3 Haziran 2023 Cumartesi

ZATIŞAHANE DAMARI…

 

ZATIŞAHANE DAMARI…

 

Zatı şahaneleri dardan damardan ne derse desin veya demesin ne yazık ki yaşanan, kapkaraya dönüşen bir atmosferi resmen yaşamak. Memleketimden insan manzaralarıyla manzaraya devam faslı. Çok zor gittikçe daha da zor surileri aşmak. Yağma yok zatı şahaneleri yine elektronik suflörlü söylenceler bilimine nabza şerbet ağızla ak pak katkılar sunacak. Ancak hangi kofik katkıyı yaparsa yapsın her baharın sonu karakış. Zaten iklim yüzünü zemheri zürefasına dönmüş bir kere. Bugünden yarına tarihe kayıt düşülecek fevkalade fevahiş günlere gebe memleket…

 

Seçimlerin seçimi fevkinde mafiş bir seçimde zatı şahanelerine doğruları bildirme asli görevini savsaklayanlara, şirinlik yapmayı marifet sayanlara, saydıkça saymak, saydırdıkça saydırmak bugünden yarına hiç gereksiz seremoni. Gerçi bu serbeşlere her halis mulis hal bile açık saldırı anlamına gelir, getirilir ama hiç de umur değil. Serde kurena kurmacasına isyan. Ayrıca dört bir yandan çaprazlama gelseler de cumhura dert değil. Çünkü dert bir değil bin değil…

 

Zatı şahaneleri bile olsa kişi ne yaptığını iyi bildikten sonra mesele yok. Yapıcı iğnelemeler, yaptırıcı eleştiriler, yasal çerçevede karşı koyuşlar muhalifliğin doğası. Fıtratta var taşlama. Ayrıca en iyisini daima zatı şahaneleri bilir feyzi, bugünden yarına felaketi tetikler. Felaketi önlemek babında ona buna fazladan sallamak yersiz eğlence. İnsanlık hali, bugün var olan yarın yok. Yani yokluk hiçlik deryası. Bu devlet malı deniz yemeyen kereviz dünyasında, sırtını zatı şahanelerine verip uluorta gider yapmanın da olağandışı gelir yapmanın da bir haddi hududu var. Çünkü an gelir olaylara sıvanıp, kolay tavırlananlar çok kolay tavlanır. Tavı alınanlar da gün olur söz sanatına malzeme olurlar. Hal ve gidiş budur. Zatışahaneleri her şeyi herkeslerden çok iyi bilir; “Kargaya ne kemik diş, insana da ne demir diş verilmeye…”

 

Elbette bilirler zatı şahaneleri uzağı yakını. Kılavuzu karga olanın burun direğini. Vakti gelince yükselen nidaların kulak zarını delen desibelini. Yığma yağma otağında yinelenen naatların, yenilenen izmlerin, belirlenen girizgâhların, pislenen ellerin artık tutmayacağını. Terste terasta uyutulanların üzerindeki etkinin, ninnilenen tutkularla hatta maaile balkonla dahi zamanla azalacağını. İşte zaman bu zamandır. Zamanın ruhu gereği işin doğrusu mevcut enkazın, eğrisi doğrusuyla enkaza neden olana kalmasıdır. Zatı şahaneleri bu hassas süreçten geçilirken en hakikati sözlendirmeye, kibir indirmeye, kabir dindirmeye kim itibar ediyorsa itibarlandırmalıdır. Tek şart asaleti ezelden, esasen tek ses ama çok sesli güncelleme diyarından olanı irtibatlandırmalıdır. Geçer göçerlerden olanlar ehven tutulmalıdır, göçürenler sehven olsa da asla…

 

Evet zatı şahanelerine tırnak içinde önemli hususları doğrudan aktarmayı asli vazifeden farz edenler yanlış anlaşıldıkça; “Daima zifiri karanlıkta kara kayanın üzerinde kara karıncalar yuvalanır. Ziftin peki karanlıkta gözlerdeki bağ kalkınca, gökler tahtı aydınlanınca dil çözülür. Seviyesiz mertebeler kat edenler, kara taşların göbeğindeki zehirli akreplerle yarenleşir. Hakikatin alazında kendi kendini sokup zehirleyen her boynuzluyu da kızıl karıncalar taşır…” O yüzden fazladan taşkınlık taşlaşmayı beriler. Ötesi berisi belli ama hesaplanarak ebedi uyum için söylenenlerin dili bilimsellik ister. Bilimlerden bilim beğenmezler bilmez ama zatı şahaneleri çok iyi bilir; “Seçkin dili öyle bir şeydir ki Karadeniz'in en dibinde, kara kayanın üzerindeki küçük kara balığı bile içmeden sarhoş eder. Ve her yanlış seçim akıllandırır. Her doğru seçim aklın melekelerini parlatır, balık hafızasını doldurur. Kolayı zor eder. Zoru kolaya koyar. Ta ki o kutsal uyanış tüm atmosferi kapsayana kadar…”

 

Kapsama alanı dışında kalan zatı şahaneleri bizzat kapı kulları yüzünden, mevcut halleri en doğru zannederken, yapılanların topunu doğru yaptığına hâllenirken, hep başkalarını zan altında bırakır. Dillerde hep aynı ölçümler hep aynı öyküler. Elde ayakta külçeler. Hep ondan bundan travma. Hep aynı kapıda tavsama. Dilenildiğinde büyük kandırmaca ve ayni kandırılmışlık timsali. Oysa zatı şahanelerine bırakılsa tam kıvamında aklar kör karanlığı. Bırakıldı da ne oldu ne gördük tavrı yarı yarıya ama elde “nalıncı keseri, boyunlarda yasak incir takımı, takım taklavatsız acizlik. Ayartılan karanlık. Cehenneme dolacak bir aymazlık. Biteviye günahsızlık, gök pencereye dağılan kara duvarlara karabaşlı çivi çakmalık…” Oysa tekrarı yok karanlığın, buğulu bunalımın tekrarı tam eziyet, bilinçsiz hezimet.

 

Eziyetin ve çekilenlerin de haddi hesabı olmalı. Ondan sonrası hanelerde ‘kurtulmak’ zamanı. İşte bu gerçeklik zatı şahanelerine hep unutturulur. Zatı şahaneleri de millete unutturur. Gelir zaman gider zaman, toptan gider yapmanın taraftarları da ayan beyan azalır. Karanlıklar açık seçik ayazlanır. Zatışahaneleri de içten içe duyar, karanlığa yayılan ulu nidayı; “Razı edin şu rıza göstermeyenleri de. Tembihlere uymayanları da. İkaz edin. Gündüzü bulun. Arayın her yerde. Bulun ve göğe asın. Güneş çıksın…” Elbette her karanlığın sonuna güneş doğar. Güneşe akın başlar.

 

Zatı şahaneleri için heybede günde üç öğün ilaç niyetine “…öğün çalış güven…” babında daha çok güzellemeler var ama iki bayram arası düğün olmaz. Hem bayramlık ağızları açtıracak olan, hariçten gazel zatı şahane damarı şimdilik düğün dernek helecanlısı. Hele bir geçsin cicim ayları, şahmerdan damardan…

2 Haziran 2023 Cuma

HALKIN FİKRİ, DERVİŞİN ZİKRİ...

 

HALKIN FİKRİ, DERVİŞİN ZİKRİ...

 

Halkın fikri, dervişin zikri değiştiğinde mert dayanır namert dayanamaz. Dayaşkasız bireysellikten kitlesele, oradan milletsel boyuta daima ilerici devrimci fikirlerle geçilir. Geçiş mantıksal iradeyle hayal gücüne ve hayvani kuvvetine karşı durmak, harikalar ve efsaneler safsatasına inanmamakla olur. Çünkü belki biraz benzeşerek ama dirençle ve devamlılığın harareti ile evrilir zaman. Bu evriliş sıcak eylemselliğe devriliştir, sonucu da devrimdir...

 

Devir o devir en demokratik hak kullanımları, hainlikle at başı yarıştırılıyor. Suç kabullenildikçe demir çubukları eritiyor bitmeyen kavgalar. Allah için bunca nefret etmek üzerine programlanmışlık olursa, melek kadar temiz şahsiyetler de bozulur. Erir akıl ve kessen ses vermeyecek saflara savrulur paydaşlar. Gelin kayasında asılır mahfil, mahsurelik nereye yığılır asla cevabı bulunmaz. Masum ve mazlum bekleşmelerde Allah yarattı demeyişin ikrarı, itaati kime ait bilinmez. Kortejlere arif olanlar bile muammayı çözemez. Her acil konuya acıyla yön veren zayıf satırlar kalır geriye. Yazanı iflah olmaz...

 

Ebedi olmak için yazının esresi, ötresi ve harekeleri önemlidir. Kutlu isyanın, katlı hareketin anlamını bilmeden nidalarla gariplerin üstüne sürülmeler ise ayrıksı ot. Ne ezeli manadır sönmeyen od, olurunu birilerine sormak gerekir. Lafta ehil cinsinden olup, olgun dolgun görünenlere, gülen yüzlü ahenk çıbanı. Ahlar vahlar arası dostluk, üstün kayırmalar, hayır yolunda seyreden hayırsızlar, tarihe isim yazdırma telaşındakiler aynı tandans. Memleketin her karış toprağına sahip çıkmak, Gezi yollu aforizma tam gaz. Tüm varlıklanmaların üzerine makam ve mevkii kazanma kaygısı tam dans…

 

Merkezkaç kuvvetle kaç çeşit plan varsa dayatıldı, milletin artık meseleyi anlaması gerekirdi. Anlam bile aramadı. Arayı darayı hesap edemedi. Haliyle izanı mizanı zayıfı, illeti milleti ayni kefede tartıldı. İnsanlığa hükmeden ezeli müjde, kökünden kökeninden koparıldı ve sözünde duran kalmadı. Mücadele adamı olmak ise herkesin sahip olamayacağı türden erdem. Aklı, kalbi ve dili mühürlenmişlerin harcı değil. Harcıalem öteye beriye saydırmalar akla gerçek dışılığı mıhladı. Oysa nalına mıhına mevzu bahis açık seçik; "Siz ne haldeyseniz, başınıza o haldekiler getirilir… ” İşte seçim seçim diye tutturulan türkü o türkü Türküyem…

 

Türkün ocağında tüten söz ahir zamandan gelme, belli merkezlerde, nameskun mahallerde yazı didikleyicisine, kazı tiftikleyicisine esin kaynağı. Araflı taraflı yakaların, karşı yakaların, yaka kartlıların, yazıya değil yazgıya takıldığı, azıya azgınlığa bulaştığı, sağa sola savrulduğu için, ‘helal haram kargaşası kâfidir yıkılmaya’ sözü perçinlendi. Artık anlayan anlar...

 

Öyle bir an gelir ki mevsim, hayatı bilene, gerçekleri kavrayabilene her dem bahardır. Her dem ilkyazdır. Çünkü tüm haksız orantısız hükümler eşyanın tabiatına aykırıdır. Halk eşyanın en parlak görünen yüzüne, en cilalı sathına hayrandır. İlk fırsatta kişiler, zatlar, muhteremler, yatlar katlar, işler güçler, sınıflar ve ideolojiler tesadüfi ve geçici heveslerle meyillenir. Aidiyet ve derin kanaatlere hiç mi hiç aldırılmaz. Sabit fikirliliği yücelten ve kindarlaşmayı dirilten temelsiz fikirlere kayar mutlu azınlık. Hal böyle olunca sessiz çoğunluğun nüfuzu sarsılır. Sağır sarmalda güçlendikçe zayıflayan, harb ettikçe gerileyen, darb ettikçe darbelerle debelenen, gece nöbeti vurgunlarına savrulur hayat. Nüfusa devşirilir kavruk kabiliyetler. Halka sürekli telkin edilen ve şırıngalanan fikirler ne kadar aksi, ne çok yanlış olursa olsun göze batmaz. Bir acayip şekilcilik türer…

 

Zaruretten satılık ızdırap, zihinde basmakalıp hayal dünyaları yaratır. Bu çokgen yaratı halk ile fikirler arasındaki eksikliği tımarlar. Habis tümör dünyayla mantıksal bağı ve iletişimi koparır. Kopuşla diğer aşamaya geçilir, akıllı ilaç ağı güncellenir. İsrafa dönük istifçilik hortlar, birbiri peşine takılmalar, takipli takipsiz sıralanışlar büyük incinmeyi getirir. İn cin kapışmasında en ulvi fikir ve ideler basitleştirildikçe, kitlelerin zarfı okunmaz, mektubu anlaşılmaz olur. İşler gittikçe zorlaşır, güçler kolaylaşır. Güçlü veya güçsüz, halkoyuna yayılan ve güdümlenen bu idesel tutum, tüm demokratik gelişmeleri yer bitirir. Fazladan felsefi ve bilimcil değerler yok sayılır. Halkın seviyesine inmek, ayağına gitmek zul görülür. Tepeden zum yapılır, tam olmasa da tabakalaştırılan ve tebaalaştırılan halk uğruna anti demokratiklik süzgeci kurulur. Hemen herkes kuraya tabi tutulur. Tabii ki aşılanan ideolojisizlik halkın nüvesine çarpar. Çarpma etkisi mevcut değişimin karanlığını ifade eder. Kelebek etkisi o saatten sonra ilerleme değil gerileyiştir. Final bir lokma bir hırka meseli ırka, dine, mezhebe, aşırı fikriyata göre yeniden incelikle hesaplanır. Çıta yükseltilir ve çatı çökertilir. Temel sağlam ise ne ala...

 

Yoksa halkın fikri, dervişin zikri değiştiğinde mert dayanır, namert kaçar. Kaçar ama fazla dayanamaz, fikir zikir pınarında ölü cereyana çarpılır. Zaten toplumlar denizinde kendini içinde bulmaması için mantıksal deliller de bir bir yok edilmiştir. Felsefe sayfa sayfa kopartılınca, seferler safha safha karartılınca her eylemliliğe gizli ortaklık ve ikiz yapılı benzeşmeler zuhur eder. Şeffaflığın kalkması ve pratik düşüncenin kararması kirli sürecin temposunu düşürür. Tansiyon yükselir, mantık zincirinin halkaları bir bir kırılır. Mantık tersine yersine işler. Böylece dinleyenlerin üzerinde aşırı etki yapacak, derin izler bırakacak metne dayanan nutuklara ihtiyaç doğar. Okunan nutuklar filozofça yazılmamış olsa da geri çekilmez, çetrefille şerbetlenir…

 

Şehri şair uleması ile şehir filozofları yönetmelidir iddiası, halkı hareketlendirme fikrine dayandırılır. İdeal meydanlar hayallere sevk edilir. Yapılanlar edilenler teması bol bol işlenir. Diğer yanda iddiasız metinlerdeki ayıp ve kayıp, haya ve hatalar, lisan kaygısızlığı ve dil sürçmeleri hiç önemsenmez. Geniş yığınlar için ver gazı gitsin babında ciltler dolusu laftan ibaret kopuk nutuklar, halkın geleceğine dair sarf edilen özlü birkaç cümleden daha değerli değildir. Zaten ağzı açık dinleyenlerin doğruyu yanlıştan, haramı helalden ayırt edebilme yetisi zımparalanmış, yok edilmiş olduğundan nutkun içeriği ve kapsamı hiç önem arz etmez...

 

Arzı talebi karışık süreç, bilime inananları, ilme güvenenleri şok edecek yol ayrımına sürüklense de daima umut vardır. Aklın arka yüzünde talebe tehlikesi olsa da nihayetinde nutku tutulanlar yine karavana nutuk atanlarla olur. Çünkü sıradan davranış kurbanları mantıksal değerlendirme, etiksel değerleme yapamazlar. Övgü beklerken sövgü gündemlenir. Hayal kırıklığı yaşayanlardan aklın kontrolünde tavırlılık arzulamak fevkalade büyük beklentidir. Yıllar yılı yanılmalar, yanıltmalar ve yansımalar yalnızca yangını körükler. Depresyon son demine depremlerini ve artçılarını sürdürür. Mucizeyi mucize sahiplerinden göreceğine inandırılan ve gerçek olmayanın gerçeğe üstünlük sağlayacağı safsatasıyla avunanlar yerinde sayar. Gerileyişlerle binlerce yıldır oyalandıklarının farkına varamazlar…

 

Varsın olsuncu halktan, emanet gergefinde oya oya demokrasi işlemesini beklemenin şimdilik boşa beklemek olduğu tescillendi. Bu rüyadan uyanış ise başka eklemelere, eklemlemelere, eklentilere bağlı. Ne yazık ki yeniden yol inşa edemeyecek kafadan eklemlilere de hiç gereksiz bağlı. Bu ağır bağımlılıktan, dervişin fikri zikri masalıyla yıllarca uyutulan halkın bir anda kurtulması zor. Kusura kalmasın ama kısa zaman diliminde fikir değiştirdiğini ve ikircikli zikirlere sırt döndüğünü beklemek de hayaldir. Bu bizzat hayal gücünün zorlanmasıdır…

 

Halkın fikri, dervişin zikri aynı kalsa da unutmamak gerekir ki; mucitlerin icadı, fatihlerin fethi, iktidarların azameti, devletlerin kudreti, kainatın kaimi, zerresi kebiri, topu yekûnu sadece halkın hayal gücü üzerine oturtulur. Yaşananlar kötüye değiştikçe bıçkın aktörler zorbalaştıkça fikir zikir zemini kayganlığını korur. Kaymak ve kaburga kırmaktan korkunç olan kendi yalanlarına kendisi kananların ibretlik halidir. Şimdilik ibretialem durum bundan ibaret…

31 Mayıs 2023 Çarşamba

KÖR GÖZE MİL...

 

KÖR GÖZE MİL...

 

“…Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler…”

 

Yirmi küsur yıldır lafta şu kadir kıymet bilen, şu ulu, ala, şuurlu cumhurun iki gözüne, gönül gözüne mil çekilmiş gibi. Oysa bir ortaçağ ezası, göze mil çekmek, mille göz eritmek. Göz kapaklarını yapıştırmak. Kalp kapakçıklarından kan kaçırtmak. Bu yakıştırmanın yakın çağa izdüşümü ise kızgın ve yüksek voltajlı cam kavanoz. Kaçak elektriğin uzunca süredir çıplak gözlere teması, mecburi istikamet kalp gözüne iltimas. Ancak asrın teması ne yazık ki gözleri eritmiyor, eritmekten beter ediyor. Gönül gözünü taşlaştırıyor. Kör göze mil hesabı...

 

Yıllar yılı asla kadir kıymet gözetmeden eritmek ki ne eritmek. Yüzlerce yılın birikimi çeyrek yüzyılda bir güzel lapa. Eritildi her şey. Sevgiyi de saygıyı da eritip bitirdiler. Kaygı dağları beklerken, milyarlık öz değerler kaşla göz arası eridi gitti. Erittikçe erittiler ve sadece gizli kasalar şişti. Devasa kabardı gizli hesaplar. Denizde karada hatta havada ne varsa iç edildi. Oysa hiç de gizli değildi yapılanlar edilenler. Aleniydi her şey ama sanki gözlere mil çekilmişti. Gönül gözü kör. Öyle garip bir hal ki; gözler milli, kulaklar cihazlı, diller lal. Eller görmüyor, duymuyor, söylemiyor. Cumhur resmen sırça köşke tapar vaziyette. Akıllar, yarım akıllar mankurt misali...

 

Kahır biriktiren kadir kıymet bilmeyen formda bilinçsiz kölelik, bizzat köleleştirme versiyonu. Milletin gözüne gözüne sokuldu montajlananlar. Gözlere mil çekile çekile militarizasyon. Engizisyon, sansasyon, bilumum sosyalizasyon. Bir adım sonrası bir ulu millet ki desem mi demesem mi ayıbında. Yolcu yol ayrımında. Sinik seçmen, seçsem mi seçmesem mi? tereddütlü, hamiline terennümlü...

 

“…Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler…”

 

Kadir kıymet bilmeden salt istikrar diye diye tam bitmişken sil baştan. Gözlerde mil, kalp gözü kapalı aykırı düzeneğin işleyip işleyeceği son güne kadar. Buraya kadar demeden toptan akla zarar beka meselesi. Sığıntı desteklerle seçim güncellemesi ve teami tesellisi...

 

Kanı akmaz kadir kıymet bilmez toplum mühendislerinin gözlerine mil çekilmemiş besbelli. Topu milföy hamuru yumuşağı. Yağlı, yağcı ve yağmacı. Paracı, palavracı, cingöz, paragöz. Yemlenince kadir kıymet öğreten mekanik gerçeklik pozu üzerinden cumhura milli ve yerli varyantı yedirme peşinde. Peşin fiyatına 'Dingil veya aks yalnızca eğilme gerilmelerinin etkisinde kalır. Burulma gerilmelerinin etkisinde olmaz. Yani herhangi bir güç aktarmayan destekleme elemanıdır...' ilanı. Sıkı elemanlar başta uçuk grafikler sallasa da yıllardır tam hedef, sürekli aynı oran kırksekize elliki...

 

“…Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler…”

 

Bu sere serpe açılıma saçılıma göre, gözleri millenmişler sıkışınca kader deyip, kadir kıymet bilmezler. İttifaklı işleri sadece işlerine gelmeyenleri mimlemek olur. Topu buyurulmaya burulmaya hazır elemanlar. Bunlar zil çalınca üç paraya anında milleşirler. Gong vurunca envaı çeşit milletten sığınmacıyla anında yerli ve millileşirler. İşletsel ilim bilim mekaniği...

 

Mıhı çıkmış dünya mili; gücü veya hareketi iletmek için kullanılan dairesel kesitli ve genellikle dönen parçadır, diye tanımlar. Kadir kıymet gaspı iyice açığa çıkınca, asrın millicileri derhal minali sürerler ateşe. Milvari versiyon palazlanır. Böylece tekrardan gözler minelenir, tekraren gözler millenir. Gözlere mil gönül gözlerine ayar çekilir. Seçim geçim bahanedir, ahval ve şerait resmen bu minvalde minarelenir...

 

Son seçim olmaması temenni edilen son seçimde, gözüne mil çekilmişler, lafta kadir kıymet bilenler, gönül gözü körler, ikiye bir çatladı kapıya zor yetişti. Şimdi suskunlar ama pek yakında makaralara aynı film sarılır. Jenerikte alayı hülya, alayı bela kutlanan filmin bilmem kaçıncı zafer haftası söner. Şu ulu şuurlu, şartlı şurtlu sayılan cumhurun dili illa ki çözülür. Yine en başta onlar ağlar sızlar. İşte o zaman, vakti zamanı gelince bu ortaçağ heveslisi mil çekili gözlere, gönül gözü körlere, onlara kananların, yanaşanların topuna kadir kıymet gösterenin çapına kirli çarkına. El ense göze parmak, aklına mıh...

29 Mayıs 2023 Pazartesi

TURİZM CENNETİNDE TUR BİNDİRMEK...

 

TURİZM CENNETİNDE TUR BİNDİRMEK...

 

Genel ölçekte seçim üçlemesine el varmıyor, gizliden dil söylüyor ama gönül dayanmıyor. Sıcağı sıcağına seçimin yaşattığı, turizm kenti yaşayanı olmanın çok ötesinde gözlerin kamaşması, ülkeyi karartacak bir tercih karmaşası. Aklı durultan gelişme, turizm cenneti el heykelli adada millet üç tur bindirdi balkon kıdemlisi adama. Ancak her şey lafta, yakında ayaklı borsanın dediği olacak günler kapıda. İki ayaklı seçim reel sektörü tam duraksattı. Bacasız sanayi turizm de beklentilerin çok gerisinde kaldı. Tam mevsimi olmasına rağmen belirsizlik dört bir yanda. Yaz, deniz, yayla, tarih, kültür, sağlık turizmine dair akıl ve bilim ölçütlerinde planlama olmadığından durum meçhul. Memleketin zengin turizm ve turistik ticaret potansiyeli gerçeğine sığınıp beklemekle olmayacağı da açık. Seçime endeksli tavırlanıp emek sarfederek Ada merkezli sandıklarda üçe katlamak da nafile. Çünkü ülke kan kaybediyor…

 

Seçim kritiği çok su kaldıracak kritik yaptırımlara gebe. Reel siyasete bir süre turist kalmak kaydıyla adayı turlamak en makulü. Karşımızda devleşen krize direnen, her yıl elli milyonun üzerinde turisti misafir eden bir sektör söz konusu. Ticari potansiyeli, yaklaşık elli altmış milyar dolarlık bir ekonomik girdiye sahip. Ekonomik kriz turiste kur farkı faydası sağlasa da turizmde fırsat yakalama imkanlarını da kısmen yok etti. Özellikle Avrupa'nın belli ülkelerinin çapraz kur kazanımlarından aşırı derecede etkilenmesiyle dış turizmin cazip hale geleceği düşleniyordu. Ancak şu cennet memleket turist akınından arzuladığınca ve yeterince yararlanamayabilir. Birkaç gemi o kadar. Gidişata göre komşu Yunan ve akdeniz ülkeleri yaz ve deniz turizminde yine bir adım önde gibi.

 

Seçim önü arkası turizmciler bile demokrasi ve özgürlük derdinde. Turizmde dünya ile başa baş olmanın koşulu ekonomik istikrar olarak görülüyor. Peki övünülen sağlık turizminde durum ne, akılcı sağlık yatırımları, teşhis ve tedavideki önderlik, geçmiş yıllar performansı avantajı devam ettiriyor. Gerek aracı firmaların ve gerekse özel üniversite hastanelerinin tanıtımları, tanıtımların uluslararası düzeyde ve çeşitli kanallardan artırılarak yapılması sektörün önünü açacak gibi. Sosyal medya, dijital tanıtım, özel konsept programlar yurtdışı eksenli olduğundan sağlık turizmi mutlaka hareketlenecektir. Yani el heykelli ada ölçeğinde el yordamıyla sürdürülen sektörde yaz turizmi desteğiyle istenen ivme kısa sürede yakalanabilir. Özellikle otel, butik otel, apartlar vasıtasıyla yeterli konaklama ve diğer lojistik hizmetlerle desteklenen sağlık turizmi konumunu korur, getirisi yükselir.

 

Seçim sonrası ülke genelinde, bölgesel bazda her sektör için yepyeni ve sıkıntısı yenilir yutulur değil bir dönem. Seçimin kazananına değişen dünyadan kopmadan, büyük işler çok büyük dertler düşüyor. Resmen kazanmak bazen kaybetmektir babında çözülecek babalar gibi sorunlar kucakta. O nedenle adalı olma vasfıyla önemsediğimiz turizmde pikten en dibe bakanlık düzeyinde çokuluslu koordinasyona ve özel anlaşmalara gereksinim var. Bunun için de başta dünya ile iyi geçinmek şart. Şimdilik ikili kutuplaşma yüzünden yurtta barış zedelense de dünyada barış şart. Anca yurtta cihanda barışı önde tutan bir politikayla, resmi özel kurumlarda demokrasi kriterlerini yükselterek sektörü hazır hale getirmek turizmi canlandırır. Ayrıca her çeşit bölgesel turizm de dışlanmadan küçümsenmeden teşvik edilmelidir. Çünkü turizmin geliştirilmesi, bölgesel ticaret ve sosyal yaşamı da yakından etkiler. Demokratik bilinci güçlendirir.  Bilinçlilik siyaseti ve ülkeyi…

 

El heykelli ada bazında içten seçim geçim genellemesi yaparak ve içtenlikli gözlemlere dayanarak turizmi ekonominin lokomotifi görmek çok normal. Elbette tarımın turizme heba edilmesi yanılgısı da yeni günlerde önemsenmeli. Hatta salt deniz turizmine bel bağlamak yerine, doğa, kış, dağcılık, mağara, termal, din, spor, kongre turizmi gibi çeşitlendirilebilecek her alanda turist çekebilen sistem dizaynına gidilmeli. Seçim güncellemeleri bir an evvel yapılıp bir kenara bırakılarak turizmi baş tacı gören yerel yönetim anlayışı üzerine kafa yorulmalı. Genel idari yapı adaya sorundan başka bir şey vermez bilinciyle yerel seçimlere bire üç katı performansla hazırlanılmalı. Var olanın yanı sıra farklı turizm alternatifleri bulunmalı ve turistlere sunulacak pozisyonda projelendirilmeli. Her türlü turizmde cazip seçenekleri bulunan turizm cenneti olma vasfı sonucu baştan belli seçimlere bırakılmamalı.

 

Elbette seçim ekonomisiyle gözlerden saklanan kriz ekonomisi turizm maliyetlerini de ağırlaştırmıştır. Seçim sonrası yirmi küsur yılın iktidarı artan maliyeti ortaklaşa yüklenebilecek bir ekonomik model geliştiremez ise bu yıl zor geçer. Döviz kuru nedeniyle doğan negatif etki giderilmedikçe, komşu ülkelerin turistlere sunduğu imkânlar ve fiyat aralığı eşitlenemez.

 

Görünen odur ki turizm sektörü seçim öncesi çok zorlandı, seçim sonrası daha çok zorlanacak. Belki hepten bocalayacak. Ama adalı, yarımadalı çıkış yolunu süreç içinde kesinlikle bulacaktır. En azından yerel yönetim seçimlerine dokuz ay kaldı. Her gün dokuz doğurmak yerine adanın turizm cenneti olma durumunu özverili girişimlerle güçlendirmek genel siyasete denge getirecektir. Ancak kontrolsüz sığınmacıları turizm kentlerine emek ve sömürmek maksatlı katmamak şartıyla…

 

Aksi halde genel siyaseti belirleyen yabancı güçler yerel ölçekte el heykelli adayı da gizliden istila eder. Sandıkları üçe katlama saltanatı üç vakte kadar el değiştirir. Veli olmaya da deli olmaya da gerek yok, işte birkaç aydır velvele koparılan asrın seçiminin belirleyici gücü yurtta cihanda bu taşıma oy avcılığıdır. O kadar…

27 Mayıs 2023 Cumartesi

POLİTİKA TACİRLİĞİ, BOŞ HAYALLER VE TERCİHLER...

 

POLİTİKA TACİRLİĞİ, BOŞ HAYALLER VE TERCİHLER...

 

Bilinen tarih sürecinde politikada kazananı daima ticaret belirler. Binlerce yıldır değişmez kuraldır, tacirin dediği olur. Bu yüzden sarsak politikacılar değme tacir statüsünde sürekli hayal satarlar. Zaten herkes az biraz hayal taciridir. Hayal tacirliği insanlık tarihinin en eski mesleklerindendir. Bütün mesele hayal tacirliğini de layığıyla yapmaktır. Ancak çoğunlukla yüze göze bulaştırılır. Hayal tacirliğinin en temkinsiz icracıları da politikacılardır. Politika tacirliği her dem bir yere kadar tutar. Vakti zamanı gelince topu tarih sürecinin bilinmeyenleri arasına kaydedilir…

 

Yıllar yılı seçim kazandığıyla övünenlere duyurulur, politikacılardan en albenili hayali satan veya en absürd hayale alıcı bulabilenler belli müddet tüm yarışları kazanır. Salt o yüzden politikada insanların beklentilerini öngörmek ve taleplerine yön vermek şarttır denir. Denir ama hiç uygulanmaz. Çünkü yerelden genele tüm politikacılar hayal tacirliğine soyunarak mevki ve makam sahibi olurlar. Gerçekleri yansıtarak değil. Kafalarda koltuk değerlenir. Genellikle de sözde adı ve namına politika yapılanların boş hayalleri bir güzel süslenir. Akılları hurafelerle doldurulur ve umutları süpürülür. Böylece idari manada olmadık suistimaller başlar…

 

Her yeni başlangıçta veya sona doğru öyle veya böyle çoğunluk ikna edilerek maddi manevi değerler tamamen elde tutulmaya çalışılır. Kayba dönük tasarruf adına üretilen, taşınır taşınmaz ne varsa kaşla göz arası özel veya tüzel kişiliklere geçer. Ansızdan azınlığın zenginliği doğar. Gelişen azgınlık ise yeni hayalleri besler. Ve hayal bile edilemez derinlikte besleme düzeni kurulur. Bu arada kuşkusuz geniş yığınların hayalleri hep yarım kalır. Kalsın varsın duyarsızlığıyla tepe yapanlar herkes için hayal kurmayı iş edindiğinden dem vurur. Ancak iş zamanla sarpa sarar. Ve düz yolda tökezlenir...

 

Aslında eninde sonunda yaşanacak olan işte bu kurgu kusurudur. Çünkü insanoğlu hayal kurdukça yaşar, kuramadığında ise nice zorluklar yaşar. Yine de sonunun nasıl olacağına bakmaksızın iyi veya kötü herkes kendi hayal dünyasını yaşar. Böylece en sona dek ayakta kalmak güncellenir. İşin gerçeği hayal kurmak hiç de kötü değildir. Kötü olan başkalarının birileri adına hayal kurmasıdır. Erk sarhoşluğundan hayallerin gerçeklikle bağdaşmaz uçukluğudur. Ölçüsüzlüğüdür. Neden? Çünkü insanoğlu bencildir. Hırslıdır. Açgözlüdür. Zorbadır. Tutulası öğütleri de tutmaz. İşte hayal dünyasını bozan bu doymazlıktır. Aç gözlü politika tacirlerinin hayal ötesi taca çıkmasıdır…

 

Bir kere bozukluk baş gösterince uyduruk hayallerden anında vazgeçilir. Veya bambaşka hayaller hiç nedensiz bir kez daha üç paraya satılır. Bundan sonrası için resmen boş hayaller yeni gerçeklik diye pazarlanır. Ve açıkça açıktan hayal ticareti başlar. Hayal tacirleri politika kazanını kaynatır. Böylelikle iflah olmaz biçimde, yine yeniden hayal tacirliğine soyunan politikacıların eline düşülür. Kurtulmak günden güne zorlaşır. Seçimler yetersizleşir hatta gereksizleşir. Gidişat at gözlüğü takanlar yüzünden tam da orayadır…

 

Nedense bu tip, sırf kendine tacir politikacılar aşırı sevilir, aşkla muhabbetle sayılır. Sayım döküm hileleriyle körü körüne desteklenir. Çapsızca edilen büyük laflara, görmezden gelinen gaflara ve boş lafazanlıklara itibar edilir. Hatta dışlanması gerekirken bu lakırdı kavafı, hayal taciri politikacılarla irtibata geçmenin, irtibaka dolanmanın, aile fotoğraflarına girmenin yolları aranır. Sonuç pikten dibe kokuşmuşluk, çürümüşlük…

 

Ham veya çürük yeryüzünün en kolay alınan satılan metasıdır hayal. Diğer yandan boş dolu aldırılmaksızın en çok talep edilendir. O nedenle canbar hayalistler, tacir politikacılar her fırsatta ham hayal satarlar. Bu öylesine bir satıştır ki hep kazanmak üzerine dalaveredir. Kibir sosludur. Ama bazen tam kazanacakken kaybedilebilir de. Veya kazanmışken dahi kaybedilmiştir. Ham hayaller, uçuk kaçık projeler, sığınmacı sığdırmalar, montaj filmler ve şatafatlı kampanyalarla desteklenir. Yerine getirilmeyenlerin yerine yeni hayal projeler vizyona sokulur. Tehlike kampanaları çalarken lüzumsuz kampanyalarda kamu kaynaklarının çarçuruna devam edilir. Edep yahu dedirtecek yeni hayaller satışa çıkarılır. Yani alan satan razı babında ticari politika düzeneğine hizmet edilir. Ama evdeki hesap çarşıya uymaz…

 

Ayrıca banal ve illetlik düzeyde düzmece imecelerle, ilelebet yönetimde kalmayı hayal eden hayal taciri politikacılar için devamlı yeni senaryolar yazılır. Hayalist politikacılar da rolünü uyurgezer halde oynar. Ana tema milletin saf ve temiz, maddi manevi duygularının istismarı üzerinden, lafta milli yerli pozda hayal taciri politikacıları ayyuka çıkarmaktır.  Ancak seçim geçim paralelinde unutulan kerevetine çıkıldığı gibi vakti zamanı gelince inildiğidir...

 

İş ilk etapta tutmayınca, final turunda hayale bile getirilmeyen ani sıkışma aklı sarar ve iniş korkusu başlar. Hayal taciri politikacılar ve tacir politikacılar ile taraftarlarının iftiracı hayalleri de tutmayınca hepten sıkışırlar. Terör tacirliği üzerinden aceleyle politika revizyonuna giderler. Bu da sonun başlangıcını hızlandırır. Yükü millete yüklenen yüksek hayaller bir bir açmaza düşer, yeni hayal taciri politikacıların da önü kapanır. Yani politik kısır döngü bu kez devam etmemelidir.

 

Aksi halde politika tacirliği, boş hayaller ve tercihler üzerine tur bindirme kamplaşması başka kara hayallere kapı aralar. Resmen karşı devrim süreci. Bu turda kesinkes kesintiye uğratılması gereken bu hayal tacirliği ve politika tacirliği, politikanın temeli olma haline tescillenirse milletin vay haline...

 

21 Mayıs 2023 Pazar

FUTBOLDA TEK TABANCA REJİMİ BİTECEK Mİ?

 

 

FUTBOLDA TEK TABANCA REJİMİ BİTECEK Mİ?

 

Futbol da güzel olacak gibi ama bu gidişle zor. Milletin kurtuluşunun mihenk noktası seçim sezonunda, faşizmin gölgesinde futbolu da orta çağ karanlığına çekecek proje teoride tuttu, pratikte tutmadı. Olan milletin parasına oldu. Memleket futbolu gelecek sezon da tek tabanca rejimi etkisinde kalırsa kurtulamaz...

 

Tümden suni kurguya direniş neticesinde, futbolda da iyi bir şeyler yaşanabileceğini Kanarya memleket gündemine soktu. Bir nebze de olsa altüst edilen moraller yakılan Fener sayesinde düzeldi. Sahada ve tribünde memleket değerlerine bağlılık ve sahip çıkış güncellendi. Muhalif tavır yüzünden gündem korakor mücadeleyle pozisyon pozisyon gerçekleşmesi dışına taştı. Memleketin en büyük takımı bu sebeple kaç şampiyonluktan oldu, sayı saymayı bilmek lazım. Biat etmeyişin ceremesini ilerde tarih yazacak. Bu dönemin tarihi illa ki yazılacak…

 

Hatta düşen takımların idari yapısının siyasal ağırlığı irdelendiğinde Kanaryanın sırf bunlardan en büyük darbeyi aldığı görülecek. Niçin aldığı netleşecek. Fenere karşı canını dişine takan bu düşkünlerin diğer paydaşlarına nasıl ve niçin kuzu kesildiği de anlaşılacak. Yani bu devrin deviricileri, futbolun çehresini de değiştirmek adına, futbolda her şey çok güzel olacak sinyalini yıllardır görmezden geliyor. Kanarya en umulmadık anlarda sırf bu yüzden sahaya çakıldı. Yok başkanmış, yönetimmiş, transfermiş, bu zaaf polemikleriyle izah edilemeyecek bir durum sözkonusu. Kim ne derse desin iktidara muhalifliğin faturasıdır ödetilmeye çalışılan...

 

Futbolun fıtratında bu var bile denmiyor artık. Çünkü ayan beyan ortada her şey. Bir kez daha futbol tanrısı, siyasal iktidar ve muktedirin toplama takımları yol kesti. Yıllardır can siperane mücadele eden Kanaryaya yine geçit verilmeyince çok gecikmiş şampiyonluk hevesi yine çimlere gömüldü.

On yıllardır söylenip durulan top yuvarlaktır ve maç sahada kazanılır resmen tırpanlandı. Sonuç itibarıyle futbolda hayata geçirilmeye çalışılan proje, projenin sahibine, takımına ve mihmandarlarına karşı, geç de olsa maratonu göğüslemek gittikçe zorlaşıyor.

 

Tıpkı ikinci tur seçime hazırlanan ülke muhalefeti gibi. Bu pazar çarşı pazar karışacak. Ülke siyaseti ve futbolu on yıllardır içten içe, ele geçirilen kalelere bir yenisini ekleyecek veya eklemeyecek kararını verecek.  Kale içten fethedilemedi. Kale düşmedi ise şimdilik. Fener yakıldı, yerden göğe haklı isyan yarımadaya yayıldı. Bu kez milletin cebinden apartılanlarla kurgulanan zihniyet kaybedecek mi kazanacak mı işte o belirlenecek. Masa başı oyunlarla bertaraf edilme girişimleri ve olası skandallar, var yok arası şaibeler ortadan kalkacak mı devam mı edecek işte o oylanacak. Yani her şey projeciler lehine mi güzel olacak, ya da bir tılsım değecek herkes için her şey çok güzel mi olacak oişte o belirlenecek.  Yani Tek tabanca rejimi her şeyden elini eteğini çekecek mi? İşte seçim bu seçim…

 

Başta mevcut iktidar, muhalefet, federasyon, hakem komitesi, war, her düşünceden her inançtan taraftar, ortak bir hedefe kanalize edilip kilitlenirse Millet hakkının gaspı palazlanmaz. Eğer karşıtlık cephesi daraltılırsa daha çok acılar çeker ülke futbolu. Hak yerini bulmaz. Batıl kazanır,

Tek parti, tek tabanca rejimi futbolu da kurduğu hegamonyaya hizmete tabi kılar. Futbolda profesyonellik ve sportmenlik tarihe karışır. Yani futbola siyasi darbe yapılır. Ve bundan sonrasında sanki futbolda her şey çok güzel olmaz. Kafa kulüpler bile alınır satılır. Belki de istenen gizliden budur.

 

Ve çıkar birileri ‘Faşizmin Gölgesinde Futbol’ diye bir kitap yazar, alavere dalavereleri bir bir kayda geçirir. Ama iş işten çoktan geçmiş olur. Futbol ölür, yaşasın fitbol…

18 Mayıs 2023 Perşembe

TEK TABANCA REJİMİ BİTECEK Mİ?

 

TEK TABANCA REJİMİ BİTECEK Mİ?

 

Adı net koyulamayan Partili Cumhurbaşkanı Rejimi, Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi vb. rejiminin başı için seçimde ikinci tur. Başındaki bir yana bu öyle bir idare biçimsizliği ki ana mekanizması kurullar, başkanlıklar, ofisler, danışmanlardan kurulu. Baştan sona bürokratik ve teknokratik karmaşa. Devlet içi kaos. Çünkü hepsi tek tabanca başkana hizmet ediyor. Bir tek ona sorumlu, kalan dünyaya dümtek sorumsuzlar. Yani her daim başkanın dediği oluyor. Resmen tek tabanca rejimi...

 

Bu rejimde ne işe yaradığı muamma meclis de var. Bu baypas edilmiş meclise vekil için seçim ilk turda bitti. Yapılanlar edilenler, mekanik mühür basmalar, çuvalların değişimi hatta ıslak imzalı tutanaklar garabeti kimsenin umuru değil. Nedeni açık, Meclis dediğin nedir ki yüzyıllık koca gazi meclis tek kelimeyle gazi, "feshettim" denir işlevi biter. Yani yetki tek tabanca Cumhurbaşkanı'nda, Sarayda, Çankaya’da...

 

Rejimin sağlaması yapıldığında da hesap bir türlü tutmuyor. Sağlamlaştırmak için her gün yeni bir kurul kuruluyor. Danışmanların uzmanların haddi hesabı belli değil. Sallasan rejim sallanıyor. İşe gelmediğinde veya akşamdan sabaha akla takıldığında bakanlıklara bağlı bir başkanlık daha saraya bağlanıyor. Her yeni gün bir başka yeni ofis açılıyor. Ve hepsine de iktidar partili beslemeleri yerleştirmeler. Partidaş kurumlaşma girdabında ağır kusurlar ise sümen altı. Yani devlette devamlılık tarih oldu oluyor. Dönüş olmaz ise rejim kaosun kaosuna gebe. İşte bu ikinci etap seçimde adaylar değil son kez resmen tek tabanca rejimi oylanacak...

 

Partili Cumhurbaşkanı hemen bir yıl içinde yayımladığı otuz yedi Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle kendine sayısız kurul oluşturdu veya bağladı. Bazıları; Ekonomi Politikaları Kurulu, Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu, Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu, Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu, Sosyal Politikalar Kurulu, Yerel Yönetim Politikaları Kurulu, Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu, Sağlık ve Gıda Kurulu, Hukuk Politikaları Kurulu ve Yüksek İstişare Kurulu vs. Kanunen bağlı değil ama tökezlemeyi önleyecek yüksekten bağımlı Yüksek Seçim Kurulu var. İşte bu ikinci tura kalan seçim bu kurulların hemen bir yıl içinde kusurlarıyla orantılı tedavülden kaldırımını güncelleyecek. Bu seçim tek tabanca rejiminin terk edilmesinin ilk adımı olacak...

 

Ayrıca yıllar içinde bakanlık yetkisindeki birçok başkanlık da geceden sabaha başkana bağlandı. Yetinilmedi bazı yeni başkanlıklar da kuruldu. Göbekten saraya bağlanmış başkanlıklar yığınla; Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığı, Devlet Arşivleri Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, İletişim Başkanlığı, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığı, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı, Savunma Sanayi Başkanlığı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı, ekonomiyi belirleyen başkanlıklar vb. Diğer yandan bir yılda birçok ofisler oluşturuldu. Başkanın en yakınında çalışan bu ofislere de parti kadroları yerleştirildi. Totalde oval ofis düzeneği, iktidar partili düzlem. Parti öncelikleri doğrultusunda rant kapısı projeleri yöneten bir işlevsellik. Bu ofisler; Yatırım Ofisi, Finans Ofisi, Dijital Dönüşüm Ofisi, İnsan Kaynakları Ofisi vb. İşte bu ikinci tur seçim yazı veya tura diyecek ve bu ucubeliği ya siyaset mezarlığına gönderecek ya da başına püsküllü bela. Tek tabanca rejimi ya tarihe karışacak ya da tarih yazmaya devam edecek…

 

Bu arada kayda geçmeden olmaz, yıllar içinde tüm kuvvet komutanlıkları da Partili Cumhurbaşkanı’na bağlandı. Militarist güvence tek elde. Terfilerde tek yetkili tek tabanca Başkan. İstediğini istediği üst rütbeye veya tenzile amir. Jandarma ve Sahil Güvenlik dahil. Yani bu tek tabanca rejiminde tetiği daima Partili Cumhurbaşkanı çekiyor. Kurumsallaştırılan kurullar, başkanlıklar, ofisler ve danışmanlar ise resmi sivil her alanda racon kesiyor. Hedef kolaylaştırıcı pozisyon sihri zamanla büyütecek veya küçültecek. İşte mayıs ayı sonundaki ikinci tur seçim, adı sanı belirsiz bir idarenin var edilmeye veya yok edilmeye çalışıldığı seçim. Seçimden öte bir seçim…

 

İkinci yüzyılın ilk seçimini, ikinci tura kalan bu tarihi seçimi muhalefet kazandığı takdirde her şey çok güzel olacak sözü veriyor. İktidar kazansa da kaybetse eski tas eski hamam, askıda ekmek. Yani hakkında yalandan güzellemeler yapılan tek tabanca rejimi daha da güzelleşecek mi? Yoksa tek tabanca rejimi bitecek mi? Yetki millete geçecek mi? İşte bütün mesele bu…

12 Mayıs 2023 Cuma

AKASYALAR AÇAR…

 AKASYALAR AÇAR…

Her mayıs akasyalar açar salkım saçak gümüşi
keskin zeka küpleri tek renk gece zifiri.
Uzatılan zeytin dalı yeşeriş tonlu daniska sırımlı
yaşlı gözler atlas patiskadan seçilmiş masmavi.
Hüzünle dolmuş göz bebekleri gölgeler büyür
allı yeşilli coğrafya sus pus günbegün küçülür.
Suç ortağı komplimanlar sarmalında asri millet
seçim geçim tikeline kompradorlar tekeli
dört bir yan kaygı bulutu doğal afet.
Zurnada peşrev olmaz tek arzu var zulada
hak hukuk adalet ve asalet…
Bu mayıs akasyalar açar salkım saçak güneşe
ak asalara yaslanmış politika doymaz güreşe
polisi takıntılı ve kusurlu tikası suçbaz kıvamlı
politikos emri vakiyle hırslanır vaktinden önce.
Önce de sonra da acı hayat korusunda yağma
vakti gelince yurttan sesler korosunda yoğun tını
günceden güncel bir eser ‘akasyalar açarken’ çağı.
Bu mayıs akasyalar bir başka açar güne geceye
sarıklı bol sanıklı saraylarda pür telaş.
Boş mezarlıklarda kırmızı başlıklı rüya
hayasızlara hayırsızlara hayalet korkusu
desteciler balyalamış dünyayı kilitli kasalara
yoksul besteciler sıkışmış keman teline bedavaya.
Mızraplanan yaylanan şarkı hep o bilinen şarkı
aslı nesli arabesk makamlı olmayanı…
Bu mayıs akasyalar salkım saçak açmasın garezi
gizlice ayarlanmış maraz bileylenmiş makas
ak asalar can havliyle cilalanmış
pencerelerde haziran mücevheratı yangısı
yonca yapraklı sevdalarda yirmi dört ayar sancısı.
Makastar boş durmamış sır perdesini aralamış.
metruk kentler sallandıkça salalar halal kılınmış
peş peşe kerbela sonrası aşıklara aşura çorbası.
Şunun şurasında ne kaldı ki izmsizler bileşimini çözmeye
şura kurulur kurulmaz engellenemez dinleti dillenir
Kırklar ocağında kıyımsızlık demlenir.
Kısır döngü erken dökülmeler hesaplı hesapsız ayrılıklar
Kıyası hazır veciz sözlerle burun direğini sızlatır.
Notaların ahengi sözlerin uyumu sıralı listeli anlamı
şarklı olmayan şarkının usturupluca uyarısı
dehşetengiz korkutur uğursuzları tutanaklar ıslak imzalı…
Bu mayıs akasyalar açar salkım saçak bahar kamplarına
kristal kriz kıvamında dökülür kalp ateşi sahillere
sert damlalar şeffaf pembemsi şemsiyeleri deler
yığmaca yağmacı tayfa bahar yağmurlarıyla ıpıslak.
Sarı sıcak tarlalarda yakut güneş altında averaj
yakıcı ve sıcak markaj kırık sabanlı imaj farkı.
Toprakla yakın temas göğe yücelmek anı
kompartımanlara yüklenmiş aykırılığın giriş çıkış faslı.
Giriş taksimi nefesli sazdan toptan raydan çıkmak ayı
anılar geç anlamalar kandırmacalar anlaşılmaz dozda
kumpas kurulmuş çok önceden şimdi bozulmuş sanki…
Bu mayıs akasyalar açar salkım saçak güç odağı
ak kuleden minarelere muhtemel çağdışı çağrı.
Suç ortağı çil çil çiseler kilise çanlarında çınlar
ayaz vurmuş şamarını şamdan içeri alev rengi tüter.
Avuçlanan mahsül sokul yamacıma birleşelim meramı
merkezi daralış uçak motoru gibi lav fışkırtır
aklı karalı kurumlu tuşlar makamı kendiliğinden vurur.
Dahi piyanist sıkışmış ecel diline cakası bam teline
haziranı beklerken melodiyi çıldırtır sihirli eller…
Bu mayıs akasyalar salkım saçak saçılır gök kubbeye
melankoli ayıracında ayrıcalıklı naralar yutulur.
Komplimanlar limanında narı cehennemlik suç ortakları tutulur
koca millet meçhule giden gemiye mendil sallar.
Bir mendil ki allı yeşilli ipek iple işlenmiş
aymazlığın alameti kan kırmızı bir küçük nokta
arkada fon müziği nota nota ciğere nakşedilmiş.
Gizliden pembe kan tüküren beste bestekarına ağlarken
ay yüzlü ak sütlü melekler diyarında bir mahmur çiğdem
akasyalar açarken gül desteler sinesini ak asalara dayamış.
Vakti geldi bu mayıs dinecek yürekleri tekleten sızı
yaylı sazlar eşliğinde on yıllardır beklenen meşhur şarkı
Derdo 'kanı kaynar kanıma, akasyalar açarken…' salkım saçak
bir kaçak vardı her şey ona yasak bu mayıs yasak savacak…

11 Mayıs 2023 Perşembe

ATEŞ ÇEMBERİNDE KIVILCIM...

 

ATEŞ ÇEMBERİNDE KIVILCIM...

 

Ateş çemberinden atlamış çocukluğum

çocukluk işte hem de bir hayli korkusuzca

ne ateş çemberiydi ama çocuk yutan alazlı devasa.

Ateşin çevresinde dön baba dön hop içinden

kızıl kıvılcımlar ceplerimde

ateş ki içinden dışarı dıştan içeri alev topu.

Anlatması da anlaması da zor şimdi

mazi taklitleri ateşli taklitçileri öyle çok ki

yıllar sonra som altından somyalarda mumya hepsi.

Mum karası geceyi bölen acı bir çığlık duyduğumda

kulağıma kulağıma fısıldar çocukluğumun sesi

hey çocuk ateşi hemen söndür…

 

Kar kokusu hissederim baştan kara gecelerde

kan rengi bakır kazanlar kaynar kör sabahlara

lıkır lıkır içerim içten dışa büyüyen kenti.

Gözlerimde büyür tutulamayan yeminler

ayrık otları bitmiş tarlanın tam ortasında

ayrılığın gözüne atlayan çocukluğumu beklerim.

Ateşlere düşesi aklım ne depremler yaşar bakar şaşarsın

dönüp anlatamayacağım ne döngüler var okur anlarsın

kör kuyuda kar kokusu var her gece.

Gecelerce sürgünüm saplantılar diyarındaki taş duvara

bir ateş duvarından atladım havada aynı korkulu hayal

ne acayip bir şey bu aşk velakin yine sevdalandım…

 

Ilık ılık içiyorum kapı köşe gölgeleri uzayan kenti

gözümde bir başka bu gece hep ayni sempatizanlık.

Sanki çocukluğumun neşesi sura üflenen ilk can nefesi

artık her yarı aydınlık gecede kan kokusu hissederim

esrik duygulardan eskimiş gecelerden kalma…

 

Teksir makinası bildirilerimi basıyor gecelerce

şiirsi tüm bildirimlerim yoğun ateş altında.

Takır takır tarıyorum düşleri düşüyorum ateşin içine

aklımın çeperinde dıştan içeri küçülen kent.

Eylül ortası yakmış canımı hep eylül ortasıyım

aç gözlülüğü affetmek yok gerisingeri dönüşü de

çöküşler baştan savma ateş çemberi hep aynı.

 

Ateş çemberinden korkmadan atlamış çocuğum

biliyorum bu kent sözünde durmayıp adam astırıyor

kuruyor tezgahı duru insan azdırıyor.

Sehpayı hemen kur diyorlar kuruyor

yık diyorlar yıkıyor yok et diyorlar yok artık.

Göz bakamaz yürek dayanamaz haykırışlara

can pazarını gözetliyorum her gece

can bazları özlüyorum cambazları gözlüyorum

haz denizinde boğulmuşum naz her zaman her yerde.

 

Cunda adasında yolunu bekliyor ateşin oğlu

cunta revoları evleri basıyor gecelerce

canım burnumda revolverim patlamıyor nedense

sessizliğin kıyısında teker teker toplanıyorum.

Tepeleme toplanıyoruz başı kıçı oynak kentte

ateş altında uzuyoruz hain kentin kuytularına

hassas uzuvlarımızı yakıyor suni ateş kıvılcımları

onikiden vurulmuş ateş çemberinden atlayan çocukluğum…

 

Bu kent sözünde durmayıp salt kendine tapıyor

Allahsızlık baş tacı.

Direniyorum kâinatın kara kör duvarına

mektubumu evren puluna yazıyorum her gece.

Gördüğüm yerde altıpatların tetiğine basacağım kesin

manot ateş yanığı gecelerde hep ardını kolla.

Bu kent sözünde durmayıp kolpa evrene tapıyor

Allahsızlık başköşede.

İlan tahtası boynumda geziniyorum

kanlı kar kokusu burnumu sızlatıyor her gece.

Gecelerce hep ayni korku çocukluğumdan kalma

geceyi bölen bir süzme siren duyumu uzaklıktayım

sitemlerdeyim site kentte sitemkarım.

Arım karım kararım ateşe savrulmaktı savruldum

ateşin çevresinde döndüm döndüm ve atladım

öyle anlaşılıyor ki anlatabildiğimce anlattım...

 

Bir ateş çemberinden atlamıştım gençliğimde

pek kolay değildi hayatta kalmak kaldım

içten içe yandım kor ateşler içtim gecelerce.

Yangın yeri kentlerden geçtim yolu sonladım

Derdo yağlı kement hala boynumda uslanmadım.

Mazeretim çok yıllar yılı kavgalıyım maziyle

Erliğim ateş çemberinden atlamış çocuk yüzünden…

8 Mayıs 2023 Pazartesi

ÖMÜR ADAMLIĞI

 

ÖMÜR ADAMLIĞI

 

Ömür boyu sanılanlar da küsurata takılır

an gelir kofti adamlık düz yolda tökezler.

Ömrün son demi kesin mizan denkliğidir

hayatın rengi izan mizan çakışması.

Çatışmaların özü medeniyete ulaşma meselesi

yoğun çaba illaki ilim irfan açılımı

elden dilden gelen hepsinden birazcık

gez göz arpacık ve adacan bir adacık...

 

Kuşlusuna hapsolmuş uçarı ömürler

ömür adamsın birader babında öykünülecekler.

Öbürküler salt ölgün ömre hizalanmışlar

bir ömre bedel hızem hazırolda hızara çekilmişler.

Gelmiş geçmiş gitmişler ömür sağanağında

kritiği el yakar koyu kıvamı beyin.

Bari krizlere mana korkuya muamma yüklenmesin

Ötesi berisi ‘adam adamdan korkmaz, utanır.’

öyle bilinsin.

Zoru gördüğünde sıvışanlar ademden sayılsa da

mücbir sebep yağlı yaban tohumuna para sayılmaz…

 

Ömrüne bereket minik bir kızçe düşümde

Deniz mavisi uçan balon elinde

düşüncelerimde balon patlar kızçem düşer korkusu

en kötü anıları bir kalemde unuturum.

Adam sende deme sakın adım sende saklı unutma

ölmeden adam kazandı maskaralığı hiç unutulmaz.

Ömrü vefa etmez aykırılıklar yutulur uyutulur

bozulan hayat lüksüne adamın utku nutku tutulur…

 

Punduna getirilen yanlışlıklar sınırında

haddi hududu aşanlar tahta kurulur.

Bir sınırdır geçilir bir kerelik hırsıyla

uğru çulsuzlar mavi atlastan çul çullansalar

salınıp yiten hayatın içinde yine çulsuzdur.

Adam adamdır olmasa da parası pulu

eşek eşektir olsa da define adası.

Paketlenmeye ramak kala yalandan adamlık forsu

adam farklılaşması devrinde ömre son fasıl

alışılması uzun sürecek yıkıcı bir salgında

silaha meraklı solgun eşkâl belli belirsiz oyalanır...

 

Atadan armağan at avrat silah manidar anane

kıyası kısası zor anıların yalımı günbegün depreşince

gözlerimi kaparım vazifemi yaparım pratiği amenna.

Ömür dediğin şey kurusıkı patlama kurgusu

öbür adamsıların aklında geçici rahatlama

bazen beyliği şeytan doldurur şeytan üçgeninde

manyetik paravan dalgalanmalarına kapılmaz ömür adam.

Temize çeker karalamasız silintisiz kazıntısız

elde kahır kabzalı çakaralmaz Fransız onlusu.

Namlusu mermisi ekşi maya ekmek hamurundan

ekmek teknesinde düş kırıklığı yoğurur ömür adamlar.

Öbür adamcıklar rastlantısal ayrıntılarda gizli şeytan

akıl hücreleri dizilirken yayı sert şarjöre

ömürler sürülür namluya akıl almaz diriliş başlar…

 

En vazgeçilemez anlarda tetik boşluğu alınır

dava ömür adamlığı ile öbür adamsıların kavgasıdır.

Kaosta simetrik ve sistematik taarruzlar milim kaymaz

hedefe kilitlenir akademik boşluk kalıbını yırtar

dizgesel rahatlığa sığınışlar her an sağlığı bozar.

Disipline edilmiş yalınlığa yalnızlık eklenir

gez gör dolaş yekûnu adacan bir adacıktır...

 

Denizden içeri dağların ardı kör nefes

mendeburlara her şey dünyalık kapmakla özdeş

ömür boyu sürmez hiçbir şey küsurata takılır.

Ismarlama alem hayranlık duyulan ömre mendirek

ata yadigârı belde önde kara gölge kovalamacadır.

Son yolcu kaynar içten içe ömrün son deminde

bekler çelik tellerle ciltli adamlığın kitabı elinde.

Okur kitabın tam ortasından gür sesle

kara korsan vasıfsızlar adacık yolunda tökezler.

Gün gelir adacan adacıklar da denize gömülür

kuşlu adacıklar mavi atlasa denizler okyanuslara.

Adamsılarla adamcıkları kara toprak bile kabul etmez

Derdo ömrüne bereket ömür adamlığı gönül bağına defnedilir...