24 Nisan 2020 Cuma

NİSAN 5


MİLLİ EGEMENLİK...
Tarih boyu hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir millet, tek bir nurla beslenir. Milli egemenlik; "Milli Egemenlik öyle bir nurdur ki; onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur"...
Ve eşsiz bir millet...
Eşsiz bir kurtuluş harbi; "Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette olması ile mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir."
Ve Milli Egemenlik...
Milli egemenlikte; "Millete efendilik yoktur, hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisidir..." Efendisiz efendilik...
Efendisiz bir dünya; "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir"...
Milletindir, milletindir, milletindir...
Ve milli görev; "Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin, mesuliyetine ortak olur..." Ortaklık senedine tahammül göstermemekte, Milli Egemenlik gereğidir. Yanlışlara ortak olmamakta...
Değil mi ki; "Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir..."denilmiş. Hem de tam yüz yıl önce...
Ve memleketin güzide çocukları. Çocuklar...
Hayatı başarmanın mihenk taşıdır çocuklar. Yarının büyükleri; " Büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımı ile meydana gelir"...
Milli egemenlik için mücadele...
Mücadele. Mücadele sürekli ve yılmadan; "Türk milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azimle, yeni bir devlet kurmuştur. Bu devletin dayandığı esaslar, tam bağımsızlık ve kayıtsız şartsız milli egemenlikten ibarettir."
Onun için her zaman ve her yerde sürekli mücadele; "Bir çok güçlükler ve engeller karşısında bulunduğumuzu biliyoruz. Bunların hepsini inceleme ile gayret ve iman ile millet aşkının sarsılmaz kuvveti ile birer birer çözüp sonuçlandıracağız."
Milli Egemenlik tek şart. Şartı şurtu şu; "Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir."
Çünkü; "Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz" asla...
O yüzden mutlak hakimiyet milletindir. Diğer yandan bilinmeli ki; "Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen Milletler başka milletlere yem olurlar."
Tıpkı yüz yıl önceki gibi...
Yüzyıl önce ve yüzyıl sonrası için de milli egemenlik kıblesi besbelli; "İstiklal, İstikbal, Hürriyet, Herşey Adaletle kaimdir..."
Milli egemenlik eşittir: İstiklal, İstikbal, Hürriyet, Adalet...
Yoksa...

TARİH YAZILDI...
Tam yüz yıl önce bu vazgeçilmez topraklarda, tarih yazıldı. Topyekun. Tek bir düsturla; "Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz, yaşamayacaktır." Salt Hürriyet için...
Çünkü bu millet asla esirlik kabul etmeyen bir millettir. İşte bunu unuttu emperyal dünya. Unutanlara; "Milletlerin tarihinde bazı dönemler vardır ki, belli amaçlara erişebilmek için maddi ve manevi, ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı doğrultuya yöneltmek gerekir." Anımsatıldı...
Kutlu tarih anca böyle yazılır. Yazıldı...
Yüz yıl sonra, çok yazık oldu dememek için kulak vermek gerek büyük kurtarıcıya. Kutlu kurucuya; "Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir nitelik alır."
Uzunca zamandır nitel şaşkınlık. Nicel dağılmışlık. Sanki nicelik niteliğe kazanınca hakikat biraz kaydı. Tam bağımsızlık şiarıyla yazılan tarih ve tarihi yapanlardan bir kısım uzaklaşma perçinlendi. Bu gidişle per perişan günlere istikamet kayması yaşanması da muhtemel...
Oysa tam bağımsızlık; "Tam bağımsızlık denildiği zaman doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır demektir" denilmiş. Tam yüz yıl önce...
Demek ki ilelebet var olmak için, tarih yazanlar ve tarih yapanların, devrimci yolundan asla şaşmamak lazım...
Tam yüz yıl önce söylenen ve yazılan gibi. Bir daha çaresiz dönem yaşamamak için; "Bir millette özellikle, bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz olur." Savına sarılmak lazım...
Yani tam yüz yıl sonra, yeniden tarih yazılacak boyutta bir gerileşmeyi, bu vazgeçilmez topraklar yaşayabilir diye kesin uyarıyı dikkate almak lazım...
Topyekün imha dönemini öngörme basiretini...
Peki Ata'sı gibi tarih yazacak, tarih yapacak yiğitler çıkar mı? Çıkar...
Çıkar çünkü; "Bizim başka milletlerden hiçbir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz çalışkanız. Yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz..."
O nedenle son yüzyıl içinde tarihi yapanları yok sayarak, tarih yazanları, yazılan tarihi, büyük destanı yok sayarak bir yere varılamaz...
Hele tarihçi koltuğunda oturup, çarpık sallamalarla tarihi ıskalatanlara da kanmamak gerekir. İnanmamak lazım gelir. Hele tarihi yazdığını sanarak, tarih yapanlara ve tarih yazanlara dil uzatanlara hiç. Ve asla...
Ismarlama tarihçilerin tek korkusu; "Türk çocuğu, ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır..." Korkusu...
Çünkü o kuvvet tarih te yazar, tarih te yapar...

