9 Aralık 2018 Pazar

GÖBEKLİTEPE; ÇÖKÜŞ VE DOĞUŞ…

GÖBEKLİTEPE; ÇÖKÜŞ VE DOĞUŞ…
 
Yirmi küsur yıl evvel göbeğini kaşıyan adamlar memleketinde, kendi yapay dünyası dışında olan bitenle pek alakası olmayanlar cennetinde, din sarmalından kafasını sağaltamazlar cehenneminde; on iki bin yaşında evrene bir giriş kapısı, bir göğe çıkış tüneli, paralel dünyalara açılan bir sırlı pencere, başı yıldızlara değen bir yolculuk güzergâhı, taştan bir ruh deliği bulundu, ‘Göbeklitepe’de.
 
On iki bin yıllık, Göbeklitepe dikilitaşlı tapınaklar kompleksi sayesinde kimilerine göre ‘Dinin doğdu yer’ kimilerine göre ise mevcut ‘Tüm dinlerin çöktüğü yer’ ortaya çıkarıldı. On iki bin yıl öncesinden insanlık tarihine ve teolojiye tutulan fener daha yeni yakalandı. Bu tarihi keşifle insanlık tarihi bilinenden daha erken zamanlara yaslandı. Teolojik açıdan ise erkeğin üstün tutulduğu bilinenin ötesinde bir tapınma biçiminin olabileceği gerçekliğine ulaşıldı. Ve kozmik doğum ile insani gelişim bir anda yön değiştirdi. Bilinenlerin yeniden çek edilmesi gereği doğdu. Bu arkeolojik tespitin mevcut dinlere kaynaklık edip edemeyeceği sorgulanmaya başlandı…
 
Göbeklitepe yaklaşık üç yüz metre çapında dairesel bir alan. On beş metre civarında bir yüksekliğe sahip. Yine bu alan binlerce yıl evvel yaklaşık beş yüz bin metreküp toprak, taş, tortu gibi maddelerle doldurularak gömülmüş. Sanki bu tapınma kompleksine düzenli bir gömme işlemi uygulanarak veda edilmiş. Böylece binlerce yıl diri kalması ve korunması sağlanmış. Kutsal değerler bu yöntemle bu günlere aktarılmış.
 
Göbeklitepe, Neolitik döneme ait belki de yeryüzü din inancının ilk tapınma merkezi. Tapınma merkezi çünkü daha çevresinde yerleşim alanları bulunamadı. Şimdiye dek bölgede yirmi tapınak belirlenmiş ve dokuzu gün ışığı ile buluşturulmuş. Bunlar boyları üç ila yedi metre arasında değişen T şeklinde dikilitaşların bir düzene göre dizilmesiyle, etrafına eni bir metrelik duvarlar örülmesiyle oluşturulmuş yapılar. İlk aslanlı yol örneği de burada mevcut. Anıtlarda ve devasa heykellerde kullanılan kireç taşı ise en yakın iki kilometre uzaklıkta. Ve cilalı taş devri yaşanması dolayısıyla maden metal aletler yok, sadece çakmak taşından olanları var. Yani taşın taşla, yontulması,  kesilmesi ile kurulmuş tüm sistem. Çakmaktaşı kaynağı da bölgeye yüz kilometre uzaklıkta.
 
Göbeklitepe işaret ediyor ki insan merkezli bir dinsel model kurgusu var, on iki bin yıl evvel. Belki de daha evvelinden. Tapınaklar iç içe iki elips daire biçiminde. Ve içteki elipsin ortasında yüz yüze ayakta duran insanı temsil eden altı yedi metre yüksekliğinde iki T sütun var. İnsanları temsil eden T sütunların ağırlıkları kırk ila altmış ton arasında değişiyor. Sütunlara vurulduğunda düşük titreşimli tınlıyorlar. Ve civarına yerleştirilmiş irili ufaklı heykel ve daha küçük T’ler mevcut. Heykeller hep erkek. Ereksiyon halindeler.  Sadece bir tane ve altı bin yıl öncesine ait olduğu saptanan kadın figürü bulunmuş. Çıplak, memeleri yere kadar, kafası ters kalp şeklinde, cinselliği açıkça hicveden bir figür. Taşların ve insan figürü sütunların üzerine kabartılmış veya oyulmuş akrep, tilki, boğa, yılan, yaban domuzu, aslan, turna ve yaban ördeği figürleri yapılmış. Görseller animalist ve eril. Tapınaklarda on iki kuralı geçerli. En içteki daireye giriş noktaları yok. Ancak su tahliyeleri var. Tıpaları mevcut. Mabetler sıvı geçirmez bir tabana sahip. Ve doğuya göre eğimli. Yıllar içinde tabanlar kireç tozu ile de sıvanmış. Buranın suyla doldurulup göğün ve yıldızların aksinin izlendiği yönünde iddialar da var. Yani göğün yeryüzüne indirilmesi bir şekilde tasarlanmış. Veya göğe erişme yolları aranmış. Veya arınma maksatlı kullanılmış.
 
Ayrıca bunca sistematik kompleksi inşa edecek bilgi ve yeteneğin nasıl edinildiği hiç belli değil. Bu tapınakları kurabilmek için gereken iş gücünün nasıl organize edildiği tam bir muamma. Ama kominal paylaşım eylemliliği içinde olunduğu düşünülebilir. Tahmin edilen küçük klanların birleşerek veya birleştirilerek büyük yerleşik toplumlara dönüştüğü ve çalıştığı akla yakın. Özellikle yük taşıyabilecek hayvanların, diğer hayvanların ve bitkilerin evcilleştirmesi de kolaylaştırıcı bir etken olarak görülebilir. Hatta yüzlerce genetik varyasyonu bulunan buğdayın atasının da burada yetiştiğinin ortaya çıkması yerleşik hayata geçiş açısından çok mühim.
 
Hele ki cilalı taş devri kabile dönemlerini yaşayan insanlığın, Göbeklitepe’de aralarında beş yüz yıllık zaman aralığı taşıyan bu muazzam tapınaklar dağını niye ve nasıl kurduğunun izahı şimdilik mümkün görünmüyor. Belki tepede sürdürülen kazılar devam ettikçe neolotik döneme ve insanlık tarihinin o ilk evrelerine ait çarpıtılamayacak denli kesin bulgulara, sağlam kanıtlara rastlanır. Ve bilinen birçok şeyin arka yüzüne ulaşılır. Bilinenlerin aslında öyle olmadığı anlaşılır. Tarih yeniden yazılır.
 
Göbeklitepe özelinde bakıldığında üzerinde uzlaşılan temel gerçek insanların bilinenden çok önce yerleşik yaşama ve tarım toplumuna ulaşmış olduğudur. Yazıdan tam yedi bin yıl önce. İnsanlığa ışık tuttuğu bilinen tüm medeniyetlerin binlerce yıl evvelinde. Bulgular doğrultusunda tahmin edilen bu erken geçişin dinleri doğurmuş olabileceğidir. Ya da din gereği bu geçişin yaşanmış olabileceğidir. Bir başka açıdan değerlendirildiğinde ise insanların bundan çok önce, on iki binden de on binlerce yıl öncesinde kurumsal manada bir dine sahip olabilecekleridir. Yani daha avcı toplayıcı dönemlerinde kutsal ritüeller için tapınaklar kuran insanlar olduğuna göre dinin çok önceden geliştiği de düşünülebilir. Yani insan doğaya hükmettikçe din kalıplaşmıştır denilebilir.
 
Ya da Göbeklitepe’ye bakılarak Tanrıçaların reddedilişi, Tanrıların ölümü ve Tek Tanrının doğumunun başlangıcıdır tezi savunulabilir.  Göbeğini kaşıyan adamlar memleketinde Göbeklitepe’de göğe yükselen T sütunların ise yeryüzüne ve gökyüzüne atılan değişmez makrokozmoz imza olduğu.
 
Veya çöküş ve doğuş kapsamında hiçbiri…

Hiç yorum yok: