5 Kasım 2019 Salı

KASIM-1


SOKAKBAŞI
Şan olsun diye Şam’dan olmak, şamtatlısı kıvamında ağdalı günlere geçici konular düşünmektir…
Hayat kimin peşinde olunduğu bilinmeden gerilimli sokaklara taşır bazen korkak kovan adımları. Sonra bir hayalsi kımıltı belirir karanlığın homurtularından. Her sokak başında her yol ayrımında bilinen kopkoyu gölgeler. Kafanın içinde zar zor duyulan karmaşık sesler. Öylesine uzaksı mırıltılar ve fısıltılar. Sonra anlaşılır her şey. Sonradan alışılır. Zorla.
Zamanla uçar adımlarla geçilir korkaklık Köprüsü. Tam azıtacak tozutacakken garip bir kendine geliş faslı gerçekleşir. Surlar desteklenir. iştah açıcı bir deneyim sonrası yine bilinmeze yolculuk başlar. Yine sokaklar.
Hep kuşatılma ve hep kurtuluşu göremeyiş. Derin sorgulanmaya neden nefes darlığı. İmdat yok asla. Gece karanlık, gene karanlık. Gene anlık telaş.
Sonra bir köşeye saklanıp klişe dönemleri kolayca geçirme komedisi. Hayat bu…
Hayat bu bazen yolundan başka yollara sürer yolcuyu. Başkasının yolunda ikinci yaşamlara yaratılan yalnızlığın az bilinir ama çok öğrenilir sokaklarına. Çepeçevrili anılar aldatır bir başınalığı bazen. Kalabalığın diyarında yersizliği dayar şakağa. Ve aklın tuzağında sessizliğe tapış gerçekleşir.
Hayat dağınık kafalı her kimi yakalarsa yakalasın yüz yaşında da olsa dünyaya uyum sağlamaya yakınlaştırır. Yetkinleştirir. Sokaklara salar.
Sokaklar yatıştırır. Tedirgin gülüşler gömülüdür sokak başlarına. Başlar en küçültücü isteklere başkaldırı kaldırımlarda. Uysal görünüşlü zayıf yüzlü gölgemsi kımıltılar sıkıntıları yer. Kımıldar umut.  Umut kesilmez asla.
Envanteri tutulamayan sokaklara yetki, liyakat boca edilir. Borca açık çek, korkunun hesabını tutanlar sokak başından kaybolurlar. Gerçekler kulislere, tartışmalara açılır. Sonra hayali bir efsane, eksik fırsatları dağıtır herkese. En sonra sokak demokrasisi gerçekleşir. Ucuz demokrasi kuşatması…
Her sokak başında tuhaf bir yanılgıdır, arpalık kesilince sokağa çıkma yasağı. Yasaklar başlar. Karşı şiddet gerçekleşir. Sonra bakılır ki büyük haksızlık olmuş. Yaptırımlar kaldırımında kapkara gölgeler nefret hesabını duvarlara işler. Dar sokaklarda iç içe yaşanır bir müddet, muhteşem  direniş namı hesabına.
Ve direniş gerçekleşir, herhangi bir kentin sokaklarında. Memlekete yayılır. Skandal boyutlarında fısıltılar yer bitirir zamanı. Sokak başlarında…
Zamansız imdat çıkışı çekilir. Çekilir sular. Susup yutmaca anında biter sokaklara. Dolaşmaca artar. Her sokak başında memleket Hasreti. İfşa edilemez ağırlıkta şatafat. Şan olsun diye şambaba tutarsızlığı.
Yani tutuk tutkulu filler tepişir, çimler ezilir. Yine…
MUTABAKAT MUHTIRASI
Çılgınca arsız yersiz köpürüşlerin sonu, aç kurtlar gibi mutabakat aramak olur. Ve mutabakat muhtırası günleri başlar. İçinde otuz kilometre çektirme, yüz küsur saatlik işlemi tamamlama sureleri saklıdır.
Dıştan içe süre beklemeden kabuğuna çekilmeler…
Sayfalar dolusu atıp tutulan, eski kıtanın kolonicileri ile hesaplaşma aniden biter. Etkin devletler kıskacında, komplo teorileri ile boğuşma başlar. İzne tabi, zayıf öngörülü tavırla, yatay yaptırımlara dahil olma ve manyetik alan ölçüsüzlüğü kendini hissettirir. Nereye kadar mutabakat, kaç kere muhtıra bilmecesi. Bilmece budur.
Bilmeceyi çözmek, enlem ve boylama çekilmiş arsızlığı kollamaktır. Fırsat kovalamaktır. Çapraz kodlanmış temasları, zemin kaymalarını, mistik miskinliği, ütopik misillemeleri ise sineye çekmektir.
Sonra mutabakat muhtırası…
Elde tutulanlar, emperyal gücün sınırsızlığında, çevresel çaba, kahır ekseriyet, cazibeli pozisyonlar… yani her yerde aynı tutkudur. Hem de hiçbir şeyin gizli kalmayacağı belliyken. Akrostik yangın, disiplinsiz perspektif, tek doğrusu olmasa da sayfalar dolusu çözülemez gerçeklik. Boş atışmalar. Atışalanında cilim çamurlar, alim bataklığı ve kutsal engizitör modeli.
Model tutmayınca da mutabakat muhtırası…
Çünkü gelenek unutulunca gelecek kararır, makam dilenciliği ve mekan derecelendirmeleri ise lafta kalır. Saraylar sınıfta kalır. Abluka abartması, gitti mi gider heyecanı ve kamplaşmalar ile sunulu devasa yetkiler harcanır.
Sınırlar aşılır ama ansızın başa dönülür. Muhtariyette gözü olanların olmayanların ziyaretleri başlar. İade-i ziyaretler yapılır ve hiç anlaşılamayacak efsaneler, hikâyeler monarşik otorite muhataplığı masaya yatırılır. Yarınlar da maksat sözü geçenlerden olma hayalidir. Vebali de çok ağırdır. Ütopyalara devlet mührünü vurmak pahalıya patlar. Sonuç rasputini bulmaktır.
Yani envai çeşit hesaplar tutmayınca, mutabakat muhtırası…
Hattı zatında literature girmiş ne varsa, hattın ötesini reddediş ile başlayan tavırsızlıktır baş ağrıtan. Bağış yollu tesadüflere kalmış lafta mutluluktur tezgahlanan. Raflık muştularına ise asla inanılmayan.  Yedi düveli denize dolduranlardan olmanın yüceliğidir harcanan. Yani boşa giden yıllardır yaşanan ve yasaklanan.
Sonra, yıllardan sonra duruma mutabakat muhtırası…
Muhitten muhite değişen, soldan sağa soluklanan ise zulümdür. Aslı prokatif cinlik, kliniksel vaka olan. Getirisi, yükselen dincilik, temelli faşizmdir. Hem suçlu hem güçlü hazımsızlığıyla kor ateştir köşe bucak yayılan.
Tam sihirli bir şeyler olmak üzereyken babında mutabakat muhtırası…
Kıyamet kargaşası, mitolojik çağlardan bugüne hep karşılaşılandır. Aynı çekişme, gaflet, delalet ve ihanet. Yani arabın şamında aranan kurumsal mazi hayalciliği.  Proje yağcılığı. Küresel anarşi, despotizm ve otoriter işbirlikçilik. Süpürgelik. Kuruyan topraklara denk rejim şematiği budur açıkça.
Duvarlar kurarak, dut yemiş bülbül dolaşması, derebeyi dalaşmasıdır aklanmaya çalışılan. Vakti zamanında kararan denizleri aşıp, sonrası çölde, gölde boğulmadır.
Sonra değerleri normale döndürmeye destek arayışı ve mutabakat muhtırasıdır…


RASTPUTİN
Rasputin hipnotik papaz. Rus yakın tarihinde etkileyici bir karakter. Çarlık Rusya’sının iktidar hırsına bürünmüş din taciri. Dincisi. Yegâne ilham kaynağı etrafın din eksikliği. Alkolle harmanlanan, serkeş skopiti deliliği. Kelepir keşişlik…
Mevcudiyetine temel mistik bir şifacı olarak isim yapması ve Çar ailesi ile yakınlaşması. Baş döndüren yükselişi getiren, şöhretin doruğuna çıkartan bu. Diğer yandan divaneliği zırh edinerek Tanrı ve Meryem'i gördüğü ifadeleriyle, gelecekten haber vermeye kadar yeltenmesi de bir etken. Grup orjisi tertiplerinden çıkma, süzme aklıyla dinciliği seksüel güdülerle ilişkilendirmesi de.
İlişkilerinin yanı sıra aynı dönemlerde Ortodoks Kilisesi'nin çöküş yaşaması, onu kısa zamanda mistik kurtarıcı rolüne soyundurdu. Kısa zamanda hayran kitlesi büyüdü. Rus çiftçisi ve ailesinin sefillik boyutunda yaşamaya mahkûmiyeti de Rasputin’e trans halinde yakınlaşmayı, yakın takibi sağladı. Büyülenme yaygınlaştı.
Köyünden çıkıp, Kazan'a vardığı günden itibaren namı zihinlere iyice  kazınmıştıı. Tanrı adamı konumunda, Ruhani dini bir lider olarak görülmeye başlandı. İnsanları hipnotize edercesine etkisi altına alması gücünü artırdı. Küstahlaşma derecesine varan tavrını, ruhsal rehber seansları ile birleştirdi. Kehanet derecesindeki durum tespitleri de tüm bunları eklenince Rasputin’e başkent yolu açıldı.
Başkentte temasları ve çok basit öngörüleri tutunca Ruhani Akademi onu Rusya'nın yeni kurtarıcısı olarak lanse etti. Dini geriliği lehine kullanan Rasputin gaybı haber veren papaz popülaritesine erişti. Söylemi peygamber söylemine benzetilmeye başlandı. Gazetelere bolca haber oldu. Başkent sosyetesinin aranılan vaizi ve seansçısı kesildi.
Ve saray çevresinden dostlar edinerek çar ve çariçeye kadar ulaştı. Kendini de aşan kudretini, politikada kullanmasıyla yarattığı dalga genişledikçe genişledi. Özellikle Birinci Dünya Savaşı'nda Çar, ordusunun başına geçtiğinde saray Çarsız kalınca Rasputin rol çalmaya başladı. Çariçe ile birlikte iç siyasete yön verdi. Neredeyse baş danışmanlık etti. Rusya’yı yönetti. Takipçileri daha da arttı. Kutsal üçlü kutlamaları bile bu gizemli beraberliği bozamadı. Öyle bir karaktere evrildi ki etrafına korku çemberi kuruldu.
Çember daraldı. Çariçenin sırdaşı ve oğlunun şifacısı olmayı ilerletmesi, Rusya'nın çok kötü günlerden geçtiğini bilen muhaliflerin ve Saray erkanının düşmanlığını pekiştirdi. Tanrısal talimatlı olduğuna inanılan kimliği aslında Rasputin’i sona doğru yaklaştırdı. Sarayın izole ve debdebeli yaşamından dolayı sonu adımladığının pek farkına varamadı.
Hele Çarı ve oligarşisini devirmek için çalışan Bolşevikler birinci sırada Rusya’nın resmen yok edilmesi gereken tek unsuru haline geldi…
Çok geçmeden de Çar’a ve Rasputin’e nefretin temsilcileri, Çar’a denk mevkie yerleşmiş bu hipnozcu papazı Neva'nın buzlu sularına gömdüler…
Yani son Çar dönemi Rus tarihine bir nevi damga vuran bu doğaüstü önsezi üstadı kendi geleceğini göremedi. Tatar Prens Yusupov’un Sarayı’nda kendisi için hazırlanan komployu hissedemedi. Gerçi uydurma bir mektupta ölümü ve sonrasına ilişkin kehanetler sergilediği, her şeyi bildiği varsayımları ileri sürülse de kaybeden o oldu.
Tüm renkli rüyaların boş olduğu Rasputin’in ölümü ile tarihe not olarak düşüldü…












EMPERYAL KIYIM
Emperyalizmin at oynattığı dünya ve üzerinde kurulan saltanatlar günü gelecek silkelenecek. Koca dünya uyanacak, milletler ayağa kalkacak. Sömürü düzeni yerle bir edilecek. Tarih böyle işliyor. O yüzden şu kavramsal metot ile uyarılır büyük sermaye; “Bütün ulusal Kurtuluş hareketleri komünist olmaya mahkûmdur. Bu sebeple ezilmelidir…” Böyle korkutulur…
Büyük sermaye her dakika her türlü siyasal başkaldırıları ve bağımsızlık mücadelesini emperyalizme karşı her karşı duruşu bastırma kuramları geliştirir; “Ulusal Kurtuluş hareketlerinde gerilla metotlarına başvuran, silahlanan milliyetçiler yok edilmelidir. Anti komünist olsalar bile”
Emperyalist güçler, devrimci teori ve pratiği bastırıcı güçleri tesis eder. Resmi devlet güçleri, paralı askerler, yarı askerlere destekçi açık veya gizli örgütler kurar. Bu örgütler birçok şiddet ve suikastları yapar. Suç antiemperyalistlere atılır. Askeri darbelere de kaynak budur. Darbe meşruiyetini sağladığında; “ Askeri yardımların temel amacı, ülke askerlerini ve diğerlerini emperyalist anlayışa göre eğitmek ve gelecekte onlardan, ülke yönetiminde yararlanılacakları yaratmaktır…”
Emperyalizmin iz sürücüleri özellikle doğrudan orduların içine sızarak, üst komuta düzeyine çıkacakları yetiştirmek ve gerektiğinde ülke yönetimine koyacak konuma getirmeye çalışırlar. Onları önemli marifetlerle donatırlar.
Mevcut durum değişmeye meyillenince veya emperyalist düzeni yıkmaya dönük eylemlilik oluşunca bunlar ortaya çıkar…
Başa geleceklerin kestirilemediği uzun dönemlerin başlangıcı. Gerçekleşmesi düşünülemeyeceklerin yaşanması. Kötü günler güncellenir.
Son Nokta; ” Muhalefetin parçalanması ve boğulmaması…” noktasıdır…
Devrimci muhalefet anlayışının her türlü şiddeti barındıran yöntemlerle bastırılıp ezilmesi emperyalizmin en maharetli olduğu şeydir. anti-emperyalist akımın yolunun kesilmesi her türden gerici-dinci akımlarının önce örgütlenmesi sonra kullanılmasıdır.
Her türlü enstrüman rağmen mücadelenin yönü kayba yöneldiğinde ise iç savaş hamlesine geçilir. Ve komünistleşen çıkış ezilir.
Sonrasında emperyal kıyım acımasızca işler. İşler emperyalizmin arzuladığı seviyeye gelene dek…





GÜNEŞ                                 

Güneş doğduğunda canlanır hayat. Hayatın tıkırtıları çok yakından gelir. Anıların üzerine an doğar. Üzerine toprak serili hayatlar ısınır. Pencerelerdeki kara perdeler açılır. Günler sımsıcak ama yürekler buzdur hala.
Her şeyin çok güzel olmasına daha zaman vardır. Çünkü yüreklerin kara kıştan kurtulması zordur. Ama hiç olmayacak değildir. Akıl hazinesi hazneye mermiyi verdiğinde olur. Bir kere karun hazineleri artık tehlikededir.
Kâğıt, mürekkep ve baskı kokusu tüm korkuların üstesinden gelir. Kültür, bilgi ve bilim her barikatı yıkar aşar. Artık güneş doğdu. Her şeyin çok güzel olmasına meşale yakıldı. Koltuğa çakılanların utku nutku tutuldu. On yıllarca talanda olanları, iç edilenlerin elden gitme korkusu sardı. Şaşkınlık konuşmalarda. Dizini dövme heyecanı ortalıkta.
Bugünler değerlidir. Etrafında dönen ve kendi enerjisini üretemeyen farklı çaptaki gezegenlerden oluşan bir düzenekte elipsi yörüngeler çizme devri normal. Bir ileri aşaması görüntü evrimi. Güneş sisteminin beş milyar yaşına hürmeten uydulaşmak da teleskobun önünde cereyan ediyor.
Artık güneşe yakınlık mesele. Yakar yakınlaşanı…
Güneş tutulması çok uzun zamandan sonra yaşandı. Güneş tam örtülecekken yeni bir evre çerçevesinde ışık patlaması yaşandı. Gölge kalktı. Bir yenisi için 375 Yıl beklenecek artık.
Mantık çağında çağı yakalamaktır bütün mesele. Gözlemevleri inşa edilsin tepelere. O tepelerden daha tepede en üst noktadadır Güneş'in evi. Kralın hazinesi…
Nice tüccar kafalar ve korsanlar yüzyıllardır sessiz sedasız ulaşmaya çalışırlar, Güneşin doğduğu yere. Oradaki fetihlerin ganimetini Güneşin battığı yere taşımak için.
Güneşin en garip avlulardan geçişini bilinçaltına hapsetmekle de batar Güneş. En duygusal ışıklarla canlanır doğa. Bir şeylerin gölgesi düşer yeryüzüne. Ve anı en mükemmel sorgulama başlar. Evren sorgulanır.
Artık güneş doğduğunda bir şeylerin farkındalığı artar. Suskunluk sergileyenler bile bir eksik bir fazla fısıltılarla dökülür. Nihayet seri halde tek başına uzun yolculara çıkılır.
Yolculuk güneşe. Güneşe koşmaktır özgürlük. Güneş battığında akınlar durulur. Ve canlanır hayat tıkırtıları, yayılır geleceğe.
Üzerine yakamoz serili denizlere doğar  ay parçası…




SOYUT
Soyut varsayımlar hep tehlike saçar. Etkileşim süreçleri değişken olsa da özel durumlar daima etki altına girmeyi veya isyanı belirler. Olağanüstü güçlerin kullanılması ve gösterilmesi örnek çeşitliliği bozar. Nitelik düşmesini hızlandırır. Nicelik tecrit edilir. Ve soyuta somut muamelesi başlar. Somuta soyut müdahalesi…
Başlangıçta gerçek olanı olmayandan ayırma güdüsü de zedelenir. Öyle ki içtimai hayat, hal ve tabiat soyut kaide ve usuller çerçevesine hapsedilir. Adeta kendiliğinden yaratılan bir mahiyet tüm mahremiyeti içine Çeker. Yok eder. Ve ortaya çıkan soyut bilimsellik bütüne belli amaçlar doğrultusunda birileri aracılığıyla hükmeder.
Karşıt görüş sergileme değişik düşün, metot ve yorumlar uygulanamaz ölçütünde değerlenir. Ampirik bilgi, uyuşmaz öngörü ve bilimsel temelsizlik soyut kavramlar işgalini artırır. Soyutizm her şeyi fetheder.
Soyut ide, kehanet sıkışmış saray köşelerinde kıstırdıklarını yapay inanç ve ince his ile bilinen ve varlıklaşan bedenlere dönüştürür. Kavramlardan soyutlar. Soyut anlak güç kaybeder. Rejim daha güçlenir.
 Soyuta bel bağlanınca, divan durulunca akla savaş kazınır. Kazındıkça tabloya marifetli görüntüler girer. Tankı topu doğrultulur. Çünkü soyut emperyalizm perspektifinden geçmiş klişe tabular tehlike saçar…
Hamasi nutuklar ile gerçeğin görülmesi önlenir. Soyut gerçeklik yanardağların suskunluğunda uydular ve uydurmalar profilini somutlar. Nice tezat,  ayrım, kırmızıçizgiler vahşiliklere yol açar.
Soyut kapitalizmin somut vahşiliği ve etkisi süper olur.  Olağanüstü değerler silahlı isyana teşvik edilir. Absürt ve soyut etkili konuşma etkisiz sunum sonunda her şey iletişim ayıbıdır. Utanç boyutunda alt metindir. Alt başlıktır.
Başlangıçta soyut olanı anlama duygusu ve merakı vardır. Ayırt etme içgüdüsü zayıfladıkça her şey normalden sayılır.
Akıl zedelenmesidir yaşanan. Zekâ arayışı en somut gerçekliktir. Nitelendirme yarışı yaşamın ereğidir. Erdikçe sınırda yaşamak ve kontrol edilememektedir doğan. Doğan meşru iddialar bile teferruat sayılır. En iyi ihtimalle ortaya çıkan sonuç soyut gerçeklik somut yıkımdır.
Bütün analizler sarpa sarınca da dünya soyut, soyut gerçeklik somut olur. Dünya cennet, cennet iktidar faslı. Kuru inat soyuta doymuş akılla, soyuta soyunmuş beden çatışmasıdır.
Aslında Vicdan sıfırlaması,  can stoklanması yaşanır. İşte o aşamada bazı varsayımlar vardır ki çok tehlike saçar…
CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMINA MEKTUP
Tarihsel ilginçlik 1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı ile tekrarlanır. ABD ambargo uygulayınca maddi destekler de kesilmiş ve devlet bütçesinde gider faslı olmayan devlet kayıtlarında bahsi geçmeyen bir kurum içi kurum açığa düşmüştü. Genelkurmay içinde ‘askeri özel harp dairesi-Sivil kontrgerilla pratiği’…
Başbakan Bülent Ecevit tırmanan, tırmandırılan karanlık eylemleri 1959'da ABD ile imzalanan ikili dolaylı saldırı anlaşması ile kurulan ve masrafları örtülü ödenekten karşılanan bu örgütsel yapıya bağlar. Ve 77 Mayısında Cumhurbaşkanlığı makamına bir mektup yazar. Makama mektupta tüm ayrıntıları iletir;  “adı geçen örgüt gerilla ve kontgerilla savaşları için ve her türlü yeraltı faaliyetleri için planlar yapar. İnsanlar yetiştirir. Hukuk dışıdır ve gizlilik içinde çalışır. ABD mali desteği 1974'te kesilmiştir. O yüzden gördükleri eğitimi Türkiye'deki şiddet eylemlerinde kullananların bulunduğu güçlü olasılıktır. Çünkü birçok eylemlerden bazısı görünürdeki çoluk çocuk tarafından değil, ancak güçlü bir örgüt tarafından düzenlenebilir niteliktedir…”
İlginç ama acı olan, ABD'nin durduk yere Türkiye iç güvenliği ile ilgili bir yarı askeri örgüt kurup, parasını ödeyip, bizzat yönetmesidir. Yönetmekle kalmayıp başka işlere de yarı gizli kullanmasıdır.
Değil mi ki, ABD solcu rejim ve hükümetleri devirmek için hep yerli güçleri eğitip, silah ve malzeme ile donatılmış, kuvvetler haline getirir ve iç güvenliği tehdit edecek biçimde sahneye sürer. Türkiye’de de sürmüştür.
Ecevit mektubuna konu olan bu ciddi organizasyonu Cumhurbaşkanlığı makamına hem mektupla hem de tarihe kaydetmiştir…
Öyle ki 80 faşist darbesine kadar bu kamp-kadrosu ateşi artıran bir rolde, ABD karşıtı gelişen tüm muhalif eylemlere karşı koyan bir moda dönüşmüştür. Birçok olay tertip edilmiş, yağma ve katliamlar organize edilmiştir. hem de tüm maaş ve giderler ABD tarafından ödenerek, denetlenerek.
Anlaşmayla sabittir; “yerel kuvvetlerin tüm komuta ve idari organları ABD uzmanları tarafından kontrol edilmeli. Ama kontrol kamuoyundan gizlenmeli, çok gizli tutulmalıdır…”
Başbakanın, Cumhurbaşkanlığı makamına yazdığı mektup özünde ABD'nin devlet yönetimde aktif rol aldığı ve kontrolü daima legal, illegal metotlarla elinde tuttuğuna işaret ediyor. Gösteriyor. Özellikle faşist güçlerin mali yönden desteklendiği ise açık. Hatta güvenlik ve istihbarat örgütlenmelerine sızmışlık açık seçik ortada.
Asıl tehlike ise mektup ve mektuplar ötesi. Elbette tepe yöneticiler her şeyi biliyor. Bilmezden geliyorlar; “Türkiye'nin siyasal bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne karşı her türlü tehdit, gayet ciddi tetkik edilir. Doğrudan veya dolaylı saldırı, sızma, yıkıcı faaliyetler ve sivil saldırıda ABD Türkiye'ye müdahale eder. Yardımda bulunur…”
Yok, canım olmaz öyle şey diyenler yarın öbür gün eften püften bir sebeple bu anlaşma maddesi gerçekleştiğinde, emperyalist saldırıya direnenler cephesinde yer alacaklar mı almayacaklar mı mesele budur. ABD’nin korkusu da…
Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı bile gizli güç karşısında yalnız kalır. Yalnız bırakılır. Ve Cumhurbaşkanlığı makamına mektupta ilan ettiği realite kayda geçer. Sonraki yıllarda kısa dönemli iktidarı yaşasa da eski hesaplar açılır, beter gönderilir. Yakayı kurtaramaz.
Cumhurbaşkanlığı makamına açık mektup; bunlardan yakayı kurtarmak için, bu avara kasnak mektup, harekât öncesi ve sonrası yaşananlar kesin delil, iyi bir fırsat.
Yoksa tarih tekerrür eder, memleket çok acı çeker…

AVARA KASNAK MEKTUBU SONRASI
Avara kasnak mektup ile önlenen Kıbrıs müdahalesi sonunda ABD, Türkiye’de iktidarı dizayna el atar. Belki de 1964 Kıbrıs olayları ve Conson’un küstah mektubu Türkiye'ye yeni bir yol haritası dayatmıştır.
Bir kere Türkiye Cumhuriyeti'nin Mustafa Kemal'den sonraki ikinci adamı İnönü ve Partisi CHP gözden düşmüştür, düşürülmüştür…
Hemen peşine ajan Portır Ankara'ya yollanır. Ajan inceleme ve araştırmalarda bulunur. Bu arada AP Kongresi'ne neden olacak bazı gelişmeler yaşanmıştır. Kongrede Demirel seçilir. Demirel’in Conson  ile çekilmiş fotoğrafı salonda elden ele dolaşır.
Yeni namzet bulunmuştur…
Zaten ABD için; ” Türkiye'de demokrasi olup olmadığı hiç önemli değildir. ABD'nin dediğinden çıkmama ve borçları muntazaman ödeyen bir idare olması kâfidir. Yani kifayeti siyaset Kifayeti demokrasi...
Emperyalizme bağlılık ve kapitalist bağımlılık ülkenin kaderini belirleyen ana unsurlardır. Gerisi hikâye. İstenende tırnak içinde bellidir. ABD tek bir şeye bakar; Türkiye'de demokratik bir idare olmuş, şoven bir idare kurulmuş, faşist cuntacı bir idare varmış, Dinci bir hükümet kurulmuş ona hiç bakmaz. ABD yalnızca o memleketin, Türkiye'nin kendisine ne ölçüde tabi olduğuna, kendi belirlediği politikalara ne dereceye kadar satelit olduğuna bakar…”
Yani ABD açıkça uydu görevine uygun sivil idareler ister. Eğer buna uygunu varsa onunla devam eder. Yoksa sivil ve askeri darbelerle kendi ideolojileri doğrultusunda yetişmiş ve iş görecekleri iktidara monteler.
O yüzden avara kasnak mektubu sonrası dikleşen İnönü'nün yerine anında Amerikancı bakış açısına göre hareket edecek birinin geçmesi hemen planlanır.  
Böyle bir geçiş planı yoksa da pentagonvari hamleler buna yol açar. Sonuç ortada.
Ayrıca garip bir tesadüftür ki kaos dönemleri sonrası başa gelen, başa geçen mutlaka ABD kurumları ile direkt ilişkili tiplerdir. ve Türkiye'de kurumların üst yönetim kadrolarında ve kilit noktalarında görevlendirilmiş zatlardır. Bu zevat çoğunlukla özel burslarla ABD'de özel eğitim almış veya özel seçilmişlerdir. Öyle ki bazen bu eğitim süzgecinden geçirme, yetiştirme ile yetinilmemiş ABD vatandaşı bile yapılmışlardır.
Tam 55 yıl sonra avara kasnak bir mektubun tekrarı, bu nasıl bir işleyiştir sorgulaması yapma zamanının geldiğinin açık göstergesidir. Siyasal gelişmelerin derinliğine irdelenmesi, daha başka ne tavizler verildiği ve verileceğinin de ifadesidir.
Siyasi bağımsızlığın on yıllardır siyasi-dini bağnazlığa dönüştüğü Türkiye'de, ABD tarihsel süreçte taklit ettiği hangi projeyi hayata geçirecektir mesele budur. On yıllardır iktidar olanların, demokrasiyi değil de faşist karaktere dönüşmeyi seçmesi ve bunun desteklenmesi avara kasnak mektup sonrasını da ortaya seriyor.
O yüzden Cumhurbaşkanlığı makamına, durumu özetleyen mektup zamanıdır…
AVARA KASNAK MEKTUP
Türkiye üzerindeki ABD hegemonyası, tarihi belgelere geçmiş yarenliklerle, ikili yardım anlaşmalarıyla perçinlenen zorlu bir dostluktur. Elde kalan ezeli düşmanlık, ebedi dostluk yandaşlığıdır. Ve Türkiye'de öteki ABD’lileri memnun eden durumlar. Mektuplar. Nedendir bilinmez bir türlü doğru okunamayan, rest çekilemeyen ve resetlenemeyen mektuplar. Avara kasnak mektuplar…
Bu yağmacı düzenden yaklaşık 55 yıl önce Kıbrıs'a garantörlük anlaşması uyarınca planlanan bir müdahaleye ABD vizesi çıkmaz. İkinci Adam Başbakan. İnönü. Ve Başkan Conson mektubu gelir.
Mektup daha o dönemde Türkiye ABD ilişkilerini açıkça gözler önüne seren bir mektuptur. Unutulmaz bir tarihi belge…
İkinci adam asla dahli olmadığı olaya şöyle bakıyor meseleye; “ Bütün mücadeleler sonrasında peygamber edasıyla size dünyaları vaat ederler.  İmzayı attınız mı ertesi gün gelirler. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Bu meselenin üzerine tez vakitte gitmek lazım.
Yoksa ne bağımsız dış politika, ne bağımsız iç politika güdemez, havanda su döversiniz. Fakat zannetmeyin ki kolay iştir. Savuşturulan badireler hiç kalır. Teşebbüs ettiğiniz de başa neler gelecek asla kestiremezsiniz” diyerek avara kasnak mektubu ve süreci ibret alınacak biçimde özetler.
Tarihi mektuptaki Conson’un emredici ve küstah üslubuna İkinci Adam gereken tepkiyi anında göstermiştir. Ve CIA hakkında rapor hazırlayacak kadar ileri gidiyor.  Hem de Türkiye başkentinde yaşayan biri tarafından; “Çetin ceviz İnönü beklendiği üzere çok dik. Son sözü ve izlediği Atatürk'ün milli politikası. İkili anlaşmalar, üsler ve benzerleri gibi can sıkıcı sorunları tekrar ortaya atmaya çalışarak, hükümete karşı tecavüzleri arttırmaktadır.
Bu sebeple herkes müttefik ki bu tehlikeli muhalefetin tedrici, şekilde parçalanmasını ve bütün arzulanmayan sonuçları ile birlikte benzeri bir birlik yaratmasını önlemek üzere boğulmasını tahrik eder, hatta buna zorlar…”
Gerçi müdahale on yıl kadar erteleniyor ama İnönü’nin onurlu dik duruşu tarihe geçiyor…
Ve İkinci Adam kısa bir süre içinde hükümetten düşürülüyor…
Avara kasnak mektup göstermiştir ki; Ta 2. Paylaşım Savaşı'ndan kalma eski püskü ABD malı silahların bile ne zaman nerede, kime ve nereye kullanılacağına karar veremeyecek konumda bir ülke yaratılmıştır. Veya ülke böyle bir hale ve acze düşürülmüştür. Mektup ile hizaya çekilmeye çalışılan iktidarlar başa getirilmiştir. Rest çekenler ise düşürülmüştür.
Conson tam son derken, on yıllar sonra Turump ayarsızlığı. Karşılaşılan avara kasnak bir mektup daha…
Zamanında İkinci Adam’ın cesaretle yaptığı gibi, resti çekip de iktidardan düşürülmemek için, şimdilik mektubun ağır etkisine karşın, hafif tepki verildi.
Türkiye üzerinde ABD hegemonyası bir kez daha kırılamadı…
KÜÇÜK AMERİKA

İkinci Dünya Savaşı biterken, Türkiye'de küçük Amerika yaratma hevesi ve hedefi memleketi ileriki yıllarda içinden çıkılamaz darboğazlara sürükledi. Can alıcı anlarda daima ABD belirleyici bir rol üstlendiğinden işler hep sarpa sardı. Tüm aksiyonlar sadece ABD lehine şekillendi. Şekillendirildi…

Atlatılan badirelerden sonra ise seçimler yoluyla, kurulan partiler ve dizayn edilen hükümetler eliyle, somut koşullar ve temel çıkarlar ABD politikalarına göre ayarlandı. Teknoloji transferi ve dış borçlanma modeliyle, gelişme ve finans yabancı sermayeye endekslendi. ABD güdümündeki büyük sermaye Türkiye ekonomisini zayıflattı. Zaaflarını bir bir çoğalttı.

Bağımlılığın daha da artmasını sağladı. Türkiye’ye daima kendi üretim teknolojisini kuramayan, kendi üretemeyen bir model ne gerek var diye dayatıldı. Böylece Türkiye emperyalist güçlerin istediği, bütünüyle dışa bağımlı bir hale geldi. Daimi pazar olarak görüldü. Bu çizgide sınırsız ABD propagandası yapıldı.

Hem de kendi eli ve kendi dilinden; “ABD yatırımları için yeni ve daha iyi bir iklim yaratılmalıdır. Nitekim Türkiye gibi ülkelerde böyle bir iklim yaratılabilir. Yaratılmıştır. Bu memnuniyet verici bir durumdur. Bunun için yabancı şirket yatırımları ile ilgili kanun ve yönetmelikler gerekir. Kanun ve yönetmelikler modernleştirilmiş ve ABD yatırımları için tam da istenilen hava yaratılmıştır…”

İşte bu sömürücü havanın sürekliliği ve küçük Amerika hayalleri için belli dönemlerde önce faşist yönetimlere işbaşı yaptırılması gerekir. Sonra despot veya değil uyumlu iş çıkaran liderlerin desteklenmesi gerekir. O da halledildi.

Özlenen küçük Amerika'ya hangi hükümetin baş olacağı da açık seçik dile getirilir; “ Diplomasi, siyaset ve doğrudan tedbirlerle uygun havanın, elverişli ortamın yaratılması, ne tür rejimlerin ve ne biçim toplumsal ve siyasal güçlerin sahneye çıkarılacağını bulmak zor olmasa gerek. Alınacak bütün tedbirlerle yabancı yatırımlar için yaratılacak ortam, bu tip ülkelerin yönetimlerini ve yöneticilerini şah iken şahbaz yapar...”

Bu çarpıcı açıklama küçük Amerika idealinin ortaya atılışından bugüne, Türkiye'de hangi rejimsel yaratılar ve rejim karşıtı yaratıklar, ne gibi toplumsal ve siyasal modeller denendiğinin de açık itirafıdır.

Ezeli ebedi dostluk ve konukseverlik adına kapıları ardına dek düşmana açmanın sömürge sistemi içinde olmakla eşdeğer olduğu küçük bir gerçeklik. Oynanan oyun içinde oyun. Büyük oyun ise palazlandırılan küçük Amerikalıları, gelişen her türlü muhalif hareketleri, devlete ve ABD'nin güvenliğine yönelik saldırı olarak kabul eden ve karşı koyan havaya sokması. Bu tezahür özellikle Türkiye’yi küçük Amerika yapma hevesinin de özü.

Ana gaye ise Mustafa Kemal’in ; “ Bugün günün nasıl ağardığını görüyorsak, uzaktan bütün şark milletlerinin uyanışlarını da öyle görüyorum. Bu Milletler mutlaka muzaffer olacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünde yok olacaktır.” Devrimci öngörüşünü kendi toprağında çürütmektir.

Çünkü Atatürk yaşadıkça Türkiye’yi asla küçük Amerika yapamayacaklarını iyi biliyorlar…

Hiç yorum yok: