27 Temmuz 2026 Pazartesi

YENİ PARTİ' İÇİN PROVA

 YENİ PARTİ' İÇİN PROVA


Eskiyi geride, butlanist gericilere bıraktık ve artık 'Yeni Parti'liyiz dedik. Eskinin esirliğinden kurtulunca 'Yeni Parti' için prova yazıların ilkine başladık. Makalemiz karmakarışık olsa da dilek ve temenni bağlamında değerlendirilmeli...


Şimdi sadece partinin adı 'yeni' olmamalı. Özellikle siyaset yapma biçimi ve örgüt modeli de çağın gerektirdiği şekilde 'yeni' olmalı. Geleneksel örgüt modelinin ilerisinde bir yapı konuşlandırılmalı. Konum koruma derdiyle siyasi vesayet asla üst yönetimlere bırakılmamalı. Demokratik bir program ve tüzükle partide emeğe bağlı yükselme her aşamada korunmalı. Özellikle, öncelikli hedefe kimlerle, hangi örgüt yapısıyla ve nasıl bir iktidar anlayışıyla yürüneceği nitelik kıstasına bağlanmalı. Nicelik hevesiyle ülkede yeniden demokrasiyi tesis edecek 'Yeni Parti', kesinlikle parti içi demokratik yapılanmasını merkezi vesayete bırakmamalı. Yönetsel üçleme temsil, karar ve yürütme  dengesi ortak akılla kurulmalı...


Yeni program ve tüzük bilimsel akılla hazırlanırken çatışma yaratabilecek,  topluma hitabı negatif etkileyecek ayrıntıların üzeri silinmeli. Karanlık çağı ışıtacak, temel çelişkileri giderecek özgürlükçü politikalar, en başta örgütsel düzlemde özümsenmeli...


Bu nedenle 'Yeni Parti' eskisinden ileri bir sosyal program ortaya koymalı. Toplum katmanlarının özgürce katılacağı demokratik bir ülke tanımlamalı. Halka doğruları yansıtacak yeni bir yönetim modeli kurumlandırmalı.   Klasik siyasi parti yönetimleri gibi sisteme ciddi eleştiri yapanlardan kaçılmamalı.


Ayrıca 'Yeni Parti' demokratik temsili teslimiyet ve örgütsel dinamiği dirayet kıstaslarına bağlamamalı. Diğer yandan 

'Yeni Parti' partilileri demokratik haklarını asla merkez yönetim tercihlerine bırakmamalı... 


Demokratik yöntemlerin sırf tüzükte yer almasının yetmezliği bilinciyle bizzat tanınmasına ve uygulanmasına çaba gösterilmeli. Çünkü parti içi demokrasi iktidara yürüyüşün ilk adımıdır. Böylece 'Yeni Parti’ halkın kendi kaderine kendisinin yön verebileceğini kanıtlar. Anca bu tavırla demokratik ve katılımcı bir modeli diriltilir. Böylece bir ve diri olmak gerçekleşir, dirlik getirir...

  

Yerelden genele 'Yeni Parti' yönetimlerinin birincil işlevi doğrudan adaylar belirleme ve bu konuda merkeze kati

yetki devri olmamalı. Olursa

şeffaf yönetim tarzı zedelenir. Hesap verebilme zorlaşır. Hatta ciddi eleştiri yapanlar  ve muhalif tavır yine budanır. Yönetsel yapının biçimlenmesi kısır ve kısıtlı çerçevede kalır. Yani yine örgütsel rekabeti merkezi yönetim belirler ve denetler...


Yeni yüzlerin siyasete katılımı, 'Yeni Parti’nin kararlı duruşuna ve Genel Başkan'ın toparlayıcı tutumuna endeksli. Ayrıca siyaseti ve toplumu dizayn edecek yeni  projeler geliştirilmesi gerekli. İvedilikle yenilikçi politika üretimi gerekli.


Gerekli çünkü 'Yeni Parti'nin iktidara yürürken prova yapma lüksü yok...

23 Temmuz 2026 Perşembe

KUR ‘YENİ PARTİ’ KURTUL OLMASIN…

 KUR ‘YENİ PARTİ’ KURTUL OLMASIN…


Halkı sorgusuz sualsiz kendi safına çekecek güç olmak, reel siyasetin temel hedefidir. Hele ki güç yaratma dayanağı özellikle halk olunca kurulu, kurumlu partilerin iktidarı ele geçirmesi kaçınılmazdır. Ancak bu iktidardaki erk değişimi partisine göre değişir. Bazen uygun görülmez. O zaman büyük sermaye, tıpkı son yaşananlar gibi yerli işbirlikçilerini parti içinden veya dışından, yasa kanun tanımadan hemen devreye sokar. İktidara yürüyen mevcut partiyle parçalanması hızlandırılır. İki parçalı partiyle iktidar hayal olduğundan hep bu oyun oynanır. Bu arada hemen yeni parti veya partiler kurulur ama siyasi trafik onların özgürlüğünü tırpanlamak ve cılızlaştırmak üzere işler…


Tam zirve yakalanacak tam da böyle oldu yine. Uzaktan kumandalı siyasetin ‘Kurgu Kuklaları’ uyduruk yöntemlerle başa getirildi. Kolay güç zehirlenmesi yaşayan bürotipler seçildi. Çünkü bunlar kumpasın arkasında ne yatarsa yatsın, araştırmaz. Bilse de önemsemez. Bunlar için politik güç olma uğruna hangi ödünler ve sözlerin verildiğinin de hiç değeri yoktur. Yani iş nereye dayanırsa dayansın fark etmez...


Emanete ve geleneğe ihanetçi ‘Kılıç Kalkan’ ekibi direktifler doğrultusunda umursamazca doğramaya başlar. Amaç egemenlerin istediği parti olmak ve çok sınanmış bağımlı partilileri, hedefsiz kalacak millete kabul ettirmektir. Bunun için geçmişi ne ki geleceği ne olsuna, neden sonuç ilişkisine, oluruna olmazına asla bakılmaz. Ölümcül riskler gözden geçirilmez. Kazandıran bahis sadece güç tarzlarından birine yığılma ve egemen güce hizmettir…  


Karakapitalin kurumlandırdığı, konuşlandırdığı ada ve etrafına güven yaratmadır bahse konu. Zaten kurulu sisteme sermaye aktarımında ‘Kullanılan Kuklalar’ın ipi kimde, kimin gizli eli, kimin oyuncağı, olunacağı, hangi politik gücün denetiminde ağın genişleyeceği katiyyen önemsenmez. Büyük sermaye bilir bilir gereğini yapar. Gereksizler de onar. Çünkü her zaman güç devşirmesi ve güç göçermesi hangi parti ile sağlanacak pentagon planlarında bellidir. Yani siyasal arena sembolik sermaye ve sembolik parti veya silik sinik partilerle şekillendirilir.


Ayrıca halka rağmen yürümeyeceği görülen her periyotta, her ekonomik tıkanmada düğmeye basılır. Eskisinden kötü yeni dönem başlatılır. Anında eski ve yeni politik tipler, suni kamuoyu oluşturma, gerçekçi medya algısıyla oynama, sıfırdan referans güncelleme, ite köpeğe itibar kazandırma, varolan istikrar ve istatistiği bozma çerçevesinde etkili yetkili kılınır. Hatta ‘Karga Koku’ konumundakiler bile bilgeler katına yükseltilir. Bunların vaktiyle geleceği ‘Karartan Kaypaklar” olduğuna bakılmadan, günü kotaracak ‘Karanlıkçı Kolpanlar’ havasına sokulur. Sonuç siyaseten kol koparan, kafa koparan hava civa işlerdir...


Halka rağmen halk siyaseti yaptığını sanan bu utanmaz, arlanmaz butlanoğlanlar ‘Baba Partisi’nde on yılların emeği aktif, pasif ne kadar kazanım varsa devlete sildirmeyi kendilerine hak görürler. Edevlet bile tırpan yer.  Hain kumpas anlaşılır gibi değil. Bu incelikli ama elim eliminasyon hangi üst aklın verdiği ev ödevidir ki saniye sektirilmez.


Ne yazık ki, on yıllarca peşinde koşulan, devlet kuran devletin özel kurumu farz edilen asırlık Parti öldürüldü. Devletin içinden bir grup, büyük sermaye aracısı işlevi gören tipler ve siyasetin kısa ömürlü ama bol kazanan tipitipleri iş birliği yapar. Maktulü belli celladı da bellidir. Bu mutlak butlancılar asla toplum desteği bulamazlar, evrensel karanlık güce hizmete devam ederler. Zaten yılların doğrultusu aynı, benzer yanlışa gömülme ve siyaset mezarlığı…


Evet çokuluslu sermaye faşizan bir süreç dayatıyor ama bu kez tutmaz. Tutmayacak. Çünkü kendi partisinde mağdur olanlar, mağdur kesimleri arkasına katarak, egemen güçlerin tekerine illa ki çomak sokar. Sistemin kirli, paslı ve kanlı çarkına çark edenlere üç nokta koyar. Ve hâkim güçlerin tersine ve zıddına radikal politika üretecek, politika yapacak ‘Yeni Parti’ dirençli bir temel üzerine inşa edilir.  Yani günü gelip çattı.


Kurulacak ‘Yeni Parti’ tarihsel bir gereklilik, vazgeçilmez bir durum. Politik şemanın veya küresel güçler aygıtının egemenliğini sürdürmesini artık bu ‘Yeni Parti’ sonlandırmalı. Durum ve hedef budur. Bu olmalıdır çünkü durum günü kurtarma değil gün kötü durumu kurtarmaktır. Eski model usullerle, tutucu siyasetin azalan popülaritesini yenilemek güncellemek için değil ki evladiyelik kopuş. Olmamalıdır da. 


Peki ne ve nasıl olmalıdır? Millet yararına güç yaratmayı engelleyenlerin, egemen güce boyun eğenlerin, reformist akımların önünü kesenlerin hesabını dürecek bir parti olmalıdır, ‘Yeni Parti’. Yani iyice puslanan siyasi havayı değiştirmek, son sürat uçuruma giden ülkeyi kurtarmak üzere kurulmalıdır ‘Yeni Parti’. 


Sol tahlilde, kur yeni partiyi, eskisinden kurtul, yeni makama kurul ve keyfine bak olmamalıdır bu kutlu siyasal yürüyüşün öncelikli amacı. Özel uyarılara da uyulmalıdır ayrıca. Öyle bilmem kaç kilometre lafta demokrasi yürüyüşü yapan bilmem nelerle özdeşleşen küçük bir adım dahi atılmamalıdır artık. Asla ve kata. Çünkü bu halk yeni eski bakmaz ve affetmez… 


Çünkü neden ‘Baba Partisi’ni içi yanarak geride bırakanlar ‘Yeni Parti’li olduktan sonra kesinlikle anlık yalpalayanın, yalandan sendeleyenin, milim eğilenin gözünün yaşına bakmaz.


Bakmasın da bakmayız…

7 Temmuz 2026 Salı

YAŞA 'LES DIABLES ROUGES'

 YAŞA 'LES DIABLES ROUGES'


Yaşa başa bakmadan, başlıkta kullanılan 'les diables rouges' ibaresi, başta siyasi makale izlenimi verebilir. İncelemeden öyleyse de kesin sondaj yapıldığında anlaşılır ki hiç de öyle değil. İrdelenen konu, savruk siyasetin uğultulu tepelerinde fitbola uğursuzluk sokma kalkışmasının şekli. Turnuvaların şeklini şemalini bozma girişiminden çekinmeyen sokma akıllı ceza aklamacıları. Bunların topunun kendi stadyumlarında dön baba dört çarpılması. Yani bilinen adıyla 'kırmızı şeytanlar'ın çeyrek rauntta zafere kaçış güncellemesi. Kirletilmeye çalışılan fitbolun adaleti güzellemesi...


Son günlerde sanata, mizaha, muhalefete, ekonomiye, eleştiriye, özeleştiriye ve hatta spora saraysosu destekli fos siyaset fetbazlığı boca ediliyor. Fitbol dünyasında özel, özerk ve federatif akımların boğulduğu sığ denizler yaratılmak isteniyor. Bozulan şahsi çıkarlar çerçevesinde, fitbolun milli dünyalar kapışmasında bile çirkin uygulamalarla kamplaşılıyor...


Bu ucuza mal kampanyasının son versiyonunda, yüz karası fekfinfon Cinconi İnfanttino ile evrene başbelası fikfukfon Donalt Turup kırmızılı hattan görüşüyor. Kısa konuşmada öirkin teklif veya ahlaksız talep doğrultusunda anlaşmaya varılıyor...


Cinconi İnfanttino, 'cin olmadan şeytan çarpmak' için küçük harflerle fifa'nın bağımsız yargı organlarını konuyla ilgilenmeye  çağırıyor. Donalt Turup

malum ricacı olarak şükranlarını sunuyor. Yani hem kel hem fodullar formaliteyi yerine getiriyor.


Başkanlık forslu meselenin halli için yeşil sahada cereyan eden aşil tendonu kazası oval ofis dayatısıyla yuvarlak masaya yatırılıyor. Hukuki süreç, yetkili kurul kararları aynen zıvaynen. Açılımlar açıklamalar, bağlamalar bağlantılar, yağlamalar yanlamalar tıpkı turpun büyüğü sepette meselesi gibi alaturka. Sistemin böylesine garip işletilişi hiç bir zaman savunulur metod değil. Turnuva katılımcıları açısından bakıldığında ise uluorta cereyan eden büyük utanç ve tastamam ilkesizlik...


Uzaktan kumandalı fifa diziplin kurulunun fitbolcu Faloren Balıgün kararı yarınlar fitbolunun egemen siyaset tarafından dizaynının tek renk fotoğrafı. Bu şaşırtcı af kararı fikir zikir  şeyiyle, falan felmekan tarafından şerh koyulası bir karar. Özellikle çalan son düdükle özerkliğin bitiş resitaline üç nokta...


Konunun diğer tarafı olan 'Kırmızı şeytanlar' rakibi amorika'nın lafta en önemli oyuncusunun maça bir kala ihraç cezasının  ertelenmesine itiraz etti. Başvuruları reddedildi. Resmiyette fifa köleleri milliyetler Faloren'in affedilmesine göz yumdular.  Sinsi darbeci Donalt Turup'un fitbola müdahalesine bir tek Kulemans'lı kudretli kadroya dönüşen 'Kırmızı şeytanlar' dur dedi. Sahaya çıkan fitbolcuların her biri 'kule mans' idi. Yani 'kırmızı şeytanlar geri durmadı' ve fitbolik fetbazlık feleğin çemberine hapsoldu.


Bu maç skorundan öte fitbol öncüllerine, özel ders kıvamında bir maçtı. Sabahın kör vaktinde birbuçuk saatte salt 'kırmızı şeytanlar' değil, fitbol dünyası kazandı. Dünyalı fitbolseverler kazandı. Kımıl canlısı fekfinfon Cinconi İnfanttino ile fikfukfon Donalt Turup ise kaybetti.


Fitbol işte böyle oyunbozan bir oyun. Dünyanın en adaletli oyunu. Onurla mücadele eden 'kızıl şeytanlar' ise bu oyunun şahı. Yaşa 'les diables rouges' yaşa. Fitbol tarihi bu onurlu karşı koyuşu altın harflerle yazacak...

4 Haziran 2026 Perşembe

YAZBAŞI HAYIN AKINI...



Yıllar yılı yağlı urgana verilen başlar uyardı nesli

bilenler yazar hala kahpe evren ihanetini.

Devrimci ruhla örgütlenme hala tek alternatif

unutulmaz asla bir zamanlar yükselen devrim seli.


Bu yazbaşı siyasi saldırıya yeni eşik

karşı devrimci baykkuş çığırtısı çelişik. 

Keşik kollayan koftilerde kafa karışık

çap, çehre, endam, profil yozlaşık...


Bu yazbaşı baykkuş ötüşlü hayın akını

müthiş sesli terk düşkünü milli ve yerli

mitoloji sembolü kabartma resmi kara kefenli.

Gayet kandırıcı yedi katlı alemin alevden dili

kumpasçı yönlendirme sıfır özeleştirisiz darbeci.

Mahrem eşiği geçene illegal militan tavrı

keka başta topuna demir üzüm salkımı...


Bu yazbaşı 'Akın var akın güneşe akın...'

emperyalist cenahta cennet sunumu toptan yalan

bu yazbaşı düşük etiketli satışlara devam.

Hay vahşi kapitalizm dünyayı asla kurtaramaz

huy kumpas siyaseti safi zaaf lafı güzaf

kutlu kitabı okunsa hiçlik ama hiç okunmaz.

Boncukgözlü zindana boğulmalar evlere şenlik

gün ola kırar zinciri tutsak insanlık.

Şimdiki amaç her türlü zorluğa katlanmak

mesele cehennemi yaşamak cennete kanatlanmak.

Yıllar yılı hayaller yarım umutlanmalar yavan

her fırsatta göze sokulan görece imkansızlık yalan.

Güneş kızılını görmek tek kutsal iman

hayına hayatın oyun olmadığı gösterilir inan.


Bu yazbaşı hayına karşı devrimci duruş yeter

yeldeğirmenci siyasi mucize gerekmez.

Deniz'lerin verdiği mücadeleye devam

'tam bağımsızlık' tek kavram...


Bu yazbaşı resmen bir hain kalkışma daha

seçimle temsil seçeneğini sıfırlayan hayın keka

emirle planlı ayrıştırma sınıfsal farklılaştırma

farklı siyasi eğilimleri de birleştirir unutma...


Bu yazbaşı hayın hava akımı

taş kazan kafalarda sürgit solla savaş hakkı.

Bereketli toprakların işgalini saklama ayıbı

haklı mücadele ışığını kısma baskını.

Çeyrek asırlık işgale direnen mekanizma belli

harlanan baykkuş bakışlı hegemonya kıskacı.

Kainatın bağrına gömülü şahlar şahı

mert dert üstüne dert diye haykırır

namert kör karanlıkta celladına aşık olur...


Bu yazbaşı hayın hokkabazlar yayını boşa

kinkoncu yaylım ateşle deniz yolcusu ölmez

sönmez fikri üç kırmızı karanfil solmaz.

İki cihanda beynelminel baba cavusolu

durgun denizde yakamoz yanılsaması

aldatan fonda kara delik kırklar kapısı

Hayın furyasına kapılanlara dünya kalmaz..


Yazbaşı haybeden hayın salgını

saltık baykkuş yutunca hapı kol kırılır yol narlanır

dengi bulunmaz kaybeden hayfa unutulur.

Keke yen içinde kaybedince kendini

karkamel iç karartıcı keyfe sarınca dertleri

hayınlık hak hukuk bilmezlere kalsın ilelebet.

Mutbuta çapraz gereksiz tek sual yeterli

bakk baykkuş değer miydi son demde ihanet...

1 Haziran 2026 Pazartesi

İNSAN VİRÜS İNSAN...

 İNSAN VİRÜS İNSAN...


İnsan bazen çok basit ve anlamsız şeyler yapar. İyice basitleşerek insanlıktan eden alakasız işlerin peşine düşer. Hiç düşünmeden, tartmadan ölçmeden, kendini bilmeden resmen basitliğe bulanır, zehirlenir. Oysa hiç de basit bir canlı-makina değildir insan...


Rakamların diliyle vücut bulan, organların bütünlediği sistemler koalisyonudur insan. Hücresel yapı dinamiğidir. Devlet içinde devlettir. Bedensel varlığı oldukça farklı hücre tipleri dizayn eder. İki yüz çeşit hücre. Kendi içinde, boyut, şekil ve işlev farklılıkları. Her biri ayrı karakterdir. Ayrı neferdir. Biyolojik verilere göre insanı yaklaşık 40 trilyon hücre oluşturur…


Yani insan denen mahlûk, " 30-40 trilyon canlı hücreyi barındıran, dev bir organizmadır." Organizasyon bu kadarla da sınırlı kalmaz, bağırsaklarda 40 trilyon canlı mikroorganizma yaşar. Yani insan vücudun yarısı bakteridir. Yarısından fazlası sudur.


Bilimsel tespitlere göre 80 civarında organ ayaklandırır insanı. Özellikle “Beyinde yaklaşık 86 milyar sinir hücresi vardır. Bu hücreler 100 trilyonun üzerinde bağlantı içerir. Kalbi 2-3 milyar kalp hücresi birleşerek oluşturmuştur. Kalp belki de insanın en çok çalışan, en emekçi organıdır. Vücuda bir saatte yaklaşık 300 litre kan pompalar..."


Diğer yandan hücreler illaki bir organ oluşumuna katkı vermek zorunda değildir. Bazı hücreler vardır ki vücuda özgürce hizmet ederler. Tıpkı alyuvarlar gibi, bu kırmızı kan hücreleri 25 trilyon civarındadır ve damarlarda gezinerek akciğerlerden aldıkları oksijeni en ücra dokulara dek taşırlar. Hayat böyle devam eder.


İnsan hücre yoğunluklu bir sistemdir. Her hücre tipi biyolojik değerlik açısından çok önemlidir. Minikçe bir eksiklik insanı insan olmaktan çıkarır. Sinir hücreleri ve bağışıklık hücreleri biyolojik dengenin unsurlarıdır. Sinir sistemini 100 milyar nöron kontrol eder. Her bir nöron ise 50-250 bin nöronla direkt bağlantılıdır. İmmün sistem çökerse de insanın imanı gevrer.


Bu astronomik hücre pratiğinde ince bir ayrıntı saklıdır. Hücreler insansız yaşayabilir, ancak insan hücresiz yaşayamaz. İşte bu evrensel düzeyde yaşam ve ölüm dengesidir. Yani hücreler de ölürler. İnsanın kendisinden fazla yaşayan hücresi mevcuttur. Ömrü 1-200 yıldan fazla olan hücreleri. Örneğin beyin hücresi 200 yıldan fazla yaşayabilir. Diğer yandan birkaç saniye içinde insan vücudunda ömrü dolan 1 milyon hücre kaybedilir. Ölenlerin yerine yenileri imal edilir.


Demek ki; dünyasal döngüde insan mükemmel bir uyum ve gizem örneğidir. Bu rakamsal örgü dolayısıyla dahi, bin düşünüp bir eylem koymalıdır insan. Madem basit bir mekanizma değil, sırf bu bilinçle asla basitleşmemelidir. Yoksa en başta kendine zarar verir ve yakından uzağa büyük ayıp eder. Ardından etrafına damages. Buhran, bulaşı ve zehirlenmeyle zardan ince deri tabakasının ardındaki keşfedilmeyi bekleyen dünyalarda da kızılca kıyamet kopar. Kasların tutunduğu kemikler unufak olur. Organlar peş peşe imha edilir. Hücreler yanar küle döner. Vücut içten dışa çamurlaşır. Ve göğüs kafesindeki kuş, vücudu uçarak terk eder.


O yüzden durduk yere sayılamayacak dut biçimli varoluştan, kurt böcek kemiren yok oluşa, dut yemiş bülbül haline düşmeden doğru bir yaşam sürmelidir insan. Açık deyimle; " İnsan olarak doğup, mikrop olarak ölmemelidir." İnsanı insan yapan mükemmel değerlerden kopmamalıdır. Yapı taşı 30-40 trilyon hücre adına yaşamın hakkını vermelidir.


Eğer yaşamı basite indirgeyerek ve basitleşerek, doğanın yasaları, kaideleri ve tespitleri dışına taşılır ise o mükemmel ahenk içeride dışarıda anında bozulur. Salt sömürme maksatlı basitleşme, anlamsız ve anlaşılmaz ruh hali yeryüzünü yaşanmaz hale dönüştürür. O faşizan kısır döngüde insan kirlenir ve çevresini de acımasızca kirletir.


Kapitalizm bazlı küresel salgında kilit nokta şu; milyonlarca yılda insan genomuna, genetik materyaline girmiş, aktivasyon yitirişiyle insanın normal bileşenlerine dönüşmüş, amiyane tabirle ‘içimizdeki virüslerle, dışımızdaki virüslerin’ yaşam savaşı.


Mükemmel boyutta işlerliğe sahip, gizemli bir makine olan insan vücudu ölümüne taşıyıcı rolünde. Yani insan ve virüs aynı tarz yaşamın canlıları. İnsanlar da virüsler gibi, virüsler de insanlar gibi çoğalır, gelişir ve yayılır. Her iki canlı türü de yok eder, yok ettikçe yok edecek yeni yerler arar. Yani birbirine çok benzer bir yaşamdır sürdürülen. İnsanın da virüsün de keşfi ve tanımlanması bu nedenle çok zordur.


Zor ama bir o kadar da basit. Ve hepten basitleşerek çok anlamsızca işler yaparlar. Haricen anlaşılmazlığı kovalarlar. Dünyayı yaşanır olmaktan çıkarırlar. Belki yüzyılın panaromik kapışması da sırf o yüzdendir...

28 Mayıs 2026 Perşembe

FİTBOLDA 'PİRO, PİERO VE TRİO' ÜÇGENİ

Fitbol literatürüne yıllar yılı neler girdi neler. Giren çıkan, çoğu unutuldu. Ancak bu unutulmaz çünkü fitbolcu fitbolcunun yurdudur. Realist fitbol kamuoyu öyle malumun kaybedeceği anlaşılan maçı mahkeme de bitiren politik operasyona kanmaz. Evrensel fitbol üçüncü gözün fitbolu, uyduruk bir kararla kanun, kural, adalet tanımadan kuşatmasına rıza göstermez. Fitbolikler tepegözün kullandığı sınırsız  güçle, saldığı korkuyla sinmez. Fitbolistlere can feda bu da girsin literatüre ve unutulmasın ilelebet, 'Korkaranlık güçler, sevginin ve rengin gücüne direnemez...' Cümle alem duysun. Son yıllarda tevatürle literatüre giren, yakınlarda  düşük bütçeli avantüre ayağı dolanan 'piro-pirom' da duysun. Duyarsa duysun, duymazsa uydursun...


Fanatik fitbol uydusu Piro,  amigoslara direnemez. Kutlu aşka ve renkdaşlığa da direnemez. Çünkü fitbola epey büyük ve çok geç yaşta başladı. Fitboldan fazla anlamaz. Yaşıtlarına göre daha çömez fitbolcu. Emektar jenerasyonun ilgisiyle enerjisiyle, kısa zamanda bilge ve saygı uyandıran konuma yükseltildi. O kadar. Sonra geriledi, kala kaldı her maç. Kendi gerildi, ortamı gerdi. Ve fitbolda yol göstericiliği hiç tutmadı. Uzun yolculukla kan uyuşmadı. Fitboliklere yeni bir yol açamadı. Hatta açılanı kapadı. Genel kanaat odur ki önder olamadı. Sadece kaptanlığı kaptı. Fitbolun yüzyıllık ulu çınarına kaptanlığı bile kofti, 'Ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı' diyen fitbol yazarları var. Piro yine ofsayta düşerse artık Var da var...


Ayrıca fitbolda artık piero var. Birçok sportif alanda aktif, tam faal. Piero, analiz yapan, grafik çıkartan, istatistik tutan, denge derleyen ve fitbolu demleyen bir yazılım metodu. Bu modeli yani Piero veya benzerini kullanmadan yeni ve modern fitbolu tahlil etmek zor. Maç kazanmak ise kocaman hayal. Şampiyonluk ise ütopya. Pironun fitbolun vazgeçilmez sistemi, Pieroyu kullanmadığı çok belli. Çünkü fitbolda taktik maktik tanımadan bodozlama atak pratiği uygulatıyor. Bir otomatik panik yaşıyor sanki hazirun. Netice de yazık olacak, yazıklar olsun diyenler olacak ama kime? Şimdilik piro oralı değil. Değilse radikal fitbol hafızası suçlu. Fitbolistleri sürekli absürd yanıltmalarla oyaladığı için.Tek bir kere olsun fitbol tarihinde doğru tarafta yer almayanları çabuk unuttuğu için...


Bu arada fitbolun malum manzarasına bakıp puro tüttüren neofaşist- holiganist kodamanlar da hiç oralı değil. Zaten buralı da değiller. Salt kalp paraları burada, kalpazan paryaları her sahada. Misal maçın her safhasında 'parayı veren düdüğü çalar' havalı, fitbolun bol atarlı tek akımlı hakim triosu da iş başında. Bu her türden hakim triosu, eksigon kara bulutların, şiddetli pentagon hava akımlarını mikro-makro patlamalara dönüştürmesiyle düdüğü üfler. Mutedil deniz dalgalarının müthiş tusinamilere dönüşmesiyle çalınan düdükler anında çark eder.


Çarkedenlerin topunun çarkına zurna. Ancak fitbolun rotası tek düdükle bile hemen değişir. Fitbolun deniz bakışlı aktörleri de cebren ve hileyle değiştirilir. Mutlak değişmezlik kuralı ise; tek sesli düzen. Butlan ve Sultan. İkisi de Taksim-Tünel'de ayni telde gelen giden küçük vagon gibidir. Ama vagondakilere yazık...


Reel fitbolda tüm Pe'ler değişir de Pi sayısı değişmez. Çünkü fitbol topunun boyutu ne olursa olsun, hayallere sığmaz dev boyuta ulaşsa dahi Pi sabittir. Fitbolun çemberi daraltılsa, özü boşaltılıp, gerçek değeri küçümsense de Pi sonsuza dek tekrar etmeden uzar gider. Hal böyleyken en başta fitbol hafızası suçludur. Özellikle bilgi kirliliğiyle içeri kapatılma kararlarına karşı koyma gerekçelerini unutturduğu için. Emek düşmanlarının fitbolu dizayn etme girişimlerine 'yeter karışmayın, biz yönetiriz" demeyi hafızalardan sildiği için...


Fitbolda, 'Piro, Piero ve Trio Bermuda Şeytan Üçgeni'  yazısı, hafızalardan silinmeyen bir fitbol anısıyla bitsin. Bakırköy Zuhuratbaba fitbol sahası turşucusuyla sonlansın kutsal üçleme. Her yaz, Zuhuratbaba' da amatör profesyonel fitbolcu karması takımların yerel kupa maçları pek meşhurdu. Turşucu da. Elinde Çengelköy bademi turşusu, seyircilere 'Hıyara bak hıyara' diye marketing yapardı. Öyle ki 'Hıyara bak, hıyara' makarası kukarası ile turşu kovası ilk turda biterdi. İkinci tura başlardı...

 

Fitbolda ikinci turun ilk maçı belli. Malum durumdan vazife çıkarıp, şahsi çıkar sağlamadan küresel fitbolun azgın p-iyonlarıyla dişe diş mücadele. Her maç final. Mücadele, direniş, dayanışma ve son hedef şampiyonluk...

19 Şubat 2026 Perşembe

EY GİDİ TARİHİ YANGIN

 EY GİDİ TARİHİ YANGIN


Gün olur yakın tarih ciltlerine yazılacak ciddiyetsizlikler için en uygun an ufukta belirir. Ama saray eşrafı ve çepeçevre etrafı hayrına yazgı tersine döndürülür. Yine de boşu boşuna neredeyse dara çekilenlerin, fırsat yaratılarak cezalandırılanların hararetle beklediği o mutlak an mutlaka gelir. Ve ey gidi tarihi yangın diye başlar yazı, sonsuza devam eder...


Şimdilik hayat size can, kalana manevi ıstırap. Ey gidi ahlaksal çöküntü girdabında bocalayan hattat, hele ki hazıra yaslanıp, yalandan huzur sunmak ve planlı karışıklıklar yaratmak bambaşka bombardıman. Bu arada kurduğunuz suni zindanlar, gel zaman git zaman hiç kimseyi korkutmaz. Yığınla talan pervasızca palazlandırdığınız hiçbir kodamanı korutmaz...


An gelir, ay gider pay azalır. Ey gidi ramadan, sessiz sadasız gömülür insanlığın en karanlık yüzü yarına...


Tarihle sabit gerçeklik. Dünden bugüne had safhada hırpalanan hayata salt sıradan bakış atan, medet yerine etrafa dram saçan saray eşrafının eşgali belli. Topu cilalı masklı, maskeler binbir çeşit tek renk. Her bir takılanı bayağı gizli maksatlı. Yüzlerce yıldır olan biten bariz, sinsi maslahat rüzgarı ehliyetsiz mütecaviz... 


Küflü realite beyaban. Bize ne denir fakat bizeban zülüflü ağalar Topkapı Sarayı'ndan bu tarafa tüm saraylarda en güvenilir ham hizmetkar. Hatta bu saltanat muhafazacısı ahraz zülüflü baltalar hala salt enderun değil birun hazirununda hazır ve nazır. Dört bir yanda hazır kıta konuşlandırılmışlar. Bunlara amasız fakatsız saray şeysi has amalar da eklendiğinde vay aman. Toptan konuşmazlar, duymazlar ve görmezler. Haliyle zülfiyare dokunan muhaliflerin vay haline. Etliye sütlüye karışmayan velvelecilerin vay canına. Baydı vey baydı akan zaman. Kim ki çağı gerileten işte bu zevat bu zeban...


Bunlar yüzünden devasa zarar ziyan. Zinhar öyle bir an gelir ki; sesler tavan. Sinirler dikilir, ikilemler geçilir ve iç çatışmalar hareketlenir. Estetik tavırlar anında sertleşir. Yani belli süre elden geldiğince uysal kalınsa da ussal direncin önü tıkanır. Velakin vakti zamanıyla kahrolası yapılanlar ve ağız dolusu söylenen ağır sözler asla unutulmaz. Kızıl ateş sarar hudutları. Ada sakinlerini sakinleştirmeye yönelik karanlıkvari sindirme eylemleri ve insanlık onurunu çiğneyen süründürme operasyonları da yetmez sonra...


Daha sonra sürgün sürer çiçeğe durur kutlu isyan. Ey gidi ramadan zan altında kalır zaman. Gün olur haddini aşan, hududu geçen, kendini bilmez haddalara, gecikmiş hadiye faslı bir çırpıda güncellenir...


Bu hususta bir ayrıntı daha güncelere sarkar. Sadaka ehli saraka saraylarında saltanat ipine tutunan, tuturuk cüceler. Tekmili birden cildi tıraşlanan tarih sayfalarında, saray siyasetinin timsali ve temsili için kullanılan cüce soytarılar. Gölgeleri dev beberuhi, topu soymuk. Başta sultanı eğlendirmeye, sonda iktidarı görsel ve sözel atraksiyonlu güçlendirmeye görevli özel yetkilerle donatılmış figürler. Para akça ile alınan ve satılan, popüler hediye kıvamlı malum türler. Tümü kıskıvrak zekâ ve kısıtlı nüktelerle, karakter bozuğu küstahlaşmalara kapı aralayan temaşa tembelleri. Sırf tembihleneni tespitleyen azap azmanı bu cüceler, halka açık alan etkinlikleri ve törenlerde sultanın yanıbaşında durur. Şahsı malumu muteber, olduğundan çok daha büyük ve güçlü görünmesini sağlamak asli görev...


Bu minyatür hizmetkarlar, albenili ayrıcalığa sahipler. Sahibinin sesi bu cüce soytarılar asla cezalandırılmazlar. Özgürce konuşma ve istediğiyle alay etme hakkı tanınmıştır topuna. Kanun ve statü onlara asla işlemez. Resmen sultanı yansıtırlar her kalemde. Sürer cüce şatafatı. Sürer temaşa her biri zaman ve mekan sarmalında haddeden geçirilene, topuna had a bad time uygulanana dek…


Ey gidi oniki ayın sultanı Ramadan. Ey gidi sağmal saltanat karabasan. Ey gidi şehzadebaşı, direklerarası. Akşamdan sabaha geleneksel kültür ve sanat. Dolu içerik ve kapsam, özlenen konum ve zaman. Anvean mevcudata virdizeban. Velev ki çölde vaha, çal ki gölde maya illa ki veyl kuyusu. Pek yakında saray maray dinlemez zorda kalan geniş taban. Sıralanır üç otuz pare top atışı, yakın tarih el aman. Ey gidi tarihi yangın...

21 Ekim 2025 Salı

DEVRİMSEL FREKANS

 

DEVRİMSEL FREKANS

 

Spartaküs’ten bin yıllar sonra bugün insancıl kurgu zıddına zırvalanan, mitsel insansı kuşku yerle yeksan. Karşıt devirimlerle tekleyen kalpler çok yavan. Her devrimsel frekansa tertiplenen kulp çok, kulluk kutuplu yalan. Yani dört bir yan kulpazan. Tabii ki yersen...

 

Vladimir’den bu yana devrim en şaşırtıcı frekans. Devrimler, devrilenleri olmayınca olmaz. Devirenler de. Bizzat devrimcileriyle özdeşleşen, özgürleştiren devrimler savaşlara, tüm savaşlar özgün devrimlere yol açar. Ancak sonuç daima barıştır. Fark etmez yurt cihan...

 

Trotski’den sonra her aşamada devrimlerin en zayıf halkası, zarif örgütlenmiş zoru gördüğünde çark eden şok edici fraksiyonlar. İşte o nedenle oradan vurur yok edici karşı devirimciler. Çünkü devrim, savaşçı devrimciler ve sert duruş gerektirir. Yani devrim için sertin serti toplumsal durum kaçınılmazdır. Çünkü dirençli tutum ve toplumsal eşitsizlik devrimleri vazgeçilmez kılar…

 

Ernesto’dan beri devrimler halk katmanlarını şahlandıran, emperyal düzeneğin hiper hızına keskin frendir. Devrim belirtileri görmezden gelinen, ani tarihsel patlamadır. Çünkü evlerde ve sokaklarda umut tükenince devrime çok az kişi inansa da devrim gerçekleşebilir. Yani devrimi tetikleyen unsurlar, gidişatın aksine düpedüz iyileştirici ideleri yola koyar. Ve gerçek öncüsünü bulan özgün devrimler olur. Bunu bilen karşı devirimciler ‘kolektivizm ve yıkılış’ algoritmasını her dönem günceller. Tüm dünya lehine sosyalist devrimleri böyle engeller. Ancak ‘Che’ aleyhine tek kelime edilemez…

 

Deniz’le birlikte devrime destek bilinci ve devrimci gelenek birikimi toplumda yerleşir. Devrim inancının radikal yöntemlerle arttığı öğrenilir. Kelli fellilerde devrimcinin sırtındaki parkadan korku, halkta yürekleri paralayan coşku. Hem de tüm devrimci girişimlerin devlet düşmanlığı olarak adlandırıldığı kor günlerde. Sonuç malum, etki tepki mantığıyla itibarsızlaşma beklentisinin dip yapması. Dile kolay daima pik yapan Deniz ve arkadaşları…

 

Evren katilinden itibaren her devrim inancı sakıncalı moda. Her evrede bey zadelerin türettiği kurgu skandallarla sönümleme, hain pusularda zedeleme girişimleri. Elbette devrim ve devrimcilik, mutlu katmanların katıldığı toplumsal doku değil. Soyut tetiklemelerle değil somut eylemsellik ile gelir devrim. Kutlu kehanet, teorik ihanet kıskacından kurtulanla, bilimsel geçişlerle devrimci yol güçlenir. Ve devrimlerden bir devrim yaşar bozguna uğramış toplumlar…

 

Marks dahil dünyadaki tüm devrimlerin devrimcileri, sonsuzluğu temsil eden devrimsel frekansın değişmez parçasıdır. Devinen değişimi gören oportünist bozgunculuk, şaşkın iradeyle derin stratejiler belirlemeye soyunur. Dolayısıyla toplumsal kargaşalar körükler. Böylece birleşik cephe oluşturulmamasının önü alınır. Mikro-makro milliyetçilik gergefinde evrensel krizler sertleştirilir. Lakin şartlar çok çetin olunca, dünya çapındaki devrimlerden güç alan devrimciler, olgun fikirler ve eylemlerle salt devrime odaklanır. Tıpkı Deniz ve arkadaşları gibi…

 

Bugün veya yarın kazanımı ultra emperyalizmin yıkılması olan devrimler, şaşırtıcı derecede olanaklıdır. Pekâlâ pek yakındır. Yeter ki devrimsel frekans geniş yığınlar ve nice yorumlar ile güçlensin. Ve güç olsun geç olmasın…

ÖMRÜN DENİZ OLSUN DENİZİM

 ÖMRÜN DENİZ OLSUN DENİZİM

Deniz kızım, deryam Denizim, iklim buhurum, ilkim dengim, ilgim derdim, uğurum umudum, Ekim üçlemem ömrün Deniz olsun. Çöl çorak okyanusumun Denizi, doğduğundan beri dileğim belli; zaman su gibi aksın, ömür bir çırpıda geçsin, termin çöksün, derman kalmasın ama Deniz hep kalsın. Deniz kızım, bembeyaz kumaşa minnacık ve cıscıbıl sarılmayla başlayan öykün uzun sürsün. Hiç bitmesin. Hayat perdesine üflenen nefesin asla dara düşmesin. Deniz kızım darağacına çekilse de ömrün onurunla yaşayasın. Ömrüm, çok yaşa...
Malum an gelip çattığında adım gibi biliyorum; Deniz canda, Deniz akılda, Deniz yürekte yaşayacak. Elbette yanar döner sahneden sessiz sedasız çekilebilmek çekilir dert değil. Deniz kızım bil ki hatrına, hiç çekinmeden sonsuzluğa çekilirim. Sırf senin için ölümden korkmadan, ölümüne ölümsüzlüğe yürürüm. Efeler gibi. Son yolculuğum yanma pahasına masmavi gökte parlayan güneşe. Deniz kızım çoğlu çoğulu, eğrisi doğrusu kalan ömrün Deniz olsun. Ekimden diğer ekime asla durma devamlı çağla. Varol, çok yaşa...
Çağ açan Denizim, doğduğun gün bugün. Tan yerini ağartan, yalınkılıç ufka seğirten hırçın dalgalara ver sırtını. Kızım Denizim kızma, yitirme umudunu asla. Kutlu inancını katiyyen kaybetme. Yarınları çalanlar çoğaldıkça diren. Güneşi lekeleyenler ecel şamarını yiyene dek, Atana yakışanı yaşa. Denizim çok yaşa emi. Çok...
Artık biliyorsun Deniz kızım, pederpanın dara asılana, ceryana çarpılana, son soluğunu verene dek durulmaz. Çarpar yüreği sadece senle. Gün güne eklenir, gözüpek yüreklenir, sus telkinine ayaklanır daima. Uyumaz uslanmaz. Bilirim ki son etap etik yarışı, güncel etkisi sonsuzluk. Soylu kızım isyanım soysuzluğa. Tek gerçek bu, gerisi kocaman yalan. Daha nice gerçekle yüzleşeceksin Deniz kızım, o yüzden en azı yüz yıl yaşa. Ömrün deniz olsun, okyanusu yaşa...
Hayatımı sahici kılan Deniz kızım, denizaşırı da olsa buz tutan yüreğimi kavurur şahlar şahı. Şahmeranım kızım kör bıçak gibi göğsüme saplandın bir kere. Çekip çıkarmam. Göksel öğütücü, tohum serpilen mevsimi, Ekim üçünü sayende filizlendirdi. Deniz kızım, şavkın şanıma vurdu. İyi ki doğdun tekerlemesi kulağıma duygu seli. Şarkın kızıl toprak ve güneş tenli yaprak güzellemesi. Dinledikçe dinleniyorum hayatımın rumuzu, sen çok yaşa...
Ekim devrimi güncesi Deniz kızım, Deniz devrimdir tek başına. Doğum ile ölüm arasına sakın sıkışma. Lakin limon gibi sıkılma. Tılsımlı gün batımlarına inat, inatçı dalgalarla bütünleş. Can dayanmaz, gökkubbeye asılan gökkuşağının renklerini iyi seç. Canımsın canıma cana, gurbetçi kuşlar gibi özgür kal. İlelebet özgürlüğe uç, devrimci gibi yaşa...
Deniz kızım, kara yalazlı siluetler tırpanları varoluşçu isyanlara çaldığında, sen insancıl türküler söyle. Umuda sarkan zalimlerin zulmüne sitem gönder. Gönderde dalgalanacak olan belli. Asla korkma. Ardında giz değil, sonsuza kalıcı iz bırakan eylem kuşunun kanadında kal. Yarensiz olmaz elbet yaman çelişkilerle boğuşmak. Çekinme ılıman serinlikten, kızıl ateşi tut elinden. Deniz kızım adamsın benden fazla, bir yakadan karşı yakaya el heykelli adayı kucakla. Bırak kızgın güneş denize doğsun kızım. Ben senin yerinede ölürüm, sen yeniden doğ bin yaşa...
Can kızım, Denizin doğduğu gündür günlerin getirdiği. Sen yeryüzünde güneşin tutulduğu günleri de yaşa. Çünkü bitmeyecek kesinlikle devasa kavga. Ben bitiremedim sıra sende. Bitirmeyi dene. Unutma bitmeyen kavga neredeyse yol da yolculuk da oraya. Asıl olan varlık nedeni ile yokluk nedeni çakışması Deniz kızım. Var git bildiğince, gözlerin çakmak çakmak çok yaşa...
Deneyim en bela dost Deniz kızım. Onca yılın en hazin birikintisi, en yalın beklentisi karadan denize ulaşmak. Denizden göğe varmak. Bir kalemde okyanusları geçmek. Densizlere nispet, Deniz ile sonsuza koşullanmak. Yani Deniz kızım, Deniz olmak tüm uğraşı. Derdo kızım, kor demir kör duvar çıkmazında ellere dillere kelepçe vurulsa da 'Deniz koptu geliyor' olsun tek parolan. Deniz kızım, adıma yazılan son deneyim son ikilem. Ekim üçlemesine hazırım şimdiden 'ben koptum gidiyorum' yeni davam. Ben diyeyim en ala dostum Deniz kızım. Sen varol, çok yaşa...
Aslım yaslım, elim dilim, iklim buhurum, ilkim dengim, ilgim derdim, umudum uğurum, ekim üçlemem mai gökten üç ömür düşsün adına namına. Her biri bin ömür. Ömrüm nurum, çoğlu çoğul milyon yaşa. Ömrün Deniz olsun Deniz kızım...

NİRVANANIN GÖLGESİNDE KARMAPOLİTAN

 NİRVANANIN GÖLGESİNDE KARMAPOLİTAN

Etem ORUÇ
Nirvana, Budizmde, her türlü isteklerden, duygulanımlardan, tutkulardan arınıp en yüksek ruh durumuna erişme, diye açıklıyor sözlükler.
Nirvananın Gölgesinde Karmapolitan kitabı Yazar Erdoğan Aksu’nun son çıkan öykü kitabının adı. Zengin kültürüyle yoğurup kurguladığı öyküler çok çarpıcı bilgiler içeriyor.
Tunç Yayıncılık’tan Eylül 2025’te çıkan kitap 6 öyküden oluşuyor. Daha önce de yayınlanmış 5 kitabı olan yazarımız bildik öykülerin ötesinde kendine özgü kurgu ve bakış açısıyla özgün öyküler oluşturmuş.
Dost canlısı, fedakar, sözünün eri dosttum, benden dinleyip izin istediği bir yaşam dilimini de öyküleştirerek kitapta yer vermiş.
Altı öyküden biri olan “Bir Gülücük Nirvana, Yeşim” öyküsünü okurken kendimi tutamadım. Göz yaşlarım akarken de okumaya devam ettim.
Yoğun bilgi birikimiyle yağurup yepyeni bir boyut kazandırdığı öyküler, ezber bozan, sıradışı öykülerden oluşuyor.
Düş dünyası geniş, vefalı dostuma yürekten kutlarım. Okuyanların başlayıp da bırakamayacağı öykülerden oluşan kitabı okuyanların mutlu olacağını düşünüyorum.
Erdoğan kardeşimi yürekten kutlarım, okuyucun çok olsun. Nice yeni yapıtlara…

FUTBOL ÇAĞININ ÇAĞRISI

 FUTBOL ÇAĞININ ÇAĞRISI

Bu anlatının özü yine Kanarya ötemedi, gine Aslan kükreyemedi, gene Kartal uçamadı, kene Pirhana koparamadı bağlamında, işler yolunda gitmiyor vurgusu değil. Açıkça futbol üzerinden yapılan vurgun dayatısı da değil. Faşizanca davranmaktan hiç çekinmeyen bir yapının ifşası da değil. Yalancı, yabancı tanık iftirası da değil. Bu anlatı bir bakıma, futbol tanrısının işe yaramazlığına acil tepki. Göz görür ve yürek dayanmaz dürtüye gönüllü katkı...
Dünden bugüne çığırından çıkarılan futbol oyununda futbol topu yuvarlaktır. Çağın net çağrısına uymayanlar da emre amade hakemler de. Hatta her defasında çılgınlaşan futbol, bizzat yükselen faşizmin karanlık yüzüdür. Çıldırmışçasına çapsızlaşanlar da yüzsüzdür, çağdıdışı üç fe-ciler de. Zaten beklenen felaket bastırınca, kara maskeli oligarklar futbol vasıtasıyla toplum katmanlarını hizaya çeker. Bu arada beter eksiklikler ve doymaz ilkellik yeşil sahalardaki keşmekeşin içine gizlenir. Yani sos sinyali veren mevcut sistem, futbol aracılığıyla bir güzel soslanır. Oysa sistem bozuktur. Futbol da bozuktur, hakemler de. Hele ki hakimler de...
Havanda su döverek çağın tersine cakalanan faşizan sulta, önce kulüpsel suskunluğu kurumsallaştırır. Sonra toplumsal öz değerleri hissettirmeden törpüler. Geniş kitleler sahalarda egemenleştirilen egzotik havayla, estirilen aşırı gerilim ve keskinleşen ruhsal fukaralıkla dizayn edilir. Kuşatılan karşıtlar açıktan kapalıya kontrol altına alınır. Bu arada kontrolsüz şiddet kullanımı ve yüksek fanatizm tüm mevzileri kuşatır. Cepheleri saran delirtici dejenerasyon yeni nesilleri ehlileştirir. Haliyle futbol estetiğine hiç yakışmayan içgüdüsel kamplaşmalar da yeni futbol oligarşisini yaratır...
On yıllardır hiç de keyif vermeyen formatla sahnelenen futbol oyununda daima çığırından çıkmış tribünler yeğlenir. Yani faşizmin gölgesinde, futbol görsel şölen olmaktan çıkarılır. Bu arada toplumsal muhalefet öncülüğüne soyunanlar orta saha civarında oyuna gelir. Dandik kararlar katlanır, sandık kuraları kurslanır ve düdük asılır. Neredeyse asılma pahasına günlükler tutulur. Geleceğe borçlu kalmamak için futbolun kitabını yazanlar bile 'önümüzdeki maçlara bakacağız' diyerek faşizmin otağında skor yarıştırır. Böylece futbol sokak hiyerarşisinin belirlediği dönemlerin bile çok gerisinde kalır...
Klasik anlatıları okumayanlar hatta kendi yazdığını dahi okuyamayanlar, kolpa kondurmalarla yetinir. Yetkililer futbolun kitabını tersinden okur. Zamanla kullanılması gereken sportif dil, faşizan dile yakınlaşır ve yaygınlaşır. Yani faşizm çağdışı çığırtkanlıkla futbola sığınan kesimleri, kör karanlığın çağrısına hapseder. Fener söndüğünde faşizan kurallar kıskacında kıvrananlar, futbolun evrensel değerleri ve temel ilkelerinden kopar. Ve meşin yuvarlak teker tokmak demir kapıyı geçer. Zaten futbol anarşistleri ve kötücül futbolistler için önemli olan çağın tüketilmesi kolaylığıdır. Resmiyet rahatlığıdır. İhanet hoyratlığıdır...
Futbol oligarkları oyunun neyi varsa neyi yoksa, yok pahasına yağmalamak için çıldırır. Bu yağmacı sistem sorumsuzlarının sonu oyuna gelmektir, ayağa düşmektir. Kale kapıdan içeri ayak topu sektirenler böyle giderse gün gelir dip sarmalında sağılıp alt kümeye gider. İtaatkar hakemler kündeye gelir. Tatminkar olmayan kararlar veren hakimler özellikle tarihi günceye girer...
Gireni çıkanı bir yana yerli ve milli arasında bocalayan futbol çağının dipnot çağrısını önemsemek için biraz süre var. Uzunu kısası, uzatmalar oynanırken çağın çığlığına kulak tıkayanlar da var. Varoğluvar da çığırından çıkarılan futbol oyununda top yuvarlak. Dört köşe ve plastik sananların aklına taslak ise futbol çağının çağrısının özü. Özlenen Kanarya bir kere daha ötemedi diye başlar önsöz. Ve diğerleriyle devam eder...

DEVRİMİN ALFABESİ

 DEVRİMİN ALFABESİ

Bir devrim-karşıt devrim kitabı okumadan, eylemsel dinamik içinde olmadan, devrime inanmak ve sömürüsüz toplum ütopyasını hayata geçirmek büyük hayaldir. Hele ki vahşi kapitalizmin kol gezdiği yeryüzünde devrim yapanları, devrimin kitabını yazanları yok sayarak yeğlenen teorisiz pratik daha büyük hayalciliktir...
Çünkü kapitalizm onlarca yıldır dünyaya salgın hastalık gibi yayılmış, insanlığı tehdit eden bir beladır. Eğer insanlığın mutlu bir geleceği olacaksa mutlaka kapitalizmden kurtulunmalıdır. Kapitaliz devrilmeli ve yenilmelidir. Bilinmelidir ki kapitalizmle gelen emperyalizmle gider...
Aslında kapitalizmin gelişmesi, işçi sınıfından olanların veya sayılanların çoğalmasına koşut vahşice sömürülmesiyle mümkündür. Hatta bu sömürü odaklı gelişme kendini yok edecek bir sınıfı yaratana dek sürer. Ancak bekleme modunda tekdüze davranılarak, mevcut sistemin sürmesi gittiği yere kadar argumanıyla desteklenirse devrim gecikir. Bu çetrefilli atmosferden çıkışı sağlayan, kapitalizmin yıkıcı ve yokedici ilerleyişine dur diyen devrimler ise örgütlü veya örgütsüz sınıf hareketlenmelerinin ürünüdür. Yani devrim yeni bir ileri toplumsal düzeni etkin ve hakim kılan tarihsel süreçtir. Bir şekilde mücadele şart ve başlamak gerekir...
Ayrıca eşitsizlik üreten her düzen ve bozuk düzeni şirinleştirenler oldukça devrim kaçınılmaz gerçekliktir. Tüm ezilenlerin de en doğal hakkıdır. Toplumsal ve tarihsel zorunluluktur. Tarihi akışta emperyal düzenekli duraklamalar peydahlansa da kesintisiz devrim iddiası daima vardır. Çünkü katlanılabilir kapitalizm bile asla ortaklaşan bir düzen kurmaz...
O halde devrimden asla kaçılamaz. Çünkü her devrim, günü gelip herkesin devrimci olmasıyla olasıdır. Aksi halde kapitalizm herşeyi siler süpürür. Yani herkes işin içindeyse, mücadelenin tam merkezindeyse devrim olanca hızla gerçekleşir. Tertiplenemeyen ve tektiplenemeyen toplumsal dalgalanmalar da devrimci mücadeleyi büyütür. Devrimin yükselişe geçişini sağlar. Devrimci cepheyi genişletir. Bu arada mevcut düzenle hesaplaşma keskinliği kaotik bir ortam yaratsa da bu süreci kısa sürede aşmaya, yoldan sapmazlık ve direnç yeterlidir. Devrimin sürdülebilirliğinin en akılcı yolu da budur...
Akla ve mantığa uyan devrim, aşağıdakilerin basıncıyla yukarıdakilerin çözülüşüyle yeni bir devlet aygıtının kurulmasına dönük ivmelenmedir. İlla ki toplumsal enerjinin boşalmasına yön veren evrim bilincidir. Diğer yandan egemen sermaye kapitalizmi geliştirdikçe salt burjuva devrimlerini öğütler ve örgütler. Sosyalist devrimi bertaraf etmenin yegane yolu budur çünkü. Bu uğurda tüm yolları dener. Özellikle olanaksız ve hiç gereksiz önermelerle toplumsal dinamizmi alt üst etmeyi sınar. Bu işin aleni sırrı ise coğrafyalara dini, etnik ve mezhepsel çatışmalar satmaktır.
Egemen güçlerin tekelindeki sömürü sistemi, sınıfsal temeldeki köklü dönüşümleri ve değişim isteklerini böyle kırar. Devrimci duruş ise nesnel duruma göre gelişen, konjonktüre uygun birleşmeyi, ideolojik ve sosyolojik tamlanmayı önceler. Ve böylesi bir içerik kazanan devrimci yapı, öznel ve nesnel koşullara uygun yepyeni perspektifler sunar. Bu yüzden kapitalizm, bir şekilde sözünü geçirdiği katmanların olası devrime bilinçli destek sunmasını türlü yöntemlerle denetler, faşizan baskılarla engeller.
Tüm baskılara ve engellemelere karşın ezilen ve sömürülen geniş kitleleri, toplumları ve dünyayı devrimle buluşturmak kendini devrimci görenlerin başlıca görevidir. Bu salt devrimci değil bizzat devrim, devrimin ta kendisi olmakla olasıdır.
Olmaz denilen olunca kapitalizm kıskacında, emperyalizm sarmalında devrimci enerji birikmesi normal realitedir. Bu enerji yüklemesi olabildiğine artar, nicel ve nitel büyüklüğe ulaşır.
Kapitalist düzenek her ne kadar milli diktacı taktiklerle, yerli işbirlikçi kalkışmalarla devrim hattının gazını almaya çalışsa da fayda etmez. Anca devrimi biraz öteler. Eninde sonunda devrim patlar ve tam teslimiyetçi düzen yıkılır. Tam bağımsız düzen kurulur...
İşte tam burada devrim kavramını, içsel kargaşa yaratmadan ele almanın yolu bulunmalıdır. Bu formül yönetilebilir bir devrim gerçekleştirilmesidir. Çünkü tarihe geçmiş insanlığın kurtuluşuna dair tüm devrimler bir sınıf diktasını yıkıp bir başka diktatörlüğe sert geçiştir. Veya yumuşak zemin hazırlamaktır. O halde günün sol gerçekliği 'tavizsiz demokratik devrim' tezi üzerinde çalışmak olmalıdır.
Devrimin alfabesini bilenler, mutlaka dünya pratiğine uyacak bu tez ve benzeri çalışmalara eğilmelidir. Çünkü makaleler yazılır, kitaplar yazılır, 'Devrimciler ölür ama devrimler durmaz sürer'...

Pİ SAYISI PİR SAYGISI

 Pİ SAYISI PİR SAYGISI

Rasyonel hayat sabiti, sonu yeni başlangıçlara çıkan yollarla netleşir. Bu dairesel döngülerin her biri kutlu aşk içeren yolculuktur. Çember çepeçevre çapına bölündüğünde ise elde kalan pi sayısı, pir saygısıdır. Çünkü yol, yolun değerini bilen yoldaşlarla gidilir...
Mesele salt gitmek olsa yol herkesle gidilir. Ancak denizden ağaç denizine yolculuklar idenin olgunlaşması, yolun felsefi temellerinin atılması içindir. Yani kavramların kavranması içindir. Bir sıra tek mısra poetik sırrın ünlenmesi içindir. Bu yüzden yoldaşlık önemlidir. Yol yordam gözetmeyen, dilde ve kalpte özümsenmeyen sentetik sentezcilerle yol gidilmez. Bunlarla çıkılan yolculuklar diyalektik mantıkla güncellenemez. Zaten her durumda dünya düaliteyi yaşar. Ve düalizm için dünya ötesi bir cennet veya cehennem gerekir. Bu değişik zamanlarda üst akılla çeşitlenen ve çeşitli argümanlarla zenginleştirilen realiteden kaçıştır. Böylesi her öğreti ortaklaşmacı boyuta evrilemez sadece savunma refleksini zayıflatır. Haliyle ortak yarar anlayışı da unutulur gider...
Unutulmaması gereken trajikomik traş, irrasyonal aforizma; “Neoklasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım, günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomi ve nöroekonomi gibi alanların da etkisiyle daha fazla önem kazanmaktadır.” farazasıdır. Hayat bazen bu döngüsel sörf artığı ve benzerleriyle evrene sabitlenir. Falan feşmekan fikri sabitlik zor geçen kirli paslı günleri yaratır...
Eksik yaratı yoğun karartı güzergahında yola koyulanlar resmen ölüm kalım savaşına endekslenir. İşte o zaman iki yüzü de keskinleşir yaslı şehrin. Yollar tutulur, ide unutulur, yolculuk zorlaşır. Haliyle yoldaşlık da yozlaşır. Yine de irrasyonal çembere sabitlenen yollara vurulur ister istemez. Ama daha ilk etapta tuzaklar kuruludur. Kulvarlara siperler kazılıdır. Gözaltılar kasıtlıdır. Ve çanlar canlar için çaldıkça çalar...
Çalıntı hayatlarla çekişmenin değişmezi pi sayısı, pir saygısıdır. Hayata sabitlenen bu kararlılık bozulamayınca, çatkapı bozguncular çaresiz bozuk pusulayı parlatır. Çünkü kor ateşe yakışan, ateşsiz silah ustalığıdır. Bu nedenle uslara acı gerçeği küsküleyecek belgeler, kurtarılmış bölgeler ve kutsanan gölgeler asılır. Artık her yolculuk çıplak kının içinde belde tutulur. Tutku daimi ama can tatlı, can pahallıdır. Bu can pazarında bıçak sırtı gidilen yol ise salt ölüm kalım savaşıdır...
Her ölüm kalım savaşında herkes kendisidir. Kendisi herkes olanlar ise esir kampına tabidir. Hayat denen özgün yolculukta sıcak savaş yaralısı, soğuk savaş davalısı, barış sevdalısı gönüllere yayılan bir damlacık umut varsa eğer bu dairesel döngüde o da kaybedilir. Kendini kaybedenlerin aklında kontrollü öfke nöbetleriyle gelişen, can bedenden çıkmayana unutulamayan anılar kalır. Elde kalan, kökünden halletme faslına özlemdir. Elde iki, bir faslından pir saygısından katlanılan ölümcül yol özlemi bazen santimle de olsa canlı hayatın önüne geçer. Böylece sanı ve kanı ile katmerlenen kirli paslı günler, günü gelir bir güzel temizlenir.
Pi sayısına pir saygısına şartlanılan dairesel döngü, içgüdüsel ideal somutlaştırma yolculuğudur. Yolun sonu kızılca bahar, teğet geçilen uçurumunun dibi meteor oratoryosu. Yosun tutmuş taş metinlerde tanımlanan ideolojiler çok boyutlu. Rasyonel hayata sabitlenen yollara göğün imzası...
Dairesel döngüye sabitlenen yayık dünyada çaplı kayıp belli; pi sayısı pir saygısı...

SİNSİ CİNSİ ŞATAFAT

 SİNSİ CİNSİ ŞATAFAT

Yaza, kışa ve yazıya ilişik azınlık iddiası belli, cinslik kalemi. Erlik alemi, mevcut düzen karşıtlığı ve anatomik kaos romantizmi. Aşkı yazmak ise illa ki bocalatmak kelamı...
Kalemci yazmaz irrasyonel hayata sabitlenmiş cinslikler içeren aşkları, rasyonal cinselliği. Ama çember içi aşklar, çepeçevre çapına bölündüğünde beden pi kalır. Pi sonsuzluğu yaşamak demek önce akılda. Sonra aşk aşkla yazılır...
Allem kallem bir yana eskisi yenisi iksi eksi, aşk iksirini bilmeden tınmadan hatta tanımadan tadanlar yarım yaşar aşkı sevdayı ya da hiç. Hatta her sınıftan dev aşkları aforoz ederler. Bilmişler ise tutku ve zevk çıkmazında, mülk edindiği düşüncesiyle başka bedenlerde özgürleşme ararlar. Sınıfsal keyif kıstasında kısıtlanmış cinsler, her kronik klikte cinsellikle bütünleşir. Ve makine rolüne mahkumiyet başlar. Bu tip mekanik kapışmada geleneğe sırt dönülemez. Ama ana izlekten, şiirsel örgüden vazgeçildikçe cins cinsellik etkinleşir ve aşkı eskitir...
Esrik cinsellik yaşatır eksik aşk hamleleri. Oysa yoğun emek, aşkın direnç aşka hizmetçidir. Aşk anca böyle devleşir ve modernitik ivmelenişe yelken açılır. Aşk denizine güneş doğunca, yelkene rüzgar dolar, göğe asılan starpole zirveyi parlatır ve dalgalanmalar başlar. Beden teline baştan savma değil aşkla dokundukça, lafta değil ağızda öptükçe, arafta değil bedende seviştikçe artar aşk. Azaldıkça aşk sinyal yüzde başlar ve ikiyüzlüce biter. Dağınık isyanla, değişik istemlerle anlamsızlaşır herşey. Yetmez doğaüstü değerlerle yıpranır, yıpratılır ilişkiler. Ve aşkı anlama ve tanımlama birikimi daima ertelenir...
Ertelenen sıradışı aşklarda sıradan aşıklardan olmayanlar, tarihe notu düşülen aşk düşkünlüğünü yaşar. Cins şekilde şiirsi cinselliği de. Aşk denilen dava derinleştikçe, aşka boyut kazandıran hava büzüştükçe, boynu bükük kalır memelerin. Aşk kanatlı meleklerin. Ve unutulur bir anda mazi. Yine de kana kana içilir aşk, haz yarıştıran bedenler mayışır. Yani azar azar imha edilir cinsellik. Ten uyumuyla övünenler, rutin ritmin inceliklerine kapılır. Ve aşk imalı kavramlar, imlasız dizelerle 'üçüncü yeni' şiir dizelerinde sorgulanır.
Dizdizeyken ötelenen sinsi dizge, soyut somut ne varsa ardı sıra ipe dizer. Saf cinsellik aşka kendi aşısını zerkeder. Kaygan göçebelik, bebelikten gelen bildik içdüdüyle sarılır ovalara. Akıl oyalanır eksik giderme hırsıyla. Ve eksik gedik hazlar, mutlu aşk arayıcılarına yıllar kaybettirir. Ancak aşk sürekli usturuplu usüller sunar. Usulca tutsaklık zincirleri kırılır. Giyotine uzanır başlar ve yokoluşa kadar sürer aşktan ölüm. Öyle ki 'her ölüm erken ölümdür'. Kalem bitkin kelam bitkinken erken boşalır akıl ve ölünür...
Acemi aşıklar aşk virajını dönemez. Uçurum korkusuyla aşk, sırf varlığın devamı için cinsellikle tamamlanır. Yani cins bir tanışıklıktır aşk debelenmesi. Ve aşk neferi Şahmeri kaderini Firdevs ile Gördes'te bulur. Sonuçta göze mana, göle maya, çileye devadır aşk...
Özünü tanımadan aşkı cinsellikte bulan cinslik, hücreleri yenileyen veya öldüren bir metafordur. Oidipus esareti cinsel sahiplenme, açlık doyurma, çoktan seçmeli boşluk doldurma yaratsa da tinsel ve tensel arınma gerçekleşmez. Aşk, haz ve tutku girdabına giriş, gelişme ve sonuçtur. Sonsuz aşkı yaşatan cinsellik körelince, aşkı erotizmle kavrama, aklı kavramlar yerine karartma geceleriyle paylama başlar. Bu kısmen anonim tabulu karanlıkta resmen çıplak kalmadır...
Kaldı ki sımsıcak ten, soğuk çeliğin keskin yüzüyle öpüşünce, suç ve ceza kapsamına giren ne varsa dört bir yana sıçrar. Tavında dövülmüş kor demir, kabuk bağlamış yaraları yeniden dağlar. Ve şehirde tek bir yaprak kıpırtısız kalana dek ölüm kalım savaşı sürer. Ta ki can bedende kolay kolay soğumayana kadar. Zaten aşkın doğal uzantısı ve platonik uyarısı, bol girintili ve çıkıntılı platformda, bozuk plak halidir. Çok katmanlı ama tek anlamlı kavrayış zaafı, özellikle zarif duyguların hırpalanmasıdır. Bu durumda tinsel ve tensel varoluş, durduk yerde cinsel çağrışımların kucağına itilir. Yani yaşama dahil edilen başta pek sakıncası görülmeyen tavır, tava gelmenin ötesinde geri dönüşsüz sürgün demektir...
Bu yabansı sürgünün bireysel ve eylemsel sürümü ise cinsi latife sarfı ve sinsi cinselliktir. Bu ters akım yazgı aşkın zalimi ve katili olma cinsleşmesine dek gider. Ve yoz yobaz yargı, çoğunluk iddiasıyla erlik kalemi kırılana, dünya alemi aşka düşman edene dek sürer...
Kalemkar deli divane aşkla, kelama kelam katar sıralar; aşkı yaşamak da var cinsellikte bocalamak da var. Ya da tersi. Yani ne kadar aşk o kadar cinsellik işte o kadar...