TARİHİ YAŞAMAK...
Tarih doğrudan sapmaz. Eğilmez, bükülmez. Tarih hiçbir zaman; "Bir milletin kanını, hakkını, varlığını inkar etmez." İnkârcılar tarihi bilmeyenlerdir. Veya işlerine öyle gelenlerdir. Tarihte örnekleri çok. İçteki düzenbazlardır...
Hani dönemi yaşamak, tarihi yaşamak denir ya asıl mesele odur. Yaşamadan sallamak ise salaklık ötesi ve dönekliktir...
Bu yanardönerlerin topuna ezcümle; "Bu millet kılı kıpırdamadan, dava uğruna canını vermeye razı olmasaydı, ben hiçbir şey yapamazdım." Cesaretidir.
Tarihe, tarihi ve çarpıcı bir not daha; "Arkadaşlar, devrimimiz Türkiye'nin yüzyıllar için mutluluğunu üstlenmiştir. Bize düşen onu kavrayarak ve takdir ederek çalışmaktır."
Ve o kutlu tarihten, tarihi yaşayanların özyaşamlarından ders çıkarmaktır...
Tarihe, tarihi bir ders notu daha; "Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları, yorulsanız bile beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar."
Yorulmadan, yılmadan, usanmadan tarihi yaşamak ve tarihi var edenleri yaşatmak. İşte bütün mesele bu...
Nasılı yok, şöyle; "Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin dünyasına onlarla kavuşacaksınız."
Binbir dalevara çevirerek, tarihi yozlaştırmak değil, bizzat tarihi yaşamak gerekir. Tarihle iç içe bugünü yaşamak...
Çünkü; "Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az yedi bin senelik bir Türk beşiğidir"...
Öyle eşiğe beşiğe masallar ile tarih yazılmaz. Tarihi yaşamak böyle olmaz. Ayrıca tarihi yaşamak asla kendine mal etmeden yaşamaktır; "Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir"...
Diğer açıdan tarihi yaşamak kendini bulmaktır. Duygusuz, bulgusuz aslını, kendini inkar eden tarihini de inkar eder. Ve bağımlı hale gelir.
Oysa tarihi yaşamak; "Ben yaşayabilmek için kesin olarak, bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden bağımsızlık bence bir hayat sorunudur." Diyebilmek ve mücadele etmektir...
Kimin için değil, herkes için, hem de hemen şimdi özgürlük, hürriyet ve tam bağımsızlık...
Çünkü; "Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz..." Bilmek gerekir.
Kurtuluş tarihin içinde saklı. Kurtuluşa kadar Ata'nın yolunda. İzinde...
Tarihten asla silinemez iz ise şu; "Tarihi yaşadığımız gibi yazdık. fakat geleceği Cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır..."
Tarihle sabit gerçeklik ise emanete hıyanet olmaz. Olur sa...
Formun Üstü
Formun Altı

VATAN KAYBI...

Bir zaman gelir, sokma akıl, kofta fikir durur; "Canımı kurtarayım derken, Vatan kaybedersin." Vatan...

Ağır ağdalı, konuşulduğunda ise hep vatan aşkı, millet sevdası. İş icraata geldiğinde ricat. Hep bir mucize hevesi, mucize bekleme. Kurtarıcı aranma. Ve sadece kendini ve efradını kurtarmaya çalışma. Her türlü doğru tavrı ise mukavemet sayma. Muhalif gösterme. Talih değiştirecek tarihe sırt çevirme.

Çağdan çekinmeden lafta dini vazifeler gereği gevreme. Gevşeme. Sık sık gömlek değiştirme. Asla ve kata değişmeme ve değiştirmeme. Hep aynı kalma. Oysa "Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir." Daha fazla hürriyet…

Bu, vatan kaybı çok canlar yakar. Kaybın kazanımı da; "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıhta bütün vatandır" denilerek Vatan eylenmiş, bu vatan. Evrensel eylemlilik ise; "Son erkeğe, son kadına dek mücadeleyle" sürdürülmüş. Cephelerde süngüleşerek kutlu bir zafere imza atılmış. O güzelim insanlarla. O güzelim imzayla. Namı değer...

O nedenle can, mal, mülk derdinde olmadan; "Vatanın müdafaasına iştirak, şiddetli istekle vuku bulan vatanperverliktir." Diye tarihe kazınmış macera. İşte aslolan mucize budur.
                                                                                                          
Mucizevi biçimde haritada hatlar üzerinden karşılıklı kuvvetler yığılır. Mühim zamandır. Mühimmat ve erzak gerekir. Umut Kağnılar ve kadınlarla gelir. Donan çocuklarla. Temennilerle. Eldeki Tayyarelerle. Şiar Kurtuluşa kadar savaş...

Vatan kaybı ecnebi haritalar üzerinde muhtemelen çok evvelden belli. Yerlilerinde ise belirsizdir. Daha muharebeler devam ediyorken sınırlar çizilmiştir. Harbi istemezlerden, cephede çarpışmalar sürerken içeriden alt üst eden bombardımanlar. En kötüsü. En haince. Hayırsız tayfa. Mandalanıp canını kurtarmak isteyenlerin umumi taarruzu. Vatan ne ki. Ne gerek. Sünepe iman tahtası. Ve silah cayırtısı.
                                                                       
Gölgeler büyürken, yükselen marşın uğultusu vurur zamanı. Yükselen inancın neferleri. Ve bir zaman gelir mezalime direnç, Vatan kaybını önler. Öyle ki "Milleti ve vatanı için özgürlüğü ve egemenliği için özveri..." gösterenler yeni bir vatan kurar. Göstermeyenler ise canlarını bile kurtaramazlar. Çünkü "Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener." Bu keskin inançla Vatan kurtarılır. Nice savaşlar kazanılır. Yani "Egemenlik verilmez alınır"...

Baştan sona bin bir çile, son anda tek hamleyle, vatan kaybedilemez...

Değil mi ki; "Zafer, zafer benimdir diyebilenindir. Başarı ise başaracağım diye başlayarak sonunda başardım diyebilenindir". Kutlu zafer gerçekleştirilir.

Beklenmedik bir zamanda, bildik inançla gelir zafer; "Gerektiğinde bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet, Elbette büyük bir geleceğe layık ve aday olan bir millet..." olur. Vatan kaybını bilenlerin, bilimle yaşayanların kabiliyetidir bu kutlu çıkış. Var oluş.

Yani tarih kayıp vatandan, Vatan yaratanları yazar. Unutmaz; "Tarih bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr etmez.” Yazıklar olsun unutanlara ve inkâr edenlere.

Çünkü Vatan kaybı sokma akıl, kofta fikirle bir anda olur. Yani her an, her zaman canımı kurtarayım da ne olursa olsun derken hem candan hem Vatandan olunur.

O yüzden unutmamak gerekir; “Bu millet tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Türk milletinin geleceği bugünkü evlatlarının doğru görüşü, yorulmak bilmez çalışkanlığı ile büyük ve parlak olacaktır.”

Ey Türk Milleti, unutma savaş kaybı, zafer kaybı arzuhalcilerini. Unutma. Bunların peşin satıcılığı; Vatan kaybı.

KORDONBOYU...

Kordonboyu ve yedi düvelin virüslerine karşı koyanların anısına...

Kordonboyu lacivert kara. Işıltılı yakamozlar yüzüyor Ege'de. Pencereler rengârenk. Kırmızı beyaz. Mavi atlas ıslak ve sıcak.

Efzon kuşatmasından bu yana tam yüz yıl geçmiş. Efradı adide denize dökülmelerinden bu yana. Samanyoluna yükselen o kalın puntalı istikamet ise hiç unutulası değil. Tabela tam bağımsızlık. Not defterlerine kaydedilmiş anılardan bir demet, istiklal...

Harlanan Helenizm İstilası. Emperyal saldırı. Tanığı ve sanığı ise Egemen Dünya...
                                                                                                     
Tarihi misyonun ilk limanı Kordonboyu.  Binyılların düşmanlığının yegâne sebebi. İzmir. İzmir arafta. Lafta müdafaa-i Avrupa. Şaik şaibe Şarki Akdeniz'den Ege'ye, Boğazlar yoluyla Karadeniz. Yani Anadolu'yu mümkün olduğu kadar minyatürize etme rüyası. Sehpayı devirmek, kordonu çekmek. Osmanlı'dan arta kalanı boylu boyunca denize gömmek.

Ancak heves tutmadı. Emperyalist plan geri tepti. Direk Grek denize döküldü…

Pervaporation zırhlılarından Kordonboyu’na çıkartılmış kolordular,  kutsal ilan edilen, takdis bekleyen havadaydılar. Çabucak hava değişti, aslına döndüler. Çok acımasız bir role büründüler…

Tehditkâr bir vınlama yayıldı Anadolu’ya. Ama Anadolu tınmadı hain uygulamaları. Ağırdan Anadolu içlerine dek ilerledi iç karartan kuşatma. Hak hakikat uyanıldı. Hakkıyla Kutsal İsyan. Hal niceydi. Niyetlenildi. Per perişen ayaklanıldı. Ve kutlu mücadele geri püskürttü hellenic istilayı. Yedi düvel kuşatmayı. Gerisingeri. Geldiği yere. Kordonboyu’na gönderdi onca gam kasavetten sonra işgalci milletleri.

Tek tabanca peşine düşüldü, ımperialistic cüretin...      


Ahali Kordonboyu'nu kaplamış Gazi'yi görme derdinde. Maiyetini kucaklama gayretinde. Kadifekale’de Albayrak...

Geride kalanlara hayıflanıldı yürekten; 'İzmir iyi de ah ah... Selanik...'

Kordonboyu zafer alayı. Kordonboyu'nda gecikmiş imbat zamanı. Martılar canhıraş çığlıklarla düğün ediyorlar. Rıhtıma vuran mutedil dalgalar kara sevdalı. Vatan aşkı. İskelede Kurtuluş damlacıkları. İsli lambalar istikamet veriyor. Efeler zerre zerre Karşıyaka'ya…

Karşıyaka'ya doğru dağılıyor heyelan. Efeleniyor zeytinlikler. Yayılıyor zeybek havası. Kordonboyu'nda gösterişli karargâh. Etrafı renkli güneş şemsiyeleri altına sığınmış matmazeller. Mat bakışlı fesli beyler. Pasajlar paşalarca sarılmış. Sarıklılar, melon ve fötr şapkalı levantenler. Kosmopolitan kurtuluş…

Bir zamanların Konak istikametine doğru. Tam işgalden kurtuluş anı. Anadolu ile bütünleşme heyecanı. Ağır zulmün boğuluşu. Kozmopolit sevinç. Gümüş sırmalar saçılmış Kordonboyu’na…
                                                                                                           
Pek hayra alamet değil. Konak Mahallesi'nden dumanlar yükseliyor. Ansızın başlayan büyük yangın. Yenilginin ardından çıkarılan. Alevsel sarsıntı. Yalazı Kordonboyu’nu da vuruyor. Alev canavarı yutuyor cümle civarı…

Bir zaman evvel işgalci zırhlılardan Kordonboyu’na çıkarılan kolordu artıkları, kaçarken yakıyorlar İzmir’i. Her şeyi. Kordonboyu hiç unutmadı o yükselen alevleri ve kesif dumanı. Ve kutsal gaza ve biricik Gazi’sini. Unutmadı…

Duman oldu yedi düvelin virüsleri, tam yüz yıl önceydi. Duman edenlerin anısına...

Hiç yorum yok: