11 Ocak 2023 Çarşamba

SARI YAĞMURLUK

 SARI YAĞMURLUK

Duvalı duvarda paslı çiviye asılı
sıcak küllerinden doğan kor bıçak benliğim.
Atıp kırıp döktüğüm hayat denizinde
sarı yağmurluğun tam yanına…
Tarihin sararmış yapraklarına dipnot
söz var öz yitirir söz var baş götürür
söz akımı söz üstüne söz.
Kan kırmızı koltukta koca gövdem
görülesi bir avuç köz
kucağımda kül rengi çıplak dağlar
göğsümde çatlak gök gürültüsü
siyah beyaz fotoğrafta bir çift mavi göz.
Hendekte ölmemiş şehlevent
sarı yağmurluğu sırtında…
Çok yıl var ışık akısı kırılalı
idam fermanı paslı çiviye asılalı
acı izleri hala derin hala yakıcı.
Baştan sağma baş sallamalar sarmalında
açmazlale çıkmazında nice balyoz günler
boğazını sıktığım şehalem kader ölmemiş
soluğu zehirli sarmaşık.
Şah kırılmış ucuz kalem kırılmış
sarı yağmurluk suratlı davada…
Göğe çivilenmiş paslı bir yağmur
sırılsıklam pasak dünya.
Dinmiyor sabahlara yağan ızdırap
günceye çivilenmiş karartma geceleri
deli gönül ölüm penceresi
sarı kadife perdeleri ıpıslak.
Ölüm akısı benden beni kayırdın
kopardın benliğimden şahbazı.
Aynalara gizlediğim suretleri koruyamadım
sarı yağmurluk kayıp kadük rastlantıda…
Kan ürperten günlerde pis bir yağmur
hava günlerce kapalı bilinç açık
hayret ne sen kaldın aklımda ne sesin
demek asıldığım gün duyamayacağım nefesini.
Çatmaya çakılmış o melun paslı çivi
paslı çiviye takılı kayıp zamanlar
asılmış hayatımın baharı
sarı yağmurluğun tam yanına…
Derdo tek suç var sarı mavi duyarlığı
bir suçlu varsa eğer
paslı çiviye asılı yeşil yağmurluk…

10 Ocak 2023 Salı

TİRYAKİ KAPISI KRAYZİ

 TİRYAKİ KAPISI KRAYZİ

Kapıyı zorladı krayzi yalçın
Kumlu Eduardın sahile kondurduğu tektekçi
salaş meyhana Samatyanın
Arnavut kaldırımına sağır demir kapısını.
Tipi boran zor attı kendini yerden içeri.
Masalar uzun dar çıpıldak
çiçekli muşamba kaplı her biri
Dışarıda kar sepeliyor eşikten içeri har
Kokusu defne yaprağı ortam kırmızı nar
krayzi yalçın tiryaki kapısından içeri…
Gelmişi geçmişi geleceği tiring
tiril tiril yine kravatı lastikli
yaka cebinde büyükçe bir mendil.
Dijital efektli orijinal zaman ölçer sol bileğinde.
Kırçıl saçlarının briyansı ambiansa gökkuşağı
kemer kapı masanın müdavimi
gökkutbu davalısı krayzi yalçın…
Gürlüyor sıkıldığında kıydığı pos bıyıkları
siliver aslan parçası tahta bacak pinokiyi
kafafakiyi tablayı muşayı muşambalıyı
lütfen Paşabahçeli uzun inceyi
kaplan gözlü hemen barbunya pilaki
barbun tava otuzbeşlik soyka
benden herkese mısır ekmeği Arnavut ciğeri.
Tanrı misafiriyiz şampi Attila ile birlikte
bendeniz krallara terso krayzi yalçın
ağız dolusu gülüyor fer fecir gözleri…
Gümüş alaşım enfiye tabakası parmak uçlarında
çürük manzara kokuyor diplomat elleri
sağ el kuytusundaki mentolü çekiyor burnuna
şaşkın şaşmolozlara inat arada bir fırklatarak.
Her zamanki naif birleşik hikâye anısı
Garipsenir ilkin babaç tiryaki
atınca sek votkayı bir vuruşta
fetheder görklü gönülleri er vakit.
Çarpınca duvara bitik dubleyi nezaketle
tak tak takdirlenir krayzi çavuş oğlu.
Çetin çetrefilli tanışlık kırk elli yıl
gönül dostluğuna yakışır ağır sıklet ağıt…
Kadife dirsekli ceket cepleri gizli kasası
lastik damgalı kağıtlar doğalman kartpostallar
rosvari kürklünün derin keselerinde
birinci marka altın kaplama Avrupa köstekliler.
Geçmiş zaman taciri krayzi yalçın…
Hayat kritiği kürdan cebine boca ettiği krokide
mangıra ulaşmadan hangara uğramadan ölünmez
ustadan el almadan uslanılmaz.
Tam ayaklanacakken akıl sılaya
Davudi sesli bızdık bızlar
Kızıl oratoryo sarkar atıl atmosfere.
Hızlanır kapı dışarı kıvrak notalar
yaz denizi sahil şeridinde hazlanır
bize her yaz yazık ki sonbahar.
Krayzi yalçın daha çok anlatılası…
Urumeli garajından yolculadığım gün bugün
yıllar var kulekapı açık kaldı
Kumlu Eduardın sahildeki tektekçisi tiryakisiz.
Yalçın kayalıklara vurdu kekrek anılar
Kiraz kalesinde hapis krayzi yalçın.
Derdo bugün açık görüşe çıktı yapayalnız…

CAMDAN DİYAR

 CAMDAN DİYAR

Camdan kuşlar diyarını anmak
yar başa bela.
Zehirleyici iğneler
zer zır çırpıntılar
asyatik arabik curcuna aroması
ve boşa geçen zaman.
Otu topu oval dairenin içine
zehir zakkum hava tamama erince
siyasetnameler şeffaf sandık içine.
Dertest edilmiş mavi cam küre.
Cam kırıkları kanatıyor yüreğimi...
Camdan kalpler diyarını anlamak
yare eksik veda.
Karabasan kovanına uzak şehirlerde
aşktan nemalanış makbul ve mubah
zaten Deniz bitince tez ayrılık.
Öylesi bir bitiş ki
klasiklere taş çıkartacak denli aykırı.
Cam kırıkları kasıyor yüreğimi...
Camdan çamlar diyarını anlatmak
yaren dibi delik kova.
Kozalaklar in hin din merkezli
resmi kripto kristalizasyon.
Sürümlenen larvalara reçine korkusu
ve kaçınılmaz hazin son.
Resimli tarih kitaplarında anılar fora
kitabın forsu yelkenliye forsa.
Teorik birikim çağması
isli kandiller ve yağlı urgan.
Cam kırıkları kesiyor yüreğimi...
Camdan biblolar diyarını annaklamak
yare yar dilsiz diva.
Canlar camlar damlar buz kesmiş
çiğ tutmuş çimenlikler
tecrit edilmiş fillere tepişmelik arena.
Ortaya ayta vurgulu arya.
Nece densizliklerle sırlı gökler civarı.
Tipik tematik düşkünlük
toptan modern toplum bilinçsizliği.
Cevval hayatı putlaştıran
havaya çizilmiş uçan daireler.
Cam kırıkları yaralıyor yüreğimi...
Camdan seraylar diyarını anlamlandırmak
yaraya yırtığa zikzak yama.
Sokma akıl bir adım desenli kumaşla.
Yakılanan uyusal kullanım periyodlu
lokal uyuşukluk.
Kıta Avrupasına yakın sahil kesimlerinde
dışarı taşıyor yeomanlar can havliyle.
Cam kırıkları yağmalıyor yüreğimi...
Camdan kubbeler diyarını anılamak
yar yaren sonsuz cefa.
Edepli ediplere beyin ölümü.
Derin deren şairlere kısmi felç.
Billur bedenlere felekten kefen.
Kızıl ateşte silisli kum eriyor.
Cam dolapta ergican ergiyor
Cam kırıkları tekletiyor yüreğimi...
Camdan duvarlar diyarını anıtlaştırmak
yarr bana bir eğlence es kaza.
Silistreyi duymayan cam bedenler
buz cam duvara son sürat.
Andır kalsın süzme anılar
anıdır kalsın tuz buz suret.
Kararıyor aklımın cam küresi
cam kırıkları dağlıyor yüreğimi...
Camdan yar camdan diyar
yardost cam cama can cana.
Yaşamak ya da yaşamamak
verilesi evirilesi zor karar.
Cam bıçak şah damarına dayanana
Derdo karınca kararınca diren
Cam kırıkları son nefes yüreğime...


9 Ocak 2023 Pazartesi

ATEŞTEN DÜŞLER

 

ATEŞTEN DÜŞLER

 

Duyduk bir kere

ateşe değdi aklım

değme kıpkırmızı kor oldum

eriyorum.

Renkli rüyalar ergenliğinden bugüne

ateşten düşlerdeyim

birim binim varım yoğum.

Her yaz başı yüzleşeceğim sanrısal dizgiyle

sonra sonbahar vurgunu sararacağım.

Kılavuzsuz kanatlanamayacağım bir daha belki

ateşten düşler diyarına

olsun varsın…

 

Donduk bir kere

bacaklarıma dolanır aykırı sahneler

kıpkırmızı yüzüm

şelale gibi dökülen saçların göğsümde sır

son nefesime nefes ekler.

Ateşle okşayacağım bal göğsünü

bir daha yanmamak üzere sakınacağım özümü.

Eskisi gibi olmayacak düşlerim artık biliyorum

kan kussam susacağım.

Kıpkırmızı bir meydan okuyuşla ta zirveye kadar

parmaklarım düğümlenecek bedenine.

Bir aksilik olmazsa eğer

senelerce buz ve ateş bir kadın esintisi

savrulacağım.

Haz denizi kızılca kıyamet ateş

kara düşler ergenliğimden ağarmış saçlarıma

uzar da uzar en kadın…

 

Dolduk bir kere

soluğu nane kekik yareni dağlar.

Ateşe düştü aklım

kıpkızıl bir alem oldum

yanıyorum.

Hey gidinin ateş düşkünleri

Su perisine satsınlar yarınlarımı

eriyen yarımı…

 

Doyduk bir kere

bir dünya başım

ateşe boğuldu aklım

fırdöndü dünya durdu.

Ateşten düşler ayıracında ayıldım.

Derdo yol oldum yordam oldum

yoğun alacaya ışık hızı yolculandım…

6 Ocak 2023 Cuma

VİŞNE REÇELİ KAVANOZU…

 

VİŞNE REÇELİ KAVANOZU…

 

Kavanoz dipli dünyaya sunuat

vişne reçeli tadında tek tadımlık bir yer

erketede hır gür savan arı boğan.

Sahipsiz fısıltılar diyarında sonbahar seheri

boş ev bacalarında kükürtlü duman.

Vişne çürüğü tabanlar işte oracığa damlıyor.

Çolak kıyılarda kızıl kalker mercanlar

kutlu tepelerde kusursuz koşturmaca

köşe kapmacayı bozan çolpana çul azgın sis

penceresiz karavan albız kara zindan

aksak kasnak kulak veriyorlar arsız şelaleye.

Kimi kovalıyor bu örtülü koşturmaca kimleri

Kavanoz dipli dünya hased haset fal false…

 

Vuslat vişne reçeli vişne şerbeti tadında bir hayat.

Vasat güzellikleri sarmalayan kah kahkahalar suskun

Eşsiz fındık bahçalarına sıvışıyor keskin ürpertiler

şehri tutuşturan şeb şebab o nazlı süzülüşler yaman

Deniz boyu sere serpe incir yaprağı tazesi derman

kinci bozgun abandıkça dağlara sağılıyor belirsizlik

mansap manzaraya çullanıyor bereketsizlik.

Umudu öpülmeye hazır sızlanışlara yükleyiş ilk taktik

dev gerildikçe kavgayı zamana bırakış tercihi taklit.

Dört dönmek bıktırmış kargını

aklı fikri sokmuş akrep kaygısı

pambuk basma entarisinin düğmeleri açılmış memleketin

şehirlerin şahı soluk soluğa sonsuza mimli.

Sondan bir evvel musmutlu soluk ten gözler mermi…

 

Sahayı kuşbakışı yırtan sahipsiz sahanlıkta

aklın dudağını öper vişne çürüğü başaklar

utangaç kaçırmalarla yaşar yaşını başını sevgililer.

kutsal vişne reçeli tadında sevi

yarı tanrısal düşler işittirir bir nevi

eşsiz yükseltileri usulca dişleyen özgürlüğü özleyiştir.

Sırı dökülmüş aynaya bakıp geleceğini kim bilir…

 

Kavanoz dipli dünya

özlü özendirici öğütlere uymayanlara

vişne reçeli tadında bir tadımlık hayat sunar.

Söze göze aldananları ayva göbeğinden öper

hasata yakın gece gündüz kurvatur.

Zehir dolu damarlarda birikenler bitlenir

kötü niyetli meltemler mahreme birlenir

hasıraltı edilir has altın bütünleşmeler.

İkiz tepenin arasında şairane kayboluşlar

görkemli kestanenin sıcağında fındık özü özlem

kuytakları güneş ışıltısı oylumlu dişilik

çırılçıplak çınlayan özüne kök inancı yapışmış soyluluk

kübik kavanoz dipliye betimes betimlenir…

 

Vişne reçeli tadında sahipsiz fısıltılar diyarında

Tanrı laneti bulaşmış yosma şehir aşkları

kızıl otsu gelincik tarlasına yuvarlanır.

Alyuvarları kızdıran oburca delirişin resmidir

Islak sarı saçlardan sır damlayan ıssızlık

çağdışı çağlayan çığlıklar ve kimsesiz yoğunluk

ümitsiz yarınları kurcalayan alt yazılı vahşi nidadır…

 

Vişne çürüğü ayak sesleri yeniden diriliş hazzında

kırılgan bedenlerde tatmin olmuş kıpraşı

matem marmelatı sıvanmış yanık yüreklere.

Ayıplı aldırmazlıklar barınıyor barınaklarda

işler tatlıya asla bağlanmaz bağlanmadıkça

yoz yakınlaşmaların gediğine ekşimiş vişne reçeli.

Oyalı boyalı göğsü bal sıkılganlık başköşeye ece

eceli önceleyen vişne çürüğü tabanlar tek hece…

 

Bükte kör kuyu ağzına oturmuş müstehcen fıkracı

gün ağarana ansıyor anlatıyor gelmişi geçmişi

güncesi tek kelime tab taban tabanca

gelecek örgüsü sürgüsü çelik çomak.

Ansıtaç büklüm büklüm zincirinden boşanmalar.

Fıkara fıkracı bir parmağını bandırmış vişne reçeline

diğer parmağını daldırmış oynakça tüten dumana

amansız boşluğa kaldırmış avuçlarını bük bükat

Son deminde ömür tam sınırda takat

fakat fındık dalından damlar kuruyor vişne büküne…

 

Güce gider elbet

kavanoz dipli dünya kava kavad alem

sahipli sahipsiz fısıltılar diyarında elem.

Kale düşmüş kadem basmış kalemi

gelgit divanında oynaşanlara tadında vişne reçeli

duşmana soğuk duş vişne reçeli tadında benzek.

Gün gelecek helbet dibi ışıldak kavanoz patlayacak

Derdo dolmalık kovan topluyor yol yolak

geç olsun güç olmasın sonata

vus vuslat vişne reçeli tadında güverecek…

 

3 Ocak 2023 Salı

BİR MEMLEKET İSTİYORUM, EKONOMİSİ BATMAYAN…

 

BİR MEMLEKET İSTİYORUM, EKONOMİSİ BATMAYAN…

 

Bir memleket ki ekonomisinin mikrosu makrosu dışa bağımlı ve belki de salt bu nedenle enflasyon canavarıyla bir türlü baş edemiyor. Bu arada sözde döviz kuruna ayar çekmek için milyar milyar dolarları da bir güzel uçurulmuş. Yönetsel mekanizmanın memlekete has bir ekonomi politiği olmadığından her kaos hiçe sayılmış, az buçuk aklı olanın asla yapmayacağı çok ciddi yanlışlıklar yapılmış ve ekonomiye resmen dip yaptırılmış. Batmaya ramak kalmış ama hepsi dış mihraklı. Evet dışa bağımlılık her sektörde ayyuka çıkmış ama her sorunun dindarlık ve bir takım kindarlık içeren argümanlarla geçiştirileceği sanılmış. Böylece içeriden dışarıdan istikrar martavalı ve şifa bulmaz aymazlıkla memleket ekonomisi istikrarsızlığa sürüklenmiş. Sükseli tüm kurumlar duyarsızlıkla tahrip edilmiş. Öyle böyle değil uygulanan acayip ekonomi modeli modelsizliği yüzünden, daha vakti zamanı gelmeden sistem çökmüş. Velhasıl yeni yılın, yüzyılın yılının ekonomi politiğe giriş parolası bir memleket istiyorum, ekonomisi batmayan olacak gibi...

 

Bilmeyen yok aslında, bu memlekette on yıllarca küresel dünya, global ekonomi ve büyük sermayeye entegrasyon hevesiyle ekonomik batışın eşiğine gelindi. Lira rekor düzeyde değer kaybetti. Sanal rakamlarla gelişen ve büyüyen memleket ekonomisi profili çizilerek büyüklere masallara sığınıldı. Mucize yıkılış, elde kalan ne varsa, pazarlasan ne fayda, satsan ne kar eder babında ertelenmeye çalışıldı. Dünyada ve bölgede yükselen yıldız olunduğu heyecanı, politik ve jeopolitik baskı cenderesinde ucuz jandarmalıkla sonuçlandı. Politik erkin bu hale nasıl gelindiği hikâyesi de tutmayınca resmen dibe vurdu. Ama memlekette hala masallara ve hikâyelere inanmaya hazır hiç de azımsanmayacak bir kesim var. İşte ekonomisi batmayacak bir memleket istemenin karşısındaki engel bu gerçeklik…

 

Halbuki ekonomiden az biraz anlayanlar şimdi, ekonomiyi gerçek ekonomistlere bırakarak düzeltilmesinin yıllar yılı süreceği noktasında birleşiyor. Sahibinin ağzıyla konuşmak istemeyenler de gün gün artıyor. Bunlar yavaş yavaş memleketin her şeyde dışa bağımlılığını ve özgün yönetilmediğini üzülerek söyleye duruyorlar. Açıktan açığa birbirlerine düşüyorlar. Söylenen Merkez Bankası kısa ve uzun vadeli borç istatistiklerine göre, eğer hiç yeni borçlanma yapmasa bile seçime kadar epey zorlanacak. Hatta yıl bitimine dek yaklaşık şu kadar yüz milyar dolar vadesi gelecek dış borç ödeyecek. Memleketin kamusu, özeli borç pergelinde kıvranırken çember daha da genişleme eğilimli.  Ata deyimidir; “Borç namustur.” artık durmak ve durulmak gerek. Öyle atı alan orayı burayı geçer aklıyla hareket edip, reel borcu yüz milyarlarca doları aşmış memlekette, hala ‘Borç yiğidin kamçısı’ demeye de artık yürek ister. Çıkar birileri de bir memleket istiyorum, ekonomisi batmayan der geçer.

 

Yüzyılın yılında ilk çeyrek, sınırsız sömürü, vahşi sömürü sarmalında seçime endeksli. İkinci çeyrek seçim sonuçlarına göre son on yıllarda üçe dörde katlanmış iç ve dış borç, kapatılamayan cari açık kıskacında. Üçüncü çeyrekte ilk iş olarak tedbiren Merkez Bankası’nın zorunlu faiz artırımı yerine iktidar iradesiyle faizle dansa devam edilirse diğer tüm işler sarpa sarar. Valse geç kalınır. Dördüncü çeyreğe gerek kalmaz, sonuç gericileşen memleket, gerileyen memleket ekonomisi...

 

Yüzyılın yılında ihracat rakamlarıyla övünmek yerine acilen ithalat maliyetlerini düşürmek gerekir. Bu düşme, üretim ve yatırım maliyetlerini de düşürür. Reel sanayi ve yamalı bohça ekonomi rahatlar. Ayrıca tüketim harcamaları da düşük döviz kuru sayesinde bel bükmez. Üretim belli bir seviyede tutularak ve sürekli artırılarak artık değer üretir. Piyasalar keseye fazla dokunmaz. Açık veya gizli devalüasyona da hiç gerek kalmaz. Böylece anlaşılmaz biçimde, bildik bileli Amerikan parasıyla ifade edilen milli gelir de yükselmiş olur. Cari açık azar azar kapanır. Sanayi yatırımları ve teknolojik yenilenme hızlanır. Üretim tasarlanandan fazla artar. Hatta ihracat fazlası verilir. Ve üretim getirisi eşit oranda paylaşılır. Pek gerekmese de memlekete yabancı sermaye girişi de başlar. Yurtdışı piyasalar, türlü sebeplerle çalkalansa da büyük emperyal sermaye batsa da içeride Amerikan parası kuru yükselmez. Dövizler ayni kurdan işlem görmeye devam eder. Küresel krizler memleketi teğet geçer ve Millet döviz altın benzeri enstrümanlara gerek duymadan güvenle sadece lirayla tasarruf eder. Birikim yapar. Helalinden zenginler.

 

Olanlar olmayanlar tümü demokrasiden bir haber zihniyet ve komple hâkimiyet yüzünden. Memlekette demokrasinin demosu bile yoksa durum mevcudun ötesine geçemez. Dövizi, doları demokrasi düşürür. Tüm sorunların kaynağı memlekette demokrasinin işlemeyişi. Demokrasinin olmadığı bir yerde hiçbir sorun çözülemez. Dünya gerçeğidir, diktatörler ülke sorunlarını değil, sadece kendi sorunlarını çözerler. Kör gözlerin gördüğü, sağır kulakların duyduğu ve sığ akılların bildiği şeydir bu bizzat yaşamak gerekir.  

 

 

Yaşadıklarından ders çıkaran tam bağımsızlık yolcusu olarak, ekonomik masallara, asalı masalı sadece üst akla sahip üstatlar bilir yalanına kanmadım.  Asla iç dış mihrakların dediklerine, önerdikleri kökten göbekten dışa bağımlı ekonomi politiğe inanmadım. Onların tasavvur ettiği, pik dip batağında böyle bir memleket istemedim. Kendi yağıyla kavrulan bir memlekete hasretim ve açıkça bunu istiyorum. Dışarıda böyle memleketler var. Bunca dış bağımlılığı görmezden gelerek onlarla laf olsun diye inatlaşmak, sonucu baştan belli yarışmak, havadan üstünlük taslamak yerine bir memleket istiyorum diye başlamak, ekonomisi batmayan diye bitirmek lazım...

 

 

Yeni yüzyılda yüzyılın yılında mücbir sebeplerle bile ekonomisi asla batmayan bir memleket istiyorum...