurum. Toplananı vadesi gelen borçlara ve faizine aktaran yani Osmanlı Devleti gelirlerinin üçte birini ikisini yabancılar lehine yöneten bir yapı. Yani yarı sömürge bir imparatorluk adımı. Devletin diğer gelirlerine de göz koyan, devletin parçalanmasına dönük ekonomik bir girişim...

 

 

 

İş buraya gelmeden hemen önce ise Rus harbi. Öyleki Ruslar hiçbir ciddi muhalefetle karşılaşmadan 1878 şubatında Yeşilköy'e dayandı. Padişah anlaşma yapmak zorunda kaldı...

 

 

 

Anlaşma 3 Mart günü Ayastefanos'ta imzalandı. Toprak ver kurtul mantığıyla yıkımı başlatan ilk adım da böylece atıldı. Özerk Bulgar Devleti, Sırbistan-Karadağ ve Romanya'ya bağımsızlık verildi. Ruslara ise Batum, Kars, Ardahan, Doğubeyazıt bırakıldı. Aynı yılın Haziranın da iddia doğruysa Bosna Hersek, Avusturya'ya verildi. Kıbrıs'ın İngiltere tarafından işgaline göz yumuldu...

 

 

 

Bir yandan toprak ver kurtul siyaseti, diğer yandan kuşku ve zulüm çağı böylece açıldı. Karanlık açılım tam 30 yıl sürdü. Osmanlı hepten batmaya ve batırılmaya dönük manevralarla iyice köşeye sıkıştırıldı. Hepten borçla yaşayan bir devlet konumuna getirildi. Artan borçlarını ödeyemez duruma gelince de alacaklı banka ve bankerlerin zararını kapatmak için Duyunu Umumiye kuruldu...

 

 

 

Bu kuruluşta umuma yetmedi elbette ve hantal devlet muazzam devletler tarafından bölündü, parçalandı. Haliyle işgal edildi, ta ki Anadolu İhtilali dur diyene kadar...

 

 

 

Ağırdan ağır ihmaller, lafta kalan ekonomik abluka, abartılı işgal söylemleri ve kuru inada endeksli ekonomik yıkım, her tarihi yıkımda olduğu gibi ihtilal doğurur...

 

 

 

Ve bir türlü yıkılmayan Cumhuriyeti yeniden intizama yönelen muazzam emperyal devletlerin, yüzyıllık sinsi beklentileri onca yerli işbirlikçi desteğine rağmen yine boşa gider.

 

 

 

Tarih tekerrür eder...

 

zaman: Kasım 24, 2021 Hiç yorum yok: 

Bunu E-postayla Gönder

BlogThis!

Twitter'da Paylaş

Facebook'ta Paylaş

Pinterest'te Paylaş

23 Kasım 2021 Salı

ÖĞRETMEN...

 ÖĞRETMEN...

 

 

 

Hayata karışmak ilköğretmenle, bilgi üretmek öğrenmekle başlar. Öğrenmek öğretmenlerle. Ve ömür boyu sürer bu zorlu yolculuk...

 

 

 

Ağır ve sağır yolcuların tarihin dehlizlerinde kaybolmayışı, kör talihin derinliklerinde boğulmayışı bizzat öğretmenlerin eseridir. Dönem dönem iktidar odaklı biçimlenen eğitim sistemine, çağa ve bilime aykırı müfredata, zararlı yan etkileri inanılmaz kitaplara, açık veya örtülü idari baskılara rağmen Öğretmen öğrettikçe öğretir. Hemde hiç çekinmeden, hiyerarşiye aldırmadan, korkmadan

 

kutsal görevini icra eder...

 

 

 

Herkes gibi öğretmenlerin de öğretmeni öğretmenlerdir. Bu doğrultuda bilgi felsefesi uyarınca ana amaç farklı akansulardan beslenip, deniz olacak öğrencileri dosdoğru yetiştirmektir. Öğretmenler bundan başka amaç tanımaz. Öğretmekten başka amaç gütmez. Yalan yanlış saf tutmaz. Çünkü Öğretmen salt öğretme borçlusudur. Öğrenenler de sırf öğretmenlerine borçludur...

 

 

 

Kainat yolculuğu nedense bambaşka değerler ölçeğinde, alacak verecek dengesine kurulumlu gösterilir. Oysa dünya daima öğrenmek ve öğretmek üzerine kurguludur. Bu gerçeklik temelinde öğretmenler narin hayatları oya gibi işler. Bilgi ve deneyimlerini doğru ve doğrucu yansıtır. Yalnızca hayat boyu bocalamayan, öğrendiklerini unutmayan, öğrenme azmini bırakmayan çelik dirayetli bir neslin doğmasına çaba sarfeder.

 

 

 

İşte o yüzden öğretmen sadece ders veren, öğrenciler yetiştiren bir mekanizma değildir. Mekanik ve statik bir işlevselliği yoktur öğrenme ve öğretme zemininin. Öğretmen araştırma odaklı yol ve yöntemler izleyen, sokratik metod uygulayan öncülerdir...

 

 

 

Öğretmen, kor bataklıkta beyaz zambaklar filizlendirendir. Gevher olup, cevherleri işleyendir.

 

Öğretmen herçeşit ihlalin ve ihanetin nedeninin bilgisizlik olduğunu bilerek, bilimin ışığında yılmadan öğretendir. Öğretmenler zifiri karanlıkta söylem geliştiren ve kavramların içini dolduran kahramanlardır...

 

 

 

İşte karanlığa ışık yakan, o mangal yürekli ve özverili öğretmenler asla unutulmaz...

 

 

 

Unutulmaz Öğretmenlere sevgi ve saygıyla...

 

zaman: Kasım 23, 2021 Hiç yorum yok: 

Bunu E-postayla Gönder

BlogThis!

Twitter'da Paylaş

Facebook'ta Paylaş

Pinterest'te Paylaş

20 Kasım 2021 Cumartesi

KOD; CİNALİ AT, ÇÖPADAM TUT…

 KOD; CİNALİ AT, ÇÖPADAM TUT…

 

 

 

Yaşlı kainata asılı dünyanın dört bir köşesinde çocuk, genç, yetişkin hepsine ait nice hakkın üzerine inceden çizgi çekilerek yenen nice hak söz konusu...

 

 

 

Konu kaşla göz  arası bu hak yeme cinliği. Haksızlık cinali denilen bir meşhur zatı, ilk yerli çizgi kahramanı akla getiriyor. Filmin icrası, mecrası sonradan çakılıyor. Öyle ki cin, min, hin, hile hurdayla alakası yok görünse de, kuşaktan kuşağa okumayı kolayca öğreten seri çizgi algısı varsa da, topu başıboş ve muamma. Okumayı çabuk söktürdüğü farzedilen bu on hikâye on kitaplık

 

ilk yerli ve milli çizgi dizi, elli yıldan sonra gün ışığına çıkan hain kalkışmalarla acaip bağlantılar barındırıyor. Ancak cinali ile büyümüş milyonlarca çocuğun hepsi de okunması ve çizmesi pek kolay diye yemiş yutmuş zokayı. Dahası yediden yetmişe tanınan ve rahat çizilebilen bir çizgi karakter olduğundan kabullenilmiş. Beşiğe belenmiş, bebeklikten belletilmiş. Bahanesiz beş düz çizgi ve bir yuvarlakla silüet hemen tamamlanmış. Sınıf sınıf çizgiadam asmaca ise başka bir kirli oyun.

 

 

 

Bir de çöp adam var aynı familyadan çıkan, meğer hepsi birmiş. Cinali at, çöpadam tut. Alı al, moru mor bir dünya. Baş bir yuvarlak, yuvarlaktan  aşağı düz çizgiden gövde. Gövdenin başladığı yerden sağa sola iki çizgi kollar ve uçta eller. Orta çizginin sonunda yine sağa sola iki çizgi bacak. Kırk numara kırkayak, temsili adam. Nihayetinde çaneğrili kaldırımda yürüyen ve yürüten çöp adam. Hazır ve nazır...

 

 

 

Bu kırık çizgi dünyasında söylenen çöpadam, cinalinin babasıdır. Yani cinali resmen çöp çocuktur. Ve bu çizgi çöpçocuk yaklaşık elli yıldır dolaylı veya dolaysız milli eğitim tarihine ilişmiş, illiyeti meçhul simgesel varlıktır...

 

 

 

Kitapların küçük ve kolay kelimeleri, kısa ve kısır cümleleri sublimental içeriği somutlar. Serinin kitapları bir öncekinden zor, bir sonrakinden kolaydır. Cinalinin sözde zoru kolay eyleyişinin mesajı, çöpadamın çocukları kendine bağlayan oyunları ve savaşlara öykünür hali hepsi de akıllıca ve sinsice tasarlanmıştır. Cinalisi çöpadamı hikayelerinde nice sırlar, yalanlar ve beyin arkasına sızan gizli tutkular içerir. Sanatsal kurguyla geçmişin pençesinde ezilen ve çocukluklukta kalan sihirli anılar kullanılır.

 

 

 

Yalpalayan yaslı dünyada hafızalardan silinmeye ramak kala bu çizgisel çöplük çökeltisi cinali ve gizemli çöpadam figürleri dört bir taraftan fışkırıyor. Her biri iletişimde benzer gizli şifreler kullanıyor. Arasta kalanlar şifrelerin şefliğinde küçük çöpadam figürleri çizerek, çizgi kodlarla mesajlaşarak anlaşıyorlar ve derin sırrı çözmek için habire savaşıyorlar. Yani kim tarafından ve niçin çizildikleri anlaşılana dek sürecek bu savaşçı zincir. Hayat işte cini, çöpü nasıl da benzeşiyor günden güne en güncel tiplerle ve tipik olaylarla...

 

 

 

Yaşlı ve yaslı dünyada çocuk, genç, yetişkin, kelli felli hiç fark etmez, bu cinaliliği kim planlamışsa bir süre parsayı toplar. Ama nihayetinde oval masada, boş bir kağıda bir çöpadam çizilir. Çöp adamın üzerine su dökülür, suyun çöp adama ince temasıyla binbir kıvrımlı bir titreme ve hareketlenme başlar...

 

 

 

Çocukluk işte cinalilik hissedilmez sanki çöpadam dans ediyor sanılır, hem kanılır hem hoşlanılır. Bu arada boş muhabbet tezgahında nice haklar iç edilir, nice haklar çer çöp edilir...

 

 

 

En kısa cümleyle cinali at, çöpadam tut, hapı yutan millet...

14 Kasım 2021 Pazar

AYARSIZ DENGE

 AYARSIZ DENGE

 

 

 

Ayarsız atmasyonlar ve duvarsız atraksiyonlarda ölçüsüzlük sadece mevcut kaosu körükler. Etrafa yayılan kelebek etkisine ve toplu goygoyculara aldanılınca da fırtına kopar. Mükkem yerlere konuşlanıp, mükemmel olduğunu sananlar sayesinde başı sonu belli hezeyan nihayetinde paranın ahengini bozar. Önce ekmekler bozulur ve üzümü yerken bağcıya dayılanmalar taraflı tarafsız herkesin canına yeter. Amiyane tabirle delibozuk tavırlar yüzünden bertaraf günleri bir bir sayılmaya başlanır...

 

 

 

Gün gelir iddialı taht oyunlarında kral da, padişah da, palyaçolar da, onların peşine düşenlerde sırtüstü devrilir. Dünyanın parasını sadece nam olsun diye harcayanlar, alemi resmen darphane görenler günden güne artan ve çeşitlenen felaketten kesinlikle sıyrılamaz...

 

 

 

Balya balya banknotlar, parmağı yalamak bahanesiyle bir parmak şıklatmasıyla mekan değiştirirken günden geceye çıkma derdindeki garip gurabayla uğraşan toptancı top cambazları gözden düşer. Leyhte nice konuşanı, öveni ve yazanı göz göre göre hedefe kilitlenmiş krizi asla saklayamaz. Saklı koylardan bir anda sepetlenirler. Çünkü Deniz bitti biter. Hazzın pik anında küme düşülür. Tarih çöplüğünde öylesi böylesi, ne cinler, en hinler ve silme hainler vardır ders çıkarılması gereken. Yok denilirse hala söylenecek söz zaten yok...

 

 

 

Yalnız bin zahmet edinilen prestij de anında uçar gider, güvenilen binbir gece masalları da biter. Hayatın realitesi budur. Öyle illet bir temaşadır bu, dur durak bilmez bir karmaşada bozuk para gibi harcanır, tembih tutmayan, kuş kondu misali havalananlar. Oldu bitti esnasında olduğu yerden atıp tutanlar, ahkam kesenler ve hariçten gazelcilere de hiç acınmaz. Dava düşen de yer yarılır, gök patlar, kaleler fethedilir, saraylar yıkılır ve  sihirli gösteri biter...

 

 

 

Ve tarih bir kez daha en iyi bildiğini okur. Mektubu okuyamayanlar acayip utanır. Utanılsa da, zorla yutulsa da tarih hezimetleri bir güzel yazar. Kaçılamaz asla geçmişten ve her laf açılanda acı gerçekle yüzleşilir. Yakın gelecekte yüzler kızarır veya kösele misali...

 

 

 

Kızmaya hiç gerek yok; uzatmalar oynanırken tüm hayaller, hayal ötesine uçar gider. Dibe çakılma sertçe gerçekleşir. Yani hayatta kalmak hem çok kolay hem de çok zordur. Çalım varsa defans da vardır. Ve zor oyunu bozar...

 

 

 

Boş ekranlara yapışıp, antik sütunlara yanaşıp, inadına  keskin sirke küpüne zarar yaşam tarzı nice bilgiçlik taslanılsa da bir yere kadar gider. Aleme gider, sınır aşıldığında kara düzen kaşla göz arası çizgi dışına atılır...

 

 

 

Ancak dengeyi koruyan, eğerini, değerini bilen, köpüklenen kaosu içmeyen, ayarlı ve duyarlı atraksiyonlarda direnenler fırtınalı denizi yüzer geçer...

 

 

 

Deniz üzerinde yürümek ise çok masraflı bir illüzyondur. Ayrıca denizin dibi illede bu sihre kapılıp boğulanlarla lebaleb doludur...

 

zaman: Kasım 14, 2021 Hiç yorum yok: 

Bunu E-postayla Gönder

BlogThis!

Twitter'da Paylaş

Facebook'ta Paylaş

Pinterest'te Paylaş

1 Kasım 2021 Pazartesi

MANZARA YOZMANLARI VE YAZMANLARI

 MANZARA YOZMANLARI VE YAZMANLARI

 

 

 

İnsafı kuruyanlar azdıkça manzara yozlaştı. Manzara yozlaşınca, yoksulluk arttı, yozmanlar yol buldu, yalancı yazmanlar arsızlaştı. Gittikçe insafsızlaşan aşırı yozlukta, gerçeği bilenlere ve umuda yemin içenlere gözleri denizmavisi bir taşbebektir devrim. Umuda kanat çırpan serçecikleri sıcacık göğsünde uyutmaktır devrimcilik. Ve tüm yozlaşmış manzaraları elinin tersiyle silmektir ölümsüzlük...

 

 

 

Ölümlü dünyada uçuşan portreler arasından, rüyalara giren manzaralar eşliğinde eksik hayatlara yön verecek doğru figürü seçmektir mesele. Mesela yatırlar ve satırlar kıskacında bile kör bağımlılık marazına kapılmadan ve insafı kurumuş kötülere  kanmadan acayip yozlaşmış manzaralardan sıyrılmaktır  maharet. Memleket yasak odaklı yasalarla tırpanlanırken, zindan odalarının duvarlarını süsleyen sıradan tablolar ve arabından renklendirilmiş  portrelerle avunmamaktır hayata tutunmak. Boşuna ilenmek yerine ille de hissetmektir her kara delikte bir kırmızı karanfil unutulduğunu...

 

 

 

Asli mesele yozlaşı dünyasında kalemin hasıyla yazmak, yazıyı su gibi akıtmak ve kara duvarları ışıtmaktır. Bu uğurda adamakıllı, akılcı bir yarıştır eylemcilik. Çünkü an gelir yeşerir kavga, kızarır gökyüzü ve dev boyutlara varan yozlaşmanın manasızlığı yozmanlara rağmen aşılır. Eninde sonunda yazılı deliller açığa çıkar, dahilik ve delilik arasında bocalamayla doğru orantılı manzara yozlaşması gözler önüne serilir. Gizli bölmelerde gizlenen din, iman, mezhep sarmalı ve sunni saflaşma reddedilir...

 

 

 

Mermer labirentte rüzgâr ekip fırtına biçerek manzarayı kristalleştirenler, yoz yobaz yarenliklerle akıl ranzalarını boşaltanlar çıkışı asla bulamazlar. Hatta zamanla yaptıklarından utanırlar. Bir avuç devrimcinin vaktiyle altıncı filoyu geldiğine pişman ettiği günden beri sürer bu utanç. Ezik manzara hep ayni kalsa da kuş misalidir devrim, uçar gider maviliklere her mevsim. Devrim kuşunun son bir kez daha tutulamaz kanadından, öpülemez gagasından. Ve at izi it izine karışınca yozlaşı pik yapar. Bir zamanlar beşi bir yerdeye teslim edilen emanet ise tam dibe çakılır. Kutlu emanete hiyanetle taş duvarlara çivilenir yoz manzara. İşte o en feci yozlaşmayı resmeder durur tablo...

 

 

 

Resmen bal korudan aşağıya doğru arap atlarına binmiş süslü süvarilerin püslü destekçileri, delinen altın anahtarlı çelik kapılardan yozlaşmanın ağababasını geçirirler. Bu daraltıda papağan misali salt duyduğunu, yalan yanlış öğretileni ve kabaca belletileni tellendirenler büyü bozulduğunda bir anda tüyerler. Beter manzaralara akseden malum vaziyeti bertaraf etme hastalığına yakalananlar bir nokta, iki nükte, üç nokta peşine nükseden saldırımlarla bir müddet daha ortalıkta salınırlar. Arkasız kalanlar ise gittikçe kötüleşen manzara ve arsızlaşan yozlaşı karşısında bilenirler. Taş baskı koleksiyoncularına karşı koyarlar. Ve öyle bir gün gelir ki manzara yozlaştırıcısı yozmanlar ve arsız yazmanlar altın dolmakalemleri cebinde, hesap verme sırasına geçerler...

 

 

 

Belli kerteden sonra hesaplar tutmaz, krizler peş peşe patlar. Envanter günü şeytan uçurtmasının kuyruğundan, iblisin ağına, alemin ağzına düşülür. Hayata makara ipiyle bağlılar, ipsiz dipsiz kuyularda allanır pullanır. Ve bu kez o yapbozcular yozlaştırırlar manzarayı...

 

 

 

Uçurtmalar takılır akıllara ve tüm aykırı işler, falanca filanca fişler defteri kebire kaydedilir. Asla temizlenemeyecek bir şişinmedir uykuları kaçıran manzarayı umumiye...

 

 

 

Er insaf, insan insanlıktan çıkıp, insaf buhranına sokak kabadayılaşması da eklendiğinde, dört mevsim yedi bölge yoz manzarayla sarsılır. Yedi bölge dört mevsim ayni yoz manzarayla kuşatılır...

 

 

 

Kuşkusuz masmavi bir göğün altında uyuyan, altın saçlı bir kız çocuğudur devrim...

 

 

 

En yozlaşmış manzaraların bencil yozmanları ve en yozlaşmış manzaraların yalancı yazmanlarının insafı kurur, deniz gözlü altın saçlı kız çocuğu uyandığında...

 

Vay onların haline...

Hiç yorum yok: