18 Eylül 2014 Perşembe

FINDIK KABUĞUNA SAKLI DÜNYALAR…



Kuzey doğuda bir yerde, üç beş dönümlük bir bal ormanı derinliğinde fındıkkabuğuna hapis kalmış, tutsak edilmiş fındık rençperliğine savrulduk ana baba hatırına…

Sağanak yağmurlar vurmadan evvel tam yıl özlemle beklenen hasadı yapmaya çalışan rençperlerden almışız bu solmaz aklı resmen anladık. Sözün ası, hası o rençperlerden saydık kendimizi bir süreliğine de olsa. Ucunda sarı sıcak ışığın yandığı upuzun bir tünele dalarak ayıldık. Aya merdiven dayadık sanki işin gerçeği. Camın içine hayat üflemek gibi zanaatkârlıktı, çeç çotanak hayatı ayalamak. Ay ışığında bulut saymak ile oyalanmak başka bir hikaye. Yağmur getirmeyeceklerden olanlarını selamların en alasıyla selamlamak ise geleceğe umut aşılamaktı aşk ile. İşin garibi yüksek rakımlarda kardan közden yanmıştı sert kabukların içindeki narin yağlı meyve. Ve yağmur şarttı doğanın tekrardan doğumu için.

Öylesine bir yenileniştir ki o filizlenme, taş çatlar ve suya hasret yeşillenmişlikler fışkırır yeryüzüne. Yeşilin o bin bir tonu denizin lacivert karasıyla ahenkle birleşince, cennetten bir köşe coğrafyada rençperlik etme aklı da rotayı şaşırır haliyle. Ve rençper aklı yağmur damlalarının kendi bir yılı yerine, geleceğin yüz yıllarına akacağını bilir ve pusar arından.

O öyle bir arınmışlıktır ki hiçbir kutsal kitap öğretileri karşı duramaz bu realiteye. Düşlenen doğanın özüne değen o damlacıklara öz vermektir aslında hakkı hukukunca. Yine de Heslenmeler, yandaşlıklar, ayrısı gayrısı yokmuş görünenlerce aykırı hislendirmeler o rençperlik aklını herslendirir sabır taşını çatlatırcasına. Nedense can suyuna kadar iliği kemiği emilir doğanın. Tabiatıyla tüm canhıraş uyarılar kaderden sayılır fırsat bu fırsat zenginliğinde. O kader kısmet girdabında o en kıymetlilik kasılmışlığı yer altı ve yerüstü akışkanlarını kara tünellerinden geçirir ve yapay havzalarında toplar. Bir acayip boşverdimciliktir ki yaşatılan fakirlik, en yakına dağılmış olsa da garabetler asla elektriklenmez rençper aklı.

Yağmurlar vurduktan sonra güneşi özlemle anan ve bekleyen, hasat yorgunu rençperlerden olduk bir ara ve o aralıkta aldık bu aklı…

Ürün bahçede kurudu topladık, sonra yağan yağmurda ıslattık topunu, parçalı bulutlara inat çiçek gibi açan güneşte zor bir hal harmanladık, tekrardan kuruttuk. Böyleymiş bu işin raconu öğrendik. Yarısını eski alışkanlıklarla eşe dosta dağıtmak üzere çuvalladık, diğer yarısını tüccara bağladık rekolte düşüklüğünden tırmanışa geçen ederine, bedeline. Edisi büdüsü, yekunu tutarı bir yana kaderimize keder kattık yine. Rençperlik aklı işte çok tonluk bahçelerde sıfır çekenlere ah vah ettik sırası geldiğinde. Her daim otuz kırk kantarlık rençperlikten gelmişliğin saflığından olsa gerek doğanın bu yeter artık boykotunu kırdık bu senede. Seneye bu tavırla eldekinden olmayacağımız kesin ama yine de fındıkkabuğunun içine can üflenmesine duacıyız şimdiden. Rekoltesi ne olursa olsun bu üretim periyotlarının kaymağını yiyen tüccarından, ağa para babalarına, yağmuru da güneşi de ayni özlemle bekleyen rençper renkliliğiyle bedduacıyız.

Neden bed dualar yapıldığını şu üç kuruşluk dünyada Hesiyle, kesiyle, cüssesiyle, kasasıyla kesesiyle, eşi dostuyla götürenler çok iyi anlar…

Yaratan müsaade ettiği sürece bu arsız vurgunlardan vurgun yemiş rençperlerden olacağımızı, yaşadıkça onlardan aldığımız akılla sözün özüne vuracağımızı ocağımıza hizmet sayacağız.

Evet, kuzeyde bir yerde, bir bal ormanında üç beş dönümlük bir mecrada yağmurdan kaçan, parçalı bulutlar arasından cılızca görünen güneşe el avuç açan rençperlerden olduk bir süreliğine. Çakma akıl iki adım gidermiş ama onlardan aldık bu zehir aklı. Ve haklı olduklarını, yerden göğe haklı olduklarını ama doğanın kendilerine sunduğu en doğal hakların bile yavaş yavaş ellerinden alındığını bu yarım akılla dahi anladık ve yerinde annakladık meseleyi.

Belki bir anı olarak kalacak bu derin annaklamalar ama yağmur da bizim, güneş de bizim, fındıkkabuğuna saklı dünyalarda…

Hiç yorum yok: