2 Mayıs 2014 Cuma

DAHA ÇOK 1 MAYISLAR AYNİYLE VAKİ GEÇER…

DAHA ÇOK 1 MAYISLAR AYNİYLE VAKİ GEÇER… 

Bir 1 Mayıs daha kavram kargaşasında kaybolup eriyerek, iktidar muhalefet çıkmazında yasaklı tüm kutlama meydanlarına çıkan yolların kapatılmasından ve hükümetin f tipi sıkıyönetimler tarzını iyice pekiştirmesinden doğan küçük çaplı çatışmavari cılız çıkışlarla geçti gitti. Bayram izni verilen meydanlarda ise in cin top oynadı.

Demek ki ortada siyasal bir yanlış var…

Bu 1 Mayıs, hükümetin siyasal açıdan sistem-düzen değiştirilmesine yönelik vur kaç taktikli organize hamleler sistematiğini hünerle sınamasıyla, yalnızlaştırılmış işçisinden pataklanan vekiline, her seviyede politika yapanların ideolojilerini yerli yerine oturtması gerektiğini, partizanlığını ve kurumsallıklarını bir kez daha gözden geçirmesi gerekliliğini apaçık ortaya serdi.

Siyasal yaşamda görev almak elbette onurlu bir toplum hizmetidir. Ancak çoğulcu, katılımcı, gerçek demokrasi değerlerine ve evrensel insan haklarına dayanan bir inançla siyasi kuruluşlarda yer almak, üye olmak günden güne muhalifler için zorlaşıyor. Ayrıca bıkmadan usanmadan, körü körüne davranmadan, kaybedileceği başından belli yarışlarda yıllarca destek vermek siyasi görevleri özel çıkarlardan önde tutulup tutulmadığının da en açık göstergesidir.

Özel yaşamda, işte, evde, içeride dışarıda her fırsat ve ortamda, her forum ve platformda üyesi olunan siyasi kurumları savunmak ve çalışmak o kutsal hizmetin bir gereği sayılabilir. Ama aması, fakatı, lakini olmadan yapılan tüm bu özel çalışmaların hiçbir karşılık beklemeksizin fedakarca, cefakarca yapıldığı ise en önemli ayıraçtır. Her tür yanlış siyasi üslup günü gelir layığını bulur.  

Siyasi kurum adaylarına oy vermenin dışında adayların ve kurumun kazanması için gece gündüz çabalamak, beyin arkası başka dürtüler ve farklı beklentiler ile değil ise ne mutlu. O vakit elde edilen başarıyla övünmek, sevinmek veya yapılamayanlar için, kaybedilenler için dövünmek evladiyeliktir. Böyle değil ise bütün ucuz kahramanlıklar günü gelir belasını ve cezasını bulur.

Siyaseti yöneten kadroların oluşması için de sorumluluk yüklenir kayıtlı üyeler. Bu yüklenim bilinçlice, başarılı, bilgili ve yetenekliyi seçmek dışında kalıyorsa, alt kültürlere ihale edilmiş bir taşeronluk ise üst yönetimlere getirilenlerin ne kendine ne de topluma fayda getirmesi düşünceden öteye geçmez. Ve siyasi kurum üyeliği geniş manada sömürü ve sömürücülüğün önlenmesi, insanlığın esenliği ve toplumların özgürleşmesine katkı sunmak için yapılmıyor ise siyasal yaşamda görev almış görünmek insan onurluluğunu zedeler.

Dar kapsamda üyeye hürmet azalınca da yöneticiye aşırı gayret etmek düşer. Ayrıca değişim özlemini gelenek ve yenileşmek arayışını siyasi kurum içinde perçinlemek gibi bir görevi daha vardır üyenin. Bu görev günden geleceğe siyasal yaşamda aktif rol alacak yapıyı oluşturmakla, yani seçme ve seçilme hakkını kullanmayla gerçekleşir. Bu siyasal hak siyasal süreçte delegelikle başlar ve yükselir gider, yükselebilirse.

Savunulacak ilkeleri topluma en iyi yansıtacak veya evrensel siyasi ilkelerin filizlenip yeşermesini yaşamasını sağlayacak çalışmaları yürütecek yönetsel kadroları delege olup seçme aşaması çok önemlidir temelinde. Burada amaç her kongre, her kurultay evresinde siyasi kurumun güç ve ivme kazanmasının yanında, iç dış yarışlarda azami siyasi olgunluk gösterilmesi olmalıdır. Çağın değişikliklerine ve gelişimine ayak uyduramamak, önyargılı ve tutucu her türlü tavır ve davranış ustalığa geçişi engeller. Çağın gerisinde kalmak, çağı yakalayamamak, çağı başlatamamak, sıradanlığa teslim olmak, değer yargısı ve temel inançların yitirilmesi, ideolojisizliğin tırmanışı gibi hastalıklar işte tam bu kertede belirir. Yani seçimlerde üyelikle başlayan kararlılığı uygulama tutarlılığı gösterilemeyince delegeleşim ve yönetimlere yerleşim hiç işim olmaz katına yükselir sayı üstünlüğünde.

Ve üyelikten delegeliğe, delegelikten yönetimlere adaylaşmada delege akılcı öğütleri tutmayınca o güne dek yapılanlar, verilen emekler anında silindiği gibi, gelecek için planlananlarda hayal olur, uçar gider. Piramidin üç kenarı kendi havasında çalıp oynamaya gayret edip nefes tükettikçe de daha çok 1 Mayıslar böyle akar gider, mazi de kalır.

Oysa sacayağını üçleyen en sağlam irade, siyasal kurumların her birinde siyasal yaşamın en üst noktaya erişimi olan yerel ve genel yöneticilik boyutudur. Siyasal yaşamda emeğe uygun yükselmek esastır prensibine riayet, riyakârlığı da önler yöneticiliğe de haklılık ve derin anlam kazandırır. Amaçlarının başarılması için faaliyetler düzenleyen, yürüten ve yönlendiren yöneticiler bu sorumluluklarını her koşulda yerine getirmelidirler. Ayni havayı soluyup soluyup erdemli bir duruş gösterememek ise ayıptan ileri ağır kusurdur. Üretkenliğe, emeğe ve yeteneğe uygun yükselişi engellemek, niteliği niceliğe bağlı harcamak iyi yöneticilik ile asla bağdaşmaz. Siyasal yaşamda yöneticilik vasfıyla bu yükümlükten kaçınmak aslında demokrasinin en işler gereklerinden uzaklaşmaktır.

Yeni ses, değişik renk, farklı yüzler siyasal kurumlara güç ve dinamizm kazandırmak için doğru model görülebilir. Ancak kırgınlıkların, küslüklerin ve ayrıcalıkların olmaması için her türlü katkı ve montajlar ideoloji temelinde olmalıdır. Tersine bir eda, deva olmaktan öte hastalığı kronikleştirir. Büyüme yerine küçülmeyi başlatır. En acısı bu vitrin hastalığı siyasal kurumlardan devlet kurumlarına kadar insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir yönetsel yapı oluşmasına da mani olur. Mantık dışı her vitrin yenilemesi sadece vizyonu tersine izlettirir.

Tüm bu eksik ve moda tavırlar ülkede çağdaş, katılımcı ve çoğulcu demokrasinin yerleşip kök salmasını da çok ileriye erteler. Bu ertelemeler daha en başta siyasal yaşamda görev alma onurdur deyip başlanılan o ilk etapta ele alınmalı, enikonu değerlendirilmeli ve önemsenmelidir.

Koşu İlk etapta efor, tempo bir yana sadece kulvarlar karıştığından kaybedilmiş ise, daha çok 1 Mayıslar ayniyle vaki geçer, biter…

Hiç yorum yok: